KÜLTÜREL SÜREÇLER - III

 
 

Tüfek icat olmuşsa, "mertlik" bozulmuştur. İsteseniz de istemeseniz de, çağdaş teknolojiye sırt çevirmek ülkeyi biteviye açık pazar durumuna düşürmek olur. Teknoloji ürünleri yabancı kültürlerin elinde salt bir yaptırım gücü değil, aynı zamanda en kandırıcı imrendirme aracıdır. Kapıyı kapatsanız, bacadan gireceklerdir.

 9  Kültürel gecikme: William F. Ogburn, 1950'lerde geliştirdiği ünlü "kültürel gecikme" (cultural lag) kuramında, kültürel değişmenin yol açtığı toplumsal gerilimlerin kurumlararası değişme ivmesi farklarından ileri geldiğini savunmuştur (On Culture and Social Change: Selected Papers, 1964: "cultural lag" için örneğin Prof. Kongar "kültür boşluğu" terimini kullanmıştır).

Toplumbilimciler genelde daha çok teknolojideki yenilikler ve bunların getirdiği değişme hızına kimi toplumsal kurumların ayak uyduramaması sonucu ortaya çıkan uyumsuzluk ve dengesizlikler üstünde durmuşlardır. Kimi toplumbilimciler ise, tarih boyunca toplumsal/kültürel değişmenin itici gücü olarak teknoloji ve yerleşik toplumsal yapı çelişkisi'ni soyutlamışlardır.


ÇELİŞKİLER... ÇELİŞKİLER...

Oysa, kültürel gecikme kavramının genelleştirilerek, a) Herhangi bir kültür kurumunda önplana çıkan yenilik etkisinin tüm kültür kurumları arasında yol açtığı; b) Bir bütün olarak değişmekte olan çevre ile insanın sınırlı algılama/uyarlanma olanakları arasında ortaya çıkan uyumsuzluk ve dengesizlik olarak yorumlanması daha doyurucu olur.

Öte yandan kültürel gecikme kuramı, teknoloji gibi bir "maddi" kültür kurumunun değişebilirliğine karşın, "manevi" kültür kurumlarının "değişmezliği" gibi yanıltılı bir teze tanık gösterilemez. Buradaki yanılgı, "maddi kültür" kavramıyla elle tutulur gözle görülür nesnelerin, aletlerin, malzemenin, silahların anlatılmak istendiği sanılmasındadır. Oysa "maddi kültür"ü, bu nesnelerin kendisi değil, bunların "üretimi" ile ilgili yaşam tarzı, davranışlar ve toplumsal örgütlenme olarak düşünmek gerekir.

Kültürün bütünleşmiş dünya görüşü ve yaşam tarzı içinde, "maddi" ve "zihinsel" şeklinde yapılan bir ayrımın sınır belirsizliği de bu gerekçeden kaynaklanıyor. Ülkeye "yeni teknoloji" girmesi demek başkalarının yaptığı malların girmesi anlamına gelmese gerek. Bunların yapımına olanak veren "bilgi, değerler dizgesi, davranışlar karmaşığı ve toplam dünya görüşünün" girmesi olarak anlamak gerekir. Bu da, kültürel dizgenin bütününü ilgilendiren bir değişme, uyarlanma ve yeniden yapılanma boyutudur. Dolayısıyla, diyelim ki "sanayileşirken", bir yandan da kimi kültür kurumlarının eski günlerdeki gibi kalabileceğini düşünmek ham hayalciliktir.

Örneğin sanayide ileri gitmiş ülkeler, geri kalmışlara, "Bu paha biçilmez el-işlerinizi, pitoresk köylerinizi, pentatonik musikinizi ve tüm geleneksel kültürel değerlerinizi koruyunuz... Bizlerin yitirmiş olduğumuz böyle şeylere sahip olduğunuz için ne mutlu sizlere" önerisini getiriyorlarsa, aman ne güzel!... Sanayi ürünleri onlardan, resimsellik bizden...(12)

Tüfek icat olmuşsa, "mertlik" bozulmuştur. İsteseniz de istemeseniz de, çağdaş teknolojiye sırt çevirmek ülkeyi biteviye açık pazar durumuna düşürmek olur. Teknoloji ürünleri yabancı kültürlerin elinde salt bir yaptırım gücü değil, aynı zamanda en kandırıcı imrendirme aracıdır. Kapıyı kapatsanız, bacadan gireceklerdir.

Demek ki "benliğini koruma" ve "çağın gidişine ayak uydurma" çifte başarısı, daha önce de değindiğimiz gibi, özümsenme ve değişme arasındaki farkı kavrayabilen toplumların olacaktır.

Kültürel gecikme kuramının, topluma "değişmek gerektiği ölçüde değişmek" yolunda bir ipucu ve ölçüt önerdiği söylenebilir. İlkenin doğru yorumu, kimi kültür kurumlarını değişmekten alıkoymağa çalışmak değil, bütün kurumların değişmeleri gerektiği yönde ve ölçüde değişmelerine destek vermek; uyumlu, dengeli, çağdaş bir toplumun oluşmasına katkıda bulunmaktır.

Örnekse, "Sanayileşme ile dilde değişme arasında herhangi hir bağlantı var mıdır?" sorusunun yanıtı, "Toplumumuz sanayi kültürünü benimseyecekse, dilimizin de buna koşut bir evrimden geçmesi kaçınılmazdır. Bu yönde bilinçli, bilgili ve bilgece bir yönlendirme ise yerinde bir katkıdır..." olmak zorundadır.(13)

Bu büyük kültür dönüşümünü yaşarken, dilimizin de gerek sözcük haznesi gerekse anlatım kalıpları olarak yeni bilgi alanlarının, farklı bir zaman anlayışının, farklı bir çalışma düzeninin, farklı bir toplumsal örgütlenme biçiminin damgasını taşıyan değişmelere uğraması engellenemez. Konu ne dilimizin horlanması nede yozlaşmasıdır. Konu, dilimizin yeni kültür dünyamızın oluşumuna koşut bir değişim geçirmekte oluşudur. Kaldı ki, o ülke insanlarının dili de eski haliyle kalıplaşıp kalmış değil ki... O diller de, kültür değişimine koşut bir değişim geçirdiler ve geçiriyorlar.

Değişme'nin bir adı da evrim'dir. Bu tür kavramları bilimsel bağlamda "iyiye gidiş" yada "yozlaşma" gibi değer yargılarından arındırmak, yalın anlamda "değişme" niteliğiyle düşünmek gerekiyor. Çünkü, değişmenin yönü ve istenilirliğine ilişkin bir tartışma, tartışmacıların farklı bakış açıları, farklı çıkarları, ve değişmeden farklı şekillerde etkilenmeleri yüzünden, nesnel bir çözüme ulaştırılamaz.

Evrimci ve bütüncül yaklaşımla süreklilik/değişme mantık çelişkisi giderildiğinde ise, yaşayan kültür toplulukları için şu dersi çıkarmak olanaklıdır: Hızla değişen bir dünyada, kimliğini koruma öğretisini değil, değişme öğretisini benimseyenler varlığını koruyabilmektedir.

Evrimci düşünce açısından bakıldığında bu belirlemede çelişki sözkonusu değildir. Teknoloji, ekonomi, toplumsal ve siyasal dizge yumağında çağdaş değişim çizgisini izlemekte güçlük çeken kültür toplulukları için gelecek güvencesinden sözedilemez. Ulusal kültüre hizmet, her kuşak için, atalarımızın dünyası ile çocuklarımızın dünyası arasında uzlaşmayı sağlamak şeklinde anlaşılmalıdır... Köprü görevinin kaçınılmaz özverisini severek üstlenmek gerekiyor.

-----------------------------------------------------------

(12)  Değerli okuyucum, acaba siz de, "değişmeyen" bir Japonya'da sanayileşme mucizesine inananlardan mısınız? Eğer böyleyse, büyük bir olasılıkla, aynı zamanda "millî" kültürümüzü de yabancı kültür emperyalizmi karşısında savunma savaşımı verenlerdensiniz. Çelişkiler... Çelişkiler...

(13)  Kültüre "ihanet" suçlaması, "değişmek gerektiğinden fazla değişmek yada değiştirmek" anlamında geçerli olduğu kadar, "gerekli değişmeyi engellemeğe çalışmak" anlamında da geçerli olmak gerekir.

BAŞA DÖNÜŞ