I  -  G İ R İ Ş

 

196O'lı yıllarda, başta şempanzeler olmak üzere, iri primatların bilişsel / iletişsel becerilerine ilişkin yeni ve beklenmedik bulgulara ulaşıldı (bknz. İzbul, 1979). Dilin evrimi konusunu tartışan önceki kuramcılar, bu tür verilerden yararlanma olanağından yoksun kalmışlardı. Konuya ilişkin varsayımların yeniden gözden geçirilmesi gerekiyordu.

İnsandaki konuşma dilinin öteki primat türlerindeki  bildirişim dizgeleriyle karşılaştırılmasında başvurulan parametrelerin (konuşma dili evrence'lerinin) genelde dilin soyut sistem özellikleriyle ilgili olduğunu, yada belli zihinsel yeteneklerle özdeş tutulduğunu görürüz: Anlamlılık, üreticilik, başkalama, ikili örüntüleme, yalancıklama, üstdil kullanımı, gibi (bknz. İzbul, 1981).

Dilin, KONUŞMA EYLEMİYLE BAĞLAŞIK OLMAYAN bu tür özellikleri, bunlara tek başlarına yada bağlaşık diziler halinde konuşma dışı iletişim dizgelerinde de rastlanabileceği olasılığını düşündürür. Doğaldır ki bu olasılık, insansıların ilk dönemlerde iletişim gereklerini nasıl karşılamış olabilecekleri tartışmasını, yani insanın ilk dilinin ne olduğu sorusunu yeniden gündeme getirmiştir.

Konuşma dilinin bugün bildiğimiz özelliklerini kazanmasının, insanın serüveninde son ve belirleyici evreyi oluşturduğu görüşü yaygındır. Bu açıdan Homo sapiens, Homo loquens olmasıyla tanımlanır. Sözkonusu eşlemenin primat atatürlerin çağrı sistemlerinden bu yana süreklilik gösteren uzun ve yavaş bir evrimin sonucu olarak düşünülmesi koşuluyla, bu görüşe katılıyorum. Bugün bildiğimiz düzeyde konuşma dili ancak Kro-Manyon'lann gelişiyle -- yani, günümüzden 40.000-30.000 yıl önce Homo sapiens sapiens'in tarih sahnesine çıkışıyla -- tam gelişme evresine girmiştir. Bu tezimiz, görüleceği gibi, insanın evrimindeki son dönemi vurgulamakla birlikte, primat atatürlerin çağrı sistemlerinden konuşma diline bir süreklilik olduğu varsayımını da öngörmektedir.

Kaldı ki, insansıların evriminde konuşma öncesi bir başka işaret dizgesinin kullanılmış olduğu görüşü kesin olarak kanıtlansa bile, bu dizgeden konuşma diline nasıl geçilmiş olduğu sorusu yine cevapsız kalacak, bir bakıma birinci kareye dönülmüş olacaktır. Oysa, örneğin Hockett'in (1960: 94-5; ayrıca, bknz. İzbul, 1981) primat çağrı dizgelerinden konuşma diline doğrudan nasıl geçilmiş olabileceğine ilişkin inandırıcı varsayımını görmezden gelemeyiz.

Livingstone (1973), insansıların konuşma dili öncesinde farklı bir iletişim oluğu ve ortamı kullanmış olabileceği yolundaki kanısını  şu çarpıcı başlıkla sergiliyor: "Acaba Ostralopitekler Şarkı mı Söylüyorlardı?" Livingstone, konuşma dilinin ancak Alt Paleolitik dönemden sonra gelişmiş olabileceğini, daha önceleri görme ve işitme oluğuna dayalı iletişim ortamının belki de "müzikli" ritüel (tören) niteliği taşımış olabileceğini savunuyor.

Geçmişin insansıları ve günümüzün iri primatlarında yeni-korteks gelişimindeki olası koşut özellikleri karşılaştıran Falk (1980: 73), Livingstone'un özgün sorusuna aynı çarpıcılıkla karşılık veriyor: "Evet! Ostralopitekler belki şarkı da söylüyorlardı... Fakat herhalde konuşabildikleri mükemmellikte değil...."

BAŞA DÖNÜŞ