Onaltılı "Evrenceler" Listesinin Devamı...

 
 

Konuşma dillerindeki üreticilik özelliğinin çok ilgi çekici bir yönüne daha dikkati çekebiliriz: Gerek kişilik oluşumunda ve gerekse kişilik bilincinin gelişiminde bilişsel ve iletişsel dizgedeki bu özellik önemli rol oynamaktadır. Dilin üreticiliği, bireysel farklılıkları örnekleyen ve vurgulayan bir dil evrencesidir.

9) Ayrıklık:(15) Konuşma aygıtımız çok sayıda ses birimi üretimine elverişli bir nöro-anatomiye sahiptir; ama her dilde bu seslerden sayıca sınırlı bir gruba görev verilmiş olduğunu görürüz. Konuşma dillerindeki belirli ses-diziliş (phonotactics) kurallarına göre ardarda dizilerek kendilerinden sonsuz sayıda anlam birimleri üretilebilen temel sesler dağarcığı, "ayrık" nitelikli sesliklerden (phonemes) oluşur. Bunları birbirlerinden kesin farklı ve ara basamaklar/geçişler bulunmayan apayrı birimler olarak algılarız.

Örnekse, Türkçe'de bir ve bin sözcükleri, üretimde ve işitimde, belli bir noktadan başlayarak birbirinden farklıdır. Çünkü, Türkçe'nin seslikler dizgesinde /r/ ve /n/, ayrık nitelikli iki sesbirimdir. Bir konuşma uzanımı içinde, "bir" sözcüğünün olağan söylenişinden ayrılarak, "bin" sözcüğü yönünde bir boğumlama kayması uygulayacak olursak, bu iki sözcük arasında yeni sözcük olanakları yaratmış olmaz, yalnızca yanlış veya bozuk telâffuz örneği vermiş oluruz. Böyle bir durumda, ya bağlama bakılarak anlam çıkarsanabilecek. yada kullandığımız "sözcük" anlaşılabilirliğini bütünüyle yitirmiş olacaktır.

Demek ki konuşma dilinin seslikleri, kendi aralarında kayıcı bir ölçek yada dereceli bir farklılığı değil, o dilin ayrık nitelikli temel sesbirimler dizgesini oluşturmaktadırlar. Bu dizgedeki birimler birbirleri ile "süreksizlik" ilişkisi içindedirler. Oysa, diyelim ki ses şiddetinin arttırılıp azaltılması öfke yada gizlilik göstergesi olan, veya titrem örüntüsü anlamı değiştirebilen dizgelerde, ayrıklık değil, süreklilik sözkonusudur. Çince gibi kimi konuşma dillerinde titrem örüntüsünün bu özelliğinden belli ölçülerde yararlanılır. Bunlara "ton dilleri" adı verilir.

Ancak, "ikili örüntüleme" başlığı altında da göreceğimiz gibi, bütünüyle süreklilik ilkesine dayalı bir dilde farklı anlam belirtecek işaretlerin sayısı ayrık nitelikli anlam birimleri ile kısıtlı olurdu. Başka bir deyişle, herbir anlam biriminin -- ayrı bir kalıp olarak -- ezberlenmesi gerekirdi. Kapalı çağrı sistemlerinde durum böyledir. Konuşma dilinde ise, ilk düzeyde ayrık nitelikli olan birimler anlam birimleri (sözcükler) değil, sözcüklerin oluşturulmasında başvurulan temel ses birimleridir. Ayrık nitelikli az sayıda sesbirimden sonsuz sayıda anlam birimi üretilebilmesi, adlandırılabilecek nesne ve kavramları sayıca sonsuz kılmakla kalmıyor, sözcük kökü, yapım veya çekim eki kullanılarak yeni sözcükler türetilmesi ve gramer düzeni sağlanmasına da ayrıca katkı yapıyor.(16)

Konuşma dillerinde ikili örüntüleme ve ayrıklık ilkeleri arasındaki bağımlılık kadar, ayrıklık ve nedensizlik evrencelerİ arasında da genel bir uyuşma olduğu söylenebilir. Süreklilik genelde özce türü bir bağlaşıklık ifade eder. Dolayısıyla süreklilik, üreticiliği bütünüyle geçersiz kılmasa da, önemli ölçüde kısıtlar. Arı dansında hareketlerin hızlı ya da yavaş oluşu, balözü kaynağının yakın yada uzak oluşu ile süreklilik ilişkisi içindedir. Yani, kaynak ne derece yakınsa devinimler o derece hızle, ne derece uzaksa o derece yavaştır. Önemli olan nokta ise şudur: Buradaki anlam bağlantısı yalnızca "uzaklık" kavramı için kullanılabilir. Arılar dans dilinin işaret dizilerini, başka anlamlar üretmek amacıyla kullanamazlar.

10) Başkalama: Konuşma dillerinde, zaman ve uzam boyutunda farklı konumlara ilişkin bildirimlerde bulunulabilir; bildirişimin gerçekleştirildiği yer ve zamanda fiziksel algılama alanı dışında olan kişi, nesne ve olaylardan söz edilebilir. Oysa gibonların çağrı dizgesinde bildirimlerin "başkalanması" sözkonusu değildir. Çağrılar, içinde bulunulan durum ve konumla ilgilidir. Arı dansında ise sürekli başkalama vardır: Öncü arı kovana döndüğünde, bir başka zaman ve uzam konumunda bulgulamış olduğu balözü kaynağına ilişkin bilgi vermektedir.

Kavramları gerek bilişim ve gerekse bildirişim amaçlarıyla başkalama becerisinin, kültür birikimi ve kültür evrimi için önşart niteliğinde olduğu açıktır. Bu becerinin anlamı, geçmişe dönük değerlendirme yapılabilmesi, geleceğe yönelik kararlar alınabilmesidir. İlgi çekici olan nokta, arı dans di­linde bu evrencenin herzaman geçerli olmasıdır. Öncü arıların, balozunu keşfettikleri yer ve zamanda "sevinç gösterilerinde" bulunmaları sözkonusu değildir. Başkalama, konuşma dilinde ise, duruma ve isteğe bağlıdır. Bildirimlerinde başkalama yapabilir veya yapmayabiliriz.

"Koko" adını verdiği dişi goril yavrusu ile dil eğitimi çalışmalarını sürdüren Patterson (1978:461), Koko'nun "hoşuna gitmeyen konulardan söz edilmesini 'daha sonra' işaretiyle" ertelediğini; "geçmiş ve gelecek zamana ilişkin işaretler kazanmakta olduğunu" bildiriyor. Primat türleriyle yürütülen dil çalışmalarında kuşkucu kampta yer alan yorumcular ise, elde edilen sonuçları "zengin değerlendirme" ürünü olarak değerlendiriyorlar ve istatistiksel verilerden çok ankedotlara dayalı görüşler olarak eleştiriyorlar.

11) Üreticilik: Bir dil topluluğunun üyeleri, o dilde bugüne kadar hiç işitilmemiş bildirimler üretebilir; böyle bildirimleri başkalarından işittiklerinde çözgüleyebilirler. Anların dans dili de aynı özelliğe sahiptir: Keşfedilen balözü kaynağının yeri ve yönü her seferinde farklı olduğuna göre, öncü arılar kovana döndüklerinde farklı bildirimlerde bulunmaktadır. Gibonlardaki çağrı dizgesi ise, belli ve değişmez sayıda ayrık nitelikli işaretten oluşan, üretici özelliği olmayan, kapalı bir sistemdir.(17)

Üreticilik evrencesi, konuşma dillerinde sonsuz sayıda tümce oluşturulma olanağında anlatımını bulur. Doğal olarak, yapı özellikleri açısından bu bildirimlerin dilin gramer düzeni içinde oluşturulmaları zorunluğu sözkonusudur. Ancak dilin gramerini burada kısıtlayıcı bir düzen olarak değil, tam tersine dilin üreticiliğine zemin hazırlayan bir düzen olarak anlamak gerekir.(18)

Primat türleriyle dil eğitimi çalışmalarını sürdüren araştırmacıların, "üreticilik" konusunda ilgi çekici gözlemleri kayıtlara geçmiş bulunmaktadır. Patterson (1978:462) bu konuda kesin kanıya varmış görünüyor:

Koko, değişik işaretleri, ...bileşik [anlamlar] elde etmek için biraraya getirmekte şaşırtıcı zihin jimnastiği örnekleri gösteriyor. ... karşılaştığı yeni şeyieri tanımlamak için türlü bileşik isimler yaptı. Zebra için "beyaz kaplan", Pinokyo için "fil bebeği", bir yüz maskesi için "göz şapkası" gibi.

Gardner çiftinin yetiştirdiği dişi şempanze Washoe'nun "su kuşu" = kuğu eşlemesi bu konuda literatüre geçmiş ünlü "üreticilik" örneklerindendir. Oysa Terrace ve arkadaşları (1979:895) konuya ilişkin şüphelerini sürdürüyor ve böyle durumlarda sıfat + isim kullanımının istikrarlı biçimde gerçekleştirildiğinin istatistiksel düzeyde doğrulanması gerektiğine, "anekdotlara" bağımlı kalınamayacağına işaret ediyorlar. Terrace ve ekibinin kendi eğittikleri Nim Chimpsky ile sürdürdükleri gözlemlerinin öteki araştırmacıların olumlu görüşleriyle uyuşmadığı bildiriliyor. Primatlarla sürdürülen çalışmalarda tartışmanın sonuca bağlanması için yeterli kanıt elde edilmiş olduğu söylenemez (izbul, 1979).

Arı dans dili konusunda ise yanlış bir değerlendirmeden kaçınılması için, üreticilik olanaklarının daha ayrıntılı düzeyde gözden geçirilmesi gerekiyor. Örnekse, arıların ancak yatay düzlemdeki balözü kaynaklarına ilişkin bildirimde bulunabilecekleri bilinmektedir (Russel ve Russel, 1971:173). Kovanın yakınında yerden elli metre yükseklikte bir kuleye yerleştirilecek yapay bir kaynağa güdümlendikten sonra kovana dönmesi sağlandığında öncü arının girişeceği bütün iletişim çabaları sonuçsuz kalacak, her seferinde kovanı heyecanla terkeden arıların daha sonra kovana elleri boş döndükleri görülecektir. Çevrenin özelliklerinde ortaya çıkabilecek yeni durumlara uyarlanabilecek anlam kaydırmalarının üretilmesi, genetik koşullanmaya dayalı "üretici" bir sistemde, ancak anagenetik(19) düzeyde sözkonusudur.

Öte yandan burada, konuşma dillerindeki üreticilik özelliğinin çok ilgi çekici bir yönüne daha dikkati çekebiliriz: Gerek kişilik oluşumunda ve gerekse kişilik bilincinin gelişiminde bilişsel ve iletişsel dizgedeki bu özellik önemli rol oynamaktadır. Dilin üreticiliği, bireysel farklılıkları örnekleyen ve vurgulayan bir dil evrencesidir.

12) Kültürel Geçişlilik: İnsan genetiği, dil öğrenme yeteneğini ve dil öğrenmek için güçlü bir eğilimi kendi içinde taşımaktadır. Fakat belli bir kültür dilinin öğrenilmesi, genetik yapıyla bağlaşık değildir. Bireyin dil kazanımı, kültürel çerçevededir. Dillerin kural ve gelenekleri, biyolojik kalıtım değil, kültürleme ve kültürlenme yoluyla kuşaktan kuşağa geçer; çocuk hangi dil toplumuna doğmuşsa, o toplumun dilini öğrenir.

Kültürel ve genetik koşullanmaların birbirinden ayırdedilebilmesi için, dil kazanımında öğrenme kadar öğretme davranışının da bulunup bulunmadığı ölçütüne başvurulması gerektiği yolundaki önemli bir kavramlaştırmayı Hockett'e borçluyuz. Bireysel deneyim yoluyla kazanılan her davranış bir "öğrenme" örneği oluşturacaktır; ancak tek başına bu, öğrenilmiş bulunan davranışı "kültürel" kılmaz. Önemli olan, öğrenilmiş bulunan davranışın grubun yada türün öteki üyelerine de kazandırılmasıdır. Hockett (1958:580) bu önemli ilişkiyi şöyle dile getiriyor:

Kültür varlığından yoksun biyolojik türlerin de toplu olarak "öğrenmeleri" olanağı vardır: içinde yaşanılan çevrenin gereklerine göre, yeterli zaman akışı süresinde istenmeyen özellikler silinmekte, bunların yerine uyarlanma üstünlüğü sağlayan özellikler yaygınlık kazanmaktadır. Burada sözkonusu olan, doğal seçilim sürecidir. Kültürden yoksun herhangi bir topluluğun bir üyesi ontogenetik(20) çerçevede çevreye uyum sağlayıcı belli bir davranışı geliştirme başarısını elde etse de, bu uyarlanmayı kendisinden sonraki kuşaklara aktarabilmesi olanağı yoktur. Bu tür bir birikimi ancak kültür sağlar.

Buna göre, "günümüz dünyasında, en azından kültürünün derinliği ve karmaşıklığı açısından, insanoğlu tekbaşınadır" (Hockett, 1958:580). Hockett, insana yakın ya da uzak öteki biyolojik türler arasında önemsiz ölçüde bir kültür varlığından belki söz edilebileceğine, ancak konunun yeni gözlem ve araştırma verilerine gereksinim gösterdiğine işaret ediyor.

----------------------------------------------------

15. Bu madde başlığı altında, Hockett'in görüşleri de aynı kapsam içinde değerlendirilerek, genel bir açıklama verümektedir.

16. Bu katkının, bildiğimiz kadarıyla, dilbilimde bugüne kadar tartışılmamış olması şaşırtıcıdır.

17. Hockett'in, primatların kapalı çağrı sistemlerinden, insansılardaki üreticilik evrencesine sahip, açık bir sisteme geçişin nasıl gerçekleşmiş olabileceğine ilişkin görüşü bir sonraki bölümde ele alınmaktadır.

18. Üretici gramer teorisiyle açıklandığı üzere. Bununla birlikte relativist (göreci, izafiyetçi) görüş ise, algılama düzeyimiz ve dünya görüşümüzün dilin grameri tarafından koşullandırıldığı tezini savunuyor. Bunun, kurulabilecek bildirimler sayıca sonsuz olsalar bile, kavramlar dünyası açısından kısıtlılık anlamına geldiği açıktır. Dil antropolojisinde izafiyetçi görüşün ayrıntılı bir tartışması İçin, bkzn. İzbul, 1980b.

19. A nüfusunun, yaşam çentiği (çevre koşulları) deki sürekli değişmeye ayak uydurarak, A1, A2. A3, ...An, ve giderek başlangıçtaki A nüfusu ile özdeşleştirilemeyecek bir ...B nüfusuna dönüşmesi.

20.  Bireysel gelişime ilişkin.

BAŞA DÖNÜŞ