Özgün Versiyon: Ön Kapakta belirtilen Ders Notlarımdan Ankara, 1978-1982

İnternet Versiyonu: İzmir, Ağustos 2007

Doç. Dr. Yalçın İzbul

 

DİLBİLİMİN İNSAN BİLİMLERİ ARASINDA YERİ; İNSANIN, DİLİN VE DİLCİLİĞİN EVRİMİ

DİLİN EVRİMİ

 
 

Dil ve kültür, gerçi, insana bildiğimiz evrendeki "biricikliğini" kazandıran, onu öteki tüm canlı türlerinden farklı kılan özelliğidir. Ama bu ayrıcalıklı konum başlangıçta ona dirimsel evriminin bir armağanıydı. Milyonlarca yıl süren "yavaş" bir evrimden geçerek günümüzdeki konumuna ulaşmıştır.

Dilbilim, yaşayan dillerin tarihçelerine duyduğu ilgiyi tarihsel dilbilim (historical linguistics) alanında sürdürüyorsa da, genel anlamda dilin "ilk kaynağı" sorusunun ardını bırakmış görünüyor. Bunun çok yalın bir nedeni var. Daha geçen Yüzyılın (=Ondokuzuncu Yy) sonlarına doğru, yaşayan diller yada bunlara ilişkin yazılı tarih döneminden günümüze ulaşmış belgelerin, dilin kaynağına, oluşum evrelerine ışık tutacak nitelikte olmadığı anlaşılmıştı. İnsanlık tarihinin bu son beşbin yıllık döneminde yazıya geçmiş diller olsun, günümüz "ilkel" topluluklarının dilleri olsun, elimizdeki bütün örnekler gelişmiş ve karmaşık bilişsel/iletişsel dizgelerdir.

Başka bir deyişle, yaşayan diller yada bunların son beşbin yıllık yazılı tarih dönemindeki evreleri değerlendirildiğinde "ilkel" bir dile rastlanılmamıştır. Dolayısıyla, dilin evrimine ışık tutabilecek, karşılaştırma ölçütü olabilecek ipuçlarından yoksunuz, demektir.

İnsanın konuşma yeteneği ve becerilerinin çok uzun bir geçmişi olduğuna kesin gözüyle bakabiliriz. Kanımca bu tarihçenin alt ve üst sınırlarına ilişkin bir kestirimde bulunmak için elimizde yeterli düzeyde "dolaylı" veri vardır, Uzak sınır ön-insansıların primat atatürlerinden ayrımlaşmalarıyla özdeş olsa gerek. Çünkü dil geliştirimi insanın evriminde başından beri vazgeçilmez temel öğe olagelmiştir. Yakın sınır ise, günümüzden en az 50-30 bin yıl öncesi dönemde Homo sapiens sapiens (Kro-Manyon, çağdaş insan) tipinin baskın ve yaygın döl kimliği ile Neandertal'leri de dışlayarak evrimsel egemenliğini kurmasıyla yaşıttır.

Anatomi, beyin gelişimi, toplumsallık ve teknoloji yumağında elde edilen verileri topluca değerlendirme olanağına sahip bulunduğumuz insanbilim (antropoloji) alanında dilin kaynağı ve evrimine ilişkin sorular geçerliğini ve yanıtlanabilirliğini korumaktadır. Oysa Dilbilim bu tür soruları artık kendi alanı dışında görmek durumundadır.

İşte, bu iki genel ve yerleşik bilimin kesiştiği ve katkılarıyla zenginleştirdiği verimli araştırma alanında yepyeni ve heyecan verici bir bilim dalı yeşermiştir: Dil Antropolojisi... Konusu, 1) Tekzamanlı boyutta farklı dillerin karşılaştırılarak insanın genel düzlemde dil yetenek ve becerilerinin irdelenmesi; ve, 2) Tarihsel boyutta ise diİin evriminin araştırılmasıdır.

Dilin ilk dönemlerine ilişkin kavram ve bulguları hemen tümüyle Dirimsel Evrim Kuramı çerçevesinde sınamak ve değerlendirmek gereği vardır. Dil ve kültür, gerçi, insana bildiğimiz evrendeki "biricikliğini" kazandıran, onu öteki tüm canlı türlerinden farklı kılan özelliğidir. Ama bu ayrıcalıklı konum başlangıçta ona dirimsel evriminin bir armağanıydı. Milyonlarca yıl süren "yavaş" bir evrimden geçerek günümüzdeki konumuna ulaşmıştır. Şimdilerde kültürü tümüne yakın bölümüyle yine kültürle açıklamak konumundaysak da, başlangıçta ve çok uzun bir süre boyunca kültürü dirimsel evrimle bağlaşık değerlendirmek durumundaydık.

Dolayısıyla, bugün için artık çevreye uyarlanma sorunlarının çözümünde kültürel evrim dirimsel evrimin önüne geçmiştir, diyebiliriz. Dirimsel evrimin aritmetik büyüme eğrisine karşılık, kültürel evrim geometrik katlanmalarla yol almaktadır. Ama, gerek dil gerek öteki kültürel kurumların bugünkü görkemli düzeyine karşın, bir zamanlar çok yalın ve mütevazi başlangıçlardan yola çıkmış olduklarını anımsamak zorundayız.

Artık insan ve evrimdeki en yakın akrabaları arasında dil becerileri bakımından ancak "uçurum" kavramıyla anlatılabilecek bir kopukluk bulunduğu doğrudur. Konuyu ister derece farklılığı olarak düşünelim ister bütünüyle farklı yöndeki bir sıçramanın ürünü olarak algılayalım bu gerçek apaçık gözler önündedir. Başlıca nedeni ise, insanın evriminde ara basamakları oluşturmuş insansı türleri ve kültürlerinin şimdi salt fosil kayıtlarında ve arkeoloji/paleo-antropoloji kazılarında görüp inceleyebileceğimiz bir ilişki zincirini içermekte oluşudur. Konuya bu açıdan baktığımızda, bugün için en yakın akrabalarımız olan şempanze, goril, orangutan ve gibonların, öte yandan çok uzak akrabalarımız oldukları da söylenebilir.

Kaldı ki, ne şempanzeler nede bugün soyunu sürdürmekte olan öteki herhangi bir canlı türü, ortak atatürlerinden ayrımlaşma evrelerindeki görünümlerinde donup kalmamış, herbirisi kendi çizgisindeki uyarlanmasını sürdürerek günümüze değin gelmişlerdir. Bu nokta üstünde ne denli önemle durulsa yeridir. Çünkü, başta "davranışların evrimi" sözkonusu olmak üzere, yaşayan türlerin zaman içinde ardışıklık gösterdiği görüşü çok büyük bir yanılmayı dile getirir. Dirimsel Evrim Kuramı, tekgözelilerden (tekhücreliler) insana tek zincir modelini değil, bir ağaç modelini önerir. Ne insanlar ileri gitmiş şempanzelerdir; nede şempanzeler geri kalmış insanlardır. (Yada şöyle diyebiliriz: Şempanzelerden inmiş değiliz. Yalnızca, şempanze ve öteki kuyruksuz iri primatlarla amca çocuklarıyız.)

Bütün canlı türleri, ortak atatürlerinden ayrımlaştıktan sonra kendi yönlerindeki uyarlanma ve dönüşümlerini sürdüregelmişlerdir. Başka bir deyişle, yaşayan türler arasında yapılacak karşılaştırmalar, zamanın derinliklerinde yaşamış ortak atatürlerin anlaşılması açısından ancak yaklaşık görüşler geliştirmemize yardımcı olabilir.

Dirimsel evrim birbirinden şaşırtıcı yönlerde türleşmelere olanak sağlamıştır. Herbirisi kendi çizgisinde görkemli doğal mühendislik ürünleridir. Ama insana özgü bir davranış boyutu öteden beri evrimin doruğunda sayılagelmiştir. İnsan biricikliğini, konuşma dili gibi üstün ayrıcalıkları olan bilişsel/iletişsel ortama borçludur. İnsana giden çizgide, dil ve kültür geliştirme yeteneği yeni bir yaşam stratejisi olarak başlangıçta dirimsel evrimin sunduğu bir armağandı. Nörolojik ve anatomik evrim giderek çok zengin bir dil/kültür birikiminin kültürel aktarım yoluyla yeni kuşak bireylere kazandırılmasına olanak sağlamıştır. İnsanın toplumsal, sanatsal, bilimsel ve teknolojik uyarlanma çizgisindeki güçlü düzeneği özel dil yeteneği ve bununla bağlaşık kültür geliştirme yeteneği olmuştur. Zamanla insan, sözkonusu düzeneği de bu yoldan anlamış [üstdil (metalanguage) kullanımı; dil hakkında söz edebilme]; geleceğini yönlendirme olanağına da (herzaman doğru kararlar veremese de) bu yoldan kavuşmuştur.

Dirimsel Evrim Kuramı, çağdaş bilimin en güçlü, çürütülrnesi en az olanaklı görünen büyükboy kuramlarındandır. Dirimsel Evrim Kuramı, temelde, canlıların kendilerinden önceki başka canlılardan zaman boyutunda değişime uğrayarak türleştikleri tezini savunur. Bunun düzeneği, doğal seçilim'dir. Doğal seçilimin üstünde etkisini gösterdiği farklılıklar, bireysel düzeyde uyarlanma başarısı farklılıklarıdır. Hızlı yada yavaş, ama sürekli değişen çevre koşullarına uyum sağlayabilenler dölünü sürdürüp, genel nüfus içindeki gen sıklığını arttırır. (Genel nüfusun bir gen havuzunu paylaşıyor olmalarına karşılık, bu havuzdan ana-baba yoluyla alınan farklı gametlerden dolayı her birey yepyeni bir genetik bireşimle dünyaya gelir. Ayrıca, "öldürücü" olmayan mutasyonlar yoluyla nüfusa katılan yeni özellikleri de dikkate almak gerekir. Yani, en azından, cinsel olgunluk ve döl bırakma yaşına kadar öldürücü olmayan...)

Sonuçta her canlı türü sürekli değişmekte olan çevreye uyarlanarak soyunu sürdürmekte, oysa yine bu yolla zaman içinde giderek başkalaşıma uğramakta, "yeni" bir canlı türüne dönüşmektedir. Ayrıca coğrafyasal ve bunun sonucunda genetik yalıtılma yoluyla da bölünebilmekte ve yukarda sözünü ettiğimiz "amca oğlu" modeline uyan türleşmelere izin vermektedir. Dirimsel Evrim Kuramı, bugüne değin istisnası gösterilememiş bir doğal düzeneği belirlemektedir.

Çağdaş İnsan biyolojisi de özel bir yaradılış ürünü değil, zaman boyutunda insan-öncesi atatürlerinden milyonlarca yıldır süregelmiş bir evrimin bugün için ulaştığı bir evredir.

Bu gerçek, insanın Doğa'da çok özel konumu olan bir canlı türü olduğu görüşü ile çelişmez. Gerçi, özel bir konumu olmak, doğadaki tüm canlı türleri için geçerli bir ayrıcalıktır. Fakat, insanı tanımlamak gerektiğinde, "biyolojik" kavram ve kuramların yeterli olmadığını görürüz. Çünkü insan, zaman boyutunda dirimsel yapısı ve kültürü arasındaki etkileşmenin ürünüdür. Kaldı ki, kültürel uyarlanma giderek dirimsel uyarlanmanın başlangıçta taşıdığı önemi gölgede bırakmıştır. Demek ki insanın serüvenini, insanın en belirgin yeteneklerinden birisi olan konuşma dili özelinde ele almak, bu canlı türünün ayrıcalığına ışık tutacak bir çalışmadır. Dilin evrimini gözden geçirirken, başlangıç evrelerinde nöro-anatomik evrim verilerine başvurduğumuz ölçüde, yakın zamanlar için kültürel süreçlere ağırlık tanımak durumundayız. Sonuçta, insanın gerçek çizgisini, ancak dirimsel ve kültürel ve öğelerin birlikte ele alınması ve aradaki bağlaşıklığın vurgulanması tam olarak yansıtacaktır.

Demek ki, "dilin evrimi" kavramı ile, insanın anatomik, nörolojik,  toplumsal (=kültürel) ve teknolojik evrimi ile bağlaşık -- ve onlara koşut -- dil yetenek ve becerilerinin evriminden söz ediyoruz. Elimizde insanın uzun dirimsel/kültürel tarihçesinden süzülüp bize gelen (genelde sanıldığından çok daha anlamlı ve zengin) veri ve kanıtlar var.

BAŞA DÖNÜŞ

if'li cümleler

     if'li cümleler     ileri uygulamalar