|
Fosil kafataslarının sığa (= hacim) açısından değerlendirilmesi ve iççeper kalıplarının incelenmesine dayandırılan çalışmalar, insansıların evriminde önemli uyarlanmalar arasında, beyin evriminin son aşamada yoğunluk kazanmış olduğu görüşünü doğrulamaktadır. Dik duruş, el tercihi, ve âlet yapımı/kullanımı, insanın tarihçesinde son 500 000 (yarım milyon) yılda hızlanan beyin evriminden önce gerçekleşmiştir. Önceki dönem, milyonlarca yıl süren -- genelde avcı-toplayıcı yaşam tarzı olarak tanımlanan -- yaşam tarzıyla ilişkili yetenek ve becerilerin geliştirilmiş olduğu dönemdir. Günümüzden iki milyon yıl öncesinin Ostralopitek beyinleri ile çağımız iri primatlarının beyinleri sığa açısından karşılaştırılarak (Tablo 3) çıkarsanan, Ostralopitek'lerin insansı olmaktan çok, maymunsu sayılmaları gerektiği yolundaki bir görüş, antropolojide uzun yıllar geçerli olabilmiştir. Oysa, Ostralopitek'lerin beyin/beden oranı düşünüldüğünde, öteki iri primatlara oranla gösterdiği göreli üstünlük kolaylıkla belirlenebilir. Boyu 100 - 120 cm'yi geçmeyen Ostralo-pitek'lerde bu oran, daha gelişmiş zihin yetenekleri yönündeki bir evrim çizgisini özetlemektedir. Ayrıca, ortak atatürlerden ayrımlaşan yaşam yollarında insansıların, beyin gelişiminden yana farklı nörolojik örüntüler oluşturan bir evrim izlemiş olmaları da doğaldır. Holloway'e (1966: 117) göre,
Leakey ve Lewin de (1978: 50) aynı sonuca varmış, hatta insansı beyinlerin evrimini daha gerilere götürmüşlerdir:
Beyinleri yalnızca sığa açısından karşılaştırmanın yol açabileceği yanılma payına bir önceki Bölümde değinmiştik. Bununla birlikte, dil ve öteki zihin yeteneklerinin evrimi açısından eldeki verilerin oldukça anlamlı ve güvenilir bir parametre oluşturduğunu belirleyebiliriz. "Kültürel evrim" çizgisine uyarlanan Ostralopitek'lerin geliştirdiği beyin, öteki iri primatlara göre daha büyüktür. Buna karşılık aynı beyin sığası -- milyonlarca yıl boyunca ve günümüzden 1.5 milyon yıl önce yerlerini Homo erektüs nüfuslarına bırakarak yeryüzünden bütünüyle silinmelerine değin -- fazla gelişme göstermeksizin işlevini karşılayabilmiştir. Oysa, Homo çizgisinde beyinler -- sığa olarak gösterdikleri hızlı gelişmenin de tanıklık edeceği gibi -- giderek vurgulanmıştır. Tablo 3 ve Çizim 7'de görüldüğü gibi, Homo türlerinde ortalama beyin hacmi, 1,5 milyon yıl kadar önce 1000 cm3 dolayında iken, günümüzden 500 000 yıl kadar önce 1200 cm3 dolayına ulaşmıştı. Günümüzden 5O 000 yıl öncesinde ise, bugünkü ortalama olan 1400 cm3 düzeyine ulaşılmıştır. Bu son dönem, Homo cinsinin (genus'unun) günümüzdeki temsilcisi olan Homo sapiens sapiens'in yaşam yarışında öteki insan yada insansı türleri arasından -- özellikle Neandertal'leri geride bırakarak -- tekbaşına sıyrıldığı dönemi oluşturuyor. Tobias (1971: 99), insansılardaki beyin sığası artışını sayısal değerlerle şöyle özetliyor:
Varılabilecek ilk sonuç şu olsa gerekir: Doğal seçilim, Pleystosen çağı boyunca, insansılarda beyin sığası büyümesi yönünde işlemiş, giderek Homo habilis ve Homo erektüs'ün oluşumunda temel öğe görünümü kazanmıştır. Tobias'a göre, insana ulaşan çizgide, "sistemli taş âlet yapımı, düzenli ve sistematik avlanma, konuşma dili de kapsam içinde olmak üzere sembolik davranışlar geliştirilmesi" yönünde kültürel uyarlanma sağlayan beyinler, doğal seçilimde önplana çıkmıştır. Lenneberg de (1967: 258), Ostralopitek'lerin "konuşmayı andıran ilkel bir iletişim biçimi ile ilgili belirli bir yetenek" geliştirmiş olabileceklerini kabul ediyor. Ostralopitek beyin sığasının, günümüz iri primatlarına göre dikkate değer bir üstünlük göstermediği, dolayısıyla konuşma becerilerini geliştirmiş olamayacakları itirazına değinen Lenneberg, Ostralopitek'lerin beyin/vücut oranı açısından günümüz iri primatlarına üstün olduklarına dikkati çekiyor. Holloway'in (1972: 203), Ostralopitek kafatasları iççeper kalıpları İle yaptığı dikkatli çalışmalar sonucunda ulaştığı genel görüş ise şöyle özetlenebilir:
Holloway'e (1972: 197) göre, sembolik davranışların evrimi, insanın evrim öyküsünün başından beri ayrılmaz bir parçasıdır:
LeGros Clark (1967: 120) için, iletişim boyutundaki gereksinimleri, avcı-toplayıcı yaşam tarzının gerekleri doğurmuştur: "Avın peşine düşüldüğünde, grup etkinliklerinde uyum ve eşgüdüm sağlanabilmesi için," grup üyeleri arasında, "ister sese ister işarete dayalı" yeterli iletişim davranışlarının varlığı kaçınılmazlık taşır.
Bernard Campbell de (1974), konuşma dili ile ilgili anatomik ve zihinsel düzeneği tartıştıktan sonra, "modern insanda genetik yapının belirgin özelliği" olan konuşma yeteneğinin, "Orta Pleystosen'den başlayarak, doğal seçilim sonucu evrimleşmiş olabileceği" görüşünü savunmuştur. Campbell'in vurguladığı gibi, bu dönem, insansıların beyin sığasının hızlı bir gelişme gösterdiği ve Homo erektüs'ün Tanzanya, Java, Çin ve Avrupa'da yaygın görüldüğü dönemdir. Campbell de, konuşma dili başlangıcını günümüzden en az yarım milyon yıl gerilere götürmektedir. Munn (1971: 216), dilin evrimini yakın plândan başlayarak gerilere doğru götüren bir bakış açısını yeğlemiştir. Buna göre, eklemlemeli konuşma dilinin Homo erektüs döneminde gerçekleşip gerçekleşmemiş olduğu tartışması bir yana bırakılarak, Kro-Manyon dönemine ulaşıldığında konuşma dili için gerekli nöro-biyolojik yapının kazanılmış olduğu gerçeğinden yola çıkılmaktadır. Munn, günümüz insan ırklarının bu dönemde ayrımlaşmağa başladıklarına ve buna rağmen konuşma dili özelliklerinin günümüz insanlarının ortak malı olduğuna dikkati çekiyor. Lenneberg de (1967: 261), bugün bildiğimiz şekliyle konuşma dilinin evriminde son dönemin, en azından, günümüz modern insan ırklarının ortak atalarına götürülmesi gerektiği kanısındadır. Demek ki, konuşmanın evriminde son nirengi noktası olarak günümüzden 50 000 - 30 000 yıl öncesi dönemin düşünülmesi gerekir. Lenneberg'in önemle üzerinde durduğu gibi, mantık çıkarsamasına dayanılarak belirlenen bu tarihleme, aynı dönemde konuşma dışı öteki sembolik davranışların varlığıyla da -- mağara resimleri gibi -- desteklenmektedir. Neandertal'lerin konuşma dili becerilerine ilişkin yoğun tartışmaları başka bir çalışmamızda ele almıştık (İzbul, 1982a). Doğal seçilim sürecinin belirli bir yada birkaç gen değil, bireyler üzerinde etkili olduğu ilkesini (Simpson, 1953; Franklin ve Lewontin, 1970) düşünecek olursak, Homo erektüs'ten başlayan evrim çizgisinin sonunda ayrımlaşarak, konuşma becerisi açısından birbirinden farklı iki nüfusa -- özelleşmiş Neandertal'ler ve Kro-Manyon'lara yönelmesinde, Evrim Kuramı ilkeleriyle çelişen bir durum sözkonusu değildir. Özelleşmiş Neandertal'ler, son buzul çağının sert koşullarına tam uyarlanmış bir alt-tür olarak en az elli bin yıl süren istikrarlı bir dönem yaşamışlardı. Ekolojik dengelerin değişmesinden sonradır ki, kültürel uyarlanma olanaklarının kısıtlılığı yüzünden yenik düşmüş olabilirler. Kro-Manyon'ların başarıyla uyarlandığı yeni kültür boyutunun kökenlerini, konuşma dilinin ayrıcalıklı özelliklerini taşıyan gelişmiş bir bilişsel/iletişsel ortamda aramak gerekir.
|