Özgün Versiyon: Ön Kapakta belirtilen Ders Notlarımdan Ankara, 1978-1982

İnternet Versiyonu: İzmir, Ağustos 2007

Doç. Dr. Yalçın İzbul

 

DİLBİLİMİN İNSAN BİLİMLERİ ARASINDA YERİ; İNSANIN, DİLİN VE DİLCİLİĞİN EVRİMİ

BİLİŞİM, BİLDİRİŞİM, İLETİŞİM

 
 

"Görmek" için bakmak kadar neye baktığımızı bilmek; "işitmek" için dinlemek kadar neyi dinlediğimizi bilmek zorunluğu vardır. Kaldı ki, bu tür "bilgi" yi hemen tümüyle içinde yaşadığımız kültürden kazanmak durumundayız. Kısacası, duyumlama fizyolojik; algılama ise nörolojik/psikolojik/kültürel bir olaydır.

"Bilişim" (=bilişsellik, bilişsel süreçler), dirimsel (insan-dışı canlılar), dirimsel/kültürel (insan), yada teknolojik (bilgisayar) düzeyde "ussal / zihinsel" süreçlerin tümünü tanımlamakta başvuracağımız genel terimdir. Psikolojide bu başlık altında dikkat, algılama, bellek, düşünme gibi ussal / zihinsel işlevlerin tümü toplanır.

"Bilişsellik" kavramını karşılamak için İşaret Biliminde (Semiyotik, Semiyoloji, Göstergebilim, İmbilim) alanında belirtmek, bilmek, bildirmek, iletmek köklerinden oluşturduğum terimler demetinde bilişim sözcüğünü önermiştim ("Günümüz İşaret Bilimi Teorisine Toplu Bakış", Hacettepe Üniversitesi Beşeri Bilimler Dergisi, 1980). Benimsenmemiş olduğunun bilincindeyim. Buradaki yazımda da şu noktaya değin "bilişsellik" kavramına başvurmakla yetindim. Ama şimdi konuya daha bir derinlemesine girmemiz gerekiyor.

Türkçe bir terim önerisi olarak, en azından psikoloji alanında yaygınlık kazanmış görünen "biliş" sözcüğü dikkati çekiyor. Sanıyorum bu kullanım, cognitive teriminin Türkçe'de "bilişsel" terimiyle karşılanma kolaylığından dolayı yandaş topladı. Öte yandan bilişim sözcüğüne ne yazık ki bilgisayar bilimlerinde de pek eleyip incelemeden sahip çıkmışlardır. Sanıyorum oradaki kullanım vuruşmak, döğüşmek, anlaşmak gibi iki-kimseli eylemler örneksenerek düşünülmüştür. Kanımca, bir yanlıştan yola çıkıp bir yarım-doğruya ulaştılar. Çünkü bu alanda "iletişim" yanında "bilişsellk" olgusu da sözknusudur ve gerçeğin öteki yarısıdır... Bilgisayarcı dostlarım, donanım ve yazılım sorunları yanında, "yapay us" gibi bir konuya daha bütüncül bir anlayışla eğilselerdi, örneğin nöro-psikoloji ile gereğince ilgilenselerdi, daha sağlıklı terim önerileri gerçekleştirebilirlerdi. 0 konuda da tireni kaçırdık.

Öte yandan, gelişmek, girişmek, değişmek gibi tek-kimseli eylemlerden yapılan gelişim, girişim, değişim sözcüklerini örneksediğimizde, benim burada önerdiğim anlamıyla bilişim doğrudur; üstelik, biliş'e göre daha etlibutlu, daha doyurucudur.

Bilişim kavramının kapsamı, canlılarda merkezi sinir sistemi yada eşdeğeri dirimsel düzenekler yoluyla; bilgisayarda ise silikon yongacık ve elektronik devreler aracılığıyla gerçekleşen hertürlü belirtme (imleme) işlevidir. Belirtme kavramı "gösterme, temsil etme, yerine geçme" işlevlerini içerir. Bir nesne yada kavram konusunda düşündüğümüzde yada konuştuğumuzda, yani dil kullandığımızda, o nesne yada kavramı belirten işaret işlevlerine başvurduğumuzu eklemeğe bilmem gerek var mı? Bu işlevler çevreden bireye ve bireyden çevreye ulaşan yada yöneltilen etki-tepki ilişkisi için "beyinde" kurulan bağlantıları, tanımlamayı, etki-tepki iç güdümünü içermektedir. Bilişim, bildirişim ve iletişim, konuşma dilinde olsun yada olmasın, belirtme ve bilişim birimleri [işaret, im, gösterge, sinyal, belirteç, simge, imge, özce (ikon) -- adlarına ne derseniz deyiniz) aracılığı ile gerçekleşir.

Bildirişim olgusu, imlerin (belirtme işlevi taşıyan herşey) birden çok birim arasında karşılıklı iletilip anlaşılmasıdır. Her bildirişim olayı aynı zamanda bir bilişim olayıdır. Oysa kimi bilişim olayları bildirişim içermeksizin de gerçekleşir. Dolayısıyla bir semiyotik kuramının en kapsamlı biçimiyle bilişiim olayları üstüne kurulabileceği savunulabilir. Örneğin yüzyüze gelen aslan ve ceylan arasında "bildirişim" kurulduğu söylenemez. Oysa bu durumda da, avcı ve avlanan herbirisi kendisi için gerekli ve sinyalleri okumakta ve kendi bilişim dünyasında değerlendirmektedir.

Bu noktadan yola çıkarak bildirişim ve iletişim arasında gözettiğimiz farklılığı da bir örnekle açmağa çalışalım. Arkadaşıma çekeceğim yıldırım telgrafta, "Güle, gül derler" veya "Evinizi seller götürdü" bildirimlerini sergilemem benim bileceğim iştir. Telgrafın içeriği PTT iletişim mühendislerini ilgilendirmese gerek. Her iki telgrafın da üçer sözcükten oluştuğunu belirlemek, birim zaman başına "ikil" (the bit) sorunlarını kendi bütçe vemuhasebe yetkilileriyle tartışmak dışında bir görüş belirtmelerini beklemeyiz. Onlar, bildirimlerin semantik sorunlarıyla değil, iletim teknolojisiyle ilgilenmek durumundadırlar. Başka bir deyişle, bildirişim bir psiko/sosyal olay iken, iletişim ise işin teknolojik yönünü oluşturur. Radyo yada miting meydanı kitle iletişimini ilgilendiren boyutlar içerir, ama Hitler yada Goebels'in kitle iletişimi yoluyla oluşturduğu etkiler toplumsal psikolojiyi, kültür antropolojisini ilgilendirir.

Öte yandan bu tür bir farklılık iletişim ve bildirişim'in birbirlerinden soyutlanabilir oldukları anlamına gelmez. Öz ve biçim arasında böylesi bir ayrımın sözkonusu olamayacağı besbelli. Yalnızca, bildirişim olayın toplumsal/psikolojik yününü, iletişim ise toplumsal/teknolojik yönünü belirlemektedir. Semiyotik (işaretler bilimi) kuramında her ikisine de yer vardır.

Genelde, iletişim teriminin daha çok fizik bilimlerinin tanım ve inceleme kapsamı içinde düşünülmesi yerinde olur. Konunun, belirtkelerin (sinyallerin) bildirişim oluğu içindeki nitelik ve davranışları ile sınırlanması, teknoloji açıdan ele alınması kavram karışıklığının önlenmesi için gerekli olacaktır. Örnekse, iletişim mühendisliği'nden sözedebiliyoruz. Oysa bildirişimde ustalık, iletişim oluğunun teknolojik bilgisini de bir ölçüde içeren, apayrı bir konudur. Nitekim, hayvanlarda iletişim kavramından da kolaylıkla sözedebiliyoruz. Buna kargılık, hayvanlar arasında "bildirişim" yada amaçlı ve bilinç işaret alışverişi, "dil" kullanımı masal kitaplarının sınırlarını aşabilmiş değildir.

Türkçe terim demetinde bildirişim ve iletişim seçeneklerindeki kararsızlık ve çoğu zaman eşanlamda kullanılmaları, yabancı dildeki tam karşılıkları olan communication ve communications arasındaki temel farkın gözden kaçırılmasından ileri geliyor. Kaldı ki, İngilizce'de kullanılan communication sözcüğünün de o dilde saydamlık taşıdığı söylenemez. Ama sanırım yabancı dildeki bir terime karşılık ararken, o dildeki bulanıklığı da Türkçe'ye aktarmak zorunda değiliz. [2007 internet versiyonu için ek: O günden bugüne, iletişim sözcüğünün halk dilinde "temas, görüşme, birbirini anlama" gibi nüanslar kazanmasıyla, İngilizce'deki bulanıklığı dilimize aynen taşımış olduk.]

Bilişim [cognition] başlığı altında, duyumlama [sensation] ve algılama [perception] farklılığına da değinmemiz yerinde olacaktır. İnsanı örnekseyecek olursak, çevremizdeki fiziksel, dirimsel (=biyolojik), toplumsal kökenli dünyadan bize ulaşan yada yöneltilen etkileri beş duyumuz aracılığıyla duyumlarız. Patolojik durumlar dışında, gözümüz açık olduğıı sürece "görür", kulağımıza ulaşan sesleri "işitiriz". Ama bu anlamda görmek ve işitmek, duyu organlarımızın herbirisinin kendi özel oluğunda (göz için "ışınım"; kulak için titreşim mekaniği; burun ve dil için molekül duyumlaması, gibi), kendilerine gelen yada yöneltilen etkileri ileti oluğundan alarak bunları kimyasal/elektriksel sinir akımına dönüştürmeleri ve beyindeki ilgili merkeze iletmelerinden öte gitmez.

Bundan sonraki işlemler, yani duyumlanan etkinin ussal/zihinsel süreçlerle bileştirilerek bir bilişim olayı niteliğini kazanması algılama sınıfına girer. Algılama, duyumlanan etkinin ussal süreçlerin ışığı altında, daha önceki bilişim örnekleriyle karşılaştırılması, irdelenmesi, değerlendirilmesi, sınıflanması ve "tanınması" boyutunu içerir, "Görmek" için bakmak kadar neye baktığımızı bilmek; "işitmek" için dinlemek kadar neyi dinlediğimizi bilmek zorunluğu vardır. Kaldı ki, bu tür "bilgi" yi hemen tümüyle içinde yaşadığımız kültürden kazanmak durumundayız. Kısacası, duyumlama fizyolojik; algılama ise nörolojik/psikolojik/kültürel bir olaydır.

Kimilerine göre bu tür kavramlar, öte yandan, bilinç kavramını çağrıştırır. Oysa bu bütünüyle farklı bir konudur. "Bilinç", çok-yönlü yoruma açık, üstelik kullanımda belirtkenliğini yitirmiş bir sözcüktür. Canlı birey yada teknolojik birimlerin bilişim dünyası, 1) İnsandışı canlı türlerinde önemli ölçüde genetik koşullanma; 2) İnsanda belirgin ölçüde kültürel koşullanma; 3) Makinelerde ise (şimdilik) izlencelenme (=programlanma) ürünüdür. Bilinç, farklı bir boyuttur. Yapay us'un giderek olanak kazanmasıyla bu boyutta yepyeni bir sayfanın açılmakta olduğu söylenebilir.

"Dil" için verilebilecek en geniş kapsamlı tanım şudur: Belirtme, bilişim, bildirişim, iletişim boyutunda incelenebilen fiziksel, fizyolojik, dirimsel, kültürel, teknolojik hertürlü temsil, yerine geçme [semiosis] sistematiği...

Bu kapsam içinde düşündüğümüz dizgeler sayıca gökteki yıldızlar kadar çok olsa gerek. Örnekse, salt insan bildirişimi düşünüldüğünde: konuşma dili, davranım dili, yazı dilleri, ıslık dili, davul dili, Braille abecesi, Mors, Semafor, bilimsel diller, müzik dili, resim dili, bilgisayarlar için düzenlenmiş Fortran dili yada Cobol dili... gibi çok sayıda dizge hemen akla geliyor. Bunlardan bir bölümü doğal ve birincil dizgelerdir: Konuşma dili, yada davranım dili gibi. Çoğunluğu ise, doğal diller üstüne sonradan düzenlenmiş ikincil dizgelerdir. Bu tür dizgelerde başvurulan imler/işaretler ve gramer/sözdizim (=sentaks) ilişkileri genelde konuşma dilinden esinlenerek bir başka iletişim oluğunda biçimlendirilmiş, nerede nezaman kimin tarafından ve ne amaçla düzenlendikleri bilinen dizgelerdir.

İletişim oluğu [communication channel] açısından da dillerin sayısında bir sınırlama sözkonusu olmasa gerek. Değişik duyu olukları aracılığıyla gerçeklenen iletiler ilk anda akla geliyor. Farklı canlı türlerinde değişik ileti oluklarının ağırlık kazanmış olduğu kolaylıkla gözlemlenebiliyor. Evrimde yerleşmiş olduğumuz yaşam çentiğindeki yapımız gereği bizim bilincinde olmadığımız algı boyutları pekalâ olanaklı... Arıların mor-ötesi ışınları algılayarak bulutlu günlerde de güneşe göre yönlerini bulmaları buna güzel bir örnektir.

İletişim/bildirişimin insanla sınırlı olmadığı kesindir. Her canlı türü, uyarlandığı özel çevrede kendisi için gerekli ve yeterli olan özellikleri, kendisine ulaşan yada yöneltilen etkilere dayanarak tanımak ve oluşturacağı tepkilerle yaşamını sürdürmek durumundadır. Birey ve çevre, birey ve etkileşime girdiği öteki bireyler, giderek avcı ve avlanan arasında, kesintisiz "bilgi" akışımı sözkonusudur. Yaşamın önkoşulu da budur. Bu çerçevede genetik ve kültürel kökenli simgeler / işaretler arasında bir ayrım gözetebiliriz; ama tümünü dil başlığı altında değerlendirmek durumundayız.

BAŞA DÖNÜŞ

if'li cümleler

     if'li cümleler     ileri uygulamalar