III - AVCI-TOPLAYICI YAŞAM TARZI

 
 

Anne ve çocuklarından oluşan biyolojik birim, babanın da sürekli katılmasıyla kültürel bir birime dönüşmüştür.

İnsanın güçlü cinsellik dürtüsü -- üremeden çok -- kadın - erkek ilişkileri, eşleşmelerin sürekliliği ve duyumculuğuna yöneliktir.  Kısacası, sosyalleşme yönünde bir seçilim baskısıdır.

İnsanın avlanma tarzının ayrıcalığı sosyal, psikolojik ve teknolojik boyutlarıyla bütünleşmiş, biyolojik evrimde benzeri olmayan -- biricikliği olan -- bir davranışlar karmaşığı olmasındadır. İnsanın öteki biyolojik türlerin arasından sıyrılarak, yeryüzü ekolojisine egemen tür(8) konumunu kazanması, bu yaşam tarzıyla bağlaşık sosyal/kültürel evrimi boyutunda gerçekleşmiştir.

İnsanın en eski atatürleri(9) daha çok otoburluğa dayalı bir beslenme düzenini sürdürmek durumundaydılar. Etoburların kesici, parçalayıcı dişlerinden yoksundular. İnsanın evriminde etoburluk yönündeki avcılık etkinliği, biyolojik değil, kültürel bir uyarlanmayı anlatmaktadır. Kültür çizgisinde, çevreden daha yoğun yararlanma olanakları yanında, kaynakların mevsimlere göre değişiklik gösterdiği ılıman ve soğuk kuşaklara doğru genel bir yayılmanın da sağlanmış olduğu düşünülebilir (Weitz, 1979: 238).

İri hayvan avcılığına yönelinmesi, türün üyeleri arasında işbölümü ve işbirliği açısından önemli sonuçları olan bir doğal seçilim baskısı oluşturmuştur. Bilgi birikimi, plânlama, bilişsel ve iletişsel yeteneklerle bağlaşık dil becerileri ile, sosyal dayanışmanın sağlanması ve geliştirilmesiyle bağlaşık psikolojik özellikler, bu tür bir yaşam tarzının güçlendirilmesine koşut bir çizgide kazanılmıştır. Kesindir ki, en büyük sorunlardan birisi, biyolojik baskılar ve toplumsal yaşam gerekirlikleri arasındaki çelişki ve gerilimin rahatlatılması gereği olmuştur. Genetik yapıda sencillik (diğerkâmlık, özgeçicilik, altruism) yönündeki gelişme eğilimi, kültürel boyutta ensest (fücur) yasağı ve erkek-kadın arasında sürekli eşleşme eğilimlerine koşut bir çizgi izlemiştir. Ensest yasağı ile aile içinde; sürekli eşleşme uygulaması ile de grup içinde çatışma ve rekabet duygularının azaltılması sağlanmıştır.

Avcı - toplayıcı insansı grubundaki işbölümü, işbirliği ve sosyal dayanışma, öteki primat türlerinde rastladığımız sosyal yaşam tarzlarından çok farklı boyutlar içermektedir. Örnekse, yine düzlük yaşamına uyarlanmış primat türlerinden şebeklerde (Papio anubis; DeVore ve Hall, 1965) gözlemlenen ileri derecedeki sosyal hiyerarşi ve örgütlenme, avlanmadan çok savunmaya dönük bir strateji olması ve grup üyelerinin birlikte hareket halinde olmalarını öngörmesi bakımından insandaki örgütlenmeden çok farklı bir çizgide oluşmuştur. Kimi zaman başvurulan, kurtlar, çakallar yada aslanlar gibi yırtıcı hayvanların toplu avlanma davranışlarıyla karşılaştırma ölçütünün de geçersiz olduğu kolaylıkla gösterilebilir. Örnekse, kurtlarda dişiler de ava katılır ve yavrularını inlerine döndüklerinde yediklerini kusmak yoluyla beslerler. Erkek kurtlar için avın geri getirilip öteki grup üyeleriyle paylaşılması sözkonusu değildir (Schaller ve Lowther, 1969; Thompson, 1975; Wilson, 1975 : 54, 86, 137-8, 227). İnsanda dişiler ava katılmaz; yakın çevrede sürdürdükleri toplama etkinlikleriyle üretime katılır ve yavruların bakımını üstlenirler. Bu memeli türleriyle insanın toplu avlanma tercihi arasındaki koşutluk, tekbaşlarına başa çıkamayacakları iri hayvanların avlanarak tüm grup üyeleri için zengin protein beslenmesi sağlanmasındadır.

Demek ki insandaki toplu avlanma davranışının evrimde biriciklik taşıyan bellibaşlı özellikleri, yetişkin erkekler arasında ileri derecede işbirliği, âlet kullanımı, ve avın önceden kararlaştırılmış belirli bir yere taşınarak dişiler, yavrular, yaşlılar ve hastalarla paylaşılmasıdır. İnsanın avcılık tarzı, plânlı davranışlar için yeterli bilişsel yetenekler ve iletişim becerilerine, yoğun sosyal işbölümü ve işbirliğine, grup-içi dayanışmanın sağlanması ve rekabetin azaltılmasına yönelik bir biyo-kültürel yapının oluşturulmasına, geniş alanların coğrafya bilgisine, mevsim bilgisine, çevrede yaşayan türlerin özelliklerinin tanınmasına, cinsler arası sürekli eşleşme eğilimi ve rol başkalaşmasına, kültürel becerilerin kazanıldığı uzun süreli bir yetişkinlik öncesi dönemin varlığına, ve nihayet alet teknolojisine dönük nöro-anatomik özelliklerin geliştirilmiş olmasına dayanır.

Paleontolojik bulgular, bu yaşam tarzının ana çizgileriyle -- bilişsel ve iletişsel olanaklar açısından konuşma dilinin belirli özellikleri de içinde olmak üzere (îzbul, 1981) -- Homo erektüs öncesi dönemlerde şekillenmiş olduğu yorumunu desteklemektedir. Nitekim, Ostralopitek'lerin çene, yüz ve diş yapısı ile ayrıca Ostralopitek nüfuslarıyla ilgili oldukları gösterilen taş aletler, bu cinsin (genus) kaba ve çok yavaş gelişen bir düzeyde de olsa âlet yapımı becerisini kazanmış olduğunu ve toplu örgütlenmeyle iri hayvan avcılığına dayalı bir yaşam tarzını sürdürdüğünü göstermektedir.

İnsanın avcılık etkinliğindeki önemli gelişme yönlerinden birisi, etkinlik alanı boyutlarındaki genişlemedir. Öteki primat türlerinde hareket alanının insana kıyasla çok kısıtlı olduğu bilinmektedir. Şempanzeler için bütün ömürlerini geçirdikleri alan ortalama 20 km2 dolayındadır (Goodall, 1979). Bu alan, goriller (Gorilla gorilla beringei; Schaller, 1965) ve savan yöresi şebekleri (Papio anubis; DeVore ve Hall, 1965) için ise ortalama 40 km2 dolayındadır. Oysa Lee (1965), toplam 248 nüfuslu bir Buşman topluluğunun 1500 km2 ve 11 su kaynağını içeren bir alanda avcılık-toplayıcılık etkinliklerini sürdürdüğünü gözlemlenmiştir.

Bu etkinliklerin geniş alanlarda sürdürülmesinin önemli sonuçları vardır. Otobur bir tür için orman yaşamının kolaylıklarından vazgeçerek(10) geçimini türlü tehlikelerle dolu düzlüklerde genelci bir strateji ile sağlamağa yönelinmesi, primat atatürlerinden öninsansılara dönüşümün itici gücünü oluşturmuştur. Öteki primat türlerinde kullanım alanının küçük oluşu, çevreden sağlanabilecek besin cins ve miktarlarının kısıtlı olması anlamına geldiği kadar, düşman türlerle yada rekabet doğurabilecek biçimde kendi türdeşleriyle yüzyüze gelinmesi olasılığını da azaltmaktadır. İnsansıların geniş alanlara yayılma eğilimi, saldırgan türlerle olduğu kadar, kendi türdeşlerinden yabancı gruplarla da karşılaşılması olasılığını arttırmakta, bu karşılaşmalarda izlenecek davranış gereklerinin geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır.(11)

Nitekim Neel (1970: 816), küçük, grup-içi evliliği önplâna alan, aralarında yüksek derecede rekabet olan, fakat öte yandan aralarında kimi zaman evlilik bağları da kurulabilen farklı gruplardan oluşmuş bir nüfus dinamiğinin, kültür evriminin ivmesi açısından üstünlük sağladığını göstermiştir. Konuyu bir başka açıdan ele alan Hill (1972: 313), dilin kazanılmasında belirli bir üst yaş sınırı bulunması, daha ileri yaşlarda öğrenilen dillerde "yabancı aksan" olgusunun önplâna çıkması, ve en önemlisi dil kazanımının çizdiği bu tablonun ergenlik yaşıyla koşut olmasını vurgulayarak, dilin ontogenik(12) evrim özelliklerinin sosyo-kültürel yapı açısından öneminin gözden kaçırılmaması gerektiğine işaret etmiştir.

İnsanların geniş alanları kullanıma açma eğilimi, yiyeceklerin geçici buluşma mahallerine yada sürekli kamp yerlerine taşınması için teknolojik çözümler gerektirmiştir. Teknoloji geliştirimi yönünde yeni bir seçilim baskısı oluşturan bu durum, öte yandan mevsimlik değişmelerden ileri gelen beslenme güçlüklerinin giderilmesinde de üstünlük sağlamıştır. Bu ikincisi ise, mevsim bilgisi ve geniş bir alana yayılmış bitki ve hayvan türlerinin tanınmasına prim veren bir başka seçilim baskısıyla bağlaşıktır. Beslenme olanaklarına süreklilik kazandırılmasının, gebelik ve doğumların yıl-boyu sürdürülmesine dönük cinsel etkinlik(13) ve nüfusun demografik özellikleriyle, eşleşme örüntüleri açısından önemli sonuçları olacağı açıktır.

Tüm bu biyo-kültürel özelliklerin kazanımında, başlangıçtaki primat atatürlerinden ayrımlaşarak avcı-toplayıcı bir nüfus dinamiği oluşturulmasında rol oynayan seçilim baskılarının -- kuramsal plândaki beklentilerimizi doğrulayarak -- tam bir etkileşme ve bütünleşme içinde gerçekleşmiş olduğunu söyleyebiliriz. Bu çerçevede, gelişmekte olan biyo-kültürel yapının, 1. bir yandan, yetişkinlik öncesi dönemin uzaması ve bireyin sosyal etkileşme yoluyla yoğun eğitimi (kültürlenme süreci); 2. öte yandan, konuşma dilinin ayrıcalıklı özelliklerini(14) taşıyan bir bilişsel/iletişsel dizgenin geliştirilmesine dayalı olduğu gösterilebilir.

Geniş alanlarda iri hayvan avcılığı ile karakterize olan bu yaşam tarzı, insansıların karşılaştıkları güçlüklere direnmek, onları aşmak yönünde gelişen temel psikolojik uyarlanmalarının simgesidir. Bu yöndeki evrim çizgisi, giderek geçmişin insansıları ve dolayısıyla günümüz insanının temel biyo-psikolojik doğasını oluşturmuştur. Acaba bu yöndeki seçilim baskılan nasıl bir yetişkin erkek tipini üstün nitelikli kılmıştır? Robin Fox (1972), aşağıdaki nitelikleri öneriyor:

Sinirlerine hâkim, kurnaz, işbirliğine hazır, hanımlar için çekici, çocuklarına karşı sevecen, rahat, tatlı-sert, iyi bir konuşmacı, becerikli, bilgili, kendini savunmada ve avlanmada başarılı...

Kısacası, bu niteliklere sahip bireyler genlerini bir sonraki kuşağa daha büyük oranda aktaracak, nüfuslar giderek bu özelliklerin yoğunlaşması yönünde gelişeceklerdir. Tevazu -- yada alaycılığı -- bir yana bırakarak, yukardaki hoş listenin aslında günümüz için de geçerli gerçek erkek tipini yansıtmakta olduğunu söyleyebiliriz!...

İnsan türünün demografik stratejisi, az sayıda çocuğa yoğun bakım sağlanması, kültürel becerilerin kazandırılmasına dayalıdır. Bu eğilim, primat takımı üyelerinin genel özelliklerindendir. Ancak insanda öteki türlerde benzeri görülmemiş ölçüde vurgulanmıştır. Anne ve çocuklarından oluşan biyolojik birim, babanın da sürekli katılmasıyla kültürel bir birime dönüşmüştür. Bu yolla, yetişkinlik öncesi dönemde çocukların yeterli düzeyde bakımı, beslenmeleri, korunmaları ve eğitilmeleri için çözüm getirilmiş, kültürel birikimin yeni kuşaklara aktarılması gerçekleştirilmiştir. İnsanın güçlü cinsellik dürtüsü -- üremeden çok -- kadın - erkek ilişkileri, eşleşmelerin sürekliliği ve duyumculuğuna yöneliktir.(15) Kısacası, sosyalleşme yönünde bir seçilim baskısıdır. Kaynakların yetersiz kalmağa başladığı ve gebelik önleyici yöntemlerin geçerlik kazandığı günümüz dünyasında doğum - ölüm oranının dengelenerek sabit bir nüfus oluşturulması yönünde kısa zamanda sağlanan başarı(16) insanın bu biyo-kültürel özelliğine tanıklık etmektedir.
 

----------------------------------------------------

8. Fakat konuya bir başka açıdan bakıldığında, denetimsiz büyüyen teknolojisiyle giderek çevresini ve kendi geleceğini tehlikeye atan günümüz insanının uyarlanma başarısından yana köpekbalıklarının, farelerin ya da hamam böceklerinin gerisinde kalmış olduğu sonucuna varmak da çok yanlış görünmüyor...

9. Miyosen ve Pliyosen başlangıcındaki Ramapitekus ve çağdaşları kastedilmektedir.

10. Doğal olarak, bir bölük primat nüfusunun ağaç yaşamından savan yaşamına yönelmesi anlamına gelen bu gelişme, bilinçli bir karardan değil, iklim değişmelerine bağlı olarak eski tropik orman kuşağmm daralmasından kaynaklanmıştır.

11. İnsanın avcı yaşam tarzıyla sağladığı demografik başarı ve bundan kaynaklanan gruplar arası etkileşme dinamiği, âlet teknolojisi ve öteki kültürel becerilerle bağlaşıktır. Demografik olanakları doğal çerçevede sınırlı olan öteki biyolojik türler için, kısıtlı coğrafî alanlarda da olsa nüfus rekabeti düşük bir olasılıktır.

12. Bireyin biyolojik gelişimi ile ilgili.

13. İnsan türünde dişiler -- öteki bütün biyolojik türlerden farklı olarak -- yılboyu cinsel çekicilik taşır, üreme gücüne sahiptir. Sosyobiyoloji kuramı bu durumu, üreme gereklerinden çok, erkek-dişi arasında sürekli eşleşme sağlanması ve aile biriminin oluşturulması yönünde bir seçilim baskısı olarak değerlendiriyor.

14. Konuşma dilinin ayrıcalıklı özellikleri -- evrenceleri -- konusunda, bknz. îzbul, 1981.

15. Gerek bu açıdan ve gerekse grup-içi çatışma ve rekabet duygularının azaltılmasındaki önemi açısından konuya yaklaşıldığında, "ilkel-komünal dönemde" kadınların ortaklaşa paylaşıldığı inancı -- insana giden çizgide -- geçersiz görünmektedir. Ayrıca, 13 no'lu dipnota bknz.

16. Sağlanan başarı ilk bakışta küçümsenebilir. Oysa, eğer genetik yapımızda ters yönde seçilim baskıları bulunsaydı, bu başarı değil elli yıl, birkaç bin yılda gerçekleştirilemeyebilirdi. İnsanın metinde dokunduğumuz özelliği -- yani, cinselliğinin biyolojik olduğu kadar sosyal/kültürel bir kimlik taşıması -- günümüzün demografik sorununa çözüm bulunabileceği yolundaki iyimser görüşümüzün çıkış noktasıdır.

BAŞA DÖNÜŞ