VI - ÇEŞİTLİ KATKILAR, TARTIŞMA VE SONUÇ

 
 

Zekâ, çevreye uyarlanmanın sonsuz boyut ve olanaklarından yalnızca birisidir. Bir büyük kuşbilimcinin dediği gibi, "kuşlar kuşbeyinlidir -- çünkü uçabiliyorlar". Şöyle de diyebilirdi: Kuşlar için daha güçlü kanatlar -- ve daha küçük beyinler -- bir uyarlanma üstünlüğüdür.

Günümüz insanını öteki yaşayan primatlardan, yada biyolojik türlerin tümünden -- ortak atatürlerden evrim kavramını zorlayacak ve özel yaradılış düşüncesi gibi bir yanılmaya düşürecek ölçeklerde büyük farklar ayırıyor.

İnsanın evrimine ilişkin modellerin geliştirilmesinde taş aletlerden bulgulanan verilerin taşıdığı büyük önemi Binford ve Binford (1972: 156) şöyle dile getiriyorlar:

İnsan prehistoryasının hemen tüm süresi için elimizdeki temel veriler taş âletlerden öte gitmiyor. Pleystosen çağının üç milyon yılı boyunca avcı-toplayıcı topluluklar, kabaca çatlatılmış çakıl taşlarından ince yontulmuş çakmaktaşı parçalarına kadar, ardlarında böyle milyonlarca ipuçları bırakmışlardır.

Çok ilkel düzeyde de olsa, bugünkü insana ve uygarlığına ulaşan çizgi, o basit aletlerle başlamıştı...

Holloway'in geliştirdiği "çevreyi istençle biçimlendirme" ölçütü, insansıların öteki primat türlerinden ayrımlaşması konusuna açıklık getirebilecek bir model oluşturma ümidini vermektedir. Ancak kimi yorumcular Holloway'in şempanzelerin termit yuvalarını deşmekte kullandıkları ağaç çubuklarının özce niteliğinde olduğu yolundaki görüşünü eleştirerek, bu iş için belirli biçim ve uzunlukta bir çubuk hazırlanmasının alet yapımı ölçütünü karşıladığı görüşünü savunmuşlardır.

Konuyu bu açıdan ele alan Mann (1972), Holloway'in önerisine yeni bir boyut kazandırarak, davranışın sözkonusu biyolojik tür için uyarlanma açısından temel bir etkinlik olup olmadığı sorusunu gündeme getirmiştir. Acaba şempanzede gözlemlenen alet yapımı/kullanımı, türünü sürdürmek açısından temel bir uyarlanma etkinliği sayılabilir mi? Başka bir deyişle, vazgeçilmezlik taşımakta mıdır? Alet teknolojisinin, insansıların evriminde ise, genel uyarlanma stratejisinin vazgeçilmez bir boyutunu oluşturduğuna kesin gözüyle bakabiliriz.

Bu noktada konumuz açısından önemli bir kavram açıklamasını gerekli görüyoruz, Alet kullanımı öteden beri biyolojik türlerdeki -- hatta daha büyük bir yanılmayla, günümüz insan nüfuslarındaki -- zekâ derecesinin göstergesi sayılagelmiştir. Oysa Warren'in (1973.- 473) belirttiği gibi,

... rastlanılacak alet kullanma davranışları, türün öğrenmedeki genel gücüne ilişkin fazla birşey söylemez. Doğal çevrelerinde âlet kullanımı davranışları gösteren memeliler ve kuşlar üzerine yapılan gözlemler, bu davranışların çoğu zaman belirli biyolojik türe özgü,(34) deneyimden pek az etkilenen davranış örüntüleri olduğunu göstermektedir.

"Zekâ" kavramı, kendi içinde, fazla açıklık taşımayan bir tasarımdır. Genellikle, bireylerin karşılaştıkları yeni durumlar karşısında -- genetik zorunluk taşımayan -- davranış seçenekleri oluşturabilmeleri anlamında düşünülebilir. Ancak hayvanlar âlemini zekâ derecelendirmesine göre sınıflamak, hele tepeye insanı yerleştirerek bu açıdan bir hiyerarşi içinde değerlendirmek yanlıştır. Zekâ, çevreye uyarlanmanın sonsuz boyut ve olanaklarından yalnızca birisidir. Daha önce de değindiğimiz gibi, Kuşlar kuşbeyinlidir -- çünkü uçabiliyorlar... Şöyle de diyebilirdik: Kuşlar için daha güçlü kanatlar -- ve daha küçük beyinler -- bir uyarlanma üstünlüğüdür. Bu bakımdan konumuz, niçin öteki primat türlerinin insan olmakta başarısızlığa uğramış oldukları değil, insana ulaşan evrim çizgisini öteki primatların evrim çizgisinden farklı kılan uyarlanma stratejisi ve seçilim baskılarının neler olduğunun belirlenmesidir.

Mann'a göre (1972: 382), insansıların alet yapımı/kullanımına dayalı bir yaşam tarzı geliştirmiş olduklarını gösteren elimizdeki doğrudan kanıt, yetişkinlik öncesi dönemin, yani kültürel geçişliliğe dayalı öğrenme döneminin uzamış olmasıdır. Primatlar takımının genel karakteristiği olan bu özellik, insansılarda belirgin biçimde vurgulanmıştır. Mann, bu uyarlanmanın Ostralopitek'ler için geçerli olduğunu (1972: 382); Simons ve Pilbeam ise Ramapitekus'tan başlatılarak sözkonusu edilebileceğini (1971: 24) savunuyorlar. Bu konuda genellikle üzerinde durulan ipuçları, insansılarda diş gelişimi ve değiştirimi sürecinin çağımız insanındakini andıran grafiğidir.

Doğal olarak, kültürel geçişlilik tek başına, alet yapımının varlığı için kesin, ölçüt sayılamaz. Ancak, kültürel uyarlanma yönündeki seçilim baskılarının yoğunlaştığına işaret sayılmasında sakınca yoktur. Bu seçilim baskıları insana giden çizgide özellikle vurgulanmıştır. Şempanzelerde ise, Washburn'ün (1971: 105) dediği gibi,

... enaz düzeydeki âlet kullanımı, anlaşıldığına göre, beyinde ya da kesici-parçalayıcı dişler karmaşığı üzerindeki seçilim baskılarını önemli bir değişmeye uğratacak düzeyde etkili olmamıştır.

Kesici-parçalayıcı dişlerde küçülme, öteden beri alet yapımı/kullanımı için dolaylı kanıt sayılagelmiştir. Bu tür belirtiler, beslenme ve korunma ile ilgili saldırı/savunma gereklerinin âlet teknolojisiyle karşılandığı bir yaşam tarzının belirtisi olarak düşünülmektedir. Washburn'ün (1975: 56) özetlediği gibi, "küçük köpek dişleri ve kesiciler, farklı bir yaşam tarzının simgesidirler": Bunların işlevinin artık eller ve âletler tarafından karşılanmakta olduğu anlamına gelmektedir.

Washburn (1975: 47, 51), teknolojinin evrimini gözden geçirerek, insanın genel evrimi içindeki yerini şöyle özetlemiştir:

İnsanın evrimindeki yeni görünüm için elimizdeki birincil veriler dişler, kemikler, ve aletlerdir. Fakat atalarımız fosil yaratıklar değildi: Yaşamak, egemen olmak hırsıyla dopdolu, bu yolda büyük uğraş veren yaratıklardı. Evrilmekte olan yaşam tarzı, zekî, çevreyi merakla araştıran, hayal gücü geniş, girişken bir primat grubunun toplam davranış örüntüleriydi. Bu yaratıkların fizikî yeteneklerinden, duygusal dünyasından ve zekâsından giderek o güne değin eşi görülmemiş bir sosyal sistem oluşuyor, dünya yepyeni bir türün evrimine tanık oluyordu. Doğal seçilim süreci, yetişkinlik öncesi dönemde yoğun çocuk bakımı ve yetişkinler arasında ise yepyeni cinsellik örüntüleri yönünde işlemekteydi. Beyinlerin ve dişlerin izlediği değişim çizgisi bu evrimin doğal bir parçasıdır. Aletler, avcılık, ateş, karmaşık bir sosyal etkileşme düzeni, konuşma dili ve insana özgü dünya görüşü beyinle birlikte evrilerek, günümüzden yarım milyon yıl öncesinin Homo cinsi (genus'u) insansılarının oluşumundaki temel katkılar niteliğini taşıdı. Bundan böyle gitgide daha karmaşık sosyal sistemler yönündeki seçilim baskıları altında gelişimini sürdüren beyindeki evrim, günümüzden 50.000 yıl kadar önce Homo sapiens'in sahnede görünmesine değin uzandı.

İnsanın evrimine uzun vadede baktığımızda, evrim süreçlerinin türün ekolojisi, nöro-anatomik yapısı ve davranışları arasında bütünleştirici ağlar ördüğü tezinin doğrulandığını görürüz. İnsansı gruplarının âlet yapımı/kullanımını bir ardışıklık ilişkisi içinde beyin gelişiminden sonra elde ettikleri görüşünü kuramsal çerçevede dahi reddetmemiz için yeterli sebep vardır. Kaldı ki arkeolojik veriler, taş aletlerin tarihini daha şimdiden en az üç milyon yıl geriye, kesinlikle küçük beyinli oldukları bilinen insansıların -- Ostralopitek'lerin -- dönemine götürmüştür. Âlet teknolojisinin gerçek bağlaşıkları olarak dik duruş ve ellerin özgür kalması üzerinde durabiliriz. Ancak bunlar birbirinden kopuk, rastlantısal gelişmeler değildir. Tam tersine, yeni bir ekolojik fırsatın -- yada, ekolojik zorunluğun -- gelişimine kanıt olan bir yaşam yolunun bağlaşıklarıdır. Bu yaşam yolunda ve dolayısıyla insansıların evriminde, dik duruşun, âlet teknolojisinin, iri hayvan avcılığının, gelişmiş sosyal etkileşmeye ve kültürel geçişlilik örüntülerine aracı olan yoğun iletişim davranışlarının merkezi önemi vardır.

Elimizdeki verileri bu yönde değerlendirdiğimizde, iri primatlardan belli bir nüfusun dik duruş anatomisi, bununla bağlaşık alet yapımı/kullanımı davranışları ve iri hayvan avcılığına yönelen bir sosyal yaşam tarzını, günümüzden 15-12 milyon yıl önceleri geliştirmeğe başlamış olduğunu söyleyebiliriz. Bu dönüşüm giderek günümüzden üç milyon yıl öncesinin Ostralopitek nüfuslarını oluşturmuştur. Washburn'ün (1975: 55) dediği gibi,

Fosil kayıtlan, alet kullanımının iki - ayak üzerinde devinim davranışının hem sonucu hem nedeni olduğu yolundaki görüşümüzü desteklemektedir. ...İngilizce'de bu tür bir oluşumu kestirmeden dile getirecek anlatım kalıplarından yoksunuz. Dilimizin yapısı bizi nedenleri ve sonuçları birbirinden ayrı değerlendirmeyi amaçlamak gibi yanlış bir yaklaşıma götürüyor. Oysa doğal seçilim ilkesinde neden ve sonuç aynı süreçte birleşirler.

İnsanın evriminde dik duruş, ikiayaklıhk, ellerin serbest kalması, âlet kullanımı, alet yapımı, iri hayvan avcılığı, yetişkinlik öncesi dönemin uzaması, sosyal yaşamın yeni boyutlarda yoğunluk kazanması, cinsellik örüntülerinde tutulan yol, beyin gelişimi, konuşma dilinin ayrıcalıklı özelliklerinin kazanılması yönündeki dönüşümler, -- bütün bunlar biyolojik, kültürel ve teknolojik açıdan yepyeni bir ekolojinin bağlaşık yaşam örüntülerini oluşturmuştur. Evrimde doğal seçilim sürecinin işleyişi, şu veya bu özelliğin vurgulanması ve ötekilerinin onu izlemesi anlamına gelmemekte, belirli bir ekolojik çentiğe uyarlanma yönündeki toplam yaşam tarzının seçilmesi kimliğini taşımaktadır.

Yalın teknolojik hünerler taklit yoluyla da kazanılabilir. Sosyal etkileşme ise, basit duygu aktarımı işaret davranışlarıyla (emotional language) sağlanabilir. Şempanzede gözlemlenen sosyal yaşam ve âlet yapımı/kullanımı davranışları -- bildiğimiz kadarıyla -- bu türden örüntülere örnektir.

Oysa konuşma dili, yalnızca sosyal ilişkilerin sağlanması ve duyguların aktarımı için sıradan bir iletişim ortamı değil, ileri derecede gelişmiş bir önerme dilidir (propositional language). Konuşma dili özellikli bilişim ve bildirişim evrencelerinden yoksun bir iletişim ortamında termit deşmek, saldırıya hazırlandığı sezilen düşman yönünde taş ya da sopa sallamak veya fırlatmak, hatta belki de ateşi evcilleştirmek, topraktan kap-kaçak yapmak gibi becerilerin öykünme ve taklit yoluyla kuşaktan kuşağa kültürel geçişimi sağlanabilirdi. Ne var ki bu yoldan gidildiğinde primatların üst kültür çizgisinin, bugünkü şempanzenin fazla ötesine geçmesi beklenemezdi. Oysa günümüz insanını öteki yaşayan primatlardan, yada biyolojik türlerin tümünden -- ortak atatürlerden evrim kavramını zorlayacak ve özel yaradılış düşüncesi gibi bir yanılmaya düşürecek ölçeklerde büyük farklar ayırıyor.

----------------------------------------------------

34.  Species specific: Türe özgü, türün farklı genetik yapısından ileri gelen.

BAŞA DÖNÜŞ