İngilizce'de participle /pa'TİS-ıpıl/ 'lar, fiillerden türetilen ve sıfat veya zarf işlevleri
için kullanılan sözcüklerdir.
Türkçe gramerde karşılık olarak "ortaç" terimi yaygındır. Türkçe
dilbilgisi terimlerini tartışmak bana düşmez, Fakat,
bazı yazarların, bu iki farklı dilin gramerini birbirine birebir uydurma çabası,
"ortaç" karşılığında yalnızca sıfat-fiillerin düşünülmesi hatasına yol açıyor. İngilizce'den söz ederken "sıfat-fiil" ve
"zarf-fiil" olarak ayrı ayrı nitelenmeleri daha doğru, daha yararlıdır.
["Gerund" karşılığında kullanılan (ve en azından bana hiçbirşey ifade etmeyen)
"ulaç" sözcüğü yerine de "isim-fiil" nitelemesini tercih ettiğimi biliyorsunuz.]
Öğrenmemiz
gereken kalıplar ve Türkçedeki karşılıkları şunlardır:
("Öğrenmemiz gereken" derken, bu gerekirliği ne derece önemle vurgulasam azdır.
Cümle içinde geçen ortaçları bir bakışta yakalamakla çok şey kazanır;
görememekle de çok şey kaybedersiniz...)
PRESENT
PARTICIPLE
eş-zamanlılık boyutudur
[bknz. Not
03]
ACTIVE
seeing
[Sıfat işlevleri]gören,
görmekte olan
[Zarf işlevleri]
görerekten,
görmekte olaraktan, görmekte iken,
görmekte olduğu için, vb.
PASSIVE
being seen
[Sıfat işlevleri]görülen, görülmekte olan
[yalnızca participle-cümlecik kullanımı içindir -- sıfat
tamlamalarında böyle bir kullanım mevcut değildir]
[Zarf işlevleri]
görülerekten,
görülmekte olaraktan,
görülmekte iken, görülmekte olduğu için,
vb.
PERFECT
PARTICIPLE
ard-zamanlılık boyutudur
[bknz. Not
03]
ACTIVE
having seen
[Sıfat işlevleri]görmüş olan
[yalnızca participle-cümlecik kullanımı içindir -- sıfat
tamlamalarında böyle bir kullanım mevcut değildir]
[Zarf işlevleri]görmüş olaraktan,
gördükten sonra, görmüş olduğu için, vb.
PASSIVE
having been seen
[Sıfat işlevleri]görülmüş olan
[yalnızca participle-cümlecik kullanımı içindir -- sıfat
tamlamalarında böyle bir kullanım mevcut değildir]
[Zarf işlevleri]görülmüş olaraktan,
görüldükten sonra,
görülmüş olduğu için
(zarf)
PAST PARTICIPLE
(V3)
gerek eş- gerek ard-zamanlılık mümkün
[bknz. Not
03]
PASSIVE seen
[Sıfat işlevleri: yalnızca edilgen]Present:görülen,
görülmekte olan
veya
Perfect:görülmüş olan
[Yani, gerek eş-zamanlılık gerek ard-zamanlılık ifade
edebilir. Bknz. NOT 03]
[Zarf işlevleri: yalnızca edilgen]
Present:görülmekte olarak, vb.
veya
Perfect:görülmüş olarak, vb.
[Yani, gerek eş-zamanlılık gerek ard-zamanlılık ifade
edebilir. Bknz. NOT 03]
NOT
01:
Past
participle "seen" dışında, gerund ve participle'ların
tümüyle eşbiçimli olduklarına, ancak farklı işlevleri ile tanındıklarına
değinmiştik. "Running shoes", "a walking stick" (=baston") gibi
örnekler, mantığımız ve kullanım bağlamının yeterince yardımcı olabileceğini
gösteriyor: Aklı selimi yerinde hiçkimse bunları "koşmakta olan ayakkabılar...
yürümekte olan sopa" şeklinde algılamayacaktır.. Karışıklığı önlemek için,
ayrıca, konuşmada farklı
sözcük vurgusu kullanıldığını da örneklemiştik. Bknz.
"The Gerund" Bölümü, "Gerund / Participle Ayrımı".
Bir kez daha örnekleyelim. Sözcük vurgularına dikkat ediniz:
İSİM-FİİL (GERUND): "Have you
ever met a dancing teacher? = Hiç hayatınızda bir dans
öğretmeni ile tanıştınız mı?
[isim tamlaması]...
"Have you
ever met a fencing teacher? = Hiç hayatınızda bir eskrim
öğretmeni ile tanıştınız mı?
SIFAT-FİİL
(PARTICIPLE): Have you
ever seen a dancing teacher?
[veya, "seen a dancing teacher" mümkün -- Her iki vurgu durumunda da, iki sözcük
arasında kısa bir "es" var]
= Anlamı: Başka meslek sahiplerini dansederken görmüş olabilirsiniz, ama hiç
hayatınızda danseden / dansetmekte olan / eskrim yapmakta olan bir öğretmen gördünüz
mü?
[sıfat tamlaması].
[Cümleyi şu şekilde de kurabilirsiniz: "Have you ever seen a teacher (who
is) dancing/fencing?"]
Sözcük
vurgularına tekrar dikkat ediniz:
"a
sleeping child" veya "a sleeping child"= uyumakta olan bir çocuk
"a
sleeping pill" = uyku (uyuma) hapı... "uyumakta olan bir hap" değil!!
NOT
02:
Perfect Participle için verdiğim Türkçe sıfat karşılığı notunda yer alan
"yanlızca participle-cümlecik kullanımı içindir -- sıfat tamlamalarında böyle
bir kullanım mevcut değildir" saptamasının pratikteki anlamı şudur:
an
interesting book veya the lost treasure
-- diyebiliriz... (Sıfat tamlaması)
Fakat
***a being beaten man veya ***the having finished
workman veya ***the having been finished job
şeklinde kullanımlar olanak dışıdır.
Participle-cümlecik kullanımı:
Having
been pregnant before, a woman cannot mistake the signs.
[Sıfat işleviyle: "A
woman who has been pregnant before... etc." cümlesinden kısaltma]
Having already failed
the exam twice, he was reluctant to give it another try.
[Zarf
işleviyle: "Because (=since=as) he had already failed the exam
twice... etc."
cümlesinden kısaltma]
NOT
03:
Past Participle için verdiğim Türkçe karşılıklardan, bu formun birbirine
bağladığı kavram veya cümleciklere gerek eş-zamanlılık gerek ard-zamanlılık
(öncelik-sonralık) anlamı yükleyebildiği görülüyor. Ayrıca, yine Türkçe
karşılığına bakarak, Present Participle Passive'den ne farkı olduğu da haklı
olarak sorulabilir. Bu bakımdan, ayrıntılarına daha sonra girmek üzere burada
hemen örnekliyorum:
When shocked by bad news
she used to burst into tears.
[Bize göre geçmişte,
fakat bu iki eylem birbirine
göre eş-zamanlı: "Hernezaman kötü haberlerle şoka uğrasa, gözyaşlarına
boğulurdu."]
Shocked by the news, she began to cry.
[Ard-zamanlılık var:
"Şok olmuştu; ağlamağa başladı."]
Shocked by the
news, she was crying.
[Gerek eş-zamanlı
gerekse ard-zamanlı algılanabilir. Bağlama göre, sözün gelişine göre,
mantığımıza göre karar veririz.]
Fakat esasen,
herhangi bir belirsizlik olasılığı varsa, doğrudan Present Participle
(eş-zamanlılık) veya Perfect Participle (ard-zamanlılık) kullanarak belirsizliği
aşarız:
Being shocked by the news, she
was crying.
[Eş-zamanlı: "Şok
halindeydi; ağlamaktaydı."]
Having been rejected by the
committee, she was crying.
[Ard-zamanlı:
"Reddedilmiş bulunuyordu; ağlamaktaydı." -- Daha kolay anlaşılması için
fiili değiştirdim.]
Bu, past
participle cümleciklerinin gerek eş-zamanlı gerek ard-zamanlı anlam verebilmesi
durumunun öğrencinin kafasını hayli karıştırdığı anlaşılıyor. Oysa, açıklaması
pek bir yalın ve kolaydır. Unutmayınız ki, bu yapılarda kullanılan past
participle formu edilgen çatı kökenlidir. Yani, kökeni "is done"
/ "is being done" veya "was done" / was being done"
olabilir. Kısacası, present anlamlı cümlelerden de kısaltılmış olabilir; past anlamlı cümlelerden
de.
Örnekleyelim: [Lütfen cümleleri ve açıklamaları, bir matematik veya mantık
problemi çözüyor titizliği ile irdeleyiniz.]
Örnek 1:
Kök Cümle:
= Botox treatment is now
a routine application. It is practised widely in modern
medicine.
------>
Botox treatment, which is practised
widely in modern medicine, is now a routine application.
Past Participle ile:
Widely practised
in modern medicine, botox treatment is now a routine application.
"Günümüzde yaygın
uygulanan, uygulanmakta olan botoks tedavisi......."
-- "practised" burada eş-zamanlı anlam
veriyor.
* * * *
*
Örnek 2:
Kök Cümle:
= Treatment by bleeding
is now routinely rejected. It was practised in former
times.
------> Treatment by bleeding, which
was practised in former times, is now
routinely rejected.
Past Participle ile
"Kısaltılmış" Cümle:
Widely practised
in former times, treatment by bleeding is now routinely rejected.
Geçmişte yaygın olarak uygulanmış olan kanatma yoluyla tedavi.......
-- "practised"
burada ard-zamanlı
anlam veriyor.
Umarım,
şimdi yapacağım bir ekleme fazla kafa karıştırıcı olmaz: Bu eş-zamanlılık
/ ard-zamanlılık nitelikleri mutlaka içinde bulunduğumuz zaman açısından yapılmak
zorunda değildir. Belirleyici olan faktör, cümlede sözkonusu edilen zamana göre
eş-zamanlılık veya ard-zamanlılıktır. Cümlede sözü edilen zaman bizim şu anda
içinde bulunduğumuz zamana göre past, present veya future olabilir; bu
hiçbirşeyi değiştirmez. Bu önemli noktayı az aşağıda
"DİKKAT... DİKKAT..." başlığı altında ayrıntıları ile izah edeceğim.
NOT
04:
Ayrıca, Past Participle formunun sıfat veya zarf olarak kullanıldığı durumları
(Türkçe çevirisinde yaşayabileceğimiz tereddütler dolayısıyla) ayırdetmekte
güçlüğümüz olabilir. Bu çeviri konusunu tekrar ele alacağım; fakat aşağıda sıfat
ve zarf kullanımı için iki örnek veriyorum:
Founded over a hundred
years ago, the paper is more popular today than ever before.
= Yüz yılı aşkın bir
süre önce tesis edilmiş olan gazete bugün herzamankinden daha popülerdir.
Mantığımız bize burada kaynak
cümlenin bir sıfat-cümlecik olduğunu açıkça gösteriyor: "The paper, which
was founded over a hundred years ago, is more popular today than ever
before." Mantığımız böyle söylüyor, çünkü yüz yıl önce tesis edilmiş
olmak bugünkü durumun açıklayıcı nedeni değildir; yani bu participle "neden"
belirten bir zarf-cümlecikten kısaltma olamaz.
Fakat, aşağıdaki cümlede durum hiç
de öyle değil:
Faced with two
maddened dogs, Ali decided it would be best to jump over the wall back into
the street.
Acaba kaynak cümle, "Ali, who was
faced with ....etc" midir? Yoksa, "Because he was faced with ....etc" midir? İki
ayrı anlam ve Türkçe'ye de iki farklı çeviri sözkonusudur. Olay çoğu zaman
bağlamdan anlaşılacaktır. Esasen önemli bir karışıklığa yol açacak olsaydı,
yazan veya konuşan kişi zaten kısaltılmamış cümleyi kullanır, veya bir başka
ifade yoluna başvururdu. Yine de, çeviride dikkat edilmesi gereken bir noktadır.
NOT
05:
Yukardaki
tabloya dahil etmediğim, PERFECT CONTINUOUS PARTICIPLE
(having been seeing, having been
trying = göregelmiş olaraktan, göregelmiş olduğu için,)
yapısını, daha sonra, ayrıntılı "Kısaltılmış Zarf-Cümlecikler" konusunda ele alacağım.
NOT
06:
Bir noktaya
daha işaret etmeliyiz. Participle-cümlecikler konusu özellikle yazı
dili ve sınav dili açısından önemlidir. Günlük konuşma dilinde, girift sayılabilecek anlatımlardan
genellikle uzak durulur... Kısa, öz, direkt, karmaşık
olmayan anlatımlar tercih edilir. Fakat, sakın bu saptamayı, "Benim zaten
sınavlarla filan ilişkim yok; benim derdim İngilizce konuşmak," tavrı için bir
mazeret edinmeyiniz: Participle'ları çözemiyorsanız, İngilizce'de şansınız
yoktur: Bunu kesinlikle söyleyebilirim.
Mastarlar, ad-fiiller, yardımcı fiiller, ve diğerleri için
verdiğimiz pratik altın kurallar burada da geçerliğini
sürdürüyor. Yani --
Şimdiki zaman, geniş zaman, gelecek zaman kapsamında
"present participle" lar kullanılır. Geçmişe dönük
bildirimlerde "perfect participle" lar kullanılır.
Ne kolay, değil mi?
FAKAT DİKKAT !
Bu değerlendirmeler, içinde yaşadığımız an
açısından değil, cümlede sözü edilen durum ve eylemlerin
birbirleri ile göreli zamansal ilişkilerinden şekillenecektir.
Örnek bir cümle aşağıda:
Ayşe had been sick all through that morning...
Being pregnant herself, Fatma knew the signs and suspected that
her friend might be pregnant.
[Ayşe'nin sabah boyunca bulantısı olagelmişti. Fatma, kendisi de
gebe olduğu için, belirtileri biliyordu ve içinde arkadaşının
gebe olabileceği şüphesi uyanmıştıı.]
Burada sözü edilen durum, bize göre geçmiş zamanda olmasına
karşın, present participle (being) ile ifade edilmiştir:
Çünkü, o an itibariyle Fatma kendisi de hamiledir ve arkadaşının
durumunu anlamaktadır. Yani bu iki durum, birbirine göre
eşzamanlıdır ve birbirine göre "present" zamandadır.
Eğer cümleyi perfect participle ile kursaydık,
"Having
been pregnant herself...":
anlam tümüyle değişirdi:
Eskiden
kendisi de gebe kalmış olduğu için, şimdi arkadaşının
durumunu anlayabiliyordu"...
Anımsayalım: İsim-fiiller (gerund) "isim" işlevlidir; cümlelerde
isim sınıfı sözcük kullanılması
gereken yerlerde kullanılırlar. Participle'lar ise sıfat veya zarf işlevli fiil türevleri olarak,
1) Doğrudan
sıfat olarak kullanılabilir:
present
participle: an interesting book... an exciting game...
running water
("daimi akar su"; evde su/elektrik vs var anlamında)...
I wouldn't want to wake up a sleeping lion.
[= Uyumakta olan bir aslanı uyandırmak istemem.]
veya, The book is very interesting.
["to
interest" = ilgisini çekmek, fiilinden "ilgi çekici, ilginç"]...
The game was extraordinarily exciting.
["to
excite" = heyecan vermek, fiilinden "heyecan verici"]...
past
participle: a broken heart... selected questions... written statements...
finished products... imported goods... much-hated men... forgotten
memories...
NOT:
Present participle ile "o durumu yaratıcı, oluşturucu"
kavramının iletildiğine; oysa, Past Participle ile "o durumdan
etkilenmiş, o durumda bulunan" kavramının iletildiğine dikkat
ediniz: şaşırtıcı/şaşırmış; ürkütücü/ürkmüş; yorucu/yorulmuş...
It's
surprising / We are surprised... It's frightening / We are
frightened... The film was boring / We were bored... The
journey was tiring / They were tired... The situation was
mistifying / The professor was mistified.
2)
"Tense"
'lerin oluşturulmasında kullanılan fiil formları da gramerde
"participle" başlığı altında sınıflanırlar. Örneklerini, konunun başında
verdiğimiz Tabloda etken/edilgen türevleriyle birlikte gördük.
"Continuous" tenselerin oluşturulmasında
Ving
formlarının kullanılması; "simple perfect" tenselerin
oluşturulmasında
V3
formlarına görev düşmesi gibi... Yine, örneğin Edilgen Çatı (the
Passive Voice) veya Ettirgen Çatı (the Causatives) gibi
çeşitli gramer alanlarında
V3
formlarına görev verilmesi gibi...
3)
Dolaylı anlatım
(indirect speech, reported speech) cümlelerinde kullanılabilirler: His wife
begged him not to be late that evening, reminding him that they
had guests to dinner.
(= hatırlataraktan ki,
......)
--- She told him to be home by eight, adding that they would have
guests to dinner that evening.
(= ekleyerek; ve ekledi).
Aslında bu konuyu da, aşağıdaki 6. madde kapsamında değerlendirebilirsiniz.
4) Çok sayıda idiomatik deyim ve deyişler:
Broadly speaking... Generally speaking... Looking back... Seen from a
distance... Binlerle ifade edilebilecek bu deyim ve deyişlerde aslında aşağıda
6. maddede sözü edilen "kısaltılmış" yapılardandır. [Konuya ilerde
tekrar değineceğim.]
5)
"Participle"
'yapılarının ilgilendiren diğer çeşitli incelikleri ve ileri uygulamaları, Bölümün
ilerleyen evrelerinde "Kimi Özel Kullanımlar" başlığı altında ele alacağız.
6)
Ama
EN, EN, EN
önemlisi,
kısaltılmış sıfat-cümlecik ve kısaltılmış zarf-cümlecik yapımında
görev alırlar. Bizim de dikkatimizi asıl yoğunlaştıracağımız konu
budur. Çünkü, bir yabancı dil olarak İngilizce öğrenimindeki en çetin
konulardan birisini oluşturmaktadır.
Öncelikle bir
tanım yapalım: Eğer bir cümlecik (sıfat-cümlecik veya zarf-cümlecik) bir
participle yapısı kullanılarak "kısaltılmışsa, elde edilen yapıyı artık bir
"ortaçlı-cümlecik" ("participle-clause") olarak tanımlıyoruz.
Fakat
"Kısaltma" işlemlerine ilişkin ayrıntılarına geçmeden önce,
birkaç basit egzersiz yapalım. Gerçi, bu düzeye gelmiş öğrenciler
için, participle'ların yapısal (morfolojik) özelliklerini bilmek
veya gerund/participle farklılığını tanıyabilmek gibi beceriler
artık gerilerde kalmış olmak gerekir. Yine de durumu "check" etmekte
fayda var:
Sıfat-
yada zarf-cümlecikteki bağlaç, özne, ve fiil
niteliğindeki bütün öğeler zaman ve çatı
olarak bu fiilin uygun "participle" türevine dönüştürülür ve aynı
cümlecik
artık bu "participle kalıbı" ile başlar.
Yani, kısaltılmış sıfat
yada zarf cümlecik, bu konularımızın en başında verdiğimiz genel
şemadaki BEŞ participle
kalıbından birisi ile başlar:
seeing, being seen, having seen,
having been seen, seen
[Bunları cümle içinde daha görür görmez "şıppadanaktan" tanımanız
size büyük avantaj sağlayacaktır... Dolayısıyla, şemaya dönüp bunları bir kez daha
dikkatle irdelemenizi öneririm. -- Bu arada, yerli-yabancı
bugüne değin yazılmış gramer kitaplarında yer verilmeyen, ancak
aşağıda sözünü edeceğim "perfect continuous participle" olgusuna
da dikkatinizi çekmek isterim:
"having been seeing"
-- (edilgeni yoktur)]
Olayı bu "kaskatı" biçimiyle ortaya koyduktan sonra, bir
"olasılık / kuvvetli ihtimal kuralı" olarak, aşağıdaki şerhleri
koymak isterim. Deneyim bana şunu öğretmiştir: Dilde
"kural"lardan söz ederken, kullanımda karşılaşılabilecek istisnalar için herzaman açık bir kapı
bırakmakta yarar vardır. Örneğin,
The walls which surrounded the city from all sides were
built of huge stone blocks.
--------›The walls surrounding the city from all sides were
built of huge stone blocks.
which is being repaired --------›
being repaired
= tamir edilmekte olan
The car which is being repaired belongs to a notorious
gangster..
--------›
The car being repaired belongs to a notorious gangster.
who
is being arrested --------› being arrested
= (şu anda) tutuklanmakta olan
Do you know the person who is being arrested?
--------›
Do you know the person being arrested?
who
was being arrested --------› being arrested
= (o sırada) tutuklanmakta olan
Did you know the person who was being arrested?
--------›
Did you know the person being arrested?
who
were excavating -----› excavating
= kazmakta olan
I inspected the
men who were excavating the site.
--------›
I inspected the men excavating the site.
which
is being excavated -----›
being excavated = (halen) kazılmakta olan
Let's go and inspect the
site which is being excavated.
--------›
Let's go and inspect the site being excavated.
which
was being excavated -----›
being excavated = (o sırada, o dönemde)kazılmakta olan
I inspected the
site which was being excavated.
--------›
I inspected the site being excavated.
Son iki örnek
ve daha önce verdiğim benzerlerinin (present/past tense cümleler) neden her ikisinde de present participle kullanılıyor diye soruyorsanız,
teessüf ederim... Lütfen önceki bölümlerde "DİKKAT...
DİKKAT..." başlığı ile yaptığım açıklamaları yeniden değerlendiriniz.
* * *
* *
B)
The Past Participle ile:
Past participle ile kurulan
cümleciklerin yalnızca edilgen anlamlı
olabileceğine dikkat ediniz:
which are imported
--------›
imported =
ithal edilen
Goods which are imported from China are often of poorer
quality.
--------›
Goods imported from China are often of poorer quality.
that is/was bought
--------›
bought = satın
alınan / alınmış
Stay away from any foodstuff that is/was bought from a
street vendor.
--------›
Stay away from any foodstuff bought from a street vendor.
who
were arrested
--------›
arrested = tutuklanan
The people who
were arrested had nothing to do with the incident.
--------› The people arrested had nothing to do with the incident.
who had been arrested
--------›
arrested = tutuklanmış olan
The people
who had been arrested had nothing to do with the incident.
--------› The people arrested had nothing to do with the incident.
Önemli NOT:
Past Participle ile kurulan cümleciklerin gerek eş-zamanlı gerek ard-zamanlı anlam
iletebileceğine daha önce de önemle değinmiştik. Bu, kısaltmanın yapıldığı
cümlenin tense'ine bağlıdır. Orjinal (yani, kısaltılmamış) cümlecikte bir
perfect tense kullanılmışsa (yani, öncelik/sonralık sözkonusu ise), bunu genelde
sözün gelişinden, bağlamdan anlarız.
Shocked by the
developments, he could no longer stay there.
[Gerek eş-zamanlı
gerekse ard-zamanlı algılanabilir. Bağlama göre, sözün gelişine göre,
mantığımıza göre karar veririz.]
veya... diğer participle
olanaklarımızı kullanırız:
Being shocked by the
developments, he could no longer stay there.
[eş-zamanlılık]
Having been shocked by the
developments, he could no longer stay there.
[ard-zamanlılık]
Diyeceksiniz
ki, "Neden her seferinde açık açık yazmıyor/söylemiyoruz?" Dediğim gibi, çoğu
zaman bağlamdan dolayı buna gerek kalmaz; kimi zaman, ayrım önemsizdir; kimi
zaman ise, anadil konuşanların idiyomatik, estetik kabulleri devreye girer.
"Kulağa hoş gelme" meselesini kastediyorum. [Ki, ancak, zamanla kazanılacak bir beceri olacaktır.]
Past
Participle yapısının taşıdığı bu güçlüğe daha Bölüm başında değinmiştik. İşin
püf noktasına şimdi daha derinlemesine bakarsak, kısaltma işlemi mutlaka
participle ile yapılmak zorunda değildir. Sıfat öbekleri ile de kısaltma
yapılabilir. Örnek:
She was
terribly angry with me. She turned her back and went out.
[Participle-cümlecik ile]
------>
Being
terribly angry with me. She turned her back and went out.
[Sıfat
öbeği ile]
------>
Terribly angry with me, she turned her back and went out.
Şimdi,
"angry" yerine, kendisi esasen bir participle olan "pleased" sıfatını
yerleştirirsek, bizim yaşadığımız güçlüğü daha iyi anlarız. Anadil konuşan kişi,
pratik yoldan giderek, bunu bir sıfat olarak görüyor ve "present" veya "past"
olması gibi niteliklerini bağlamdan çıkarsamakla yetiniyor. Daha kuralcı
davranan biz yabancılar ise
bağlam dışında bir rehber, bir "kesinlik" arıyoruz.
Kaldı ki,
participle-cümlecik yerine doğrudan sıfat yapısı kullanıvermenin çok daha pratik
bir yolu daha vardır:
He is a man who has a
broken heart. ------>
he is a
broken-hearted man.
People who use their left
hand are often better in this game. ------>
Left-handed people are often better in this game.
The book was written by a
Turkish journalist who is/was known by everyone. ------>
The book
was written by a well-known Turkish journalist.
* * *
* *
DİĞER
NOTLAR
1)
Çoğu zaman, monoton tarzda ardarda dizilen bağımsız cümleler,
yukarda gördüğümüz present/past
participle kalıplar kullanılarak tek cümle haline
getirilebilir. Çok şık sonuçlar elde edilecektir:
I
inspected the men. They were excavating the site. --------›
I
inspected the men excavating the site.
I inspected the site. It was being excavated. ----------›
I
inspected the site being excavated.
Some people were arrested. They had nothing to do with the
incident. --------›
The people arrested had nothing to do with the incident.
They noticed a group of enemy soldiers. They were hiding behind
the trees.
--------› They
noticed a group of enemy soldiers hiding behind the trees. (...
enemy soldiers who were hiding... etc'den kısaltma yoluyla)
My life
was saved by a man. He is standing next to you. --------›
My life
was saved by the man standing next to you.
This new holiday resort was discovered only last year. It is already
enjoying great popularity. --------›
Discovered only last year, this new holiday resort is already
enjoying great popularity.
2) Perfect participle doğrudan sıfat olarak kullanılamaz. Buna en
baştaki notlarımızda değindik. Fakat, sıfat-cümleciklerden kısaltmalarda
gayet güzel
görev verilebilir:
Having run all the way from Marathon to Athens, the messenger died in
his wife's arms.
(= The messenger
who had run all the way... etc)
Having been shot, the man was rushed to a nearby hospital.
(= The man who had
been shot... etc)
Fakat, dikkat ederseniz, eğer kaynak cümleyi bilmiyorsak veya doğru
tahmin edemezsek, bunları zarf-cümlecikten kısaltma şeklinde de
algılayabiliriz:
(= Because he
had run all the way... , the messenger... etc) ---
(= After he had been shot, the man was rushed... etc)
Öte yandan, perfect participle ile kurulan zarf-cümleciğin bazen
Türkçe'ye bir sıfat-cümlecik olarak çevrilmesinin kulağa daha
anlamlı geldiği de görülebilir:
Since/As he had been informed of the enemy attack beforehand, the
general arranged his troops in proper battle formation.
------>
Having been informed of the enemy attack beforehand, the general
arranged his troops in proper battle formation.
Düşman saldırısı hakkında önceden bilgilendirilmiş olduğu için,
general birliklerini uygun savaş düzeninde yerleştirdi.
(Gramer açısından doğru çeviri)
Düşman saldırısı hakkında önceden bilgilendirilmiş olan general, birliklerini uygun savaş düzeninde
yerleştirdi.
(Gramer açısından doğru olmasa da, Türkçe anlatımda yeğlenebilecek ikinci olasılık)
Bunun tersi durum da geçerlidir:
My brother, who had completed his homework, went out to play.------>
Having completed his homework, My brother went out to play.
Ödevini tamamlamış olan kardeşim oynamak için dışarıya çıktı.
(Gramer açısından doğru çeviri)
Kardeşim, ödevini tamamladıktan sonra oynamak için dışarıya
çıktı.
(Gramer açısından doğru olmasa da, Türkçe anlatımda yeğlenebilecek ikinci olasılık)
Esasen kanaatim odur ki, kısaltılmış cümleler sıfat-cümlecik niteliğinde olsun yada olmasın,
Türkçe'ye sıfat-cümlecik olarak daha
başarılı çeviri veriyorsa, o şekilde çevrilmelidir. Çevirmenin ilk görevi, kaynak dilin gramerine sadık kalmak değil,
kendi dilindeki anlatım özelliklerini önplana çıkarmaktır. Ama,
tabiatıyla, bu söylediğimi sınavlarda uygulamayınız. Sınavlarda
farklı bir dünyanın ölçütleri geçerlik kazanır...
Sıfat-Cümleciklerden
Yapılmış "Kısaltmalara" Örnekler
01 -- Yanımda duran adam
oldukça huzursuz görünüyordu.
The man
who was standing next to me appeared rather restless.
The man
standing next to me appeared rather restless.
[O anda
yanımda durmaktaydı; o anda huzursuz görünmekteydi]
Passengers who plan to travel south have to change in
Eskişehir.
Passengers planning to travel south have to change in
Eskişehir.
* *
* * *
02-A
-- Güneye yolculuk etmek
isteyen yolcular, Eskişehir'de aktarma yapmak zorunda idiler / zorunda kaldılar.
Passengers who planned to travel south had to change in
Eskişehir.
Passengers planning to travel south had to change in Eskişehir.
[Hatırlayınız, ve unutmayınız: Participle'ın şimdiki zaman / geniş zaman veya geçmiş zamana işaret etme
gereği, şu an içinde bulunduğumuz zaman açısından değil, cümledeki
eylemlerin birbirine göre olan eş-zamanlılık veya ard-zamanlılık durumundan
kaynaklanır.]
03
-- Eminim ki,
okulun yanındaki ("yanında duran") ev ilk satılan olacaktır.
I am sure
(that) the house which stands next to the school will be sold
first.
I am sure
(that) the house standing next to the school will be sold
first.
[Ev
"halen" orada; öyleyse present participle]
04
-- E-posta ile
gönderilen bir mesaj tabii ki normal posta ile gönderilenden oraya daha çabuk
ulaşır / ulaşacaktır.
A message
which is sent by e-mail will naturally get there sooner than
one which is sent by ordinary mail.
A message
sent by e-mail will naturally get there sooner than one sent
by ordinary mail.
[Nasıl
oluyor da past participle burada present anlam veriyor? Çünkü, present
(ve edilgen) cümleciklerden kısaltıldı]
05
-- Sıradan bir kağıt
parçası üzerine yazılan ve uygun şekilde zarf içine kapatılmayan bir not
postane tarafından kabul edilmeyecektir.
A note which is written on an ordinary piece of paper and (which
is) not properly sealed in an envelope will not be
accepted by the post office.
A note written on an ordinary piece of paper and not
properly sealed will not be accepted by the post office.
[Olumlu
participle formları: written, sent, sealed... Olumsuz formlar
ise:
not written,
not sent, not sealed şeklindedir]
06
-- Hayatım senin yanında
duran adam tarafından kurtarıldı.
[Anlamı iletebilmek için,
güzel Türkçe'den biraz özveri ile]
My life
was saved by a man. He is standing next to you.
My life
was saved by the man standing next to you.
[Sözün
söylendiği an itibariyle: "Ki o kişi şu anda senin yanında durmaktadır."
Dolayısıyla, present participle]
07
-- Dudungular tarafından
yenilgiye uğratılan Budungular, bölge dışına sürülmüşlerdi.
The
Bubungu were beaten by the Dudungu. They were driven out of the
region.
Beaten by the Dudungu, The Bubungu were driven out of the region.
[Kaynak
cümleyi bilmiyorsak, zarf-cümlecikten kısaltma olarak da yorumlanabilir:
"After they were beaten ...."]
08
-- Arkadaşları
tarafından korunmakta olan Berbat Süleyman, kimsenin kendisine saldırmağa
cesaret edemeyeceğinden emindi.
Berbat Süleyman was protected by his friends. He felt confident
(that) no
one would dare attack him.
Protected by his friends, he felt confident (that) no one would dare attack
him.
[Kaynak
cümleyi bilmiyorsak, zarf-cümlecikten kısaltma olarak da yorumlanabilir:
"Because/Since/As he was protected ...." = "Korunduğu için ..... emindi."]
09
-- Bir sahil kentinde
doğmuş olan kendisi çok iyi yüzebilir/yüzebiliyordu.
He
was born in a seaside town. He can/could swim very well. Born in a seaside town, he can/could swim very well.
[Kaynak
cümleyi bilmiyorsak, zarf-cümlecikten kısaltma olarak da yorumlanabilir:
"Because/Since/As he was born...." = "Doğmuş olduğu için..." --- Yine o durumda, "Because/Since/As he had
been born...." olasılığı da geçerlidir ve "could" ile kurulan cümleyi
olanaklı kılar]
10
-- Daha ancak geçtiğimiz
yıl keşfedilmiş olan bu tatil beldesi, daha şimdiden büyük popülariteye
sahip.
This new holiday resort was discovered only last year. It is already
enjoying great popularity. Discovered only last year, this new holiday resort is already
enjoying great popularity.
[Sıfat-cümlecikten kısaltma olması dışında yorumlanması mantıken olanaksız.]
11
-- İçeri geldiğimizde
çalınmakta olan parça neydi?
What was
the song? It was being played when we came in..
What was the song being played when we came in?
[Ancak,
gramerde hata olmamasına rağmen, pratikte aktif cümle tercih edilecektir:
"What was the song (that) they were playing when we came in." Bu çağımız
anadil konuşanlarının
üslup tercihi meselesidir]
12
-- Bu websitenin arka
planında çalınmakta olan parça nedir?
[Anlamı iletebilmek için,
güzel Türkçe'den biraz özveri ile]
What is
the song? It is being played in the background of this
website.
What is the song being played in the background of this
website.
[Cümlenin
kullanılabileceği sahneyi gözünüzde canlandırınız; bu, bir yukardaki örneğe
göre pratikte daha kabul edilebilir bir cümledir]
Because
she had already failed
the exam twice, she was reluctant to give it another try.
--------›
Having already
failed the exam twice, ...etc.
Since
he hadn't been given a second chance to try, he decided to
withdraw from the competition.
--------›
Not having been given ...etc.
As
she will have already failed twice,
she will not risk another try.
--------›
Having already failed
twice, she will not ... etc.
Özellikle son cümle, "present" veya "perfect" kalıp seçiminin
cümledeki zamana göre yapıldığı gerçeğini çok güzel örmekliyor. Bize göre future zamanda gerçekleşecek
olmasına rağmen, başarısızlık durumu gelecekteki o zaman
dilimine göre "past" olacağı için perfect participle
kullanıyoruz.
Present/perfect kalıp seçiminin, içinde
bulunduğumuz zamana göre değil, cümledeki zaman ilişkileri açısından
yapıldığını tekrar ve önemle hatırlatmak isterim. Zaten Türkçede
de durum böyle değil midir? = "Daha önceden iki kez başarısızlıkla
karşılaşmış olduğu için, bir kez daha denemek
istemeyecektir..."
DİKKAT... DİKKAT...
C)
"The Perfect Continuous Participle" ile
Tam bu noktada, şu ana değin sözünü etmediğimiz bir başka participle
yapısına da değinmenin tam zamanı: "Perfect continuous
participle"... Aşağıdaki örnek iki cümleyi ve kısaltılmış
şekillerini irdeleyiniz:
NOT: Bu form, klasik gramerlerde tanınmayan, ancak kullanımda
azımsanmayacak örnekleri görülen bir yapıdır. Kısacası, Anglo-Saxon
gramercilerine naçiz tarafımdan bir armağan olsun...
Güneş has been digging the garden all day long. He must be tired
now.
Having been digging the garden all day long, Güneş must be tired
now.
= Kazagelmiş
olaraktan... Kazagelmiş olduğu için...
"Perfect participle" yapısı, ana-cümlecik öncesi ve
tamamlanmış bir durum
veya eylemi anlatmak için kullanılırken...
"Perfect continuous" yapısı ana-cümlecikte sözü edilen zamana değin
süregelmiş ve halâ sürmekte olan durumlar ve eylemler için
kullanılıyor.
Fazla rastlanmayan bir kullanım olmakla birlikte, "perfect
continuous participle" yine de geçerli ve bilinmesinde fayda
olan bir participle yapısıdır.
İşte sizlere iki güzel örnek:
Having been trying to see it happen for so many years, one is
inclined not to believe it when it actually happens.
= Olmasının
gerçekleşmesine
yıllarca uğraşageldikten sonra, gerçekleşince insanın gözlerine
inanası gelmiyor.
Having been waiting for this letter for so long, I was now very
happy.
= Bunca
zamandır bu mektubu bekleyegelmiştim ve o anda çok mutluydum...
Bu derece önemli bir işlevi olmasına rağmen bu derece az
kullanılmasının nedenine gelince; 1. Continuous tense'lerde
kullanılmayan fiiller sözkonusu olduğunda "simple" kardeş zamanın bu
görevi üstlenmesi [ayrıntılı liste kitabımızın "Zamanlar 02 -- The
Simple Present Tense" başlığı altında verilmişti]; ve, 2. Esasen,
sürekliliğin vurgulanması gereği önplana çıkmadıkça bütün fiillerde
"simple" kardeş zaman kullanımıyla yetinilme eğilimidir.
Örneklersek: