GİRİŞ

 
 

Konuşma dilimiz, biyolojik türler arasındaki biricikliğimizin itici gücü ve sembolüdür.

Gözlemlenebilir iletişim davranışları kadar, bu davranışlara olanak sağlayan anatomik/nörolojik (yada teknolojik) yapı ve yetenekler de kapsam içinde düşünülmek koşuluyla, bilişsel veya/ve iletişsel süreçlerde kullanılan her türlü belirtme (semiosis) olayını dil başlığı altında gözden geçirmek durumundayız.

Oysa günlük kullanımda, dil sözcüğünden genellikle konuşma dili anlaşılır. Konuşma diline tanınan bu ayrıcalığın gerekçesi ise bellidir. Konuşma dilinin Homo sapiens'in evrimindeki yeri ve önemi düşünüldüğünde, bu biyolojik türün önde gelen özelliğinin onun Homo loquens olduğu kolaylıkla gösterilebilir. Konuşma dilimiz, biyolojik türler arasındaki biricikliğimizin itici gücü ve sembolüdür.

Yeryüzüne yayılmış insan topluluklarının dilleri incelendiğinde, (a) evrensel geçerliği gözlemlenen; (b) dolayısıyla, bu biyolojik türün konuşmaya dayalı bilişsel becerileri ve iletişim oluğundaki ortak niteliklerini belirleyen; (c) o halde, konuşma dilinin öteki biyolojik türlerdeki bilişsel ve/veya iletişsel davranışlarla karşılaştırılmasında birer ölçüt olarak başvurulabilecek temel özellikleri "konuşma dilinin evrenceleri" olarak tanımlıyoruz.(1)

1961 yılında Dobbs Ferry, New York'da toplanan dil evrenceleri konulu kongrenin sonuç bildirgesinde(2) şöyle denilmekteydi:

Dünya dilleri arasında sonsuz sayıdaki şaşırtıcı farklılıkların ötesinde, evrensel boyutlarda geçerli bir bütünlük bulunmaktadır. ...Dil evrencelerinin. tüm insanların paylaştıkları dil özelliklerini ve dil eğilimlerini belirleyen temel saptamalar olmaları doğaları gereğidir. ...dil bir yandan bireysel bir davranışın, öte yandan ise genel kültürün görünümünü verdiğine göre, dil evrencelerinin bulgulanmasının da bir yandan temeldeki psikolojik ilkelerle köprü kurulmasında (psıkodilbilim), öte yandan insan kültürleri için genelde geçerli kavramlaştırmaların kaynağına gidilmesinde (etnodilbilim) temel gerekirliktir (Greenberg, 1963:xv).

Dil evrencelerinin belirlenmesi, genel dilbilimde olduğu kadar dil felsefesi, dil antropolojisi ve psikodilbilim gibi uzmanlık dallarında da öteden beri üzerinde önemle durulan bir çalışma alanı oluşturmuştur. Tanımlar, listeler, itirazlar, yeni verilerin ışığında farklı listeler birbirini izlemiştir.

Dil evrencelerinin primat atatürlerinden günümüz insanına ulaşan çizgide kazanıldığı ortam ve koşulların, buna ilişkin kronoloji ile birlikte ortaya konulabildiği ölçüde, konuşma dilinin evrimine de ışık tutulmuş olacağı açıktır.

Örneklemek gerekirse, diyelim ki dilin önemli evrencelerinden birinin, iletişimin ses aygıtı - işitim aygıtı oluğunda  gerçekleşmesi olduğunu gösterebilirsek, çağımız insanına ulaşan çizgideki fosil bulgularını -- ses aygıtı anatomi ve nöro-fizyolojisindeki evrimi açıklığa kavuşturabildiğimiz ölçüde -- önemli bir parametre niteliğiyle ortaya koymuş oluruz.

 

II. DİLİN EVRİMİ KONUSUNDA EVRENCE YAKLAŞIMININ SORUNLARI

"Evrence" kavramının konuşma dilinin evrimi konulu bir araştırmaya uygulanmasında aşağıda sıralayacağımız noktaların gözönünde tutulması önem taşımaktadır:

1} Evrenceler, dillerle ilgili temel sayıltılarımız olmak durumundadır. Ne var ki, bunların deneyimsel (ampirik), ya da başka bir deyişle, nesnel açıdan doğrulanmaları olanaklı verilere dayandırılmaları beklenmekle birlikte, sayıltılardan yana araştırmacıların farklı listelerden yola çıkmaları, yada farklı listelere ulaşmaları olasılığı geçerlidir.

Şöyle ki,  üç ayrı araştırmada dil davranışlarımızın belirleyici özelliği olarak şu üç farklı özellik seçilmiş olsun: (a) konuşma oluğunda gerçekleşiyor olması; (b) üretici bir sistem oluşturması; (c) bir sosyal etkileşme aracısı olması...

Sonuçta, bu sayıltılara koşut olarak, (a) insanın öteki hiçbir biyolojik türde eşi benzeri bulunmayan bir iletişim sistemine sahip olduğu; (b) arıların balözu kaynaklarına ilişkin dans dili ile karşılaştırıldığında yalnızca dereceli bir üstünlük gösterdiği; (c) hayvanlar âlemindeki dil davranışlarının önemli bir bölümüyle ortak işlev taşıyan bir iletişim ortamı olduğu gibi -- gerçekte ya da görünüşte -- birbiriyle uzlaşmaz çıkarsamalara ulaşılacaktır.

2} Ne var ki, bu genel gözleme dayandırılarak, dil evrencelerini belirleme çalışmalarının bir zihin jimnastiğinden öte gitmediğini savunmak yanlış olur. Araştırmacı sayıltılarının seçiminden kendisi sorumlu olmakla birlikte, başlangıçtaki varsayımın (hipotezin) araştırma sonucunda doğrulanabilme olasılığı, bu varsayımın mantıklı bir ilişki modeli öneriyor olması kadar, sayıltılarının geçerlik derecesine de bağlıdır. Bilimin kollektif çabası, giderek daha güvenilir genellemelerin (ki bunlar, bir sonraki araştırmanın sayıltıları olacaklardır) ortaya konulmasıdır. Dil evrenceleri konusunda çoğu araştırmacılara koşut bir seçimle, çıkış noktamız Hockett'in (1958, 1960, 1963) listesi olacaktır. Fakat öte yandan, Hockett'in önermelerini aradan geçen yirmi yılın [1981 itibariyle] getirdiği yeni gözlem ve araştırma verilerinin ışığında gözden geçirirken ortaya koyacağımız değerlendirmeyle bilimsel etkinliğin bu olağan çizgisini örneklemiş olacağız.

3} Konuşma dilinin herhangi bir evrencesi, (a) insanın evriminde konuşma dili öncesi bir dönemde kazanılmış, anlatımını bir başka iletişim oluğunda bulmuş olabilir (homolojik süreklilikler); (b) öteki biyolojik türlerce geliştirilmiş dil davranışlarıyla paralel evrim göstermiş olabilir (analojik benzerlikler). Gerek geçmişteki insansı gruplarının dil becerilerinin gözden geçirilmesinde ve gerekse öteki biyolojik türlerdeki iletişim dizgelerinin incelenmesinde, karşılaştırma parametrelerimizi -- yani, evrenceler listemizi -- sayıca geniş tutmak ve tartışmayı bu geniş baz üzerinde kabul etmek durumundayız. Kısacası, tek ölçütlerden kaçınarak, çok-ölçütlü ve bağlaşık evrence dizilerinden hareket etmemiz gerekmektedir.

4} Evrim kuramı, tekhücrelilerden insana tüm biyolojik türlerin ardarda dizildiği bir zincir modeli öngörmemekte; bir ağaç modeli üzerinde çeşitli kollara ve dallara ayrılarak herbirisi kendi çizgisindeki evrimini bağımsız sürdürmekte olan (veya tükenmiş) biyolojik türler önermesini getirmektedir. Biyolojik türlerin davranışlarındaki homolojik ve analojik benzerlikler bu modele göre değerlendirildiğinde, aşağıdaki İki önemli noktanın gözönünde bulundurulması gerekmektedir:

4a} Analojik Açıdan Benzerlikler: Kimi biyolojik türler, farklı çizgilerde evrilmiş olmalarına karşılık, benzer ekolojik işlevleri koşut özellikler geliştirerek yanıtlamış olabilirler. Örnekse, böcekler ve memeliler sınıfı canlıların evrim ağacının farklı kollarında türleşmiş ve insana ulaşan çizginin hiçbir zaman bir "böcekler kademesinden" geçmemiş olmasına karşın, Apis (arılar) ve Homo sapiens iletişim olanakları açısından önemli bir dil evrencesini ortaklaşa paylaşmaktadır: Zaman ve uzam (mekân) içinde başkalama yeteneği (10 no'lu evrenceye bknz.). Aynı özelliğin evrim ağacında insana en yakın primat türlerindeki çağrı dizgelerinde dahi sözkonusu olmadığına, primatlarla yürütülen laboratuvar çalışmalarına ilişkin birkaç anekdotun ise tartışma konusu olmaya devam ettiğine önemle dikkati çekebiliriz. Ne var ki bu tür analojik benzerlikler, diyelim ki böcekleri primatlara göre daha "insansı" olduklarını düşünmemizi gerektirmez.

4b} Homolojik Açıdan Benzerlikler: Evrilme sürecinin öteki biyolojik türler için de kesintisizlik taşıdığını düşünecek olursak, yaşayan akraba türler arasında yapılacak karşılaştırmaların ancak ortalama değerlerle geçerlik taşıyabileceği sonucuna varmamız güç olmaz. Dil davranışlarının evrimi açısından bunun anlamı şudur: İnsana en yakın türlerdeki iletişimşim davranışları, insanın atatürlerince bir zamanlar kullanılmış iletişim dizgelerinin o günden bu güne donup kalıplaşmış şekli olmasa gerekir. Karikatürize ederek söylersek, olay insanın şempanzeden evrimi değil, insan ve şempanzenin ortak atatürlerden aynmlaşarak farklı çizgilerde evrilmeleri, yani "amca çocukları" olmalarıdır. İnsan ve hayvan davranışlarının eşzamanlı boyutta karşılaştırılmasında yanılgıya düşülmemesi için, araştırmanın evrim kuramının çokzamanlı (tarihsel) bakış açısı ile yürütülmesi gerekir.

5} Günümüzde işaret bilimi (imbilim, semiyoloji, semiyotik), dilbilim, etoloji (hayvan davranışları bilimi) ve primatlara "dil öğretme" konusunda sürdürülen çabaların ışığında, evrenceler listesinin esnek tutulması ve evrencelerden herbirisinin parametrik değerinde kaymalar olabileceğinin dikkate alınması önem taşımaktadır.

Dökümünü sunmaya çalıştığım bu yada benzeri sorun alanlarına, araştırmanın amacı, kapsamı yada niteliği açısından başkaları da eklenebilir. Ancak, "(konuşma)dil(i) olmayan" iletişim dizgelerinden konuşma diline geçiş ve bu geçişin kronolojisinin araştırılmasında evrence yaklaşımı kavram ve yöntem olarak kaçınılmazlık taşımaktadır. "Konuşma dilinin evrenceleri" başlığı altında ele aldığımız ölçütler, bu geçişten söz edebilmek için başvurduğumuz karşılaştırma parametrelerinden başka birşey değildir. Sonuçta, eşzamanlı boyutta belirlediğimiz evrenceler dizisini, ardzamanlı boyutta ise primat ata-türlerinden İnsansılara ve insansılardan insana geçişin kronolojisine uygulamış oluyoruz.

----------------------------------------------------

1. "Evrence" terimi, Türkçe literatürde tarafımdan önerilmiştir. Başkan (1967:172-80) buna genelce demiştir. "Evrence" terimi, Charles F. Hockett'in geliştirdiği "design feature" kavramına karşılık olarak düşünülmüştür. Bir dilbilim terimi olarak İngilizce'de "language universals" çok daha yaygındır. Buradaki "absolute universel / universal tendency" ayrımı için, Türkçe'de "kesin evrence" ve "evrensel eğilim" karşılıkları düşünülebilir.

2. "Memorandum Concerning Language Universals presented to the Conference on Language Universals, Gould House, Dobbs Ferry, New York, April 13-15, 1961". Joseph H. Greenberg, Charles E. Osgood, ve James J. Jenkins imzalarını taşımaktadır.

BAŞA DÖNÜŞ