IV- DEAN FALK: KONUŞMANIN TARİHİ İNSANSILARLA YAŞITTIR TEZİ

 

İnsansıların dil becerileri evriminde görme ve işitme oluğuna dayalı öteki davranışların, konuşma diline göre öndelik ve öncelik taşımış olduğu yolundaki görüşleri eleştiren Falk'ın (1980: 72-8) karşı tezini  özetleyerek gözden  geçirmemiz yararlı olacaktır.

Buna göre, gerek primat takımı üyeleri arasında morfoloji ve nöroloji açısından yapılacak bir karşılaştırma, gerekse insandışı primat türlerindeki çağrı sistemlerine ilişkin yeni veri ve bulgular, konuşma dilinin çok uzun bir tarihi olduğunu gösteriyor. Ortak atatürlerin kapalı çağrı sistemlerinden insansıların açık konuşma dizgesine süreklilik olduğuna kesin gözüyle bakılabilir. Eski Dünya primatlarının bugün yaşayan örneklerinde, beyin yarıküreleri arasında işlevsel ve anatomik uzmanlaşmanın varlığı belirlenmiştir. Böyle bir uzmanlaşmanın insanda konuşma dili geliştirimi ile olan bağlantısı kesin olarak gösterilmiştir. Bu durumda, geçmişteki ortak atatürlerin çağrı diline sahip olduğunu, belki de yarıküre uzmanlaşmasının daha o zamandan başlamış olduğunu düşünmemiz doğal olur. Tropik orman yaşamından düzlük yaşamına geçen öninsansılarda sese dayalı bildirişim, dik duruş, âlet yapımı / kullanımı ve avcı-toplayıcı sosyal yaşam tarzının gelişme çizgisinde vurgulanmış, giderek daha karmaşık bir görünüm kazanmıştır. Konuşma dili evrencelerinin gelişimi, bu uzun tarih dilimi içinde, işlevsel gereklere cevap vererek gerçekleşmiştir. El işaretlerine dayalı bir iletişim dizgesi varsayımının tersine, el tercihi olgusu, konuşma dilinden sonra evrilmiştir. El tercihinin, dik duruş ve dolayısıyla ellerin serbest kalmasından sonra gerçekleşmiş olacağına kesin gözüyle bakılabilir.

Falk (1980: 73), Eski Dünya maymunlarında beyin yarıküreleri arasında dikkati çeker ölçüde morfoloji farklılığı bulunduğunu saptayan yeni kanıtlan gözden geçirerek, sözkonusu bakışımsızlığın (asimetri) sol yarıkürede belirli bilişim etkinlikleriyle ilgili bölümlerin gelişmiş olmasıyla bağlaşık olduğunu savunuyor. Bu bölümlerin insanda konuşma dili ile ilgili bölgelerin karşılığı olduğu dikkati çekmektedir.

İnsandışı primatlarda, kimi bireysel durumlarda el tercihi görülebilirse de, bildiğimiz anlamda tek el tercihi'nden sözedilemeyeceği bilinmektedir. Dolayısıyla, buradaki anotomik bakışımsızlığın doğrudan doğruya dil gelişimi ile ilgili olduğu görüşü geçerlik kazanmaktadır. Bu belirlemenin güvenilirliği için bir başka destek ise, Nottebohm'un (1977) şarkıcı kuşlarda göstermiş olduğu yarıküre uzmanlaşması ve anatomik asimetridir. Herhalde, bu kuşların da el-tercihi gösterdiklerini düşünmemiz gerekmiyor...

Falk'a göre, anatomik bakışımsızlık, "orman yaşamında bu en basit çağrı tipi dizgelerin başından beri doğal seçilime dayalı olduğu" (1980: 74). yolunda yorumlanabilir. Bu noktadan hareketle ve "karşılaştırmalı yöntemi uygulayarak", aynı anatomik bakışımsızlığın öninsansılar için de sözkonusu edilmesi gerektiği çıkarsanabilir. Böyle bir belirleme, insanın dil yeteneklerinin kökenindeki nörolojik özelliklerin, doğal seçilim yoluyla, şimdiye kadar sanıldığından çok daha önceleri kazanılmış olacağı anlamına gelir (1980: 74). Bu yeteneklerin ise, konuşma becerisinden ve konuşma dili dizgesinin belirleyici özelliklerinden -- evrencelerinden -- ayrı düşünülemeyeceği biliniyor.

Falk, daha önceki yıllarda yayınladığı görüşlerinde (bknz., Faik, 1975), Lieberman ve arkadaşlarının insansılarda konuşma aygıtının anatomik evrimi ile ilgili tezini reddederek, sözkonusu anatomik yapı için gerekli önkoşulun dik duruş olmadığını savunmuştu. Şimdi de, önceki görüşlerine ek olarak, konuşmanın el-tercihinden önce gelişmiş olduğunu, sol yarıküredeki uzmanlaşmanın önce Broca bölgesinden başlayarak, daha sonra komşu bölgelere ve özellikle komşu sağ-el kullanımı bölgesine yayıldığını ("field effect"), bu yayılmanın dik duruşa geçiş dönemiyle eşzamanlı olduğunu ileri sürmektedir (1980: 75).

Falk, konuya ilişkin görüşlerini şöyle özetliyor:

... El tercihinin, eller serbest kaldıktan sonra gelişmiş olması en büyük olasılıktır. Oysa sese-dayalı bildirişim, dik duruş önkoşuluyla bağımlı olan herhangi bir engelleme ile karşılaşmış değildi. İnsanın sesi, ellerinden çok daha önceleri "serbest" kalmış bulunuyordu (1980: 76).

Fak, görüşlerini şu çarpıcı sözlerle noktalamaktadır:

... Dolayısıyla sorumuz, Ostralopitek'lerin işaretleşip işa-retleşmediği, şarkı söyleyip söylemedikleri değil, ne hakkında konuştuklarının belirlenmesi olmalıdır (1980: 76). (Vurgu tarafımdan - Y.İ.)

BAŞA DÖNÜŞ