VI  -  BEYİN SIĞASINDAKİ BÜYÜME VE İNSANSILARIN KÜLTÜREL EVRİMİ

 
 

Kro-Manyon dönemine ulaşıldığında konuşma dili için gerekli nöro-biyolojik yapının artık kazanılmış olduğu gerçeğinden yola çıkılabilir. Günümüz insan ırklarının bu dönemde ayrımlaşmağa başladıkları ve buna rağmen konuşma dili özelliklerinin günümüz insanlarının ortak malı olduğu gözardı edilemez.

Fosil kafataslarının sığa (= hacim) açısından değerlendirilmesi ve iççeper kalıplarının incelenmesine dayandırılan çalışmalar, insansıların evriminde önemli uyarlanmalar arasında, beyin evriminin son aşamada yoğunluk kazanmış olduğu görüşünü doğrulamaktadır.

Dik duruş, el tercihi, ve âlet yapımı/kullanımı, insanın tarihçesinde son 500 000 (yarım milyon) yılda hızlanan beyin evriminden önce gerçekleşmiştir. Önceki dönem, milyonlarca yıl süren -- genelde avcı-toplayıcı yaşam tarzı olarak tanımlanan -- yaşam tarzıyla ilişkili yetenek ve becerilerin geliştirilmiş olduğu dönemdir.

Günümüzden iki milyon yıl öncesinin Ostralopitek beyinleri ile çağımız iri primatlarının beyinleri sığa açısından karşılaştırılarak (Tablo 3) çıkarsanan, Ostralopitek'lerin insansı olmaktan çok, maymunsu sayılmaları gerektiği yolundaki bir görüş, antropolojide uzun yıllar geçerli olabilmiştir. Oysa, Ostralopitek'lerin beyin/beden oranı düşünüldüğünde, öteki iri primatlara oranla gösterdiği göreli üstünlük kolaylıkla belirlenebilir. Boyu 100 - 120 cm'yi geçmeyen Ostralo-pitek'lerde bu oran, daha gelişmiş zihin yetenekleri yönündeki bir evrim çizgisini özetlemektedir. Ayrıca, ortak atatürlerden ayrımlaşan yaşam yollarında insansıların, beyin gelişiminden yana farklı nörolojik örüntüler oluşturan bir evrim izlemiş olmaları da doğaldır. Holloway'e (1966: 117) göre,

... Ostralopitek'lere ulaşıldığında, beyindeki sinir işlevlerinin yeni düzeni, insan davranışları olarak tanımlayabileceğimiz değişikliklere olanak verecek kimliği artık kazanmış bulunuyordu. Değişme, bundan böyle, davranışların çeşitliliği açısından değil, yoğunlaşması açısından gerçekleşecektir. ...Sosyal ortam ve teknoloji açısından, giderek daha karmaşık bir yaşam tarzının gereksinimlerine cevap verecek yöndedir. [vurgu tarafımdan -- Y.İ.]

Leakey ve Lewin de (1978: 50) aynı sonuca varmış, hatta insansı beyinlerin evrimini daha  gerilere götürmüşlerdir:

... insansı beynini bildiğimiz özellikleri yönünde sürükleyen seçilim baskıları her ne ise, daha Miyosen çağında etkilerini göstermeğe başlamış olmaları olasılık taşıyor. İnsansıların ortak atatürü Ramapitekus, günümüzden 15 ilâ 6 milyon yıl önce, çağdaşları olan iri primat kuzenlerinden farklı bir zihinsel yapıyı gerektiren bir yaşam tarzına uyarlanmasını sürdürüyordu. Dört değil, iki ayağı üzerinde hareket ediyordu. Yeni enerji kaynakları bulgulamıştı. Giderek daha karmaşık bir sosyal yaşam yoluna uyarlanıyordu. Bütün bunlar, Ramapitekus'un dış görünümünde olduğu kadar, beyin yapısı ve zihinsel yaşamında da etkisini göstermekteydi.

Beyinleri yalnızca sığa açısından karşılaştırmanın yol açabileceği yanılma payına bir önceki Bölümde değinmiştik. Bununla birlikte, dil ve öteki zihin yeteneklerinin evrimi açısından eldeki verilerin oldukça anlamlı ve güvenilir bir parametre oluşturduğunu belirleyebiliriz. "Kültürel evrim" çizgisine uyarlanan Ostralopitek'lerin geliştirdiği beyin, öteki iri primatlara göre daha büyüktür. Buna karşılık aynı beyin sığası -- milyonlarca yıl boyunca ve günümüzden 1.5 milyon yıl önce yerlerini Homo erektüs nüfuslarına bırakarak yeryüzünden bütünüyle silinmelerine değin -- fazla gelişme göstermeksizin işlevini karşılayabilmiştir. Oysa, Homo çizgisinde beyinler -- sığa olarak gösterdikleri hızlı gelişmenin de tanıklık edeceği gibi -- giderek vurgulanmıştır. Tablo 3 ve Çizim 7'de görüldüğü gibi, Homo türlerinde ortalama beyin hacmi, 1,5 milyon yıl kadar önce 1000 cm3 dolayında iken, günümüzden 500 000 yıl kadar önce 1200 cm3 dolayına ulaşmıştı. Günümüzden 5O 000 yıl öncesinde ise, bugünkü ortalama olan 1400 cm3 düzeyine ulaşılmıştır. Bu son dönem, Homo cinsinin (genus'unun) günümüzdeki temsilcisi olan Homo sapiens sapiens'in yaşam yarışında öteki insan yada insansı türleri arasından -- özellikle Neandertal'leri geride bırakarak -- tekbaşına sıyrıldığı dönemi oluşturuyor.

Tobias (1971: 99), insansılardaki beyin sığası artışını sayısal değerlerle şöyle özetliyor:

Kafatası sığasını zaman boyutunda değerlendirdiğimizde, ...Alt Pleystosen'de hiçbir insansının 683 cm3'ü geçmediğini, ...Orta Pleystosen'de ise hiçbir insansının 650 cm3'ün altına düşmediğini görürüz.

Varılabilecek ilk sonuç şu olsa gerekir: Doğal seçilim, Pleystosen çağı boyunca, insansılarda beyin sığası büyümesi yönünde işlemiş, giderek Homo habilis ve Homo erektüs'ün oluşumunda temel öğe görünümü kazanmıştır.

Tobias'a göre, insana ulaşan çizgide, "sistemli taş âlet yapımı, düzenli ve sistematik avlanma, konuşma dili de kapsam içinde olmak üzere sembolik davranışlar geliştirilmesi" yönünde kültürel uyarlanma sağlayan beyinler, doğal seçilimde önplana çıkmıştır.

Lenneberg de (1967: 258), Ostralopitek'lerin "konuşmayı andıran ilkel bir iletişim biçimi ile ilgili belirli bir yetenek" geliştirmiş olabileceklerini kabul ediyor. Ostralopitek beyin sığasının, günümüz iri primatlarına göre dikkate değer bir üstünlük göstermediği, dolayısıyla konuşma becerilerini geliştirmiş olamayacakları itirazına değinen Lenneberg, Ostralopitek'lerin beyin/vücut oranı açısından günümüz iri primatlarına üstün olduklarına dikkati çekiyor.

Holloway'in (1972: 203), Ostralopitek kafatasları iççeper kalıpları İle yaptığı dikkatli çalışmalar sonucunda ulaştığı genel görüş ise şöyle özetlenebilir:

... İnanıyorum ki, beyin evrimi, insansıların evriminde en önemli ve istikrarlı doğrultulardan birisini oluşturmuştur. Beyindeki evrimin, insansıların geçirdikleri çeşitli morfolojik değişmeleri ardından izleyen bir gelişme olarak görülmesi yanlıştır.

Holloway'e (1972: 197) göre, sembolik davranışların evrimi, insanın evrim öyküsünün başından beri ayrılmaz bir parçasıdır:

Başka bir deyişle, inanıyorum ki, insana özgü gördüğümüz herşey -- sembolik davranışlar; dişlerde ve iskelette eşey farklılığında azalma; buna karşılık, cinselliğin vurgulanması; yakın aile bağları; yiyeceklerin sağlanması ve paylaşılmasında ekonomik işbölümü ve işbirliği; başlamış ve gelişmekte olan dik duruş; cinsler arası sosyal davranışlarda, yüzyüze çiftleşme davranışında anlatımını bulduğu biçimde, saldırganlığın azalması; erkek ve dişi arasında sürekli bağlar kurulması yönündeki davranış değişmeleri; bunlara koşut olarak, dişinin cinsel çekiciliğinin yılboyu süreklilik kazanması; grup içi saldırganlığın azalması; standart kurallara dayalı taş âlet kültürlerinin başlaması -- bütün bunlar, Ostralopitek dönemi boyunca gelişmekte, Homo habilis dönemini hazırlamaktadır. İnsan türüne özgü bu davranış örüntülerinin gelişimi, doğacak çocukların kültürel yaşam tarzının sağladığı yeni olanaklardan yararlanabilmek için gerekli ve yeterli bir kültürlenme dönemi geçirmelerini öngören davranış özellikleriyle bağlaşıktır. Giderek gelişen kültür boyutu, daha uzun süreli bebeklik ve çocukluk döneminde anlatımını bulan, doğum sonrası biyolojik gelişme ve kültürel öğrenme etkileşmesiyle hız kazanmıştır. Bunların hepsi, beyinde yeni yapısal özellikler ile ilgilidir. Büyük bir hızla artmakta olan beyin sığası, beyindeki gelişmelerin göstergesidir. [Fosillerden elde edilen bulgular] bir yandan bu gelişmelerin niteliğine, öte yarıdan gelişme hızı ve süresine ışık tutmakta, yeni bir ekoloji çentiğinin başarıyla doldurulmakta olduğunu göstermektedir.

LeGros Clark (1967: 120) için, iletişim boyutundaki gereksinimleri, avcı-toplayıcı yaşam tarzının gerekleri doğurmuştur: "Avın peşine düşüldüğünde, grup etkinliklerinde uyum ve eşgüdüm sağlanabilmesi için," grup üyeleri arasında, "ister sese ister işarete dayalı" yeterli iletişim davranışlarının varlığı kaçınılmazlık taşır.

Doğaldır ki, bu durum Ostralopitek'lerin eklemlemeli (articulate) bir konuşma diline sahip olduklarının kanıtı sayılamaz. Zihin yeteneklerinin konuşma için yeterli düzeye ulaşmış olduğunu gösterecek kesin kanıt yoktur. Yine de, avlanma etkinlikleri sırasında davranışlarını karşılıklı yöneltebilmek için kullanacakları ayrık nitelikli (discreet) ses birimlerine dayalı işaretlerin, daha sonraki çağlarda gelişmiş düzeyde eklemlemeli dil evrimine önemli bir başlangıç sayılması yerinde olur. [Eklemlemeli dil deyimi ile, primat çağrı dizgelerinden farklı olarak, ikili örüntüleme evrencesine sahip bir iletişim ortamı anlatılmaktadır. -- Y.İ.]

Bernard Campbell de (1974), konuşma dili ile ilgili anatomik ve zihinsel düzeneği tartıştıktan sonra, "modern insanda genetik yapının belirgin özelliği" olan konuşma yeteneğinin, "Orta Pleystosen'den başlayarak, doğal seçilim sonucu evrimleşmiş olabileceği" görüşünü savunmuştur. Campbell'in vurguladığı gibi, bu dönem, insansıların beyin sığasının hızlı bir gelişme gösterdiği ve Homo erektüs'ün Tanzanya, Java, Çin ve Avrupa'da yaygın görüldüğü dönemdir. Campbell de, konuşma dili başlangıcını günümüzden en az yarım milyon yıl gerilere götürmektedir.

Munn (1971: 216), dilin evrimini yakın plândan başlayarak gerilere doğru götüren bir bakış açısını yeğlemiştir. Buna göre, eklemlemeli konuşma dilinin Homo erektüs döneminde gerçekleşip gerçekleşmemiş olduğu tartışması bir yana bırakılarak, Kro-Manyon dönemine ulaşıldığında konuşma dili için gerekli nöro-biyolojik yapının kazanılmış olduğu gerçeğinden yola çıkılmaktadır. Munn, günümüz insan ırklarının bu dönemde ayrımlaşmağa başladıklarına ve buna rağmen konuşma dili özelliklerinin günümüz insanlarının ortak malı olduğuna dikkati çekiyor.

Lenneberg de (1967: 261), bugün bildiğimiz şekliyle konuşma dilinin evriminde son dönemin, en azından, günümüz modern insan ırklarının ortak atalarına götürülmesi gerektiği kanısındadır. Demek ki, konuşmanın evriminde son nirengi noktası olarak günümüzden 50 000 - 30 000 yıl öncesi dönemin düşünülmesi gerekir. Lenneberg'in önemle üzerinde durduğu gibi, mantık çıkarsamasına dayanılarak belirlenen bu tarihleme, aynı dönemde konuşma dışı öteki sembolik davranışların varlığıyla da -- mağara resimleri gibi -- desteklenmektedir.

Neandertal'lerin konuşma dili becerilerine ilişkin yoğun tartışmaları başka bir çalışmamızda ele almıştık (İzbul, 1982a). Doğal seçilim sürecinin belirli bir yada birkaç gen değil, bireyler üzerinde etkili olduğu ilkesini (Simpson, 1953; Franklin ve Lewontin, 1970) düşünecek olursak, Homo erektüs'ten başlayan evrim çizgisinin sonunda ayrımlaşarak, konuşma becerisi açısından birbirinden farklı iki nüfusa -- özelleşmiş Neandertal'ler ve Kro-Manyon'lara yönelmesinde, Evrim Kuramı ilkeleriyle çelişen bir durum sözkonusu değildir. Özelleşmiş Neandertal'ler, son buzul çağının sert koşullarına tam uyarlanmış bir alt-tür olarak en az elli bin yıl süren istikrarlı bir dönem yaşamışlardı. Ekolojik dengelerin değişmesinden sonradır ki, kültürel uyarlanma olanaklarının kısıtlılığı yüzünden yenik düşmüş olabilirler. Kro-Manyon'ların başarıyla uyarlandığı yeni kültür boyutunun kökenlerini, konuşma dilinin ayrıcalıklı özelliklerini taşıyan gelişmiş bir bilişsel/iletişsel ortamda aramak gerekir.

BAŞA DÖNÜŞ