folklor - 02

KÜLTÜREL ANTROPOLOJİNİN FOLKLORA BAKIŞ AÇISI

 

Kültürel Antropoloji - Etnoğrafya Etnoloji - Sosyal Antropoloji

Kültür ve Dünya Görüşü: Süreklilik ve Değişme

Bilindiği gibi kültür, insanoğlunun grup ve topluluk içinde öğrenme yoluyla kazandığı, edindiği, geliştirdiği maddî - manevî birikim, değerler, yönelimler, teknoloji, duygu dünyası, düşünce dünyası, toplumsal davranışlar, iletişim dünyası ve sanatsal anlatımlar toplamından oluşan bileşime, genel ortama verdiğimiz addır. Kısacası kültür, insanoğlunun biyolojik kalıtım ötesindeki kazanımlar, gereksinimler, doyumlar ve doyumsuzluklarının dünyasıdır...

Antropolojide, belli bir kültür topluluğuna ilişkin alan çalışması ve araştırmaya dayalı veri toplama / kaba sınıflama çalışmalarına "etnoğrafya" adını veriyoruz. Burada sözkonusu edilen kültür topluluğu, küçük bir kabile, herhangi bir azınlık, coğrafî bir yöre halkı, yahut çağımızın başlı başına bir ulusal toplumu olabilir. Folklor araştırmalarında derleme, toplama, kayıtlara geçirme düzeyinde yürütülen etkinlikleri de, etnoğrafya çalışmalarının vazgeçilmez bir bölümü saymak gerekir.

Etnoğrafyalar arası ve etnoğrafyalar üstü sınıflandırma ve karşılaştırmalı çözümlemeye dayandırılan, bir yandan tarihsel (çokzamanlı) boyut ve öte yandan  yapısal (tekzamanlı) boyutta açıklama ve bireşime (sentez) yönelen, kapsamlı ve sistematik bilim alanına, geleneksel terminolojide "etnoloji" adı verilirdi. Günümüz bilimler sınıflamasında ise, "kültürel antropoloji" adına daha sık rastlıyoruz. Dikkati çeken nokta ise şudur: Bu iki ayrı başlık altında, aslında dünden bugüne değişen düşünce ve görüş ortamları, konulara farklı bakış açıları dile getirilmektedir:

Avrupa düşünce tarihinin özel bir ürünü olan etnoloji geleneğinde tarihe duyulan ilgi önplanda geliyor; "ırk" ve "kültür" kavramları arasında kuvvetli bir paralellik ima ediliyor; kültürlerin sürekliliği kavramı ağırlık taşıyordu.

Günümüz kültür antropolojisi ise, ırk ve kültür arasında bağlantı tezini kuvvetle reddetmekte; kültürlerin sürekliliği konusunda ise, aynı saptamanın bir başka açıdan anlatımı olan "değişme" veya "evrim" kavramını önplanda görmektedir. "Evrim" kavramı, esasen hiçbir teleolojik yananlam taşımaksızın, en yalın ifadesiyle "hertürlü değişme" anlamında kullanılmaktadır.

Yeri gelmişken belirtelim: Akademik çevrelerinde antropolojinin daha çok sosyoloji çatısı altında yeşermiş olduğu İngiliz geleneğinde, yine aynı alana "sosyal antropoloji" adı verilmiş ve bu başlık altında sosyal kurumların yapısalcı açıdan incelenmesi ağırlık kazanmıştı.

Türkçe'de "halkbilim" sözcüğünün, kimi çevrelerce hatalı bir yorum, duygusal bir yanılma ile, çoğu zaman "etnoloji" karşılığında kullanıldığını görüyoruz. Hatta çoğunlukla siyasal amaçlı, bilinçli saptırma örnekleri de var.  Bu yanılmada, "halkbilim" ile uğraşmanın son yarım yüzyıl içerisindeki milliyetçilik, halkçılık, popülizm, sosyalizm gibi güçlü ve yaygın ideolojilerin ışığında yorumlanarak, bilim ölçütlerinin bir hayli dışına taşılmış olmasının payı büyük olsa gerek.

Oysa, "kültür" sözcüğünün eski kullanımındaki "çok okumuşluk, edep ve muaşeret, üst tabaka hayatı, modaya uyum, yüceltilmiş hisler, ince bir sanat zevki" vb. gibi nesnel (objektif) desteklerden yoksun anlamlarının terkedilerek, herhangi bir sosyal bünyenin "toplam yaşam tarzı" kavramında genelleştirilmesinden sonra, ayrıca bir "halk-bilimi" kavramına gerek duyulmasa gerekirdi. "Folklor" alanını, topluluğun geleneksel ve anonim söz, müzik, ve gösteri sanatları bileşkesini içine alan esnek sınırlı bir etnoğrafya ve kültür antropolojisi (veya bu anlamla sınırlı bir etnoloji) şubesi olarak belirlemekte yarar var.

Buna göre folklor-bilim, topluluğun geleneksel ve anonim "dünya görüşünün" oluşması ve pekiştirilmesine yönelen iletişim olaylarının konu edildiği sosyal bilim alanıdır. Bu bilim alanına, ya "folklor" adını vermeğe devam edeceğiz, yada terimi "Türkçeleştirmemiz" gerekiyorsa, "halkbilim" deyimini -- şu veya bu görüşün hizmetine koşmaksızın -- bu kavram ve etkinliklerle sınırlı tutmağa özen göstererek kullanacağız.

Dile getirdiğimiz bu önerilerin, daha uzun yıllar, kişilerin ideolojik tercihlerinden dolayı şimşekleri üzerine çekeceği muhakkak; fakat biz buradaki yaklaşımımızla alandan birşeyler eksiltmekte değil, alana birşeyler eklemekte olduğumuz inancındayız. Sanıyorum artık asıl konumuza da geçebiliriz. Öncelikle ve önemle dile getirmek istediğim nokta şudur: Folklor çalışmalarında konu, daha önceki yazarların metinlerine dayalı soyut görüş ve ideolojik tezler değil, folklorik olayların katılımcısı gerçek kişilerin davranışları ve aralarındaki etkileşme olmalıdır. Folklorcu, yada halkbilimci, bu etkileşmeyi yakalamak, çözgülemek, kayıtlara geçirmek durumunda olan eğitilmiş kişidir. Bu yapılırken, zaman mekân bileşkesi önplanda tutulmalı, kültürel yapı ve evrim içindeki işlev çözgülenmelidir. Aksi halde folklorculuk, kendi içine kapalı, gerçeklerden kopuk, skolastik bir gelenek olma görünümünden kurtulma olanağı bulamayacaktır.

Bir folklor olayı, yada katılımcılar arasındaki etkileşme, kültürel dizgenin iki önemli açıdan göstergesi olmak durumundadır : Bu etkileşme, tekzamanlı (senkronik) boyutta kültürün yapısını ve içeriğini; çokzamanlı (diyakronik) boyutta ise kültürün evrimini yansıtmaktadır. Bir topluluğun folklor hazinesi, o topluluğun toplumsal yapısını, değerler sistemini, ekolojik gerçeklerini, ekonomik hayatını, kozmolojisini sinesinde yaşatan önemli bir kültür geleneği niteliğindedir. Bu bakımdan etnoğrafya için vazgeçilmez bir bilgi kaynağıdır: Folklorcu veya halkbilimcinin ise, kendisini alanında ve dalında uzmanlaşmış bir etnoğrafyacı ve/veya kültür antropoloğu olarak düşünmesi gerekiyor.

BAŞA DÖNÜŞ