III. CHARLES F. HOCKETT'İN ON ALTI EVRENCELİ LİSTESİ

 
 

Aşağıda ayrıntılarıyla sunduğumuz madde açıklamalarımızda, ilk paragrafta Hockett'in görüşleri özetlenmekte, daha sonraki paragraflarda ise konuya ilişkin yeni veriler ve farklı görüşler gözden geçirilerek bir değerlendirmeye gidilmektedir.

Dil evrenceleri konusundaki kavramlarımızın pekçoğunu Amerikalı antropolog ve dilbilimci Charles F. Hockett'e borçluyuz. Geniş bilgisi ve titiz çalışmalarından ötürü, son yirmi yılın [1981 itibariyle] özellikle etoloji (hayvan davranışları bilimi) alanında getirdiği önemli ek bilgilere karşılık, Hockett'in görüşleri değerini koruyor. Bir sonraki bölümde tartışacağımız evrenceler listesini, Hockett'in üç ayrı yayınından (Hockett, 1958, 1960, 1963) birleştirerek geliştirdim. Madde başlıkları toplu görünümüyle şöyledir:(3)

1) Ses aygıtı - işitim aygıtına dayalı oluk (*) (vocal-auditory channel)

2) Yayılımcı gönderim - yönlendirici işitim (*) (broadcast transmission and directional reception)

3) Hızlı yitim (*) (rapid fading, transitoriness)

4) Karşılıklı kullanılabilirlik (interchangeability)

5) Özdenetim (*) (total feedback, complete feedback... Lütfen dikkat: "özdenetim" terimini "feedback" karşılığı önermiyorum; bir dil evrencesi olarak "feedback" karşılığı öneriyorum)

6) Özelleme (specialization)

7) Anlamlılık (semanticity)

8) Nedensizlik (arbitrariness)

9) Ayrıklık (discreteness)

10) Başkalama (displacement)

11) Üreticilik, açık sistem olmak (productivity, openness)

12) Kültürel geçişlilik (cultural transmission, traditional transmission)

13) İkili örüntüleme (*) (duality of patterning)

14) Yalanciklama (*) (prevarication)

15) Üstdil kullanımı (*) (reflexiveness... Dilbilim terimlerimizden "üstdil" (metalanguage) teriminin burada da kullanılabileceği kanısındayım)

16) Öğrenilirlik (learnability)

Hockett bu evrencelerden yedisini (4,6,8,10,11,12,13) A Modern Course in Linguistics başlıklı kitabında "insanın doğadaki yeri" konusunda ayrıntılarıyla incelemiş (1958:569-86); daha sonra "dilin evrimi" ile ilgili bir çalışmasında onüç başlık altında (listedeki son üç evrence eksiğiyle) geliştirdiği ikinci bir listeyi (1960); "dilin evrenceleri" başlığı altında yeniden gözden geçirerek toplam onaltı maddeye çıkarmıştır (1963).

 

IV. KONUŞMA DİLİNİN EVRENCELERİ

Aşağıda ayrıntılarıyla sunduğumuz madde açıklamalarımızda, ilk paragrafta Hockett'in görüşleri özetlenmekte, daha sonraki paragraflarda ise konuya ilişkin yeni veriler ve farklı görüşler gözden geçirilerek değerlendirmeye gidilmektedir.

1) Ses Aygıtı - İşitim Aygıtına Dayalı Oluk: Konuşma dilinin belki de en açık seçik biçimde gözlemlenebilir evrencesidir. Konuşma üretiminde bir konuşma aygıtı, duyumlanmada ise bir işitim aygıtı anatomik düzeyde görev üstleniyor. Sistemin iletim oluğu hava tabakasıdır ve gönderimler titreşim dalgaları kimliğinde gerçekleşir.

Bu evrencenin insandaki yada bir başka biyolojik türdeki nörolojik dil yeteneğini bağlamayacağı açıktır.(4) Çeşitli ülkelerde yakın zamanlardaki eğilim, doğuştan "sağır/dilsiz" kimselerin (ki, en çarpıcı örneği doğuştan kör ve sağır olan Helen Keller'in dil öğrenmesidir) dil öğrenmekteki ciddi handikaplarına karşılık, yalnızca sağır olarak tanımlanması, "dilsizlik" kavramının reddedilmesi yolundadır (İzbul, 1979:38). "Dilsizlik", konuşma yolu anatomisi yetersizliği veya patolojisi ile de eş tutulamaz. Bu konuda en doğru ölçüt nörolojik yetersizliktir. Bu durum, konuşma dilinin yalnızca fiiziksel ve anatomik yönleriyle tanımlanamayacağı, bilişsel konularla ilgili evrencelerle bağlaşık düşünülmesi gerektiği yolunda kuvvetli bir ipucudur.

Nitekim, şempanze ve goril gibi insana en yakın primat türleriyle sürdürülen "dil öğretimi" çalışmalarında (Fouts, 1972, 1974; Gardner ve Gardner, 1969, 1971, 1975; Patterson, 1978; Premack, 1970. 1971a. 1971b, 1971c, 1976; Premack ve Premack, 1972; Rumbaugh ve arkadaşları, 1973; Savage-Rumbaugh ve arkadaşları, 1980; Terrace ve arkadaşları, 1979)(5) konuşma ortamında hiçbir ilerleme elde edilemezken, özellikle görsel olukta "şaşırtıcı" DİL becerileri ile karşılaşılmıştır (İzbul, 1979: 38). Lieberman ve arkadaşları (1972), şempanzelerin "konuşma yolu" anatomisinin konuşmaya dayalı bir dil sistemi geliştirmek için fonetik ve akustik açıdan elverişli olmadığını göstermişlerdir. Bu durumda, insansılarda dil yeteneğinin konuşmadan farklı oluklarda gerçekleştirilmiş olabileceği tartışması ön plâna çıkmaktadır. (Hewes, 1973; Falk, 1980; Hockett'in primat çağrı dizgelerinden konuşma diline doğrudan geçiş konusundaki görüşleri için V. Bölüme bknz.; duyum ortamları arası geçiş fizyolojisine ilişkin sorunlar için Davenport ve Rogers, 1970; Geschvvind, 1970)  Sözün kısası, ses aygıtı - işitim aygıtına dayalı oluk ilkesi, konuşma dili için kesin bir evrencedir; fakat DİL için bir ölçüt sayılamaz.

Kimi biyolojik türlerdeki iletişim örneklerini gözden geçirdiğimizde, diyelim ki ağustos böceklerinde de ses işaretleri gönderimine dayalı davranışlar görürüz (Barry ve arkadaşları, 1965:36). Fakat buradaki belirtke (sinyal) üretimleri, bu amaç için özel olarak evrilmiş bir sesleme aygıtı yoluyla değil, birincil işlevi başka bir göreve hizmet etmek olan kanatların hızla ve sürekli olarak birbirine çırpılmasıyla elde ediliyor.(6) Sosyal böceklerden arılarda (von Frisch, 1967; Wilson, 1971) ve karıncalarda (Wilson, 1971) ise dokunma ve koku duyumlamasına dayalı belirtkeler önplândadır.

Özel amaçla, ses üretimi ve işitimi için gelişmiş iki anatomik dizge arasında kalan bir iletişim oluğunun önemli üstünlüğü, öteki organların başka etkinlikler için serbest kalmasındadır. Böyle bir gelişmenin, orman yaşamına uyarlanan primatlar ve âlet yapımı-kullanımına uyarlanan insansılar için temel bir dönüşüm sayılabileceği açıktır. Öte yandan konuşma dilinin insana ulaşan çizgide kazanılmış önemli evrencelerinden pekçoğunun (ikili örüntüleme, üreticilik, hızlı yitim, tam özdenetim gibi) sese dayalı olmayan bir başka bildirişim oluğunda aynı kolaylıkla gerçekleştirilemeyeceği de gösterilebilir.

2) Yayılımcı Gönderim - Yönlendirici İşitim: Sese dayalı bir iletişim oluğunda gönderilen bildirimlerin işitim alanı içinde çepeçevre her yönden duyumlanması, ses dalgalarının fiziksel özelliklerinden ileri geliyor. Buna karşılık işitimde ise, çift kulak sistemi ve kafanın boyun omurları üzerinde hareketli oluşu, olağan durumlarda bildirim kaynağının yönünü saptamaya olanak sağlıyor.

Sese dayalı iletişim sistemlerinde bu evrenceden dolayı sağlanan üstünlük, gönderim kaynağının ayrıca bir bildirime gerek kalmaksızın yerinin belirtilmekte oluşudur. Diyelim ki bir primat türünce kullanılan yiyecek çağrısı, yalnızca "yiyecek" anlamını iletir; kaynağın yerini ise yönlendirici işitim gösterir. Buna karşılık, iletilen bildirimleri ve bildirim kaynağının yerini dostlar kadar düşmanların da kaydetmesi bu ilkenin zayıf noktasıdır. Doğada genellikle ya en güçlü olanların ya da coğrafî bakımdan yalıtılmış türlerin (deniz aslanları gibi) gürültücü türler olduğu yaygın bir gözlemdir. Nitekim insansılarda, âlet yapımı-kullanımı geliştirilmesiyle yırtıcı hayvanlara karşı korunmanın sağlandığı dönemlere gelininceye kadar iletişim ortamı olarak konuşma dili yerine işaret dilinin tercih edilmiş olabileceği görüşü de bu gözleme dayandırılmaktadır (Kortlandt, 1973).

İlgi çekici diğer bir nokta, konuşma dilinin "başkalama" evrencesi ile, bildirim kaynağı uzam (mekân) boyutunda bulunduğu yere göre farklı konumlar ilişkin bildirimlerde de bulunabilmektedir. İnsan dışında primat türleri bu olanaktan yoksundur. (Ancak başkalayabilme özelliği konuşma dili ile sınırlı değildir: Sayfa 04, Evrence No 10, Başkalama maddesine bknz.)

3) Hızlı Yitim: Konuşma dilinin bu evrencesi de yine ses dalgalarının fiziksel özelliklerinden kaynaklanıyor. Bildirimlerin duyumlanması, gönderimler süresince işitim alanı içinde bulunulması önkoşuluna dayalıdır. Konuşma dilindeki belirtkeler kalıcı değildir; titreşim dalgaları çepeçevre yayılarak, hızla kaybolur.

Hayvanların türdeşleriyle buluşmalarını yada avlarının izlerini sürmelerini sağlayan koku işaretleri -- kimyasal nitelikteki işaretler -- çok daha kalıcıdır. Karınca ve öteki sosyal böcek türlerinde koku işaretleşmesi önplândadır (Wilson, 1971). Vücudun çeşitli dokularınca salgılanan bu tür işaretler hayvanlar âleminde şaşılacak zenginlikte ve yaygınlıktadır. Kalıcı olmalarından dolayı "uzaktan haberleşme" işlevini de karşılayabilen koku işaretleri için çarpıcı bir örneği, bilimsel adı Actias selene olan bir pervane türünde görüyoruz. Dişi pervane uygun bir rüzgârı kullanarak yaydığı koku işaretleriyle erkeğini 10 km'ye ulaşan uzaklıktan cezbedebilmektedir (Barry ve arkadaşları, 1965:37).

Ne var ki koku işaretlerinin yayılması hava akımlarıyla bağımlıdır. Oysa titreşim dalgalarının hava tabakasındaki sabit yayılma hızından sağlanan hızlı yitim özelliği, kısa süreli aralıklarla ardarda bildirimler gönderilebilmesine ve iletişim oluğunun sürekli açık tutulmasına olanak tanır. Böylece, birim zaman başına gönderilecek "bit"(7) bilgi miktarı açısından önemli bir üstünlüğü beraberinde getiriyor. Hızlı yitimin bir defada duyumlanma ve anlaşılabilme açısından varolan sakıncası ise, yineleme yada benzeri başka pekiştirme yollarına başvurularak giderilebiliyor. Konuşma dilindeki artıkbildirim(8) olgusu da bu yüzden önemlidir. Öte yandan, yazının ve giderek ses kayıt bandı, film şeridi, video bandı gibi teknolojik olanakların geliştirilmesiyle, konuşma dilinin de kalıcılığının sağlanmış olduğu söylenebilir.

----------------------------------------------------

3. Türkçe literatürde, bildiğim kadarıyla, ilk defa tarafımızdan önerilmiş yada burada önerilmekte olan terimler (*) işareti ile belirtilmişlerdir.

4. Evrencelerin tek ölçütler olarak değil, bağlaşık diziler olarak ele alındıklarında kullanım değeri kazanacaklarına II.3.'de değinmiştik.

5. Bu yayınları Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampusu Kütüphanesi ve ODTÜ Kütüphanesinden sağlamak mümkündür.

6. İnsanlarda da, ellerin çırpılması ya da ayakların yere vurulması gibi, bu tür sese dayalı fakat konuşma dili dışı iletişim davranışlarına rastlanılmaktadır.

7. Bilgileme Kuramında (Information Theory, Shannon ve Weaver, 1949) kullanılan "the bit" karşılığı daha önce önerdiğim karşılığı böylece geri çekmiş oluyorum (2004).

8. Burada da, tıpkı yukardaki gibi, aradan geçen yirmibeş yılda yerleşmiş bulunan terimi kabul ederek, daha önceki önerimi geri çekiyorum (2004).

BAŞA DÖNÜŞ