BÖLÜM - 12-A

THE PARTICIPLES

İNGİLİZCE'DE ORTAÇLAR, KISALTILMIŞ SIFAT VE ZARF CÜMLECİKLER

BU BÖLÜMÜN KONULARI

Temel Kalıplar /  Dikkat... Dikkat... / Konu Bizler İçin Neden Önemli? / Kısaltma İşlemi Nasıl Yapılır? Kısaltılmış Sıfat-Cümlecikler / Kısaltılmış Zarf-Cümlecikler /  Bağlacın Korunduğu Yerler /  Sözdizim Kurallarına Dikkat Dikkat... Dikkat... / Olası Anlam Karışıklıkları /  Kimi Özel Kullanımlar /  İlginç Örnek Cümleler /  Yabancı Dil Becerilerinizde Yepyeni Bir Zenginlik

Bu Bölümün Test Soruları ve Yanıtları Ayrı Sayfalarda Verilmektedir:

Testler      Yanıtlar

[Tıkladığınızda yeni pencere açılacaktır.]

*  *  *  *  *

İngilizce'de participle /pa'TİS-ıpıl/ 'lar, fiillerden türetilen ve sıfat veya zarf işlevleri için kullanılan sözcüklerdir. Türkçe gramerde karşılık olarak "ortaç" terimi yaygındır. Türkçe dilbilgisi terimlerini tartışmak bana düşmez, Fakat, bazı yazarların, bu iki farklı dilin gramerini birbirine birebir uydurma çabası, "ortaç" karşılığında yalnızca sıfat-fiillerin düşünülmesi hatasına yol açıyor. İngilizce'den söz ederken "sıfat-fiil" ve "zarf-fiil" olarak ayrı ayrı nitelenmeleri daha doğru, daha yararlıdır. ["Gerund" karşılığında kullanılan (ve en azından bana hiçbirşey ifade etmeyen) "ulaç" sözcüğü yerine de "isim-fiil" nitelemesini tercih ettiğimi biliyorsunuz.]

TEMEL KALIPLAR

Öğrenmemiz gereken kalıplar ve Türkçedeki karşılıkları şunlardır: ("Öğrenmemiz gereken" derken, bu gerekirliği ne derece önemle vurgulasam azdır. Cümle içinde geçen ortaçları bir bakışta yakalamakla çok şey kazanır; görememekle de çok şey kaybedersiniz...)

 

PRESENT PARTICIPLE

eş-zamanlılık boyutudur

[bknz. Not 03]

   ACTIVE     seeing

[Sıfat işlevleri] gören, görmekte olan

[Zarf işlevleri] görerekten, görmekte olaraktan, görmekte iken, görmekte olduğu için, vb.

   PASSIVE   being seen

[Sıfat işlevleri] görülen, görülmekte olan [yalnızca participle-cümlecik kullanımı içindir -- sıfat tamlamalarında böyle bir kullanım mevcut değildir]

[Zarf işlevleri] görülerekten, görülmekte olaraktan, görülmekte iken, görülmekte olduğu için, vb.

PERFECT PARTICIPLE

ard-zamanlılık boyutudur

[bknz. Not 03]

   ACTIVE     having seen

[Sıfat işlevleri] görmüş olan [yalnızca participle-cümlecik kullanımı içindir -- sıfat tamlamalarında böyle bir kullanım mevcut değildir]

[Zarf işlevleri] görmüş olaraktan, gördükten sonra, görmüş olduğu için, vb.

   PASSIVE   having been seen

[Sıfat işlevleri] görülmüş olan [yalnızca participle-cümlecik kullanımı içindir -- sıfat tamlamalarında böyle bir kullanım mevcut değildir]

[Zarf işlevleri] görülmüş olaraktan, görüldükten sonra, görülmüş olduğu için (zarf)

PAST PARTICIPLE

(V3)

 

gerek eş- gerek ard-zamanlılık mümkün

[bknz. Not 03]

   PASSIVE   seen

[Sıfat işlevleri: yalnızca edilgen] Present: görülen, görülmekte olan veya Perfect: görülmüş olan [Yani, gerek eş-zamanlılık gerek ard-zamanlılık ifade edebilir. Bknz. NOT 03]

[Zarf işlevleri: yalnızca edilgen] Present: görülmekte olarak, vb. veya Perfect: görülmüş olarak, vb. [Yani, gerek eş-zamanlılık gerek ard-zamanlılık ifade edebilir. Bknz. NOT 03]

NOT 01: Past participle "seen" dışında, gerund ve participle'ların tümüyle eşbiçimli olduklarına, ancak farklı işlevleri ile tanındıklarına değinmiştik. "Running shoes", "a walking stick" (=baston") gibi örnekler, mantığımız ve kullanım bağlamının yeterince yardımcı olabileceğini gösteriyor: Aklı selimi yerinde hiçkimse bunları "koşmakta olan ayakkabılar... yürümekte olan sopa" şeklinde algılamayacaktır.. Karışıklığı önlemek için, ayrıca, konuşmada farklı sözcük vurgusu kullanıldığını da örneklemiştik. Bknz. "The Gerund" Bölümü, "Gerund / Participle Ayrımı". Bir kez daha örnekleyelim. Sözcük vurgularına dikkat ediniz:

İSİM-FİİL (GERUND): "Have you ever met a dancing teacher? = Hiç hayatınızda bir dans öğretmeni ile tanıştınız mı? [isim tamlaması]... "Have you ever met a fencing teacher? = Hiç hayatınızda bir eskrim öğretmeni ile tanıştınız mı?

SIFAT-FİİL (PARTICIPLE): Have you ever seen a dancing teacher? [veya, "seen a dancing teacher" mümkün -- Her iki vurgu durumunda da, iki sözcük arasında kısa bir "es" var] = Anlamı: Başka meslek sahiplerini dansederken görmüş olabilirsiniz, ama hiç hayatınızda danseden / dansetmekte olan / eskrim yapmakta olan bir öğretmen gördünüz mü? [sıfat tamlaması]. [Cümleyi şu şekilde de kurabilirsiniz: "Have you ever seen a teacher (who is) dancing/fencing?"]

Sözcük vurgularına tekrar dikkat ediniz:

"a sleeping child" veya "a sleeping child"= uyumakta olan bir çocuk

"a sleeping pill" = uyku (uyuma) hapı... "uyumakta olan bir hap" değil!!

NOT 02: Perfect Participle için verdiğim Türkçe sıfat karşılığı notunda yer alan "yanlızca participle-cümlecik kullanımı içindir -- sıfat tamlamalarında böyle bir kullanım mevcut değildir" saptamasının pratikteki anlamı şudur:

an interesting book veya the lost treasure -- diyebiliriz... (Sıfat tamlaması)

 Fakat

***a being beaten man veya ***the having finished workman veya ***the having been finished job şeklinde kullanımlar olanak dışıdır.

Participle-cümlecik kullanımı:

Having been pregnant before, a woman cannot mistake the signs. [Sıfat işleviyle: "A woman who has been pregnant before... etc." cümlesinden kısaltma]

Having already failed the exam twice, he was reluctant to give it another try. [Zarf işleviyle: "Because (=since=as) he had already failed the exam twice... etc." cümlesinden kısaltma]

NOT 03: Past Participle için verdiğim Türkçe karşılıklardan, bu formun birbirine bağladığı kavram veya cümleciklere gerek eş-zamanlılık gerek ard-zamanlılık (öncelik-sonralık) anlamı yükleyebildiği görülüyor. Ayrıca, yine Türkçe karşılığına bakarak, Present Participle Passive'den ne farkı olduğu da haklı olarak sorulabilir. Bu bakımdan, ayrıntılarına daha sonra girmek üzere burada hemen örnekliyorum:

When shocked by bad news she used to burst into tears. [Bize göre geçmişte, fakat bu iki eylem birbirine göre eş-zamanlı: "Hernezaman kötü haberlerle şoka uğrasa, gözyaşlarına boğulurdu."]
Shocked by the news, she began to cry. [Ard-zamanlılık var: "Şok olmuştu; ağlamağa başladı."]
Shocked by the news, she was crying. [Gerek eş-zamanlı gerekse ard-zamanlı algılanabilir. Bağlama göre, sözün gelişine göre, mantığımıza göre karar veririz.]

Fakat esasen, herhangi bir belirsizlik olasılığı varsa, doğrudan Present Participle (eş-zamanlılık) veya Perfect Participle (ard-zamanlılık) kullanarak belirsizliği aşarız:

Being shocked by the news, she was crying. [Eş-zamanlı: "Şok halindeydi; ağlamaktaydı."]
Having been rejected by the committee, she was crying. [Ard-zamanlı: "Reddedilmiş bulunuyordu; ağlamaktaydı." -- Daha kolay anlaşılması için fiili değiştirdim.]

Bu, past participle cümleciklerinin gerek eş-zamanlı gerek ard-zamanlı anlam verebilmesi durumunun öğrencinin kafasını hayli karıştırdığı anlaşılıyor. Oysa, açıklaması pek bir yalın ve kolaydır. Unutmayınız ki, bu yapılarda kullanılan past participle formu edilgen çatı kökenlidir. Yani, kökeni "is done" / "is being done" veya "was done" / was being done" olabilir. Kısacası, present anlamlı cümlelerden de kısaltılmış olabilir; past anlamlı cümlelerden de. Örnekleyelim: [Lütfen cümleleri ve açıklamaları, bir matematik veya mantık problemi çözüyor titizliği ile irdeleyiniz.]

Örnek 1:

Kök Cümle: = Botox treatment is now a routine application. It is practised widely in modern medicine. ------> Botox treatment, which is practised widely in modern medicine, is now a routine application.

Past Participle ile:

Widely practised in modern medicine, botox treatment is now a routine application.

"Günümüzde yaygın uygulanan, uygulanmakta olan botoks tedavisi......." -- "practised" burada eş-zamanlı anlam veriyor.

*  *  *  *  *

Örnek 2:

Kök Cümle: = Treatment by bleeding is now routinely rejected. It was practised in former times. ------> Treatment by bleeding, which was practised in former times, is now routinely rejected.

Past Participle ile "Kısaltılmış" Cümle:

Widely practised in former times, treatment by bleeding is now routinely rejected.

Geçmişte yaygın olarak uygulanmış olan kanatma yoluyla tedavi.......  -- "practised" burada ard-zamanlı anlam veriyor.

Umarım, şimdi yapacağım bir ekleme fazla kafa karıştırıcı olmaz: Bu eş-zamanlılık / ard-zamanlılık nitelikleri mutlaka içinde bulunduğumuz zaman açısından yapılmak zorunda değildir. Belirleyici olan faktör, cümlede sözkonusu edilen zamana göre eş-zamanlılık veya ard-zamanlılıktır. Cümlede sözü edilen zaman bizim şu anda içinde bulunduğumuz zamana göre past, present veya future olabilir; bu hiçbirşeyi değiştirmez. Bu önemli noktayı az aşağıda "DİKKAT... DİKKAT..." başlığı altında ayrıntıları ile izah edeceğim.

NOT 04: Ayrıca, Past Participle formunun sıfat veya zarf olarak kullanıldığı durumları (Türkçe çevirisinde yaşayabileceğimiz tereddütler dolayısıyla) ayırdetmekte güçlüğümüz olabilir. Bu çeviri konusunu tekrar ele alacağım; fakat aşağıda sıfat ve zarf kullanımı için iki örnek veriyorum:

Founded over a hundred years ago, the paper is more popular today than ever before. = Yüz yılı aşkın bir süre önce tesis edilmiş olan gazete bugün herzamankinden daha popülerdir.

Mantığımız bize burada kaynak cümlenin bir sıfat-cümlecik olduğunu açıkça gösteriyor: "The paper, which was founded over a hundred years ago, is more popular today than ever before." Mantığımız böyle söylüyor, çünkü yüz yıl önce tesis edilmiş olmak bugünkü durumun açıklayıcı nedeni değildir; yani bu participle "neden" belirten bir zarf-cümlecikten kısaltma olamaz.

Fakat, aşağıdaki cümlede durum hiç de öyle değil:

Faced with two maddened dogs, Ali decided it would be best to jump over the wall back into the street.

Acaba kaynak cümle, "Ali, who was faced with ....etc" midir? Yoksa, "Because he was faced with ....etc" midir? İki ayrı anlam ve Türkçe'ye de iki farklı çeviri sözkonusudur. Olay çoğu zaman bağlamdan anlaşılacaktır. Esasen önemli bir karışıklığa yol açacak olsaydı, yazan veya konuşan kişi zaten kısaltılmamış cümleyi kullanır, veya bir başka ifade yoluna başvururdu. Yine de, çeviride dikkat edilmesi gereken bir noktadır.

NOT 05: Yukardaki tabloya dahil etmediğim, PERFECT CONTINUOUS PARTICIPLE (having been seeing, having been trying = göregelmiş olaraktan, göregelmiş olduğu için,) yapısını, daha sonra, ayrıntılı "Kısaltılmış Zarf-Cümlecikler" konusunda ele alacağım.

NOT 06: Bir noktaya daha işaret etmeliyiz. Participle-cümlecikler konusu özellikle yazı dili ve sınav dili açısından önemlidir. Günlük konuşma dilinde, girift sayılabilecek anlatımlardan genellikle uzak durulur... Kısa, öz, direkt, karmaşık olmayan anlatımlar tercih edilir. Fakat, sakın bu saptamayı, "Benim zaten  sınavlarla filan ilişkim yok; benim derdim İngilizce konuşmak," tavrı için bir mazeret edinmeyiniz: Participle'ları çözemiyorsanız, İngilizce'de şansınız yoktur: Bunu kesinlikle söyleyebilirim.

BAŞA DÖNÜŞ

 

Şimdi, yukarda kısaca değindiğim canalıcı bir noktaya dönerek, ayrıntılarıyla ele alıyoruz:

 

 

DİKKAT... DİKKAT...

Mastarlar, ad-fiiller, yardımcı fiiller, ve diğerleri için verdiğimiz pratik altın kurallar burada da geçerliğini sürdürüyor. Yani --

Şimdiki zaman, geniş zaman, gelecek zaman kapsamında "present participle" lar kullanılır. Geçmişe dönük bildirimlerde "perfect participle" lar kullanılır. Ne kolay, değil mi?

FAKAT DİKKAT ! Bu değerlendirmeler, içinde yaşadığımız an açısından değil, cümlede sözü edilen durum ve eylemlerin birbirleri ile göreli zamansal ilişkilerinden şekillenecektir. Örnek bir cümle aşağıda:

Ayşe had been sick all through that morning...    Being pregnant herself, Fatma knew the signs and suspected that her friend might be pregnant.

[Ayşe'nin sabah boyunca bulantısı olagelmişti.  Fatma, kendisi de gebe olduğu için, belirtileri biliyordu ve içinde arkadaşının gebe olabileceği şüphesi uyanmıştıı.]

Burada sözü edilen durum, bize göre geçmiş zamanda olmasına karşın, present participle (being) ile ifade edilmiştir: Çünkü, o an itibariyle Fatma kendisi de hamiledir ve arkadaşının durumunu anlamaktadır. Yani bu iki durum, birbirine göre eşzamanlıdır ve birbirine göre "present" zamandadır.

Eğer cümleyi perfect participle ile kursaydık, "Having been pregnant herself...": anlam tümüyle değişirdi:

Eskiden kendisi de gebe kalmış olduğu için, şimdi arkadaşının durumunu anlayabiliyordu"...

şekline dönüşürdü...

BAŞA DÖNÜŞ
KONU BİZLER İÇİN NEDEN ÖNEMLİ ?

Anımsayalım: İsim-fiiller (gerund) "isim" işlevlidir; cümlelerde isim sınıfı sözcük kullanılması gereken yerlerde kullanılırlar. Participle'lar ise sıfat veya zarf işlevli fiil türevleri olarak,

1) Doğrudan sıfat olarak kullanılabilir:

present participle: an interesting book... an exciting game... running water ("daimi akar su"; evde su/elektrik vs var anlamında)... I wouldn't want to wake up a sleeping lion. [= Uyumakta olan bir aslanı uyandırmak istemem.]

veya, The book is very interesting. ["to interest" = ilgisini çekmek, fiilinden "ilgi çekici, ilginç"]... The game was extraordinarily exciting. ["to excite" = heyecan vermek, fiilinden "heyecan verici"]...

past participle: a broken heart... selected questions... written statements... finished products... imported goods... much-hated men... forgotten memories...

NOT: Present participle ile "o durumu yaratıcı, oluşturucu" kavramının iletildiğine; oysa, Past Participle ile "o durumdan etkilenmiş, o durumda bulunan" kavramının iletildiğine dikkat ediniz: şaşırtıcı/şaşırmış; ürkütücü/ürkmüş; yorucu/yorulmuş...

It's surprising / We are surprised... It's frightening / We are frightened...  The film was boring / We were bored... The journey was tiring / They were tired... The situation was mistifying / The professor was mistified.

2) "Tense" 'lerin oluşturulmasında kullanılan fiil formları da gramerde "participle" başlığı altında sınıflanırlar. Örneklerini, konunun başında verdiğimiz Tabloda etken/edilgen türevleriyle birlikte gördük. "Continuous" tenselerin oluşturulmasında Ving formlarının kullanılması; "simple perfect" tenselerin oluşturulmasında V3 formlarına görev düşmesi gibi... Yine, örneğin Edilgen Çatı (the Passive Voice) veya Ettirgen Çatı (the Causatives) gibi çeşitli gramer alanlarında V3 formlarına görev verilmesi gibi...

3) Dolaylı anlatım (indirect speech, reported speech) cümlelerinde kullanılabilirler: His wife begged him not to be late that evening, reminding him that they had guests to dinner. (= hatırlataraktan ki, ......) --- She told him to be home by eight, adding that they would have guests to dinner that evening. (= ekleyerek; ve ekledi). Aslında bu konuyu da, aşağıdaki 6. madde kapsamında değerlendirebilirsiniz.

4) Çok sayıda idiomatik deyim ve deyişler:  Broadly speaking... Generally speaking... Looking back... Seen from a distance... Binlerle ifade edilebilecek bu deyim ve deyişlerde aslında aşağıda 6. maddede sözü edilen "kısaltılmış" yapılardandır. [Konuya ilerde tekrar değineceğim.]

5) "Participle" 'yapılarının ilgilendiren diğer çeşitli incelikleri ve ileri uygulamaları, Bölümün ilerleyen evrelerinde "Kimi Özel Kullanımlar" başlığı altında ele alacağız.

6) Ama EN, EN, EN önemlisi, kısaltılmış sıfat-cümlecik ve kısaltılmış zarf-cümlecik yapımında görev alırlar. Bizim de dikkatimizi asıl yoğunlaştıracağımız konu budur. Çünkü, bir yabancı dil olarak İngilizce öğrenimindeki en çetin konulardan birisini oluşturmaktadır.

Öncelikle bir tanım yapalım: Eğer bir cümlecik (sıfat-cümlecik veya zarf-cümlecik) bir participle yapısı kullanılarak "kısaltılmışsa, elde edilen yapıyı artık bir "ortaçlı-cümlecik" ("participle-clause") olarak tanımlıyoruz.

Fakat "Kısaltma" işlemlerine ilişkin ayrıntılarına geçmeden önce, birkaç basit egzersiz yapalım. Gerçi, bu düzeye gelmiş öğrenciler için, participle'ların yapısal (morfolojik) özelliklerini bilmek veya gerund/participle farklılığını tanıyabilmek gibi beceriler artık gerilerde kalmış olmak gerekir. Yine de durumu "check" etmekte fayda var:

TEST -- 01

HANGİSİ  DOĞRU

Morfoloji / Semantik (Yapısal / Anlamsal Özellikler) Bilginizi Ölçünüz:

 01  Piyangoda kazanan numara:

a. the winning number      b. the winned number     c. the won number

d. the number won           e. the having won number

 02  Dokunaklı sözler:

a. move words              b. moving words              c. moved words

d. moveing words          e. the having been moving words 

 03  Hangisi doğru?

a. Some of the people there were very interesting. [Oradaki kimselerin bazıları...]

b. Some of the people there were very interested. [Oradaki kimselerin bazıları...]

 04  Hangisi doğru?

a. Some of the dogs were very interesting.

b. Some of the dogs were very interested.

Örneğin,

 05  Hangisi doğru?

a. Some of the books were very interesting.

b. Some of the books were very interested.

 06  Hangisi doğru?

a. They found the losing treasure.

b. They found the loseing treasure.

c. They found the lost treasure.

d. They found the losed treasure.

e. They found the lossed treasure.

 07  Hangisi doğru?

a. I cannot run with a breaking leg.

b. I cannot run with a broke leg.

c. I cannot run with a broken leg.

 08  Hangisi doğru?

a. He is an understanding man.

b. He is little understood.

Kendisi çok anlayışlı bir adamdır; ama insanlar onu pek anlamıyorlar...

 09  Hangisi doğru?

a. I saw a flying saucer.

b. I saw a saucer flying.

Çünkü, bir "uçan daire" (UFO) görebilirsiniz; ama bir fincan tabağını uçarken göremezsiniz. Ama, gramer olarak ikisi de doğru.

 10  Hangisi yanlış?

a. There was no running water at my hotel room.

b. He takes sleeping pills.

c. You are terribly missed here.

d. Be careful. You are being followed.

e. He has been present a gold medal.

f. Excited about their birthday party, the girls could not sleep.

BAŞA DÖNÜŞ

 

SIFAT/ZARF-CÜMLECİKLERİN "KISALTILMASI"

 

"KISALTMA" İŞLEMİ NASIL YAPILIR ?

Sıfat- yada zarf-cümlecikteki bağlaç, özne, ve fiil niteliğindeki bütün öğeler zaman ve çatı olarak bu fiilin uygun "participle" türevine dönüştürülür ve aynı cümlecik artık bu "participle kalıbı" ile başlar.

Yani, kısaltılmış sıfat yada zarf cümlecik, bu konularımızın en başında verdiğimiz genel şemadaki BEŞ participle kalıbından birisi ile başlar:

seeing, being seen, having seen, having been seen, seen

[Bunları cümle içinde daha görür görmez "şıppadanaktan" tanımanız size büyük avantaj sağlayacaktır... Dolayısıyla, şemaya dönüp bunları bir kez daha dikkatle irdelemenizi öneririm. -- Bu arada, yerli-yabancı bugüne değin yazılmış gramer kitaplarında yer verilmeyen, ancak aşağıda sözünü edeceğim "perfect continuous participle" olgusuna da dikkatinizi çekmek isterim: "having been seeing" -- (edilgeni yoktur)]

 

Olayı bu "kaskatı" biçimiyle ortaya koyduktan sonra, bir "olasılık / kuvvetli ihtimal kuralı" olarak, aşağıdaki şerhleri koymak isterim. Deneyim bana şunu öğretmiştir: Dilde "kural"lardan söz ederken, kullanımda karşılaşılabilecek istisnalar için herzaman açık bir kapı bırakmakta yarar vardır. Örneğin,

1. Kısaltılan zarf-cümleciklerde, anlam kargaşasına yol açma olasılığı varsa, bağlacın düşürülmediğini, korunduğunu...

2. Before, after veya as if gibi bağlaçların genellikle düşürülmediğini, korunduğunu...

2. If, when ve while bağlacının korunma olasılığının fifty-fifty olduğunu istatistiksel olasılıkla söyleyebiliriz.

[Bu konuya, ilerleyen paragraflarda "Bağlacın Korunduğu Yerler" başlığı altında yeniden döneceğiz.]

 
1) KISALTILMIŞ SIFAT-CÜMLECİKLER

A) The Present Participle ile:

who is looking at  -------> looking at = bakmakta olan

The man who is looking at our direction is my uncle.

--------›  The man looking at our direction is my uncle.

who is entering  -------> entering = girmekte olan

Be careful. The man who is entering the building now is a notorious gangster.

--------›  Be careful. The man entering the building now is a notorious ganster.

who is standing  -------> standing = durmakta olan

The man who is standing next to her seems rather unhappy.

--------›  The man standing next to her seems rather unhappy.

who wish  --------›  wishing = "isteyen", istemekte/dilemekte olan

Those who wish to leave can do so now.

--------›  Those wishing to leave can do so now.

which shows  --------›  showing = gösteren

What we need is a map which shows the secondary roads as well.

--------›  What we need is a map showing the secondary roads as well.

which surrounded  --------›  surrounding = kuşatan, çevresini saran (sözünü ettiğimiz dönemde)

The walls which surrounded the city from all sides were built of huge stone blocks. --------›  The walls surrounding the city from all sides were built of huge stone blocks.

which is being repaired  --------›  being repaired = tamir edilmekte olan

The car which is being repaired belongs to a notorious gangster..

--------›  The car being repaired belongs to a notorious gangster.

who is being arrested  --------›  being arrested = (şu anda) tutuklanmakta olan

Do you know the person who is being arrested?

--------›  Do you know the person being arrested?

who was being arrested  --------›  being arrested = (o sırada) tutuklanmakta olan

Did you know the person who was being arrested?

--------›  Did you know the person being arrested?

who were excavating  -----›  excavating = kazmakta olan

I inspected the men who were excavating the site.

--------›  I inspected the men excavating the site.

which is being excavated  -----›  being excavated = (halen) kazılmakta olan

Let's go and inspect the site which is being excavated.

--------›  Let's go and inspect the site being excavated.

which was being excavated  -----›  being excavated = (o sırada, o dönemde)kazılmakta olan

I inspected the site which was being excavated.

--------›  I inspected the site being excavated.

Son iki örnek ve daha önce verdiğim benzerlerinin (present/past tense cümleler) neden her ikisinde de present participle kullanılıyor diye soruyorsanız, teessüf ederim... Lütfen önceki bölümlerde "DİKKAT... DİKKAT..." başlığı ile yaptığım açıklamaları yeniden değerlendiriniz.

 

*  *  *  *  *

B) The Past Participle ile:

Past participle ile kurulan cümleciklerin yalnızca edilgen anlamlı olabileceğine dikkat ediniz:

which are imported  --------›  imported = ithal edilen

Goods which are imported from China are often of poorer quality.

--------› Goods imported from China are often of poorer quality.

that is/was bought  --------›  bought = satın alınan / alınmış

Stay away from any foodstuff that is/was bought from a street vendor.

--------› Stay away from any foodstuff bought from a street vendor.

who were arrested  --------›  arrested = tutuklanan

The people who were arrested had nothing to do with the incident.

--------› The people arrested had nothing to do with the incident.

who had been arrested  --------›  arrested = tutuklanmış olan

The people who had been arrested had nothing to do with the incident.

--------› The people arrested had nothing to do with the incident.

Önemli NOT: Past Participle ile kurulan cümleciklerin gerek eş-zamanlı gerek ard-zamanlı anlam iletebileceğine daha önce de önemle değinmiştik. Bu, kısaltmanın yapıldığı cümlenin tense'ine bağlıdır. Orjinal (yani, kısaltılmamış) cümlecikte bir perfect tense kullanılmışsa (yani, öncelik/sonralık sözkonusu ise), bunu genelde sözün gelişinden, bağlamdan anlarız.

Shocked by the developments, he could no longer stay there.  [Gerek eş-zamanlı gerekse ard-zamanlı algılanabilir. Bağlama göre, sözün gelişine göre, mantığımıza göre karar veririz.]

veya... diğer participle olanaklarımızı kullanırız:

Being shocked by the developments, he could no longer stay there. [eş-zamanlılık]
Having been shocked by the developments, he could no longer stay there. [ard-zamanlılık]

Diyeceksiniz ki, "Neden her seferinde açık açık yazmıyor/söylemiyoruz?" Dediğim gibi, çoğu zaman bağlamdan dolayı buna gerek kalmaz; kimi zaman, ayrım önemsizdir; kimi zaman ise, anadil konuşanların idiyomatik, estetik kabulleri devreye girer. "Kulağa hoş gelme" meselesini kastediyorum. [Ki, ancak, zamanla kazanılacak bir beceri olacaktır.]

Past Participle yapısının taşıdığı bu güçlüğe daha Bölüm başında değinmiştik. İşin püf noktasına şimdi daha derinlemesine bakarsak, kısaltma işlemi mutlaka participle ile yapılmak zorunda değildir. Sıfat öbekleri ile de kısaltma yapılabilir. Örnek:

She was terribly angry with me. She turned her back and went out.

[Participle-cümlecik ile] ------> Being terribly angry with me. She turned her back and went out.

[Sıfat öbeği ile] ------> Terribly angry with me, she turned her back and went out.

Şimdi, "angry" yerine, kendisi esasen bir participle olan "pleased" sıfatını yerleştirirsek, bizim yaşadığımız güçlüğü daha iyi anlarız. Anadil konuşan kişi, pratik yoldan giderek, bunu bir sıfat olarak görüyor ve "present" veya "past" olması gibi niteliklerini bağlamdan çıkarsamakla yetiniyor. Daha kuralcı davranan biz yabancılar ise bağlam dışında bir rehber, bir "kesinlik" arıyoruz.

Kaldı ki, participle-cümlecik yerine doğrudan sıfat yapısı kullanıvermenin çok daha pratik bir yolu daha vardır:

He is a man who has a broken heart.
------> he is a broken-hearted man.

People who use their left hand are often better in this game.
------> Left-handed people are often better in this game.

The book was written by a Turkish journalist who is/was known by everyone.
------> The book was written by a well-known Turkish journalist.

*  *  *  *  *

DİĞER NOTLAR

1) Çoğu zaman, monoton tarzda ardarda dizilen bağımsız cümleler, yukarda gördüğümüz present/past participle kalıplar kullanılarak tek cümle haline getirilebilir. Çok şık sonuçlar elde edilecektir:

I inspected the men. They were excavating the site.  --------›  I inspected the men excavating the site.

I inspected the site. It was being excavated.  ----------›  I inspected the site being excavated.

Some people were arrested. They had nothing to do with the incident.  --------›  The people arrested had nothing to do with the incident.

They noticed a group of enemy soldiers. They were hiding behind the trees.   --------›  They noticed a group of enemy soldiers hiding behind the trees. (... enemy soldiers who were hiding... etc'den kısaltma yoluyla)

My life was saved by a man. He is standing next to you.  --------›  My life was saved by the man standing next to you.

This new holiday resort was discovered only last year. It is already enjoying great popularity.  --------›  Discovered only last year, this new holiday resort is already enjoying great popularity.

2) Perfect participle doğrudan sıfat olarak kullanılamaz. Buna en baştaki notlarımızda değindik. Fakat, sıfat-cümleciklerden kısaltmalarda gayet güzel görev verilebilir:

Having run all the way from Marathon to Athens, the messenger died in his wife's arms. (= The messenger who had run all the way... etc)

Having been shot, the man was rushed to a nearby hospital. (= The man who had been shot... etc)

Fakat, dikkat ederseniz, eğer kaynak cümleyi bilmiyorsak veya doğru tahmin edemezsek, bunları zarf-cümlecikten kısaltma şeklinde de algılayabiliriz: (= Because he had run all the way... , the messenger... etc) --- (= After he had been shot, the man was rushed... etc)

Öte yandan, perfect participle ile kurulan zarf-cümleciğin bazen Türkçe'ye bir sıfat-cümlecik olarak çevrilmesinin kulağa daha anlamlı geldiği de görülebilir:

Since/As he had been informed of the enemy attack beforehand, the general arranged his troops in proper battle formation. ------> Having been informed of the enemy attack beforehand, the general arranged his troops in proper battle formation.

Düşman saldırısı hakkında önceden bilgilendirilmiş olduğu için, general birliklerini uygun savaş düzeninde yerleştirdi. (Gramer açısından doğru çeviri)

Düşman saldırısı hakkında önceden bilgilendirilmiş olan general, birliklerini uygun savaş düzeninde yerleştirdi. (Gramer açısından doğru olmasa da, Türkçe anlatımda yeğlenebilecek ikinci olasılık)

Bunun tersi durum da geçerlidir:

My brother, who had completed his homework, went out to play.------> Having completed his homework, My brother went out to play.

Ödevini tamamlamış olan kardeşim oynamak için dışarıya çıktı. (Gramer açısından doğru çeviri)

Kardeşim, ödevini tamamladıktan sonra oynamak için dışarıya çıktı. (Gramer açısından doğru olmasa da, Türkçe anlatımda yeğlenebilecek ikinci olasılık)

Esasen kanaatim odur ki, kısaltılmış cümleler sıfat-cümlecik niteliğinde olsun yada olmasın, Türkçe'ye sıfat-cümlecik olarak daha başarılı çeviri veriyorsa, o şekilde çevrilmelidir. Çevirmenin ilk görevi, kaynak dilin gramerine sadık kalmak değil, kendi dilindeki anlatım özelliklerini önplana çıkarmaktır. Ama, tabiatıyla, bu söylediğimi sınavlarda uygulamayınız. Sınavlarda farklı bir dünyanın ölçütleri geçerlik kazanır...

 

Sıfat-Cümleciklerden Yapılmış "Kısaltmalara" Örnekler

 01   -- Yanımda duran adam oldukça huzursuz görünüyordu.

The man who was standing next to me appeared rather restless.

The man standing next to me appeared rather restless.

[O anda yanımda durmaktaydı; o anda huzursuz görünmekteydi]

 02-A   -- Güneye yolculuk etmeyi planlayan yolcular, Eskişehir'de aktarma yapmak zorundadırlar.

Passengers who plan to travel south have to change in Eskişehir.

Passengers planning to travel south have to change in Eskişehir.

*  *  *  *  *

 02-A   -- Güneye yolculuk etmek isteyen yolcular, Eskişehir'de aktarma yapmak zorunda idiler / zorunda kaldılar.

Passengers who planned to travel south had to change in Eskişehir.

Passengers planning to travel south had to change in Eskişehir.

[Hatırlayınız, ve unutmayınız: Participle'ın şimdiki zaman / geniş zaman veya geçmiş zamana işaret etme gereği, şu an içinde bulunduğumuz zaman açısından değil, cümledeki eylemlerin birbirine göre olan eş-zamanlılık veya ard-zamanlılık durumundan kaynaklanır.]

 03   -- Eminim ki, okulun yanındaki ("yanında duran") ev ilk satılan olacaktır.

I am sure (that) the house which stands next to the school will be sold first.

I am sure (that) the house standing next to the school will be sold first.

[Ev "halen" orada; öyleyse present participle]

 04   -- E-posta ile gönderilen bir mesaj tabii ki normal posta ile gönderilenden oraya daha çabuk ulaşır / ulaşacaktır.

A message which is sent by e-mail will naturally get there sooner than one which is sent by ordinary mail.

A message sent by e-mail will naturally get there sooner than one sent by ordinary mail.

[Nasıl oluyor da past participle burada present anlam veriyor? Çünkü, present (ve edilgen) cümleciklerden kısaltıldı]

 05   -- Sıradan bir kağıt parçası üzerine yazılan ve uygun şekilde zarf içine kapatılmayan bir not postane tarafından kabul edilmeyecektir.

A note which is written on an ordinary piece of paper and (which is) not properly sealed in an envelope will not be accepted by the post office.

A note written on an ordinary piece of paper and not properly sealed will not be accepted by the post office.

[Olumlu participle formları: written, sent, sealed... Olumsuz formlar ise: not written, not sent, not sealed şeklindedir]

 06   -- Hayatım senin yanında duran adam tarafından kurtarıldı. [Anlamı iletebilmek için, güzel Türkçe'den biraz özveri ile]

My life was saved by a man. He is standing next to you.

My life was saved by the man standing next to you.

[Sözün söylendiği an itibariyle: "Ki o kişi şu anda senin yanında durmaktadır." Dolayısıyla, present participle]

 07   -- Dudungular tarafından yenilgiye uğratılan Budungular, bölge dışına sürülmüşlerdi.

The Bubungu were beaten by the Dudungu. They were driven out of the region.

Beaten by the Dudungu, The Bubungu were driven out of the region.

[Kaynak cümleyi bilmiyorsak, zarf-cümlecikten kısaltma olarak da yorumlanabilir: "After they were beaten ...."]

 08   -- Arkadaşları tarafından korunmakta olan Berbat Süleyman, kimsenin kendisine saldırmağa cesaret edemeyeceğinden emindi.

Berbat Süleyman was protected by his friends. He felt confident (that) no one would dare attack him.

Protected by his friends, he felt confident (that) no one would dare attack him.

[Kaynak cümleyi bilmiyorsak, zarf-cümlecikten kısaltma olarak da yorumlanabilir: "Because/Since/As he was protected ...." = "Korunduğu için ..... emindi."]

 09   -- Bir sahil kentinde doğmuş olan kendisi çok iyi yüzebilir/yüzebiliyordu.

He was born in a seaside town. He can/could swim very well.
Born in a seaside town, he can/could swim very well.

[Kaynak cümleyi bilmiyorsak, zarf-cümlecikten kısaltma olarak da yorumlanabilir: "Because/Since/As he was born...." = "Doğmuş olduğu için..." --- Yine o durumda, "Because/Since/As he had been born...." olasılığı da geçerlidir ve "could" ile kurulan cümleyi olanaklı kılar]

 10   -- Daha ancak geçtiğimiz yıl keşfedilmiş olan bu tatil beldesi, daha şimdiden büyük popülariteye sahip.

This new holiday resort was discovered only last year. It is already enjoying great popularity.
Discovered only last year, this new holiday resort is already enjoying great popularity.

[Sıfat-cümlecikten kısaltma olması dışında yorumlanması mantıken olanaksız.]

 11   -- İçeri geldiğimizde çalınmakta olan parça neydi?

What was the song? It was being played when we came in..
What was the song being played when we came in?

[Ancak, gramerde hata olmamasına rağmen, pratikte aktif cümle tercih edilecektir: "What was the song (that) they were playing when we came in." Bu çağımız anadil konuşanlarının üslup tercihi meselesidir]

 12   -- Bu websitenin arka planında çalınmakta olan parça nedir? [Anlamı iletebilmek için, güzel Türkçe'den biraz özveri ile]

What is the song? It is being played in the background of this website.
What is the song being played in the background of this website.

[Cümlenin kullanılabileceği sahneyi gözünüzde canlandırınız; bu, bir yukardaki örneğe göre pratikte daha kabul edilebilir bir cümledir]

BAŞA DÖNÜŞ

 

2) KISALTILMIŞ ZARF-CÜMLECİKLER

A) The Present Participle ile

Birbiri ile Eşzamanlı Eylemler/Olaylar/ Durumlar

Because he believed he had no chance at all, he decided not to bother to take the exam.

--------› Believing he had no chance at all... etc.

As Ayşe was pregnant, she knew the signs and she could understand Fatma's predicament.

--------› Being pregnant herself, she knew, ...etc.

As he was terribly interested in the Ottoman period, the first thing he did in İstanbul was to visit the Topkapı Museum.

--------› Being terribly interested, ...etc.

While they were being questioned, the robbers could give no satisfactory answers.

--------› (While) Being questioned, ...etc.

*  *  *  *  *

B) The Perfect Participle ile

Önce/Sonra Gerçekleşen/Gerçekleşmiş Eylemler/Olaylar/ Durumlar

Because she had already failed the exam twice, she was reluctant to give it another try.

--------› Having already failed the exam twice, ...etc.

Since he hadn't been given a second chance to try, he decided to withdraw from the competition.

--------› Not having been given ...etc.

As she will have already failed twice, she will not risk another try.

--------› Having already failed twice, she will not ... etc.

Özellikle son cümle, "present" veya "perfect" kalıp seçiminin cümledeki zamana göre yapıldığı gerçeğini çok güzel örmekliyor. Bize göre future zamanda gerçekleşecek olmasına rağmen, başarısızlık durumu gelecekteki o zaman dilimine göre "past" olacağı için perfect participle kullanıyoruz.

Present/perfect kalıp seçiminin, içinde bulunduğumuz zamana göre değil, cümledeki zaman ilişkileri açısından yapıldığını tekrar ve önemle hatırlatmak isterim. Zaten Türkçede de durum böyle değil midir? =  "Daha önceden iki kez başarısızlıkla karşılaşmış olduğu için, bir kez daha denemek istemeyecektir..."

 

   DİKKAT... DİKKAT...  

C) "The Perfect Continuous Participle" ile

Tam bu noktada, şu ana değin sözünü etmediğimiz bir başka participle yapısına da değinmenin tam zamanı: "Perfect continuous participle"... Aşağıdaki örnek iki cümleyi ve kısaltılmış şekillerini irdeleyiniz:

NOT: Bu form, klasik gramerlerde tanınmayan, ancak kullanımda azımsanmayacak örnekleri görülen bir yapıdır. Kısacası, Anglo-Saxon gramercilerine naçiz tarafımdan bir armağan olsun...

Güneş has been digging the garden all day long. He must be tired now.

Having been digging the garden all day long, Güneş must be tired now. = Kazagelmiş olaraktan... Kazagelmiş olduğu için...

"Perfect participle" yapısı, ana-cümlecik öncesi ve tamamlanmış bir durum veya eylemi anlatmak için kullanılırken...

"Perfect continuous" yapısı ana-cümlecikte sözü edilen zamana değin süregelmiş ve halâ sürmekte olan durumlar ve eylemler için kullanılıyor.

Fazla rastlanmayan bir kullanım olmakla birlikte, "perfect continuous participle" yine de geçerli ve bilinmesinde fayda olan bir participle yapısıdır.

İşte sizlere iki güzel örnek:

Having been trying to see it happen for so many years, one is inclined not to believe it when it actually happens. = Olmasının gerçekleşmesine yıllarca uğraşageldikten sonra, gerçekleşince insanın gözlerine inanası gelmiyor.

Having been waiting for this letter for so long, I was now very happy. = Bunca zamandır bu mektubu bekleyegelmiştim ve o anda çok mutluydum...

Bu derece önemli bir işlevi olmasına rağmen bu derece az kullanılmasının nedenine gelince; 1. Continuous tense'lerde kullanılmayan fiiller sözkonusu olduğunda "simple" kardeş zamanın bu görevi üstlenmesi [ayrıntılı liste kitabımızın "Zamanlar 02 -- The Simple Present Tense" başlığı altında verilmişti]; ve, 2. Esasen, sürekliliğin vurgulanması gereği önplana çıkmadıkça bütün fiillerde "simple" kardeş zaman kullanımıyla yetinilme eğilimidir. Örneklersek:

Having been in that condition for long enough