İnsanın Beyin Evrimi: Biyolojiden Teknolojiye: 03

Yalçın İzbul

 

BEYİN SIĞASI ÖLÇÜTÜ:

BİR İRDELEME

 
 

"Fazlalık" nöronlar arasında ilerde kurulacak sinaptik bağlantılar, canlının doğum sonrası deneyimleri sonucu gerçekleşecektir.

Günümüz insan nüfuslarında beyin sığası 1000 cm3 ile 2200 cm3 arasında değişen bir dağılım göstermektedir. Bu dağılım, söz konusu ölçütün tek başına zekâ ve öteki zihinsel yetenekler için kesin belirleyici etken sayılamayacağını doğrulamaktadır. Örneğin aşağıda andığımız ünlü kişilerden her birisinin kendi alanında birer "dahi" sayıldıklarına kuşku yoktur:

Anatole France................ 1000 cm3
Franz Joseph Gall.............
1000-1100 cm3
Leon Gambetta.................
1000-1100 cm3
Walt Whitman...................
1000-1100 cm3

<<<<<<000>>>>>>

Daniel Webster.................. 1900 cm3
İvan Turgenyev.................
1900 cm3
Jonathan Swift...................
1900 cm3
Otto von Bismarck.............
1900 cm3
Oliver Cromvvell...............
2200 cm3
Lord Byron........................
2200 cm3

"Beyin büyüklüğü" ölçütünün, türün üyeleri arasındaki yetenek farklılıklarının belirlenmesi açısından zayıf bir parametre olduğu açıktır. Bununla birlikte, türler arası ortalamaların karşılaştırılması düzeyinde ele alındığında, davranışların karmaşıklığı ile, zihinsel becerilerin çeşitliliği ve yoğunluğu açısından birinci derecede bir sınıflandırma [=taksonomi] ölçütü sayılması gerektiği söylenebilir. Gerçekten de insan, yalnız primatlar arasında değil, tüm canlılar âleminde biricikliği olan beyin büyüklüğüne sahip tek türdür (Stephan, 1972:174).

Jerison (1963), beyin sığasına ilişkin belirlemelerin iki farklı açıdan değerlendirilmesi gerektiğini göstermiştir. Bunlardan birincisi, karşılanması gereken fizyolojik işlevlerle ilişkilidir. Bu anlamda beyin büyüklüğü, herhangi bir organizmanın toplam ağırlığı, organ ve dokularının sayısı ve karmaşıklık derecesi, fizyolojik özellikleri ve genetik yapıda öngörülen davranışların oluşturduğu yaşam tarzı ile doğrudan bağlantılıdır. Nitekim primat takımı üyesi türlerde de, daha iri yapılı olanların, aynı zamanda daha iri beyinli olma eğilimi gösterdikleri gözlenir.

Beyin büyüklüğünün ikinci önemli yönü ise, zekâ ve öğrenme becerilerinden ayrı düşünülemeyecek bir yaşam tarzı olan kültürel uyarlanma boyutu ile ilgilidir. Davranış seçenekleri arasında yapılan tercihlerin sonuçlarıyla değerlendirilmesine ve olası deneyimlerin (sınama-yanılma yönteminin taşıdığı tehlikelere meydan verilmeksizin) varsayımlar yoluyla zihinde canlandırılmasına dayalı olan bu yaşam tarzı, beyindeki doğuştan artık (="fazlalık") sinir hücrelerinin sayısından ayrı düşünülemez. Söz konusu artıklık, insanın kültür yeteneğinin biyolojik tabanını oluşturur. Başka bir deyişle, artık nöronlar arasında ilerde kurulacak sinaptik bağlantılar, canlının doğum sonrası deneyimleri sonucu gerçekleşecektir.

Bu yeni olanak, sinaptik örüntülerin genetik yapıyla belirlenmiş olduğu -- şair dilinde söylersek, "akım devreleri peşin perçinlenmiş" olduğu -- alt düzey canlılarda rastladığımız, esneklikten yoksun niteliğin tam karşıtı bir durum içermektedir. "Deneyimlerinden ders alma" olanağı buna dayalıdır. Sanıyorum bu yeteneğe, zaman ve uzam [=mekan] boyutunda simgeleme, yani farklı bir konumda yer almış yada alacağı beklenen olay, kişi ve nesnelere ilişkin düşünce ve varsayım oluşturma becerisini de eklersek, zekâ'nın en kapsamlı tanımını yapmış oluruz.

Jerison'un bulguları, şempanze ve goril beyinlerinde 21/2 ilâ 31/2 milyar dolayında, insan beyninde ise 8 milyar dolayında "fazladan" sinir hücresi bulunduğu yolundadır. Jerison'un, beyindeki bu tür hücrelerin sayısını belirlemede başvurduğu yol, kimi kuramsal sayıltıları açısından eleştirilebilir. Örneğin, farklı işlevler üstlenen bölümlerde, nöronların da farklı yoğunluklarda kümeleştikleri, ayrıca sinaptik bağlantıların karmaşıklık derecesi yönünden farklılık bulunduğu yeterince dikkate alınmamıştır. Zihin işlevlerinin gerçekleştirilmesinde, hücrelerin salt sayısı ötesinde, asıl belirleyici etkinin sinaptik bağlantıların çokluğu ve karmaşıklığı olduğu kolaylıkla gösterilebilir. Yine de, Jerison'un bulgu ve açıklamaları, canlıların evriminde yeni-korteks'in işlevleri açısından anlamlıı bir model geliştirimine olanak vermektedir.

Öte yandan, sanıyorum, beyindeki artık hücrelere ilişkin bu belirleme, popüler literatürde, "insan, beyninin yalnızca çok kısıtlı bir bölümünü kullanıyor; eğer tamamını kullanacak olsaydı, herhalde çıldırırdı" şeklindeki boş inancın da kaynağını oluşturuyor. Gerçek odur ki, beyindeki kullanıma hazır yedek güc, kullanmakla tükenmek bilmez bir gizilgüç niteliğini taşımaktadır.

BAŞA DÖNÜŞ