Onaltılı "Evrenceler" Listesinin Devamı...

 
 

Varsayımlarımız, doğrulanıncaya kadar, bir hayal dünyasını, bir "yalanı" yansıtır. Öteki biyolojik türler ise yalan söylemiyorlar -- çünkü onlar için yaşam burada ve şimdidir. Öteki biyolojik türlerin çevrenin edilgen uyumcuları olduğu bir dünyada, insan kendi varsayımlarını deneyerek yarattığı bir dünyanın devingenliğini -- ve sorumluluğunu -- yaşıyor.

13) İkili Örüntüleme:(21) Konuşma dillerinde üretilmesi olanaklı sonsuz sayıda bildirim, bir yandan sesbilim (fonoloji) ve diğer yandan gramer düzeyinde olmak üzere, ikili bir örüntülemeyi ifade etmektedir. Dilin sesleme düzeni, az sayıda ve kendi aralarında kapalı bir dizge oluşturan seslikler ve bunların diziliş kuralları üzerine kurulmuştur. Anlamı taşıyan morfemler, sesliklerin bu kurallara göre örüntülenmeleri ile yapımlanan birimlerdir. Morfemlerin belirli gramer kurallarına göre ardarda dizilmeleri (analitik diller) ya da aralarında çekim yoluyla ilişki kurulması (çekimli diller) yoluyla bildirimler oluşturulur.

Terrace ve arkadaşları (1979) primatlarla sürdürülen dil eğitimi çalışmalarını gözden geçiriyor ve ikili örüntüleme becerisinin varlığı yolundaki görüşleri reddediyor. Nim Chimpsky ismini verdiği şempanze yavrusu ile sürdürdüğü kendi araştırma dizisinin sonuçlarını irdelediğinde, başlangıçtaki heyecanını yitirerek Chomsky ekolüne yaklaşan Terrace, ikili örüntüleme ilkesini insandaki dil yeteneğinin kesin ve ayırıcı evrencelerinden birisi olarak görüyor. Buna göre, konuşma dilinin asıl önemli özelliği, ikili örüntüleme ilkesinden dolayı, ilk düzeydeki işaretlerinin ikinci bir düzeyde tümceler oluşturacak biçimde biraraya getirilebilmesidir. Bildirimlerin örüntülenmesinde, sözcükler arasında "gramer ilişkileri" (1979:891) sözkonusudur. Sözcüklerden farklı olarak, tümceleri ayrı ayrı öğrenmek zorunda değiliz. Psikolojide, dilbilimde ve psikodilbilimde, konuşma dili kullanımının ardındaki bir gramer bilgisinin varlığı genel kanıdır. Bireylerin belirli sayıda ilk düzey işaretleri kullanarak sonsuz sayıda bildirimler üretebilmelerini ancak bu yoldan açıklayabiliriz. Görüleceği gibi, Terrace ve arkadaşları ana çizgileriyle Chomsky psikodilbilimini(22) izlemektedirler.

Şempanzelerle bugüne kadar yürütülen çalışmalarda, sentaks becerisinin varlığına ya da yokluğuna karar verebilmek için yeterli kanıt gösterilmiş olduğu söylenemez (izbul, 1979). Önemli olan kuramsal nokta ise şudur: İkili örüntüleme ilkesi olmaksızın iletişim -- primatlardaki çağrı dizgelerinde görüldüğü gibi -- üretilmesi, algılanması, ve öğrenilmesi olanaklı yada çevre için temel düzeyde etkileşme için gerekli ayrık nitelikli işaretlerin sayısı ile kısıtlı kalırdı. Bu bakımdan, kültür birikimi sığasındaki artış açısından, ayrıklık, ikili örüntüleme, nedensizlik, üreticilik ve yalancıklarına evrenceleri bağlaşık bir dizi oluşturuyor.

14) Yalancıklama: Mantıkçının veya ahlâkçının ölçütlerine vurulduğunda, dildeki bildirimler anlamsız ya da yalan olabilir.(23) Oysa dilin bu özelliği olmasaydı, herhangi bir konuda varsayım oluşturmak yada genelleme yapmak sözkonusu olamazdı.

Hockett, "varsayım" (hipotez) kavramına dokunmakla, çok önemli bir noktayı tartışma odağına getirmiş olmaktadır. Gerçekten de, "genel doğrularımız" olan deneyimlerimiz ve inançlarımızdan yola çıkan tümdengelimci bir tavır durağan bir kültürün belirtisi olduğu kadar; varsayımlardan -- yani, denemeye karar verdiklerimizden -- yola çıkan düşünce yönelimi ise devingen ve ilerlemeci bir kültürün işaretidir.(24)

Varsayımlarımız, doğrulanıncaya kadar, bir hayal dünyasını, bir "yalanı" yansıtır. Öteki biyolojik türler ise yalan söylemiyorlar -- çünkü onlar için yaşam burada ve şimdidir. Öteki biyolojik türlerin çevrenin edilgen uyumcuları olduğu bir dünyada, insan kendi varsayımlarını deneyerek yarattığı bir dünyanın devingenliğini -- ve sorumluluğunu -- yaşıyor.

Semiyotikçi Eco (1976:6-7), yeterli düzeyde bir semiyotik kuramı geliştirilebilmesi açısından, dilin yalancıklarına özelliği üzerinde önemle duruyor, "yalan" bildirim örneklerinin, "gerçeklerin" bildirilmesinde başvurduğumuz dil olanak ve içeriğinin ötesine taşmakla kalmayıp, sonsuz ölçüde üreticilik taşıdığına da dikkati çekiyor:

Bir işaret olarak algılanabilecek herşey semiyotiğin konusuna girer. Anlamca bir başka şeyin yerine geçtiği algılanan herşey bir işarettir. Belirtme işlevi gerçekleştirilirken, belirtilen şeyin gerçekten var olması yada [içinde bulunduğumuz zaman ve uzamda bulunması -- Y.İ.] gerekmez. Dolayısıyla semiyotik, ilke olarak, yalan söylemekte kullanılabilecek şeylerin incelendiği çalışma alanıdır. Birşey, yalan söylemekte kullanılamıyorsa, gerçekleri aktarmakta da kullanılamaz. Daha doğrusu, belirtme [semiosis] eylemine konu olamaz. O halde, sanırım "yalanın kuramı" başlığı, genel semiyotik çalışmaları için en kapsamlı program olarak anlaşılsa yeridir.

Patterson, Koko'nun şaşılacak bir "yalancıklama" becerisine sahip bulunduğunu bildiriyor. Kırılan eşyayı, başkasının üzerine atmak (1978:459); kırmızı tebeşir yerken yakalanınca, "dudaklarını boyadığını" savunmak (1978:461) gibi... Yalancıklama evrencesi, doğal olarak, başkalama becerisi ile bağlaşıktır. Patterson'a göre.

Olayların başkalandığını gösteren [en açık] ipucu, yalan söylenilmesidir. Kişi yalan söylediğinde, karşısındakinin gerçekleri algılama düzenini yanıltmak amacıyla dil kullanımına başvurmaktadır. ...Ortalama beş yaşından başlayarak, Koko zor durumlardan sıyrılmakta yalana başvurmanın ne derece yararlı olabileceğini keşfetmişti!... (1978:459).

Patterson, böyle bir davranışın, "ahlakî sayılmasa da, dilsel bir davranış olduğu" görüşünü savunuyor (1978:440).

15) Üstdil Kullanımı: Konuşma dillerinde, dilin kendisini konu edinen, yada başka dil sistemlerinden sözeden bildirimler kurulabilmektedir. Fakat, örneğin arı dansı, bulgulanan balozu kaynağı hakkındadır; arılar, dans konusunda dansedemezler.

Buna, bildirişim sistemi hakkında bildirişim de diyebiliriz. Dilbilimde, herhangi bir dil sistemini yada bu dilin belli birimlerini yahut kurallarını çözgüleme yada tanıtmakta kullanılan herhangi diğer bir işaretler dizgesine "üstdil" (metalanguage); üzerinde çözgüleme yapılmakta yada tanıtılmakta olan işaret dizgesine ise "konudil" (object language) adı verilir. Konudildeki işaretler varlık ve kavramlardan, üstdildeki işaretler ise konudildeki dil birimleri ve gramer ilişkilerinden sözeder.

Üstdil kullanımının, bir bilişsel / iletişsel üstünlük göstergesi olarak, insanın öteki biyolojik türlerle karşılaştırılmasında başvurulacak önemli ayrıcalıklarından birisi olduğu görüşündeyim.

16) Öğrenilirlik: Kişi, birden çok konuşma dili öğrenebilir.(25) Bu ilke, "kültürel geçişlilik" evrencesinin doğal sonucudur. Genetik kalıtım ve biyolojik programlanmaya dayalı dil davranışları gösteren türler için böyle bir beceri sözkonusu değildir.

Bu evrenceye yöneltilecek itirazlar, primatlarla sürdürülen çalışmalarda elde edilen "başarılı" sonuçlara dayandırılabilir. Araştırma dizilerinde ortaya konulmuş olan verileri iyimser düzeyde yorumlayanlar için, insan ve şempanze arasında "karşılıklı kullanılabilirlik" ilkesi doğrulanmıştır. Ama acaba şempanzeler gerçekten "insanca" öğrenebiliyorlar mı? Bu sorunun yanıtı için, "kültürel geçişlilik" maddesi altında verdiğimiz "öğrenme" kadar "öğretme" ölçütüne de başvurulması gerekiyor. Şempanzelerle sürdürülen çalışmalarda gerçek bir dil davranışı mı, yoksa koşullanmış becerilerle mi karşı karşıya olduğumuz tartışması, kendilerine kazandırılan iletişim olanak ve içeriğini doğal bir çevrede türdeşlerine de aktararak "ortak bir dil" niteğine dönüştürüp dönüştüremeyecekleri somut kanıtlarla ortaya konulmadıkça kapanmış sayılamaz. Araştırmalar şimdiki durumda bu yönde sürdürülmektedir (izbul. 1979).

----------------------------------------------------

21. Bu madde başlığı altında, Hockett'in görüşleri saklı tutularak, genel bir açıklama veril­mektedir.

22. Özellikle, bknz. Aspects of the Theory of Syntax, 1967.

23. "Güneş tulum peynirinden yapılmıştır"; yada, Chomsky'nin ünlü örneğinde olduğu gibi. "Renksiz yeşil fikirler delicesine uyuyorlar"....

24. İnsanın doğasında bu iki yönelimin yanyana yaşadığını kabul ediyor, ancak kullandığım sıfatlarla bunlara yüklediğim değer yargısının sorumluluğunu da üstleniyorum.

25. Kişinin ontogenetik evriminde, yabancı dilleri anadili gibi öğrenebilmesinin -- özellikle telâffuz açısından -- bir üst yaş sınırı bulunduğu saklı tutulmak şartıyla. Üst yaş sınırı konusunu Hill (1972) konuşma dillerinin önde gelen evrencelerinden birisi saymaktadır.

BAŞA DÖNÜŞ