II  -  ÖN-TARTIŞMA

 
 

Yakın dönemlerde insan -- biyolojik evrim açısından çok kısa sayılması gereken bir zaman aralığı içinde -- tarım devrimini, endüstri devrimini, otomasyon devrimini, kitle haberleşmesi ve bilgi patlaması (enformasyon) devrimlerini yaşamıştır. Bugünkü sorunlarımızın pekçoğu, büyük olasılıkla, bir başka yaşam tarzına uyarlanmış biyo-psikolojik yapımızın, artık bu yapının geçerliğini yitirmekte olduğu günümüz kültür dünyasında doğurduğu gerilimlerden kaynaklanıyor.

Bu uyarlanma açısından alet teknolojisinin önemini ilk kez Darwin (1971) tartışmıştır. Darwin, primat atatürlerinden öninsansılara ve daha sonra da insansılara dönüşüm çizgisinde kesici-parçalayıcı dişlerin küçülmesi eğilimini, bunların işlevlerinin alet kullanımı ile yitirildiği şeklinde yorumlamıştır. Bu görüş, o günden bu güne, çoğu yazar tarafından izlenegelmiştir.(6)

Oysa, başta insana en yakın biyolojik kökdeşleri primatlar takımından olmak üzere, çeşitli memeli, kuş ve öteki sınıflardan türlerde varlığı gösterilen "alet kullanımı" davranışlarıyla, bu ölçüt antropoloji teorisindeki geçerliğini yitirmiş görünmektedir.(7) 1960'lardan bu yana özellikle şempanzelerde -- gerek laboratuar koşullarında ve gerekse doğal çevrede -- gözlemlenen kimi davranışların, daha sonraları başvurulan "alet yapımı" ölçütüne de gölge düşürmüş olduğunu söyleyebiliriz. Alet teknolojisinden yana en güvenilir ölçüt, belki de bu davranışın türün ekolojik uyarlanması açısından yaşamsal önem taşıyıp taşımadığının araştırılmasıdır. Şempanzelerde gözlemlenen alet yapımı davranışları bir yaşam stratejisi olarak birincil işlev taşımamakta, beslenmeye yada savunmaya olan katkısı toplam davranışlar içinde belirli bir yüzdenin üzerine çıkmamaktadır. Alet teknolojisinin insanın kültürel uyarlanması açısından ayrıcalığı, istikrarlı, yoğun ve gelişime açık bir davranış boyutu oluşturmasındadır. İnsanda alet teknolojisi, türünü sürdürmede temel katkılardan birisi olmak durumundadır.

Ekolojik evrimde yepyeni bir yaşam çentiği olan kültürel uyarlanma yönündeki seçilim baskıları başlangıçta birden fazla insansı grubunun evrilmesine (evrimleşmesine) yol açmıştı. Günümüzden yaklaşık 1.5 milyon yıl öncesine kadar yeryüzünde bu ekolojik çentiği paylaşan en az iki insansı grubu -- Homo ve Orta Pleystosen başlarında Doğu Afrika'daki Ostralopitekus robustus -- yaşıyordu. Sonraları sosyal/kültürel çentikte daha üstün uyarlanma başarısını sağlayan Homo erektüs nüfusları, kuzenleri arasından sıyrılarak, Homo sapiens'e ulaşacak çizgide tek başlarına kalmışlardır. İnsanın evrimi öyküsünün son perdesinde (günümüzden yaklaşık 150.000 - 30.000 yıl öncesi dönemde) Homo'nun Avrupa anakarası ve dolaylarında özelleşmiş bir kolu olan Neandertaller'in de büyük bir olasılıkla güney ve güneydoğudan gelen Kro-Manyon'lar karşısında yenik düşerek sahneden kısa sürede silinmelerinde, buna koşut bir sürecin rolü bulunduğu düşünülebilir. İnsansıların burada sözünü ettiğimiz son bir milyon yıllık serüveni, kültürel yaşam çentiğinin -- aşağıda irdeleyeceğimiz otokataliz etkisi nedeniyle -- katlanarak yoğunluk kazanması ve öteki  tür yada alt-türlere bütünüyle kapatılmasının öyküsüdür.

Kültürel dünyanın oluşturulmasında ve basitten karmaşığa evriminde otokataliz ilkesinin geçerli olduğu gösterilebilir (Wilson, 1979: 222). Otokataliz, bir tepkimede ortaya çıkan ürünlerin aynı zamanda bu tepkimenin katalizörü durumunda olmalarıdır. Böylece ürün, tepkimenin giderek hız kazanmasına, kendi üretiminin geometrik katlanmalarla büyümesine yol açar. Kültür boyutuna uyarlanan nüfuslar için gitgide daha karmaşık kültürler yönündeki seçilim baskıları önemini hiçbir zaman yitirmemiştir. Dahası, kültürel uyarlanma giderek biyolojik uyarlanmanın önüne geçmiştir. Kültürel uyarlanmanın koşutu olan biyolojik ve davranışsal yapı, milyonlarca yıl süren avcı-toplayıcı dönem boyunca oluşmuştu. Oysa yakın dönemlerde insan -- biyolojik evrim açısından çok kısa sayılması gereken bir zaman aralığı içinde -- tarım devrimini, endüstri devrimini, otomasyon devrimini, kitle haberleşmesi ve bilgi patlaması (enformasyon) devrimlerini yaşamıştır. Bugünkü sorunlarımızın pekçoğu, büyük olasılıkla, bir başka yaşam tarzına uyarlanmış biyo-psikolojik yapımızın, artık bu yapının geçerliğini yitirmekte olduğu günümüz kültür dünyasında doğurduğu gerilimlerden kaynaklanıyor.

----------------------------------------------------

6. Oysa, silâh olarak kullanılabilecek dişlerin ve alet teknolojisinin birlikte bulunmalarında davranışsal bir çelişki olmadığı da gösterilebilir. İnsansılardaki diş yapısı eğilimlerinin, metinde de dokunulduğu gibi, genelci (generalist) bir yaşam stratejisinin belirtisi olarak yorumlanması daha geçerli görünüyor.

7. Metinde belirttiği gibi, geçerliği şüpheli olan bu ölçütün, bir akademik alışkanlık olarak, öteki pekçok disiplinde ise sürdürülmekte olduğunu görüyoruz.

BAŞA DÖNÜŞ