Yalçın İzbul: Günümüz İşaret Bilimi Teorisine Toplu Bir Bakış: 04

İlk Yayınlanışı: Hacettepe Beşeri Bilimler Dergisi, 1980

Internet Versiyonu: 2007

 

İŞARETLERİN SINIFLANMASI

ve "Göstergebilim" Önerisinin Eleştirisi

 
 

Göstergeler, temsil ettikleri şey ile aralarında belli ölçüde organik bır bağ veya bağlantı bulunan işaretlerdir. Bir otomobilin benzin göstergesi örneğinde olduğu gibi. Bu tür işaretlerde belirtilen ve belirteç arasında genellikle bir sebep-sonuç ilişkisinden söz etmemiz mümkündür.

II.v. İşaretler Sınıflaması

İşaretlerin çeşitli açılardan sınıflamaları yapılmıştır. Bunların arasında bugün en yaygın biçimde izleneni, simge-gösterge-özce ayrımıdır. Ancak bu sınıflamayı ayrıntılarıyla ele almadan önce, öteki yaklaşım olanaklarından bazılarını kısaca gözden geçirmemiz yararlı olacaktır.

1) işaretin kaynağı açısından, "istemli" [intentional] ve "doğal" [unintentional] işaretler ayrımı gözetilebilir. Doğal işaretlerden, genetik koşullanmaya tabi yahut fizikî dünyada "eşyanın tabiatı" gereği olan işaretler kastedilmektedir. Örnekse, duman ateşin, bir köpeğin kuyruğunu bacakları arasına kıstırarak başını eğmesi ise karşısındakinin üstünlüğünü kabul ettiğinin işaretidir. Buna karşılık istemli işaretler, bir bildirim kaynağının bilerek ve isteyerek belirli bir hedefe yöneltmekte olduğu işaretlerdir. Kültürel bir çerçeveyi ima eden bu tür işaretlere insan-dışı biyolojik türlerde veya geleceğin robotlarında (= yapma zekâ, artificial intelligence) ne ölçüde rastlanabileceği tartışma konusu olmaya devam ediyor. .

2) Duyum ortamlarına göre, görme, işitim, dokunma, koku.. tad... işaretleri sınıflamasına gidilebilir. Buradaki insan-merkezli (antropomorfik) kategorilere, ayrıca, insan-dışı biyolojik türlerde ve belki de fizikî cisim ve cihazlarda varlığı gösterilen farklı duyum ortamları da eklenebilir: Morötesi duyarlığı işaretleri (arılarda olduğu üzere), yahut X-ışınları duyarlığı işaretleri (röntgen teknolojisinde veya "süpermen" hayalbilim kategorilerinde olduğu üzere). Duyumlama ve algılama arasındaki temel kavram farklılığı için, I.iii.'e bknz. .

3) işaretlerin ve işaret sistemlerinin evrimi açısından, doğrudan [direct] ve dolaylı [derivational] ayrımı gözetilebilir. Örnek: Eski Yakındoğu hiyeroglifleri doğrudan bir sistem (bildiğimiz kadarıyla), bugünkü Latin alfabesi ise o yazı türünden evrilmiş dolaylı bir sistemdir. Yine buna benzer bir çerçevede, birincil ve ikincil sistemler ayrımına gidilebilir: Konuşma dili birincil bir sistem; yazı dili ise kullandığı işaretler nesnel dünyayı ancak konuşma dili aracılığıyla dolaylı olarak belirttiğinden, ikincil bir sistemdir.

4) Sistemli [systematic] ve sistemsiz [non-systematic] işaretler sınıflamasına da rastlanılmaktadır. Ancak bütün bilimler gibi, işaret bilimi de "sistemsizlik" kavramını reddeder, yahut en azından "münferit" olayları açıklamakta sıkıntıya düşer. Bu bakımdan, ilk tespitlerde "sistem-dışı" olduğu görünümünü verebilecek örneklerin de, daha ileri seviyede araştırmalarla belli bir sistem modeline bağlanmasının mümkün olacağını dikkatten kaçırmamak gerekir. Bana göre, "sistemli-sistemsiz" ayrımı, araştırma programlarının geliştirilmesinde zemin teşkil etmesi dışında, geçersiz bir sınıflamadır.

5) Özce türü [iconic] ve nedensiz [keyfî, arbitrary] işaretler ayrımına da literatürde yaygın rastlanılmaktadır. "Özce" tanımı aşağıda, bir sonraki maddede verilecektir. "Nedensizlik" ilkesiyle, "belirteç" ve "belirtilen" ilişkisinin geleneksel olma dışında belirli bir nedene bağlanamayacağı ifade edilmektedir. Öte yandan, özce türü yahut nedensiz işaretler ayrımını, doğal-kültürel karşıtlığı ile karıştırmamak gerekir. Özceler de doğal veya kültürel işaretler olabilirler; aranılan şart, "nedensiz" olup olmadıklarıdır. Örnek: Ressamın fırçasından çıkan bir deniz manzarası (bir kültür ürünü olmasına rağmen) özce türünde bir işarettir; oysa konuşma dilindeki "deniz" yahut "manzara" kelimeleri nedensizdir (="keyfî"dir). [Genel okuyucu için not: "nedensizlik / keyfîlik" kavramı sosyal bilimlerde "herkesin kendi keyfine göre" anlamında değil, "geleneksel olması dışında bir açıklama getirilemiyor" anlamındadır.]

6) Yukarıda kısaca gözden geçirdiğimiz kategorilerin benzeri işaret sınıflaması örnekleri çoğaltılabilir. Ancak, şimdi, daha önce dokunduğumuz önemli bir sınıflamayı ayrıntılı biçimde ele almamız yarardı olacaktır. Sözünü edeceğimiz bu sınıflama, günümüz işaret bilimi metinlerinde yaygın şekilde izlenen, karşı çıkanlar tarafından ise yine aynı genişlikte tartışılmak ihtiyacı duyulan temel bir belirlemeyi ifade etmektedir.

İşaret bilimi alanında öncü iki teorisyeninden biri olan Charles Sânders Peirce, (diğeri Ferdinand de Saussure)  işaretlerin temsil ettikleri veya yerine geçtikleri nesnelerle(15) olan iç ilişkileri bakımından ana çizgileriyle üçlü bir sınıflama teklif etmiştir. Peirce'ın verdiği tanımlar şöyledir: Özce (icon): Temsil ettiği nesneyi, o nesne ile paylaştığı özellikleri dolayısıyla belirten bir işaret (2.247)... Gösterge (index): Temsil ettiği nesneyi, o nesne tarafından gerçekten etkilendiği için belirten bir işaret (2.248)... Simge (sembol, symbol): Sadece veya büyük ölçüde bir işaret olarak kullanıldığı ve anlaşıldığı için bir nesneyi temsil eden işaret (2.307)...

Şimdi bu tanımları biraz açmağa çalışalım. Simgeler, temsil ettikleri veya yerine geçtikleri nesneler ile aralarında zorunlu yahut organik bağlantılar bulunmayan, nedensiz tabiatlı işaretlerdir. Şöyle de diyebiliriz: Simge, belirteç ve belirtilen arasındaki bağdaştırmanın, işaret işlevini algılayanın zihnindeki bir bilişim ilişkisine dayalı olduğu işaret türüdür. Belli bir işareti, işaret olarak algılayan bulunmadığı bir durumda, işaret işlevi de yoktur. Konuşma dillerindeki kelimelerin hemen tamamına yakın kısmı bu kategoriye girer. Anlaşılacağı üzere, simgelerin kullanımı geniş ölçüde kültürel kategorilere dayanmaktadır. Ancak bu beceri insanla yahut kültür kökenli olmakla sınırlı değildir. Örnekse, bir balözü kaynağı keşfettiğinde kovana dönerek öteki arılara bu kaynağın yönünü ve mesafesini karmaşık bu dans gösterisi ile ileten öncü arının başvurduğu işaretler kategorisi simgesel niteliktedir; kökeni ise, bu biyolojik türün genetik yapısında saklıdır.

Göstergeler, temsil ettikleri şey ile aralarında belli ölçüde organik bır bağ veya bağlantı bulunan işaretlerdir. Bir otomobilin benzin göstergesi örneğinde olduğu gibi. Bu tür işaretlerde belirtilen ve belirteç arasında genellikle bir sebep-sonuç ilişkisinden söz etmemiz mümkündür. Öte yandan bazı yazarlar, yön gösteren bir ok işareti örneğindeki gibi kültürel kökenli işaretleri de, "doğal mantık" kavramına dayanarak gösterge türü içinde değerlendirmektedirler. Dikkat edilmesi gereken nokta, gösterge türü işaretlerde, belirtilen ortadan kaldırıldığında işaret olma niteliğini kaybeden, buna karşılık ortada işaret işlevini algılayan bir varlık bulunmasa dahi işaret olma niteliğini koruyan bir işaret sınıfını tanımlamakta oluşumuzdur. Volkanik kayalar, geçmişteki bir volkanik faaliyetin ne kendisi, ne de simgesidir; fakat işaret ettiği bu olayın sürekli göstergesidir.

Özceler, temsil ettikleri şeyin ya tamamen kendisi olan veya aralarında yüksek derecede bir özdeşlik, benzerlik veya organik bağ bulunan işaretlerdir. "Yaralı mısın?" sorusuna, giysilerini sıyırarak yarasını göstermekle cevap veren askerin iletmekte olduğu işaret türünü düşününüz. Başka örnekler: Bir kızilderili kabilesi için kabîle toteminin taşıdığı anlam; resim-yazısında kullanılan işaretler; harita ve krokiler; fotoğraflar; kumaş, boya ve benzerlerinin alıcıya sunulan örnek veya numuneleri. Konuşma dilinden verilebilecek bir örnek ise, çoğul halinin kelimenin tekrarlanmasıyla gösterilebilmesi durumudur: ağaç ağaç (= "orman").

Bu son örnekten de anlaşılacağı gibi, özceler de, tıpkı simgeler yahut göstergeler gibi, doğal yada kültürel kaynaklı olabilirler. Konuşma dillerindeki "tabiat taklidi" yansıma kelimelerin işe ne ölçüde özce türü veya ne ölçüde nedensiz, simge türü işaretler oldukları tartışması sürüp gidiyor. Kesin olan, başlangıçta belki de tam yansımalı olan böyle sözcüklerin, zamanla dilin genel ses değişimi kurallarına uyarak simgesel bir kimliğe dönüşme yoluna girdikleridir.

Öte yandan, literatürde farklı işaret sınıflama ve tanımlarının izlenmekte olabileceğine, çoğu zaman bunların arasında pek az bir uyuşma görülebileceğine burada tekrar dikkat çekmek gerekir. Örneğin, Ogden ve Richards (1923:23) "simge" tanımını şöyle vermişlerdir, "insanların birbirleriyle iletişimde kullandıkları hertürlü işaret." Oysa Peirce, yukarıda görmüş olduğumuz şekilde, simgeleri işaretler genellemesinin bir alt şubesi olarak değerlendiriyordu. Saussure ise simgeleri tanımlarken, bunların özce nitelikli işaretler olduklarını savunmuş, meselâ "adaletin" sembolü olan terazi yerine, diyelim ki bir savaş arabasının -- kaldı ki, savaş arabası savaşın "simgesidir" -- konulamayacağına dikkati çekmişti. Saussure'ün bu tanımı, "simge" sözcüğünün günlük dildeki anlamına (Türkçe için söylüyorum) birhayli denk düşüyor. Öte yandan, Peirce'ı pekçok yönleriyle yakından takip etmiş olan Charles W. Morris (1946:23-7), "simge" için yine farklı bir tanım vermiştir: "Simge, kendisiyle eşanlamlı olan bir başka işaretin yerine geçmekle işlevini yerine getiren işaret türüdür. ...Simge olmayan hertürlü işaret, birer sinyalden ibarettir." Colin Cherry (1957:7) "işaret" kavramını, "haberleşmede kullanılan hertürlü fizikî oluşum" şeklinde tanımlamış, "simge" kavramı için "sadece tarihî bir bağlamda yorumlanabilen dinî ve kültürel işaretler" tanımını vermiştir. Bütün bu görüşlere karşılık, Peirce'ın üçlü sınıflaması, geniş çevrelerde yakından bilinen bir tez olması dolayısıyla, konuyla ilgili hertürlü tartışmanın en azından çıkış zeminini oluşturmak durumundadır.

 

II. vi. "Belirti" Kavramı

Özellikle tıbbî semiyotik (= teşhis) alanında kullanıldığı çerçeve anlamdan esinlenerek, "belirti" kavramımız için şu tanım önerilebilir: Kişi ya da herhangi diğer bir biyolojik varlık, veya doğal yahut insan yapısı herhangi bir fizikî cisim veya cihazın, (1) zaman içindeki oluşumu, evrimi (tarihi) ve (2) içinde bulunduğu durum hakkında bize bilgi veren herhagi bir ipucu. Karşımızdaki kişinin öfkeli, nezleli, sarhoş olduğu yolundaki "belirtiler" bu sınıflamaya girer. Konuşma dilindeki ah!, oh! türü fizyolojik tepki ve kültürel koşullanma karışımı ünlemler ile, söze eşlik eden tempo, şiddet vs. gibi ekdil unsurları da [paralinguistic features] belirti türünden işaretler olarak değerlendirilebilir.

Bu çerçevede dikkat edilmesi gereken nokta, bakış açımızın, bildirimlerden çok, bildirimlerin kaynağına yönlendirilmiş olmasıdır. Bu değerlendirmemiz Lyons'un (1977:108) verdiği, işaret yahut belirtkelerde, alıcıya ulaşan, göndericinin içinde bulunduğu durumla ilgili herhangi bir bilgi tanımıyla uyuşmaktadır. Ancak, Lyons'un verdiği tanımın, (1) hertürlü işaret kaynağını ve (2) bu işaret kaynağının evrimini içine alacak şekilde genişletilebileceği görüşündeyiz.

 

II. vii. "Göstergebilim" ve "Gösterge" Terimleri

Bu çalışmada, "işaret" genellemesinin bir alt sınıfını isimlendirmekte kullanılmasını önerdiğimiz "gösterge" sözcüğünün, bir grup dilbilimci tarafından anlam genişletmesi yoluyla doğrudan doğruya "işaret" kavramını karşılamakta kullanıldığını; buna bağlı olarak, işaret bilimi için "göstergebilim", bizim teklif ettiğimiz belirteç için "gösteren", belirtilen için "gösterilen" karşılıklarının tercih edilmekte olduğunu görüyoruz.

Dilimizde öteden beri kullanılagelmekte olan "gösterge" kelimesinin böyle bir anlam genişletmesine uğratılarak kullanılmasının gereksiz bir kavram karışıklığına yol açtığı görüşündeyiz. Geniş kitlelerce bilinen ve günlük hayatın bir parçası olan "işaret" kelimesine gösterilen tepkinin ise yine aynı ölçüde gereksiz bir tasfiyecilik eğiliminden kaynaklandığı, bu tür taraflı yaklaşımlardan sakınılmasının doğru olacağı inancındayız. Terimlerin pek çoğunun ortalama yurttaşın anlamını bilemeyeceği özel sözcükler olacağı gerçektir; fakat öte yandan terimlerin mutlaka ortalama yurttaşın anlamayacağı sözcüklerden oluşturulması gibi bir ilkeden söz edilemeyeceği de açıktır.

Gösteren-gösterilen ikilisine gelince, bu terimler sözkonusu olan işaret işlevini grafik bir açıklıkla gözler önüne sermekle birlikte, belirtme süreç yada eyleminin nöro-psikolojik açıdan derinlemesine incelenmesi durumunda, yine aynı kökten belirteç ve belirtilen terim tekliflerimizin haklılığı anlaşılmış olacaktır, işaret işlevinde ele almak durumunda olduğumuz süreç, "göstermek" değil, bilmek, bildirmek kavramlarıyla açıklayabileceğimiz ve belirtmek kavramıyla tanımlayabileceğimiz bilişim ve bildirişim süreçleridir.

Gösterilen terimi bir aşağıdaki maddede, denotatum kavramı karşılığında, kanaatimizce daha yararlı olabileceği bir bağlamda kullanılmalıdır.

 

II. viii. Tip ve Örnek, Düzanlam ve Yananlam Kavramları

İşaret bilimi metinlerinde bugün yaygın biçimde rastlanan tip ve örnek kavramlarına başlangıçta Peirce geçerlik kazandırmıştır (type, 2.24.5; token, 4.537). Aşağıdaki örnekleri inceleyelim:

(1) "Ankara" sözcüğü altı harf kullanılarak yazılır.
(2) "Ankara" sözcüğü birbirinden farklı dört harf kullanılarak yazılır.

Bu durumda, Ankara sözcüğünün dört harf-tipi, altı harf-örneği kullanılarak yazıldığını söyleyebiliriz. Bir başka örnek:

(3) Bir başka yerde bir başka kitap buldum.

Bu bildirimde beş sözcük-tipi, yedi sözcük-örneği yer almaktadır. O halde, bir bildirimdeki toplam işaret sayısı, o bildirimdeki toplam örnek sayısını; birbirinden farklı işaretlerin sayısı ise, toplam tip sayısını vermektedir.

İlk bakışta, "tip" - "örnek" ayrımının, "malûmu ilân" kabilinden gereksiz bir belirleme olduğu sanılabilir. Ancak bu bölümün sonunda açacağımız nedenlerden dolayı, bu belirleme anlambilimde merkezî önem taşımaktadır.

İşaretin zaman ve mekân bileşkesindeki tek kullanımı olan örnek, o işaretin bir yananlam 'ını [denotation],(16) yahut bir "göreli anlamını" taşımaktadır diyebiliriz. Burada sözkonusu olan anlam, belirli bir işaret işlevinin kullanım bağlamından ileri gelen, ve zaman ve mekân bileşkesi içinde bir daha tekrarlanması mümkün olmayan kavramsal içeriğidir.(17) Örnek 'in "kavram içeriği" karşılığında yabancı kaynaklarda yaygın olan denotatum (çoğul, denotata) için Türkçe'de "gösterilen" teriminin yerinde olacağı inancındayım. Burada teklif etmekte olduğumuz belirtilen ve gösterilen kavramaları arasındaki zahirî binişmeyi ise az ilerde açıklığa kavuşturacağız.

İşaret "tip" 'inin temsilcisi olduğu kabul edilen sürekli kavramsal içeriğe düzanlam (designation) adını veriyoruz. Buna göre iki önemli belirlemeye gidebiliriz: (1) işaret tip'i, işaretin kullanım seviyesindeki örnek 'leri toplamını ifade eder; (2) Düzanlam, bir işaretin bütün bağlamlarda ifade ettiği yananlam yahut göreli anlam 'ların bileşkesidir. O halde, sözlüklerde madde başı olarak verilen bir sözcük, düzanlama bağlanmış bulunan belirteç 'in ismi;(18) bu madde başlığı altında verilen anlam ise, bu belirtecin taşıdığı düzanlam ile kurumlaşmış yananlamlardır. Yaşayan dilin sürekli değişmekte oluşu, kişisel kullanım [idiolect] farklılıkları ve bağlamdan ileri gelen farklılaşma, belirteçlerin taşıyabileceği bütün yanlamların sözlüklerde gösterilebilmesini olanak dışı kıldığı gibi, düzanlamın da ancak ortalama bir belirlemeyle gösterilebilmesine yol açar.

Her işaret -- tanım gereği -- bir belirtilen 'e sahip bulunmakta, belirli bir "şeyi" belirtmektedir. Oysa pekçok işaret işlevinin gerçekler dünyasında bir karşılığı bulunmaması, belirli bir "gösterilen" 'i ifade ediyor olmaması herzaman için mümkündür. Ayrıca, herhangi bîr işaretin, doğruyu söylemekte olduğu kadar, yalan söylemekte de kullanılabileceğini -- aslına bakılırsa, herhangi bir kodlama sisteminde yalan söyleme imkânlarının doğruyu söyleme imkânlarından çok daha zengin olduğunu biliyoruz. Bütün bunların yanına, mecazî söz hünerlerinin de düzanlam ve yananlamlar arasındaki kullanım seçeneklerine dayandırıldığı gerçeğini katarsak, teoride niçin belirtilen ve gösterilen gibi birbirinden farklı iki ayrı kavrama ihtiyaç duyduğumuz açıklığa kavuşturulmuş olur.

----------------------------------------------------

15. Burada ve bundan sonraki kısımlarda "belirtilen" kavramı karşılığında yalnızca "nesneler" sözcüğü kullanılmakla birlikte, kastedilenin hem somut nesneler hem de soyut kavramlar olduğu açıkça anlaşılmalıdır. Buradaki uygulama, "kavram" sözcüğünün farklı yorumlarından sakınılarak, daha yalın bir belirlemeye gidilebilmesi için tercih edilmiştir.

16. "Yananlam" terimi Türkçe'de daha çok edebî bir terim olan connotation karşılığında kullanılmıştır. Bu kavramın, "ikincil anlam" veya buna benzer bir terimle karşılanmasının daha doğru olacağı inancındayım. Lyons'un (1977:278) connotation için verdiği "secondary implication" tanımı ile karşılaştırınız.

17. Bildiğimiz kadarıyla, "örnek" ve "bağlam" arasındaki bağlantı literatürde bugüne kadar burada savunduğumuz kesinlikte ortaya konulabilmiş değildir.

18. "Sözcük" kelimesinin, kelimelerin sözlükte madde başlığı olarak verilen yalın şekli karşılığında terimleştirilmesini başka yerde teklif etmiş bulunuyoruz. Bu kavramın İngilizce terimlerdeki karşılığı lexeme 'dir. Buna göre sözcük, belirli bir düzanlamın sözlükteki ismidir. Sözcüklerden, dildeki sözcük yapım ekleriyle, farklı düzanlama sahip başka sözcükler türetilir. Bir sözcüğün, farklı yananlama sahip çeşitli kullanım örnekleri için kelime terimi uygundur. Türkçe gibi çekimli bir dilde kelimelerin kimi zaman sözcüklerin yalın halinde olduğunu, kimi zaman ise sözcüklerden çekim ekleriyle üretildiklerini görürüz.

BAŞA DÖNÜŞ