|
İşaret dili varsayımı, Hewes'ün çok-yönlü yaklaşımında güçlü bir savunu bulmuştur. El işaretleri, yüz anlatımları, bedensel durum ve gerilim düzeylerinden oluşan bir davranım dilinin, insansıların kültürel evriminde önemli yeri olduğuna inanabiliriz. Hewes, olasılıkların ayrıntılı bir dökümünü sunmuştur. Öte yandan, davranım dili ortamımn -- konuşma oluğunun sunduğu çeşitli olanaklar karşısında bile -- bugün için de önemini yitirmemiş olduğunu biliyoruz. Primat atatürlerin çağrı dizgelerinden Homo sapiens'in konuşma diline uzanan çizgide, görme oluğuna dayalı bir iletişim ortamının öncelik taşıdığı, insansıların evriminde bunun yalnız başına kullanıldığı bir ara dönemin yaşanmış olduğu yolundaki görüş ise, kanımızca tartışmaya açıktır. Kaldı ki, böyle bir dönemin varlığı gösterilse bile, konuşma'ya. nasıl geçilmiş olduğu sorusu geçerliğini korumakta olacaktır. Hewes'ün görüşlerine karşı ilgi çekici bir tepki, şempanzelere dil öğretimi çalışmalarında yoğun deneyimi olan R. Allen Gardner'dan (1973) gelmiştir. Bu noktada dikkatimizi, Hewes tezinin temel dayanaklarından birisi üzerinde yoğunlaştırmamız yararlı olacaktır. Hewes şöyle diyordu:
Gardner (1973), Hewes'ün sözünü ettiği araştırma dizilerinde tartışılan teknik güçlüklere değinerek, burada anlatılanların karşıtı yorumların da geçerli olabileceği gerçeğine parmak basıyor ve konunun kapanmış sayılamayacağı üzerinde duruyor. Gardner (1973: 13), daha da ileri giderek, şu görüşünü açıkça ortaya koymaktadır: "İnsanbilimcilerin, karşılaştırmalı psikolojiden yararlanılarak, Geschwind, Lenneberg ve öteki yazarların neo-frenolojisine karşı uyarılmaları gerekir. İnsan-dışı primatların gördükleri ile işittikleri arasında ilişki kuramadıkları görüşü, güvenilir laboratuvar verilerinden yoksun, gülünç bir düşüncedir." Hewes'ün görüşleri için destek ise, hayvan davranışları alanında ünlü bir araştırmacı olan Adriaan Kortlandt'tan (1973) geliyor. Kortlandt'a (1973: 14) göre, şempanzeler konuşmuyor, çünkü "birbirlerine söyleyecekleri fazla bir şey yok":
Kortlandt öte yandan, sözünü ettiği gerekirliğin, sorunun yalnızca bir yüzü olduğunu da belirtiyor. Şempanze yavrularının çevrede emeklemeğe başladıkları döneme değin, bebeklerdeki "agulama" seslerine benzer bir dönem geçirdiklerine ilişkin gözlemleri hatırlatan Kortlandt, bu davranışın şempanzeler arasında kısa zamanda terkedildiğine, sese dayalı bildirişimin önemini yitirdiğine dikkati çekiyor. Bunun, leopar gibi, şempanze yavrularının doğal düşmanlarına karşı geliştirilmiş bir önlem olduğunu, doğal seçilim yoluyla şempanzenin genetik yapısına yansımış olacağını savunuyor. Gerçekten de, hayvanlar âlemi -- kuşlar dışında -- genelde sessizdir. Doğal düşmanlarının bulunmadığı uzak sahillerde yaşayan deniz aslanları ya da yine doğal düşmanları bulunmayan çakal ve kurt gibi hayvanlar dışında, yalnızca aslan, fil ve su aygırı gibi en güçlü biyolojik türlerin gürültücü davranışları olduğu dikkati çeker. Kortlandt (1973: 14), evcilleştirilmiş hayvan türlerinde ses çıkarımı yönünde artış görüldüğünü hatırlatıyor. İnsanda sese dayalı bildirişim davranışlarının geliştirimine bu çerçevede bakıldığında şöyle bir varsayım geçerlik kazanmaktadır:
Yetişkin şempanzelerin zaman zaman ve özellikle akşam üzerleri geceleme yerlerine çekilmeden önce çığlık, tepinme ve ağaç gövdelerine vurma yoluyla kopardıkları gürültüye değinen Kortlandt, bunu yırtıcı hayvanlan korkutarak kaçırmak için girişilen bir davranış olarak yorumluyor. Ancak, korkutup kaçırma stratejisinin ardında son bir koz daha elde yoksa, şempanzenin tam güvenceden yoksun sayılabileceğine değinen Kortlandt, şu sonuca ulaşıyor:
Hewes ve Kortlandt'ın görüşlerinin geçerliği, el işaretlerine dayalı bir iletişim dizgesinin, konuşma dili evrencelerinden önemli bir bölümünü karşılamış olması önkoşuluna bağlıdır. Böyle bir tezin önemli güçlükler doğurduğu, yeni açıklamalar gerektireceği kesindir. Bir kez, günümüz dünyasında rastladığımız işaret dilleri(10) ölçüt sayılamaz. Bunlar, konuşma dili üzerinde sonradan geliştirilmiş ikincil sistemlerdir. Öte yandan, konuşma dili öncesi bir iletişim dizgesinde, başkalama ya da yalancıklama gibi zihinsel becerilerin, veya sözbileşim (sentaks) gibi yapı bilimsel bir özelliğin nasıl karşılanabileceği önemli sorunlardır. İnsan zihninde, konuşma dili olanaklarına başvurulmaksızın, yalnızca imgeler yoluyla düşünmenin mümkün olduğunu savunanlar vardır. Ancak, imgelerin ardarda yalın dizilişi, herhalde eklemli (articulate) dil davranışı sayılmasa gerekir. Chomsky psiko-lengüistiği açısmdan ele alınırsa, Hewes insana giden çizgideki dilyetisi'nin. daha önceki bir dönemde edim düzeyine bir işaret dili yoluyla dönüştürüldüğünü savunmaktadır. Oysa, böyle bir iletişim ortamında konuşma dilinin hangi evrencelerinin karşılanabileceği konusunun dikkatle gözden geçirilmesi gerekir. Kanımca Hewes bu konuda fazla iyimser düşünmektedir. Kortlandt'a göre, edim düzeyine konuşma yoluyla dönüşüm, "mızrağın geliştirilmesine..." değin gerçekleştirilmiş olamaz: Önce yırtıcı hayvanlara karşı yeterli güvence sağlanmış; sonra o güne kadar susmuş olan insan -- artık el işaretlerini bir yana bırakarak -- iletişimini konuşma olguna aktarmıştır.. Reductio ad absurdum yöntemine başvurarak, şu soruyu da gündeme getirmemiz sözkonusu olabilir: Acaba insan önce mızrağı mı geliştirmiştir, yoksa ateşi mi evcilleştirmiştir? Yırtıcı hayvanlara karşı daha etkili bir silâh olan ateşin titrek ışığında, herhalde geceleri güçlükle seçilen el işaretleri ve yüz anlatımlarına göre, sese dayalı işaretler yeğlenmiş olsa gerekir. Böyle sorular karşısında eldeki verilerin yetersiz kaldığı açıktır. İnsanın teknolojik evriminden yola çıkılarak dilyetisinin hangi dönemde ve hangi düzeylerde edime dönüştürülmüş olabileceği geçerli bir sorudur. Ancak aranan cevapların, başka alanlardan verilerin ışığında değerlendirilmesi gerekiyor. İşaret dili bugün için de önemini koruyan ve belki de belirli koşullarda zorunluluk taşıyan bir bildirişim boyutudur. Primat atatürlerinden günümüz insanına ulaşan çizgide, görme ortamına dayalı işaretlerde olduğu gibi, sese dayalı bildirişimde de süreklilik olduğu inancındayım. Bu iki davranış sisteminde, birbirlerini karşılıklı geçersiz kılacak karşıtlıklar bulunmadığı açıktır. Vurgulanması gereken nokta şudur: Konuşma dilinin evrencelerinden bir bölümü beyindeki gelişmeyi (zihinsel yetenekleri) karşılarken, önemli bir bölümü ise bu yeteneğin konuşma oluğunda gergerçekleştirilmesini içermektedir. Gerektiği durumlarda "susmak", ya da bildirişimi işaretlerle sürdürmek olanağı herzaman için vardır. Fakat çoğu durumda, konuşma en doğal ve vazgeçilmez bildirişim yolu olacaktır. Konuşma dilinde bağırmak ya da fısıldamak olanaklarının varlığı ve bunların yerine göre sağladığı üstünlük gözden uzak tutulamaz. Görme ve işitme oluklarında eşzamanlı dil davranışları ilişkileri için aşağıda sunduğumuz tablo yardımcı olabilir. Her iki iletişim oluğunda da, kültürel kökenli olduğu kadar, biyolojik kökenli davranışların varlığı dikkati çekiyor. Ancak, açıkça görüldüğü gibi, insanın gelişen dilyetisi, kullanım düzeyinde önemli ölçüde konuşma dili geliştiriminde anlatımını bulmuştur: Şematik
açıklama için
----------------------------------------------------------- 10. Kuzey Amerika Düzlükler Bölgesindeki kabileler-arası Kızılderili işaret dili iyi bir örnek sayılabilir. Avustralya aborijinleri arasında da gelişmiş bir işaret dili kullanıldığı biliniyordu. Kimi yazarlar bu tür işaretleri kültürel bağımlılıktan uzak, evrensel düzeyde özce nitelikli imgeler olarak düşünürler. Oysa bu tür işaretler de en az Çin yazısı ölçüsünde "evrensel" dirler. Yani, çeşitli dillerde anlaşılmasına anlaşılabilirler, ama anlam bağlantılarının önceden öğrenilmiş olması şartıyla!... Arjantinli'lerin Ademanas işaret dili için, bknz. La Barre, "Duygu ve Davranışlarımızın Kültürel Kökeni" (Çev. Izbul, 1980).
|