I  -  G İ R İ Ş

 
 

İnsana giden evrim çizgisinde, öteki biyolojik türlerdeki güçlü pençeler, sivri dişler, hızlı bacakların yerini,  karmaşık bilişsel süreçler, gelişmeye açık iletişim becerileri, yoğun sosyal ilişkiler almıştır. Bu bir kültürel uyarlanma serüvenidir.

Davranışlarımızın doğası ve kökeni, insan bilimlerinde öteden beri tartışılagelmiştir. Antropolojide yaygın destek sağlamış görünen bir yaklaşım, sorunun çözümünü avcı (ve toplayıcı) atatürlerimizin anlaşılmasına bağlamaktadır.(1) Buna göre,

insan türü, tarım devriminden yola çıkarak önce sanayi devrimini ve günümüzde ise bilimlerdeki devrimlerini gerçekleştirmiştir. Bu son dönemler zarfında, tarihinin yüzde doksan dokuzunu içeren önceki yaşam tarzının sınırlama ve kısıtlamalarından kurtulmuş görünmektedir. Oysa türümüzün temel [genetiği] o uzun avcı-toplayıcılık döneminde oluşmuştu. ...Bizi öteki iri primatlardan farklı kılan biyolojimizi, psikolojimizi ve davranış özelliklerimizi geçmişin avcılarına borçluyuz (Washburn ve Lancaster, 1971: 403).

İnsanın öteki iri primatlardan farklı özellikleri için genelde beş ana ölçüt üzerinde durulur: 1. Dik duruş ve yürüyüş; 2. Kesici/parçalayıcı dişlerde küçülme, ve dolayısıyla öğütücü dişlerin önplâna çıkması; 3. Beyindeki yeni-korteks gelişimi; 4. Kültürel yaşam, çevreye kültürel uyarlanma boyutu; 5. Cinsel yaşam örüntüleri; sürekli eşleşme yönünde işleyen seçilim baskıları...

Evrim süreçleri, herbir canlı türünün temel biyolojisi, psikolojisi ve davranışları arasında bütünleştirici ağlar örer. Bu bütünleşmenin dinamiği, değişmekte olan çevre özellikleri ile sözkonusu türün yaşam tarzı arasındaki etkileşmedir. Her biyolojik tür, çevreden etkilendiği ölçüde olmasa da, çevrenin oluşumuna şu ya da bu ölçüde bir katkıda bulunur. İnsanı, kökdeşleri olan öteki primat türlerinden -- ve bilinen biyolojik yaşam örneklerinin tümünden -- farklı kılan genel özelliği, uyarlandığı biyo-kültürel yaşam çentiğidir.(2) Bu uyarlanma çizgisinde, geçmişin insansılarının ve günümüz insanının çevreyi oluşturmadaki etkin gücü, öteki hiçbir biyolojik türle karşılaştırılamayacak düzeye ulaşmıştır.

İnsanın evrim serüvenindeki ayrıcalıklı özelliklerini kazanışını tartışırken, öncelik-sonralık, neden-sonuç gibi ardışıklık ilişkileri araştırılması hatalı bir bakış açısı olur. Ekolojik başarı, o türün çevresiyle etkileşim çerçevesindeki toplam yaşam tarzını anlatır. Avcı-toplayıcı yaşam tarzının, insan ekolojisinin hem itici gücü, hem sonucu, hem de simgesi olduğu kolaylıkla gösterilebilir. Homo sapiens'e ulaşan başarı grafiği -- primat atatürlerinden geçmişin insansılarına ve geçmişin insansılarından günümüz insanına -- bu genel yaşam stratejisiyle bağlaşık ve evrimde biriciklik taşıyan kendine özgü karmaşık davranış örüntülerine dayanıyor.

"Kültürel" uyarlanma yönündeki ekolojik "sıçrama",(3) doğal kaynaklardan önceki biyolojik olanakların elvermediği ölçeklerde yararlanılması yolunu açmıştır. İri hayvanların plânlı ve sürekli avlanmasına dayalı yoğun protein beslenmesi bu yönde sağlanan başarının göstergesi sayılmak gerekir. Daha sonraları tarım ve sanayi devrimlerini gerçekleştirerek kendi ürünlerini kendisi yetiştirme yoluna da girecek olan biyo-psikolojik yapı, demografik gelişimini milyonlarca yıl süren avcı-toplayıcılık dönemi boyunca koruyabilmiştir.

Atatürlerimiz olan primat nüfuslarına(4) sonunda insana ulaşan çizgideki ekolojik başarıyı, öteki biyolojik türlerdeki güçlü pençeler, sivri dişler, hızlı bacaklar yerine, karmaşık bilişsel süreçler, gelişime açık iletişim becerileri, yoğun sosyal ilişkiler geliştirilmesine dayalı bir evrim çizgisi kazandırmıştır. Bu bir kültürel uyarlanma serüvenidir.

Böyle bir uyarlanma yönündeki seçilim baskılarının, başlangıçtaki primat genetiğiyle olan dinamik etkileşmesi sürecinde insanın bugünkü biyolojisi ortaya çıkmıştır. İnsan cinsinin (Homo) daha önce andığımız bellibaşlı ayrıcalıklı özelliklerinin bu ilişkiler zincirindeki konumu için birkaç örnek verebiliriz. Dik duruş, âlet kullanımı/yapımına giden çizgide ellerin serbest kalmasını sağlamıştır. Aynı süreci öteki yüzüyle tanımlayacak olursak, iri hayvan avcılığına yönelen sosyal/kültürel yapının geliştirimiyle bağlaşık âlet kullanma/yapma eğilimi, dik duruş yönünde bir seçilim baskısı oluşturmuştur, diyebiliriz. Öte yandan insansıların diş yapısında gözlemlediğimiz beslenmede genelcilik eğilimi, dar kapsamlı bir ekolojik çentikte özelleşerek fırsatçılıktan yana kısıtlanmak yerine, denenmemiş yönlerde atılıma açık bir yaşam stratejisine tanıklık etmektedir. Ek olarak, beyin işlevlerinin gelişimi ve çeşitlilik kazanması, sosyal etkileşmenin yoğunlaşması, yetişkinlik öncesi bakım ve eğitim döneminin uzaması ve bununla bağlaşık cinsel/töresel davranışlar ve işbölümü(5) gibi öteki özellikler de, insanların kültürel uyarlanma çizgisinde önde gelen süreçlerdendir. Böylece, insansıların geliştirdiği avcı-toplayıcı yaşam tarzı, bir yandan sosyal dayanışma ve öte yandan âlet teknolojisiyle bağlaşık bir biyo -kültürel uyarlanma niteliğini taşımaktadır.

----------------------------------------------------

(1) Bu görüş, Sosyobiyoloji kuramında da paylaşılmaktadır. Sosyobiyoloji açısından kapsamlı bir değerlendirme için, bknz. Wilson, 1979 : 84 - 100. "Avcı însan" (Man the Hunter) deyimini, Lee ve DeVore (1969) kitap başlığı olarak kullanmışlardır.

2. "Yaşam çentiği" terimini -- doğanın yasalarını benim yorumladığım kadarıyla bir kavram çevirisi olarak -- "ecological niche" karşılığında öneriyorum (bknz. İzbul, 1980a). Türkçe literatürde, İngilizce'den alındığı şekliyle "niş" yahut "ekoniş" kullanımına yaygın rastlanıyor. Bir başka terim önerisi, "yaşam yuvası" olabilir (Prof. Bozkurt Güvenç'ten esinlenerek).

3. Biyolojik evrimde böyle bir kavramı ancak zaman boyutundan soyutlayarak kullanabiliriz.

4. Burada coğrafî bir bölgeden çok, belli sosyal-kültürel özelliklere sahip gruplar kastedilmektedir.

5. Öninsansıların atatürlerinden ayrımlaşmasında avcılık yaşam tarzı ve bununla bağlaşık âlet teknolojisinin daha sonraları kazanılmış davranışlar olduğunu savunan Lovejoy'a (1981 : 341, 348) göre, farklılaşmadaki temel etken, yoğun çocuk bakımına dönük demografik bir strateji ile ilgili cinsel davranış örüntüleri ve sürekli eşleşme eğilimidir. Bu görüş, öninsansıların ayrımlaştırıcı özelliklerini kazanmalarından yana ardışlık kavramını gündeme getirmesi açısından eleştirilebilir.

BAŞA DÖNÜŞ