I  -  G İ R İ Ş

 
 

Bir bakıma insan yavrusu da bütün bu primat türleriyle aynı noktadan yola çıkmaktadır. Yaşamın ilk birkaç haftası süresince çıkarılan sesler sırasında, bebeklerin dili hareketsizdir. Altıncı haftadan başlayarak, çeşitli sesleme eylemleri için gırtlaküstü ses yollarında gerekli değiştirim olanakları uygulanabilirlik kazanmaktadır.

Üst Pleystosen "klasik" Neandertal'lerinde (Homo neanderthalensis), Neandertal'lerin son döneminde onlarla çağdaş olan modern insan tipinde (Homo sapiens) ve günümüz iri primat türlerinde -- özellikle şempanzede (Pan) -- konuşma aygıtı'nın karşılıklı anatomik özelliklerini inceleyen Lieberman ve araştırma ekibinin görüşleri şöyle özetlenebilir:

Konuşma becerisinin, solunum ve sindirim sistemlerinin ortak üst bölümüne üçüncü bir işlevin yüklenmesinden öte bir beceri olmadığı görüşü yetersizdir. Konuşma aygıtı adı verilen organlar ve odacıklar dizgesi, primat atalarından günümüz insanına değin hızlanarak sürmüş, konuşma seslerinin üretimi ile doğrudan ilişkili bir evrimin ürünüdür. İnsanın en yakın atalarından başlanarak gerilere gidildiği ölçüde, konuşma aygıtı anatomisindeki sesleme yetersizliği fosil kayıtlarıyla belirlenebilmektedir. Nitekim Neandertaller, bildiğimiz konuşma becerilerinin önşartı olan kimi anatomik özelliklerden yoksundu (Lieberman, 1968, 1969, 1972, Lieberman ve arkdş., 1969, 1971a, 1971b, 1972).

Konuşma dilinin insanın evrimindeki önemini irdeleyen sosyobiyolog Wilson (1975: 556),(1) konuşma seslerinin üretimine ilişkin parametreleri ve konuşmaya olanak verecek anatomik uyarlanmaların ana niteliklerini şöyle özetlemiştir:

Karmaşık patlayıcı ünsüzler, sızıcı ünsüzler, geniz ünsüzleri, ünlüler ve tüm öteki ses türleri bileştirilerek, sayıca kırk dolayındaki temel seslikler elde edilmektedir. İnsanda, ağız ve üst solunum yollan bu sesleme yeterliğini sağlayacak biçimde önemli değişikliklere uğramıştır. En önemli değişiklikler, dik duruştan kaynaklanmıştır. ...Yüzün bakış açısının ön doğrultuda biçimlenmesiyle, üst boğaz bölgesi 90 derecelik bir açı kazanmıştır. Bu durumda dilin arka bölümü geriye itilmiş, üst gırtlak yolunun ön duvarını oluşturmuştur. Aynı zamanda, gerek boğaz, gerek gırtlak kapağı [epiglotis] bölgesinde uzunlamasına mesafe kazanılmıştır.

Bu iki ana değişme çizgisi -- dilin konumu ve boğaz bölgesinin uzunluk kazanması -- insanın ses üretimi zenginliğinde temel etkenlerdir. Ses kirişlerinin titreştirilmesiyle elde edilen ses türü, genelde yoğunluk ve süre bakımından farklılaştınlabilir. Fakat, asıl önemli olan, tını açısından gerçekleştirilmesi gereken farklılaştırmadır. Seslikler [özellikle ünlüler -- Y.İ.] ancak bu yolla elde edilebilir. Hava akımı boğaz ve ağız boşluklarından geçirilirken, bu yapının işlevi herhangi bir boş hava borusundan farklı değildir. Tınılandırma burada sağlanır. Ses kirişlerinden gönderilen titreşimlere, konum ve biçim farklılığı uygulanarak, farklı vurgu bileşimleri kazandırılır. Konuşma dilinin bildiğimiz seslikleri, bu değiştirim olanaklarının sonucudur.

Lieberman ve arkadaşlarının konuya ilişkin görüşleri, a) Yaşayan primat türleri için, karşılaştırmalı anatomi ve fonetik beceri bulgularına (Lieberman, 1968; Lieberman ve arkdş., 1969, 1971); b) Neandertal'ler için, fosil örneği üzerinde kurgulanan konuşma aygıtı modelinde fonetik açıdan bilgisayarla yapılan ölçümlere (Lieberman ve arkdş., 1971,1972) dayandırılmıştır.

Buna göre insanin konuşma aygıtı evrimine ilişkin genel değerlendirme şudur:

Konuşma dilinin önkoşullarından birisi de, bir ses üretimi düzeneğinin varlığıdır. Dilin kendisi soyut bir ilişkiler düzeni oluşturmakla birlikte, ses birimlerinin somut ve biyolojik bir taban üzerinde oluşabilecekleri gerçeği gözden uzak tutulamaz. Buna dayanarak, en eski insansıların konuşma becerisinden yoksun olduklarını söyleyebiliriz. Konuşma aygıtı, günümüz insanına ulaşan çizgide, birbirini izleyen insansı türlerine koşut, sürekli ve istikrarlı bir evrim geçirmiştir (Lieberman, 1972:36).

... İnsanın uzak ataları, konuşmanın üretimi için gerekli anatomik düzenekten yoksundu. Homo cinsinin konuşma etkinliğine yönelik uyarlanmasının, oldukça yakın dönemlerde yoğunluk kazanmış olduğu söylenebilir (Lieberman, 1972: 39).

Lieberman ve arkadaşlarının bu görüşlerini dayandırdıkları kimi temel verileri de gözden geçirmemiz yararlı olacaktır:

Konuşma becerisinin, ağzın, dil, boğaz ve gırtlağın konuşma seslerinin üretimine olanak sağlayan bir anatomik uyarlanma ve evrim geçirmiş olmasıyla bağlaşıklığı kesindir. Konuşma seslerinin, yalnızca solunum ve sindirim amaçlanna uyarlanarak evrilmiş bir düzeneğe üçüncü bir işlev yüklenmesi olarak düşünülmesi yanlıştır. Konuşma seslerinin üretimi için temel gerekirlik niteliğindeki uyarlanmaları kazanmamış olan öteki primat türleri, soluk alıp vermede, lokmaları çiğneyip yutmada herhangi bir güçlüğe uğramıyor. Bir bakıma insan yavrusu da bütün bu primat türleriyle aynı noktadan yola çıkmaktadır. Yaşamın ilk birkaç haftası süresince çıkarılan sesler sırasında, bebeklerin dili hareketsizdir. Altıncı haftadan başlayarak, çeşitli sesleme eylemleri için gırtlaküstü ses yollarında gerekli değiştirim olanakları uygulanabilirlik kazanmaktadır. Homo sapiens dışında primatlarda genel zihin yetenekleri ve fiziki beceriler aynı yaştaki bebeklere oranla daha üstün görünebilir. Oysa sözünü ettiğimiz becerinin kazanılması, tüm yaşamları boyunca olanaksız görünmektedir (Lieberman, 1972: 39).

Lieberman ve arkadaşlarına göre, konuşma seslerinin günümüzdeki niteliklerini tam olarak kazanmış oldukları dönem çok yakın bir tarihçeye dayanmaktadır. Sözkonusu dönemin, Neandertal'lerden Kromanyon'lara geçişle, yani günümüzden 40-35 bin yıl öncesi evreyle eşzamanlı olduğunu, ya da çakıştığını söylemektedirler.

----------------------------------------------------

1. Denes ve Pinson'a (1973) dayanarak.

BAŞA DÖNÜŞ