Özgün Versiyon: Ön Kapakta belirtilen Ders Notlarımdan Ankara, 1978-1982

İnternet Versiyonu: İzmir, Ağustos 2007

Doç. Dr. Yalçın İzbul

 

DİLBİLİMİN İNSAN BİLİMLERİ ARASINDA YERİ; İNSANIN, DİLİN VE DİLCİLİĞİN EVRİMİ

ESKİ DİLCİLER; YENİ DİLBİLİMCİLER

 
 

Kısacası dilbilimci bir yargıç değil, bir gözlemcidir. Çaşdaş dilbilimde sevilen bir imge ile, tireni ardından sürükleyip götüren lokomotifin makinisti değil, yol boyunca gördüklerini bir kenara yazmakla yetinen dikkatli bir yolcudur.

Dilbilim, dillerin 1) Herbiri ayrı birer dizge olarak; ve, 2) Birlikte ve karşılaştırmalı olarak incelenmesiyle, genel tanım ve kuramlara ulaşmayı amaçlayan bilimsel çalışma alanıdır.

Dilbilimin yanıt aradığı sorular: Dil nedir? Dilin işleyişi nasıldır? İnsanın kullandığı dil yada diller öteki canlı türlerinin iletişim dizgelerinden nasıl ve ne ölçüde farklıdır? Çocuğun dil becerilerini kazanması nasıl oluyor? Diller neden ve nasıl değişiyor?... gibi sorulardır.

Dilbilim çağımızda önemini giderek arttıran  bir bilimsel alandır. İnsanbilimciler, toplumbilimciler, psikologlar, iletişim mühendisleri, yabancı dil öğretim uzmanları, konuşma bozukluklarıyla ilgilenen tıp uzmanları, yazarlar, gazeteciler, reklam yazarları, ve daha pekçok meslek üyesi dili daha yakından tanımak, daha iyi anlamak gereksinimini duyuyorlar.

Dilbilimci, çok dil bilen kişi değil, karşılaşacağı herhangi bir dili nasıl inceleyeceği konusunda yetinmiş, gerekli yöntem ve bilgi dağarcığını kszanmş kişidir. Dilbilimciden, örneğin Çince'nin sesblrimler dizgesini yada Japonca'nın ilgeçlerini açıklamasını isteyebilirsiniz, ama bu dilleri Pekin ve Tokyo yerlisi düzeyinde kullanıp konuşabilmesi koşulu aranmaz. Tıpkı bir müzikbilimcinin de ilk kez işittiği bir piyano sonatını ana tema, varyasyonları, armoni özellikleri açısından derinlemesine irdeleyebilmesine karşın, kendisi piyanoya otursa en azından aynı güzellikte çalamayahileceği gibi...

Çağdaş dilbilim, konuya "insansever" (= hümanizmacı) bilimlerin yan-tutan ayrımcılığiyla değil, toplum ve doğa bilimlerinin yöntemini kullanarak yaklaşıyor. Ortaya atılan belli bir varsayım, amaca göre geliştirilen araştırma teknikleriyle sınanarak, alandaki tüm verileri açıklayabilen yalın ve uyumlu bir kuram geliştirilebilirse doğrulanmış yada çürütülmüş oluyor.

Eski dilciler, dile ilişkin konuları kuralcı, ölçüt koyucu bir yaklaşımla ele alırlardı. Klasik yazarlar örnek alınır, ama doğaldır ki geçmiş bir dönemin yazılı metinleri incelenerek ortaya konulan "doğruluk" kural ve ölçütleri dilin yaşayan gerçeklerine ters düşerdi. Kısacası dilcilik, fildişi kuleye kapanmış, skolastik bir gelenek görünümü taşıyordu.

Avrupalı dilciler klasik Yunan ve Latin metinlerinden örnekseyerek oluşturdukları kural ve örüntüleri yaşayan Batı dillerine uygulama çabasını sürdürmüş; bizdeki dilciler ise bu "kurallar" dizgesini ikinci gömlekten ödünç alarak, tümüyle farklı bir dil ailesinden gelen Türkçe'ye de uydurmak hatasına düşmekten kurtulamamışlardır. Okullarda okutulan "dilbilgisi" derslerinin öğrencilere en sevimsiz gelen dersler sıralamasında başı çekmesine ve gereken başarının sağlanamıyor olmasına şaşmamak gerek...

Oysa yaşayan bir dilin belki de en değişmez kuralı, konuşanların dudaklarında kesintisiz bir değişme sürecini yaşıyor olmasıdır. Dolayısıyla da değişmez kurallar kavramı dilbilimcinin yabancısı olduğu bir düşüncedir. Çağdaş dilbilim, yaşayan ve konuşulan dildeki edim ve eğilimlerin belirlenip tanımlanmasıyla ilgilenir. Kısacası dilbilimci bir yargıç değil, bir gözlemcidir. Çaşdaş dilbilimde sevilen bir imge ile, tireni ardından sürükleyip götüren lokomotifin makinisti değil, yol boyunca gördüklerini bir kenara yazmakla yetinen dikkatli bir yolcudur..

Demek ki çağdaş dilbilimin inceleme alanı yaşayan, konuşulan dillerdir. Başlıca amaç, önyargısız bir yaklaşımla gerçekleştirilecek çözgüleme (tahlil, analiz), tanıtlama (betimleme, tasvir) ve açıklama etkinlikleridir. Yeni varsayımlar geliştirilmesine olanak tanıyacak derlitoplu bilimsel bir kuram ortaya konulması bu çalışmaların verimli sonucu olacaktır. Geçmişteki "klasik" bir dönemden günümüze değin ulaşmış metinler ise, sözümona "doğruluk/yanlışlık" ölçütlerinin saptanması gibi yanıltılı bir amaçla değil, dildeki değişmenin incelenmesi amacıyla değerlendirilir. Bu yaklaşım, her değişmeyi aynı zamanda bir bozulma, bir yozlaşma olarak değerlendiren eski dilcilerin dil anlayışından çok farklıdır.

Ve nihayet, Konuşma dili dahil hertürlü bilişim/bildirişim ortamlarının genel kuram ve araştırma alanı olarak tasarlanan Semiyotik (semiyoloji, göstergebilim, işaretbilim, imbilim) alanında, SENTAKS (işaretler arası ilişkiler ve örüntüler: gramer); SEMANTİK (işaretler ve bunların yerine geçtikleri nesnel ve kavramsal "gerçekler" arasındaki ilişkiler); PRAGMATİK (işaretler ve bunları kullananlar arasındaki ilişkiler; kullanım eylem ve düzeylerine ilişkin bilgiler) gibi konular üstünde çalışılmaktadır.

BAŞA DÖNÜŞ

if'li cümleler

     if'li cümleler