HOCKETT'E GÖRE PRİMAT ÇAĞRI DİZGELERİNDEN KONUŞMA DİLİNE GEÇİŞ

 
 

Hockett, başkalama ve kültürel geçişlilik evrenceleri üzerinde duruyor, deneyimle kazanılan bilgilerin grubun genç üyelerine aktarılmasının, karşılaşabilecekleri durum ve tehlikelere karşı önceden eğitilmelerinin önemini vurguluyor.

Hockett, insandaki konuşma yetenek ve becerilerinin temel özellikleri olan dil evrencelerini belirlemek amacıyla sürdürdüğü çalışmalarına koşut olarak, bu üstün nitelikli bilişsel / iletişsel sisteminin nasıl ve hangi gereksinimleri karşılayarak gelişmiş olabileceği konusunda da -- insanın evrimi ile genelde bağlaşık -- bir bakış açısı ve varsayım geliştirmiştir.

Buna göre,

...İnsandaki konuşma dilinin kaynağı sorusuna aranan yanıt, primatların kapalı çağrı dizgelerine yeni boyutlar kazandırılarak, başkalama, üreticilik ve ileri derecede kültürel geçişlilik özelliklerinin nasıl sağlanmış olabileceğinin araştırılması ile ilişkilidir. Öykünün tamamının, iletişim davranışlarından öte, daha pekçok konuyu yakından ilgilendirmekte oluşu doğaldır. Konuşma dili yönündeki gelişmeler, bir primat grubunun, ilkel avcı-toplayıcı yaşam tarzına dönüşüm yolundaki davranış değişmeleri genelindeki başlıca bölümlerden birisi olarak, insanın evrimi bağlamında düşünülmelidir (1960:92).

Hockett, sözü edilen evrencelerin insanın dil becerileri arasına nasıl katılmış olabileceği konusunda kimi kavramlaştırmalara yer veriyor, kapsamlı önermeler getiriyor. Üreticilik evrencesinin, "bileştirme" adını verdiği bir uygulamanın gerek kullanım ve gerekse anlaşılabilirlik yaygınlığı kazanmasıyla gerçekleşmiş olabileceğini savunarak, süreci şöyle kavramlaştırıyor:

...Diyelim ki AB, yiyecek çağrısını; CD ise tehlike çağrısını oluşturmaktadır. Her ikisinin de ayrı ayrı oldukça karmaşık bir fonetik örüntüye sahip olduklarını düşünelim. Diyelim ki öninsansı gruplarından bir fert, bir yiyecek kaynağına rastlamış, fakat aynı anda yakınlarda yırtıcı bir hayvanın varlığını da farketmiştir. Bu iki uyarının bu derece yakın denge içinde birlikte bulunmaları sonucu, ardarda dizilen bir ABCD veya CDAB sıralanışına, hatta AD yahut CB çağrısının üretildiğine tanık olabiliriz. Bunların herbirisi, birer "bileştirme" örneği oluşturacaktır. Örnekse, AD, "yiyecek ve tehlike birlikte" anlamına gelecek; dolayısıyla AB ve CD yeni anlamlar kazanacaktır: "tehlikesiz yiyecek" ve "yiyeceksiz tehlike". Artık bu üç çağrı, yalın olmaktan çok, bileşik çağrılar niteliği taşımaktadır. Yani herbirisi, kendi içinde başka anlamlar taşıyan daha küçük birimlerden oluşmuş durumdadır. Örnekse, burada sırasıyla A, "yiyecek"; B, "tehlike yokluğu"; C, "yiyecek yokluğu". D, "tehlike" anlamlarını kazanmış olacaklardır (1960:94-5).

Hockett, sürecin burada özetlendiği ölçüde yalın olamayacağını ekliyor. Eski çağrı dizgesinin, üreticilik niteliği kazanarak bir konuşma diline dönüşmesinin, bu tür bileştirmelerin kullanılması ve grup içinde anlaşılabilmesinin yaygınlaşmasıyla çok uzun bir zaman dilimi içinde gerçekleşebileceğini vurguluyor. Aslına bakılırsa, primat çağrı dizgelerinden insansıların konuşma diline geçişte milyon yıl ölçütlerinin kullanılması gerektiği araştırmacıların çoğunluğunda yaygın kanıdır.

Öte yandan Hockett, başkalama özelliğinin kazanılması ile ilgili olarak şu yalın sahneyi gözümüzde canlandırmamızı istiyor; ilk insansılardan birisinin çevrede yırtıcı bir hayvanın varlığının farkına vardığını ve herhangi bir nedenlele -- örneğin, korku olabilir -- grup üyelerinin yanına dönünceye kadar "tehlike" çağrısını geciktirdiğini düşünelim. İşte böyle bir durum, zaman ve uzam boyutunda başkalama becerisinin ilk ve yalın örneklerinden birisini oluşturacaktır. Hockett, âlet kullanımına basamak olmak üzere, kişinin beraberinde bir çubuk veya dal parçası taşımasının da bir bakıma "bugünden yarını plânlama" anlamına yorumlanabileceğine değiniyor (1960: 95).(26)

Hockett, dilin evrimini açıklamakta temel başvuru çerçevesi olarak, bu evrimin insanın genel evrimi içindeki önemi ile bağlaşık olarak değerlendirmemiz gerektiğine dikkati çekiyor. Bu açıdan başkalama ve kültürel geçişlilik evrenceleri üzerinde duruyor, deneyimle kazanılan bilgilerin grubun genç üyelerine aktarılmasının, karşılaşabilecekleri durum ve tehlikelere karşı önceden eğitilmelerinin önemini vurguluyor (1960:95-6).

Hockett'e göre, konuşma dilindeki ikili örüntüleme evrencesi ise, insandaki dil becerilerinin evriminde son aşamalarda kazanılmış bir özelliktir; çünkü bu özelliğe kültür birikimi açısından dilin içerik olarak karmaşık bir kimlik kazanması ölçüsünde gereksinim duyulmuştur (1960:96).(27)

Gerçekten de, anlam açısından herbirisi ayrık nitelikli işaret kalıplarına dayalı bir iletişim sisteminde, kültürel içeriğin zenginleşmesi oranında kalıplar gitgide birbirine benzeyecek; üretim ve tanınma olanakları bakımından belli bir sınıra ergeç ulaşılacaktır. Konuşma diline ikili örüntüleme ilkesinin eklenmesiyle, yeni anlam birimlerinin sayıca sonsuz ölçüde karşılanmasına zemin hazırlanmıştır. Bu büyük sıçrama ile, bilişsel / iletişsel sisteminin üreticiliği sınırsız kılınmıştır denilebilir.

 

DİL EVRENCELERİ KONUSUNDA

YENİ GELİŞMELER

Charles F. Hockett'in dökümünü yaptığımız temel önermelerinden bu yana, dilin evrimine ışık tutabilecek yeni veriler elde edilmiş, verimli olacakları ümidini veren kapsamlı varsayımlar geliştirilmesi olanağı sağlanmıştır. Konuya ilişkin en çarpıcı ilerlemeler, özellikle hayvan davranışları incelemelerinde (etoloji), işaretler biliminde (semiyoloji, yada semiyotik) ve dilbilimde kaydedilmiş görünmektedir. Alandaki yeni görünüm, aşağıda sıralayacağımız örneklerle belgelenebilir:

Başta şempanzeler olmak üzere, özellikle iri primatlarla (pongid'ler ve hilobat'lar -- evrim ağacında insana en yakın biyolojik türler) yürütülen çalışmalar sonucunda, önceleri yalnız insanın genetik yeteneği içinde olduğuna kesin gözüyle bakılan pekçok konuda tartışma açılması gereği duyulmaya başlamıştır. Gardner ve Gardner (1969), Bronovvski ve Bellugi (1970), şempanzelerin simgesel genellemeler yapabileceklerini ileri sürmüşler; Premack (1971) şempanzelerde sözdizimsel (sentaktik) üreticilikten söz etmiş; Davenport ve Rogers (1970), beyindeki angular gyrus morfolojisine dayandırarak, şimdiye kadar varlığı yalnız insanda savunulabileceği düşünülen duyum ortamları arası çağrışım kurma becerisinin şempanze ve orangutanlarda da sözkonusu olabileceğini göstermişler; Altmann (1968:348) ise, ikili örüntülemenin insandaki konuşma dili ile sınırlı bir özellik olduğu görüşüne karşı çıkarak, aynı olgunun çeşitli biyolojik türlerin iletişim sistemlerinde, çok ilkel bir düzeyde de olsa, varlığının kabul edilmesi gerektiğini savunmuştur. Bizzat Hockett, Altmann'la yaptığı ortak bir çalışmada (Hockett ve Altmann, 1968), daha önce belirlemiş olduğu kimi evrencelerin, hayvanlardaki iletişim dizgelerinde "var-yok" şeklinde kesin bir belirlemeyle sınırlanamayacağını; dereceli bir ölçekte değerlendirilmesinin daha yerinde olacağını kabul etmiştir. İki yazar, bu sonuca ulaşırlarken, dil evrencelerinin çeşitli açılardan birbiriyle bağlaşık dil özellikleri olarak bütünleşme gösterdikleri gerçeği üzerinde önemle durulması gereğini vurgulamışlardır.

"Şempanzelerle karşılıklı iletişim" varsayımı ile sürdürülen çalışmalarda ümit verici gelişmeler elde edildiği savunulmuş (Fouts, 1972, 1974; Gardner ve Gardner, 1969. 1971, 1975; Premack, 1970, 1971a, 1971b, 1971c, 1-976; Premack ve Premack, 1972); bu konudaki iyimser bakış açısı Patterson (1978) ve alanda çalışan Goodall (1965, 1968a, 1968b, 1979) tarafından desteklenmiştir. Aynı bulgular, kuramsal düzeyde Mounin (1976), uygulamalı düzeyde Terrace ve arkadaşları (1979) tarafından eleştirilmiştir. İzbul (1979) çeşitli araştırma dizilerinde elde edilmiş verileri toplu bir değerlendirmeye almış, her iki yönde de tartışmanın sonuca bağlanabilmesi için yeterli kanıt bulunmadığı sonucuna varmıştır.

Dilin evrimi konusunun incelenebilmesi, gerek eşzamanlı boyutta benzeyen ve benzemeyen iletişim sistemleri ve gerekse ardzamanlı (tarihsel) boyutta "aynı" iletişim sisteminin anagenetik görünümleri arasında karşılaştırma parametrelerinin -- dilin evrencelerinin -- öncelikle ortaya konulması önkoşuluna dayalıdır. Ancak bu bölümde ele aldığımız yeni gelişmelerin de ışığında, dil evrencelerinin bulgulanmasında önemli yanılma paylarının sözkonusu olabileceğinin gözden kaçırılmaması ve konuyla ilgili yeterli bir semiyolojik kuram ortaya konuluncaya kadar önyargılı olabilecek sonuçlar çıkarsamaktan kaçınılması gerektiği görülmektedir.

Konuyla ilgili kalıcı çalışmalarına bir saygı borcu olarak, dil evrenceleri konusunda tartışma zemini olarak Hockett'in kavramlarından yola çıkmayan ciddi bir çalışma yapılamayacağı yönündeki kanımı da eklemek isterim.

----------------------------------------------------

26. Goodall'ın (1965, 1968a, 1968b, 1979) alanda gerçekleştirdiği gözlemler, şempanzelerin çeşitli amaçlarla âlet kullandıklarını, hatta "biçimlendirdiklerini", bunları kullanmak üzere yanlarında taşıdıklarını şüpheye yer bırakmayacak açıklıkla ortaya koymuştur. Bu konu tarafımızdan hazırlanmakta olan bir başka yazıda ayrıntılarıyla tartışılmaktadır.

27. Hockett bir başka yerde şöyle diyordu: "...eğer üreticilik, ikili örüntülemeden önce geldiyse, bu ikincisinin de arayı fazla açmadan ardından izlemiş olduğunu düşünebiliriz. Çünkü çok sayıda birbirinden farklı belirtkeler elde etmenin ekonomik başka hiçbir yolu yoktur. ...Üreticilik ve ikili örüntülemenin birlikte gelişmiş olabilecekleri düşünülebilir (1958:582).

BAŞA DÖNÜŞ