Onaltılı "Evrenceler" Listesinin Devamı...

 
 

"Nedensizlik" ilkesi ile, sözcüklerin belirli bir geleneğin ürünü olmaları dışında, eldeki biçimleriyle hiçbir sebebe bağlanamayacağı anlatılıyor...  Başlangıçta özce kökenli ve doğal yansımalı sayılabilecek sözcüklerin de dile girdikten sonra artık o dilin genel ses değişimi süreçlerine uyum sağladıklarını ve nedensizlik yönünde değişime uğradıklarını dikkate almalıyız. Ü'ürü-üüü ile kok'ko-ri'koko arasındaki sesleme farklılığı, herhalde Türkçe ve İspanyolca konuşulan ülkelerde horozların da farklı diyelekler kullanmasından ileri gelmiyor olsa gerek.

4) Karşılıklı Kullanılabilirlik: Patolojik durumlar dışında, konuşma topluluğunun bütün yetişkin üyeleri, dildeki herhangi bir bildirimin ister alıcısı ister göndericisi durumunda olabilir. Fakat örneğin dikenli balık Gasterosteus aculeatus için, erkek ve dişinin döllenme öncesi anlaşma ve iletişim özel davranışlarının karşı tarafça uygulanması, tekrarlanması, yada taklit edilebilmesi sözkonusu değildir. Aynı şekilde, doğada antilopların kükreyeceği ve bunu işiten arslanların tabana kuvvet kaçışacakları bir ortam düşünülemez (Hockett, 1958:578). İnsanda da, ilk bebeklik süresince ana-baba / yavru arasındaki iletişim -- ana-babanın bebeğin taklidini yapmayı seçmedikleri sürece -- karşılıklı kullanılır nitelikli olmayan belirtiler ve tepkiler niteliği taşımaktadır.

Bilgileme Kuramı'nda(9) geliştirilen genel bildirişim şemasına (Shannon ve Weaver, 1949:5) dayandırılarak, karşılıklı kullanılabilirlik ilkesi için şöyle bir tanım da verilebilir: Bir bildirişim çevriminde, bildirimlerin kaynağı ve vericisi ile alıcısı ve hedefi olma durumunun, karşılıklı olarak, aynı oluk boyunca ve aynı kodlama sistemi kullanılarak değişmeli yürütülebilmesi...

5) Özdenetim: Patolojik durumlar dışında, bildirim kaynağı, göndermekte olduğu bildirimleri eşzamanlı boyutta kendisi de duyumlamakta ve algılamaktadır. Özdenetim, iki önemli işlevi karşılar: Bir yandan, bildirim davranışlarının içe dönük yansıması olarak "düşünme" eylemi ile özdeşlik taşır; öte yandan, bildirimlerin sesleme, sentaks, ve anlam bakımından sürekli denetimine olanak sağlar. Böylelikle yanlışlıklar zaman yitirmeksizin düzeltilebilir, eksiklikler giderilebilir.

Bu denetim, bildirimlerin hedefte uyandırdığı tepkilerin ölçülmesine dayalı bir başka iletişim oluğu aracılığıyla da yine eşzamanlı boyutta gerçekleştirilebilirdi; fakat bu organizmanın birden fazla anatomik dizgesini aynı işleve yöneltmesi gibi gereksiz bir yüklemeye yol açardı. Ayrıca, istenen tepki zaman boyutunda bir başka konuma ilişkin olabilir: Özdenetim ilkesi olmaksızın, örneğin "Yarın saat beşte," bildiriminin ertesi gün o saatten önce denetlenebilmesi sözkonusu olamazdı. Tabiî, her bildirimin ardından, "Ne dedim?" sorusu yöneltilmedikçe ya da emir tekrarı istenmedikçe...

Konuşma dilinde özdenetim, konuşma organları hareketlerinin hissedilmesi, konuşanın kendi sesini işitmesi, yüz kemikleri titreşimlerinin içkulakta kaydedilmesiyle karmaşık bir duyumlama düzenine dayalıdır. Kişinin kendi sesini bir ses kayıt cihazı aracılığıyla -- yalnızca hava titreşimleri yoluyla -- ilk kez işittiğinde tanımakta güçlük çekmesinin nedeni budur.

Öte yandan, biyolojik programlanmaya dayalı iletişimde, mutasyondan kaynaklanan yada patolojik durumlar dışında, iletilerin "yanlış" ya da "eksik" gerçekleşmesi düşünülemez. Bu nedenle de o sistemlerde özdenetim mekanizmasına ayrıca gereksinim duyulmamış olması doğaldır. Konuşma dillerinin özdenetim evrencesinin, sistemin genetik kalıtımlı bir sistem olmayıp, kültürel bir sistem olduğuna kanıt sayılabileceği çıkarsayabileceğimiz bir başka sonuçtur. Nitekim, bir önceki maddede sözü edilen dikenli balık türünde erkek, dişisi için çiftleşme çağrısı niteliği taşıyan kendi parlak kırmızı renkli karnını veya parlak mavi göz rengini kendisi de görmek yahut denetlemek durumunda değildir (Hockett, 1958:571). Oysa konuşma dilinde bildirim kaynağı, göndermekte olduğu bildirimlerin niteliğini ve doğruluğunu, hem öteki duyumları aracılığıyla hedefteki tepkilerini ölçmek, hem de kendi işitimi aracılığıyla doğrudan denetlemek olanağına sahiptir. Doğuştan sağır kimselerin dil öğrenmekte karşılaştıkları güçlükler, özdenetim ilkesinin önemine işaret ediyor.

Özdenetim konusu, sibernetik biliminin temel ilgi alanlarından birisini oluşturmakta, bildirimlerin hedefi olan birimden kaynak birime ulaştırılan ve iletimlerin yeterliliği hakkında sürekli bilgi ve denetim olanağı sağlayan geriye sinyalleme sürecini ifade etmektedir.

6) Özelleme: Konuşma sırasında sarfolunan enerji, bildirişim dışında herhangi bir amaca yönelik değildir. Fizyolojik anlamda bir başka işlevi karşılamamaktadır. İki kişi arasında kapalı yerde geçecek en "hararetli" tartışmanın bile bulundukları yerin ısı derecesi üzerinde kayda değer bir etki göstermeyecektir. Dişi dikenli balığın (Gasterosteus aculeatus) erkeği için bir aşk çağrısı niteliği taşıyan karnındaki genişleme ise, fizyolojik bir gelişmeden kaynaklanmakta, döllenmeye hazır yumurta birikiminin doğal bir yanürünü olmaktadır. Sıcak bir yaz günü dili bîr karış dışarda soluklanmakta olan köpeğin çıkardığı sesler, bizim için, kendisinin nerede ve ne durumda olduğunu gösteren bir işaret niteliği taşıyabilir. Ancak davranış, böyle bir anlamın aktarılması amacına yönelik olmayıp, fizyolojik bir işleve -- serinlemek gereksinimine -- yanıt vermektedir.

Caruso'nun ses titreşimleriyle kristal bardakları kırdığı söylenir. Yunuslar ise "klik-klik" seslerini radar sinyali olarak kullanır. Bunlar sesin, fiziksel bir enerji gücü olarak kullanımına örneklerdir. Ancak, verilen-alınan ses belirtkeleri (sinyalleri) belirli bir etki-tepki ilişkisini harekete geçiren doğrudan bir tetikleme mekanizması kimliği taşımıyorsa (elektrik düğmesini çevirince ampulün ışık vermesi, morötesi ışınların etkisiyle güneşte derinin kararması, gibi) o zaman "özellemeli" bir bildirimle karşı karşıya bulunduğumuzu kabul ederiz. Köpeğin serinlerken çıkardığı sesler bu sebeple bir bildirişim davranışı olarak değerlendirilemez. Hockett'in (1958:578-9} verdiği bir diğer örnek şudur: Sofrayı evdekilerın gözü önünde hazırlamamız, onları sofraya çağıran doğrudan bir belirtke (sinyal) niteliği taşır. Oysa kendilerini, hazırlanışını görmedikleri bir sofraya, "Yemek hazır, sofraya buyurunuz..." gibi sözlerle çağırmışsak, o zaman bu amaçla sese dönüştürülerek sarfolunan enerji özellemeli bir bildirim niteliği taşımaktadır. Hockett (1958:579), işaret ve bildirimlerin özelleme niteliğinin ancak dereceli bir ölçekte değerlendirilebileceğini, insan dilinin özelliğinin ise bu ilkeye yüksek derecede ve yaygın biçimde dayalı oluşunda aranması gerektiğini ayrıca gösteriyor.

7) Anlamlılık: Bir önceki maddede saydıklarımızdan, örneğin köpeğin soluklanması, sıcaktan bunalmış olduğu anlamında kendisi tarafından çevresine yöneltilmekte olan bir anlatım değil, sıcaktan bunalmış olma durumunun doğal bir parçasıdır. Konuşma dilinde ise, kullanılan işaretlerle, işaret edilmekte olunanlar arasında, yerine geçme ya da temsil etme ilişkisi sözkonusudur: Belirtilenler ve belirteçleri(10) arasında çağrışım bağlaşıklığı kurulmuştur. Oysa dişi dikenli balığın genişlemiş karnı kendisi dışında bir başka anlam taşımamakta, bir başka şeyi temsil etmemektedir. Gibonların çağrı sisteminde ise, diyelim ki bir tehlike yada yiyecek çığlığı anlamlılık özelliğini taşımaktadır.

Hockett'in belirlediği şekliyle "anlamlılık" ve "özelleme" evrenceleri arasında ilk bakışta kayda değer bir farklılığın bulunmadığı, büyük ölçüde çakıştıkları, hatta özdeş oldukları düşünülebilir. Bu görünüm biraz da, verdiği ilk listede (1958: 578-9) her iki evrenceyi de aynı madde başlığı -- özelleme -- altında ele almış olmasında ileri geliyor. Aralarındaki fark şudur: Özelleme evrencesi, işaret niteliği taşıyan davranışın bildirişim amaçlı olup olmaması ayrımını belirlemektedir. Şöyle bir durum düşünelim: Saldırıya hazırlanan bir leoparı farkeden şempanze, bir yandan "tehlike" çığlığını vererek gruptaki öteki türdeşlerini uyarmış,(11) öte yandan kendi canını kurtarmak için en yakın ağaca sıçramıştır. Birinci davranışı, hayvanın kendi canını kurtarma girişimi ile ilgili bir enerji sarfı olmayışı ile özelleme, kendisi dışında bir başka şeyi temsil etmesi ile anlamlılık evrencelerine örnektir. İkinci davranışı ise, leopar tarafından "avının av olduğu", insanlar tarafından "şempanzelerin leoparlardan gelen tehlikeyi tanıdığı" anlamına okunabilmesine karşılık, kendisi dışında bir başka şeyi temsil etmemesi açısından anlamlılık evrencesinden, bildirişim dışında bir amaca hizmet eden bir enerji sarfı olması bakımından ise özelleme evrencesinden yoksundur.

"Anlamlılık" konusunda alanda gerçekleştirilmiş ilgi çekici bir gözlem Seyfarth ve arkadaşlarından (1980:801-3) geliyor. Buna göre, vervet maymunlarının çağrı sisteminde çevrede kendileri için tehlike oluşturan biyolojik türler için farklı işaretler bulunmaktadır ve bu işaretler anlamlılık ve kültürel geçişlilik ilkelerine dayalıdır. "Tehlike" çağrısının türüne göre, leopar alarmında hayvanlar en yakın ağaca kaçmakta, kartal alarmında bakışlar yukarı çevrilmekte ve saklanılacak uygun bir çalılık aranmakta, yılan alarmında bakışlar çevreyi taramaktadır. Yavrular ise, çevrede rastlanılan yüz kadar biyolojik türden pekçoğu için leopar alarmını vermekte, çeşitli kuşlar için kartal alarmına, yılana benzeyen hertürlü nesne için yılan alarmına başvurmaktadırlar. Tehlike sınıflaması yaş ve deneyimle gelişme göstermektedir. Örneğin yetişkinler, yılanlar arasında yalnızca pitonları dikkate almaktadırlar. Kısacası bu örnekte, çevredeki varlıklarla aralarında kültürel geçişliliğe dayalı olarak çağrışım bağlantısı kurulmuş işaretlerden oluşan bir bildirişim sistemi görmekteyiz.

8) Nedensizlik: Bir işaret işlevi(12) bünyesinde, belirteç ile belirtilen arasındaki ilişki kaçınılmaz olabileceği gibi, bütünüyle keyfî, yahut "nedensiz" de olabilir.(13) Konuşma dilindeki kelimelerin hemen tamamına yakını nedensiz tabiatlıdır. Tuz kelimesinin belirteci "tuzlu" değildir; kocaman bir yaratığı temsil eden balina kelimesinin boğumlanması, küçücük bir yaratığı temsil eden mikroorganizma kelimesinin boğumlanmasından daha kısa sürede tamamlanır (Hockett. 1960:90). Fakat örneğin arı dansındaki hareketler, balözü kaynağının mesafesiyle ters orantılı olarak, yakındaysa daha hızlı, uzaktaysa daha yavaştır; dolayısıyla bu işaretleri nedensiz sayamayız. Nedensizlik ilkesinin zayıf yönü, adı üstünde, işaretlerin keyfî olmalarıdır. Buna karşılık, önemi ve değeri, hakkında konuşulabilecek nesne ve kavramları sayıca sonsuz kılmasındadır (Hockett, 1960:90).

Güzel bir manzara ile bunun yağlıboya tablosu yada fotoğrafı arasında özce türü(14) (ikonik) bir ilişki sözkonusudur; fakat konuşma dilindeki "manzara" sözcüğü nedensizdir. Aynı biyolojik türün üyeleri olmalarına karşılık, farklı kültürlerde yaşayan insanların değişik diller konuşmakta oluşu, dildeki işaretlerin, kültürel geçişliliğe dayalı bir geleneğin ürünü olmaları yanında, nedensiz tabiatlı oluşuna dayalıdır. Bu gerçeği, dilin ontogenetik kazanımında bulûğ çağıyla bağlaşık bir üst yaş sınırı bulunmasıyla birlikte irdeleyen Hill (1972), bireylerin bu sınırı aştıktan sonra artık belli bir dil topluluğunun üyeleri olarak tanınmaları ve dilediklerince grup ya da kimlik değiştirememeleri gerçeğini konuşma dillerinin önemli bir evrencesi sayıyor.

Konuşma dillerindeki "doğal yansımalı" kelimelerin -- şırıl şırıl, patır kütür, gibi -- özce tabiatlı İşaretler sayılması gerektiği görüşü oldukça yaygındır. Ancak, başlangıçta özce kökenli olacağı düşünülebilecek bu tür belirteçlerin de dile girdikten sonra artık dilin genel ses değişimi süreçlerine uyum sağladıklarını ve nedensizlik yönünde değişime uğradıklarını dikkate almalıyız. Ü'ürü-üüü ile kok'ko-ri'koko arasındaki sesleme farklılığı, herhalde Türkçe ve İspanyolca konuşulan ülkelerde horozların da farklı diyelekler kullanmasından ileri gelmiyor olsa gerek.

Nedensizlik ilkesinin kapsamlı bir tanımını Lyons (1977:70-1) veriyor: Bildirimlerin üretilmesi yahut algılanması İle ilgili fizyo-psikolojik süreçlere ya da bildirişim oluğunun yapısına dayalı veya bağımlı olmadığı gösterilebilecek hertürlü işaret "nedensiz" (keyfi, arbitrary) sayılmalıdır.

----------------------------------------------------

9. Bu terim, Information Theory karşılığında tarafımızdan önerilmişti. Kimi çevrelerde işittiğimiz "Bildirişim Teorisi" teriminin Communications Theory, "Bilişim Teorisi" teriminin ise Cognitive Theory karşılığında düşünülmesi yerinde olurdu. [Ama ne yazık ki, terimler konusunda çoğu önerimin yaygınlaşmadığını ve kargaşanın bugüne değin süregeldiğini gördüm ve yaşadım. 2004]

10. Bu iki terim, İşaret Bilimi (semiyoloji, semiyotik) teorisindeki signified ve signifier kavramları için Türkçe'de tarafımızdan teklif edilmektedir. Bknz., ayrıca, İzbul, 1980a.

11. Hayvanlarda bildirişim amacı, bilinçli kararlara değil, genetik şartlanmaya dayalıdır. Şempanze, çevresinde türdeşleri olsun veya olmasın, aynı işareti verecektir.

12. Sign function. Buradaki "işaret işlevi" kavramı için, Eco'dan (1976) esinlenilmiştir.

13. Dilbilimdeki nedensizlik ilkesi ile, sözcüklerin belirli bir geleneğin ürünü olmaları dışında, eldeki biçimleriyle hiçbir sebebe bağlanamayacağı anlatılıyor.

14. Özce: icon. Charles S. Peirce'in üçlü işaret sınıflaması - symbols, indexes, icons - içinde yer alan bu kavramın karşılığı Türkçe'de tarafımızdan teklif edilmiştir. Bknz., ayrıca, İzbul, 1980a.

BAŞA DÖNÜŞ