VI- SONSUZ BİR GEÇMİŞTEN, SONSUZ BİR GELECEĞE...

 

İnsanın ilk atatürlerinin -- tıpkı günümüz primatlarında olduğu gibi -- sese dayalı çağrı sistemlerine sahip olduklarına kesin gözüyle bakılabilir. Öte yandan, sese dayalı ve görsel olukta gerçekleşen eş­zamanlı iki ayrı işaret ortamı, birbirini gerektirmeyebileceği gibi, geçersiz de kılmaz. Her iki tür iletişimin de, primat atatürlerinden insansılara ve giderek günümüz insanına, birlikte ve süreklilik bağlantısı içinde evrim geçirmiş olmaları en yakın olasılıktır.

Günümüzden iki ya da üç milyon yıl önceleri taş âlet yapımcısı Ostralopitek'lerin -- henüz pek ilkel bir düzeyde de olsa -- yeterli bir dil sistemini geliştirmiş olacakları görüşünü geçersiz kılacak hiçbir kanıt yoktur. Avcı-toplayıcı yaşam tarzının işbölümü ve işbirliğine dayalı sıkı bağlamlı sosyal yapısı, sese dayalı iletişim tezini destekleyeceği gibi, Homo erektüs'ün yarım milyon yıl önce başlayan hızlı beyin gelişimi de önemli ölçüde konuşma dilinin özellikleriyle bağlaşık bir bilişsel / iletişsel boyutun yoğunluk kazanmakta olduğu şeklinde yorumlanabilir.

Konuşma dili geliştiriminde asıl sıçramanın Neandertal-Kromanyon ikileminde gerçekleşmiş olduğu görüşü, sese dayalı iletişimin primat atatürlerinden bu yana insanın tarihçesi ile yaşıt olduğu tezini geçersiz kılmaz. Milyonlarca yıl boyunca, insansıların kültürel evrimi çok yavaş bir ivmeyle yol almıştır. Bu durum, konuşma dili becerilerinin doğal seçilime dayalı bir uyarlanma çizgisi olduğu yorumunu desteklemektedir.

Öte yandan konuşma dili, günümüz dünyasının kültürel evrirn gereklerine biyolojik açıdan cevap verebilme gizilgücünü artık yitirmiş görünmektedir. Biyolojik evrim, kültürün geometrik katlanmalarla oluşan dev değişim hızı karşısında çok yavaş işleyen bir süreçtir. Başka bir deyişle, yaklaşık 30 bin yıldan bu yana giderek kültürel evrimin gerisinde kalmış görünen genetik yapımızın öngördüğü nörolojik yapı ve bilişim / bildirişim olanakları ile yetinmek zorunda­yız.(11)

Bilim adamının geliştirdiği yeni dillerin görünürdeki sonucu olan teknoloji, sırça köşkündeki yöneticiler ya da kalabalıktaki yitmişliğini yaşayan sade yurttaşlar tarafından ancak slogan düzeyinde anlaşılabilmektedir. Oysa nükleer silâhların, kitle haberleşmeciliğinin ve deterjan reklâmlarının dünyası, avcı-toplayıcınm evreninden çok farklı bir dünyadır.

Dilimizin, başını alıp giden kültürel dünyamızın gereklerine uyarlanması bundan böyle ancak yine kültürel yaklaşımlarla sağlanabilecektir. Dil ve kültür arasında önceleri biyolojik boyutta gerçekleşen uyumlu bütünleşmeyi, şimdi yeniden ve bu kez kültürel boyutta sağlamak zorundayız. Günümüzün ve geleceğin sorunlarını karşılamakta, köklü ve bağlayıcı nitelikteki bir geleneğin ürünü olan konuşma dilinin bugünkü olanakları içinde aranacak çözüm, ancak üstdil düzeyinde olabilir. Geliştireceğimiz üstdil, dil ve gerçeklik arasındaki bağlaşıklık ve karşıtlığın irdelenmesi ve denetlenmesini üstlenecektir. Yeni bir mantık yaratmak zorunda olduğumuz söylenebilir.

Gelecekteki dillerimizin yapı ve içerik olarak bugüne değin olan dillerimizden farklı olacağı kesindir. İlk dilimiz ister sese dayalı olukta sürdürülmüş ister görsel olukta gerçekleştirilmiş olsun, yepyeni bir bilişsel / iletişsel dilin artık yaşantımızın ayrılmaz bir parçası olmağa başladığını görmezden gelemeyiz. Bu yeni dil, bilgisayarların dilidir. Bundan böyle kültür dünyamızın sorunlarına, yeni kuşak bilgisayarlar ile bir eşyaşam (symbiosis) tarzı içinde çözüm aramak zorunda olduğumuz apaçık bir gerçektir.

------------------------------------------------------

11. Aramızdan, genetik yapısındaki farklılık sonucu, ondalık sayı sisteminden çok, ikili sisteme yatkın olan şanslı kişilerin, bilgisayarlı yeni kültür dünyamızda, "efendimiz" bilgisayarlarımızla aramızdaki iletişimi üstlenecek yeni peygamberlerimiz olacakları düşünülebilir...

BAŞA DÖNÜŞ