BÖLÜM - 14/A

THE PARTICIPLES

İNGİLİZCE'DE  ORTAÇLAR

KISALTILMIŞ SIFAT-CÜMLECİKLER

KISALTILMIŞ  ZARF-CÜMLECİKLER

BU BÖLÜMÜN KONULARI

Temel Kalıplar  /  Dikkat... Dikkat...  /  Konu Bizler İçin Neden Önemli?  /  Kısaltma İşlemi Nasıl Yapılır?  /  Kısaltılmış Sıfat-Cümlecikler  /  Kısaltılmış Zarf-Cümlecikler  /  Bağlacın Korunduğu Yerler  /  Sözdizim Kurallarına Dikkat  /  Dikkat... Dikkat...  /  Olası Anlam Karışıklıkları  /  Kimi Özel Kullanımlar  /  İlginç Örnek Cümleler  /  Yabancı Dil Becerilerinizde Yepyeni Bir Zenginlik

Bu Bölümün Test Soruları ve Yanıtları Ayrı Sayfalarda Verilmektedir:

Testler      Yanıtlar

[Tıkladığınızda yeni pencere açılacaktır.]

*  *  *  *  *

KISA GİRİŞ: İngilizce'de participle /pa'TİS-ıpıl/ 'lar, fiillerden türetilen ve sıfat veya zarf işlevleri için kullanılan sözcüklerdir. Türkçe gramerde karşılık olarak "ortaç" terimi yaygındır. Türkçe dilbilgisi terimlerini tartışmak bana düşmez, Fakat, bazı yazarların, bu iki farklı dilin gramerini birbirine birebir uydurma çabası, "ortaç" karşılığında yalnızca sıfat-fiillerin düşünülmesi hatasına yol açıyor. İngilizce'den söz ederken "sıfat-fiil" ve "zarf-fiil" olarak ayrı ayrı nitelenmeleri daha doğru, daha yararlıdır. ["Gerund" karşılığında kullanılan (ve en azından bana hiçbirşey ifade etmeyen) "ulaç" sözcüğü yerine de "isim-fiil" nitelemesini tercih ettiğimi biliyorsunuz.]

TEMEL KALIPLAR

Öğrenmemiz gereken kalıplar ve Türkçedeki karşılıkları şunlardır: ("Öğrenmemiz gereken" derken, bu gerekirliği ne derece önemle vurgulasam azdır. Cümle içinde geçen ortaçları bir bakışta yakalamakla çok şey kazanır; görememekle de çok şey kaybedersiniz...)

 

PRESENT PARTICIPLE

eş-zamanlılık boyutudur

[bknz. Not 03]

   ACTIVE     seeing

[Sıfat işlevleri] gören, görmekte olan

[Zarf işlevleri] görerekten, görmekte olaraktan, görmekte iken, görmekte olduğu için, vb.

   PASSIVE   being seen

[Sıfat işlevleri] görülen, görülmekte olan [yalnızca participle-cümlecik kullanımı içindir -- sıfat tamlamalarında böyle bir kullanım mevcut değildir]

[Zarf işlevleri] görülerekten, görülmekte olaraktan, görülmekte iken, görülmekte olduğu için, vb.

PERFECT PARTICIPLE

ard-zamanlılık boyutudur

[bknz. Not 03]

   ACTIVE     having seen

[Sıfat işlevleri] görmüş olan [yalnızca participle-cümlecik kullanımı içindir -- sıfat tamlamalarında böyle bir kullanım mevcut değildir]

[Zarf işlevleri] görmüş olaraktan, gördükten sonra, görmüş olduğu için, vb.

   PASSIVE   having been seen

[Sıfat işlevleri] görülmüş olan [yalnızca participle-cümlecik kullanımı içindir -- sıfat tamlamalarında böyle bir kullanım mevcut değildir]

[Zarf işlevleri] görülmüş olaraktan, görüldükten sonra, görülmüş olduğu için (zarf)

PAST PARTICIPLE

(V3)

 

gerek eş- gerek ard-zamanlılık mümkün

[bknz. Not 03]

   PASSIVE   seen

[Sıfat işlevleri: yalnızca edilgen] Present: görülen, görülmekte olan veya Perfect: görülmüş olan [Yani, gerek eş-zamanlılık gerek ard-zamanlılık ifade edebilir. Bknz. NOT 03]

[Zarf işlevleri: yalnızca edilgen] Present: görülmekte olarak, vb. veya Perfect: görülmüş olarak, vb. [Yani, gerek eş-zamanlılık gerek ard-zamanlılık ifade edebilir. Bknz. NOT 03]

NOT 01: Past participle "seen" dışında, gerund ve participle'ların tümüyle eşbiçimli olduklarına, ancak farklı işlevleri ile tanındıklarına değinmiştik. "Running shoes", "a walking stick" (=baston") gibi örnekler, mantığımız ve kullanım bağlamının yeterince yardımcı olabileceğini gösteriyor: Aklı selimi yerinde hiçkimse bunları "koşmakta olan ayakkabılar... yürümekte olan sopa" şeklinde algılamayacaktır.. Karışıklığı önlemek için, ayrıca, konuşmada farklı sözcük vurgusu kullanıldığını da örneklemiştik. Bknz. "The Gerund" Bölümü, "Gerund / Participle Ayrımı". Bir kez daha örnekleyelim. Sözcük vurgularına dikkat ediniz:

İSİM-FİİL (GERUND): "Have you ever met a dancing teacher? = Hiç hayatınızda bir dans öğretmeni ile tanıştınız mı? [isim tamlaması]... "Have you ever met a fencing teacher? = Hiç hayatınızda bir eskrim öğretmeni ile tanıştınız mı?

SIFAT-FİİL (PARTICIPLE): Have you ever seen a dancing teacher? [veya, "seen a dancing teacher" mümkün -- Her iki vurgu durumunda da, iki sözcük arasında kısa bir "es" var] = Anlamı: Başka meslek sahiplerini dansederken görmüş olabilirsiniz, ama hiç hayatınızda danseden / dansetmekte olan / eskrim yapmakta olan bir öğretmen gördünüz mü? [sıfat tamlaması]. [Cümleyi şu şekilde de kurabilirsiniz: "Have you ever seen a teacher (who is) dancing/fencing?"]

Sözcük vurgularına tekrar dikkat ediniz:

"a sleeping child" veya "a sleeping child"= uyumakta olan bir çocuk

"a sleeping pill" = uyku (uyuma) hapı... "uyumakta olan bir hap" değil!!

NOT 02: Perfect Participle için verdiğim Türkçe sıfat karşılığı notunda yer alan "yanlızca participle-cümlecik kullanımı içindir -- sıfat tamlamalarında böyle bir kullanım mevcut değildir" saptamasının pratikteki anlamı şudur:

an interesting book veya the lost treasure -- diyebiliriz... (Sıfat tamlaması)

 Fakat

***a being beaten man veya ***the having finished workman veya ***the having been finished job şeklinde kullanımlar olanak dışıdır.

Participle-cümlecik kullanımı:

Having been pregnant before, a woman cannot mistake the signs. [Sıfat işleviyle: "A woman who has been pregnant before... etc." cümlesinden kısaltma]

Having already failed the exam twice, he was reluctant to give it another try. [Zarf işleviyle: "Because (=since=as) he had already failed the exam twice... etc." cümlesinden kısaltma]

NOT 03: Past Participle için verdiğim Türkçe karşılıklardan, bu formun birbirine bağladığı kavram veya cümleciklere gerek eş-zamanlılık gerek ard-zamanlılık (öncelik-sonralık) anlamı yükleyebildiği görülüyor. Ayrıca, yine Türkçe karşılığına bakarak, Present Participle Passive'den ne farkı olduğu da haklı olarak sorulabilir. Bu bakımdan, ayrıntılarına daha sonra girmek üzere burada hemen örnekliyorum:

When shocked by bad news she used to burst into tears. [Bize göre geçmişte, fakat bu iki eylem birbirine göre eş-zamanlı: "Hernezaman kötü haberlerle şoka uğrasa, gözyaşlarına boğulurdu."]
Shocked by the news, she began to cry. [Ard-zamanlılık var: "Şok olmuştu; ağlamağa başladı."]
Shocked by the news, she was crying. [Gerek eş-zamanlı gerekse ard-zamanlı algılanabilir. Bağlama göre, sözün gelişine göre, mantığımıza göre karar veririz.]

Fakat esasen, herhangi bir belirsizlik olasılığı varsa, doğrudan Present Participle (eş-zamanlılık) veya Perfect Participle (ard-zamanlılık) kullanarak belirsizliği aşarız:

Being shocked by the news, she was crying. [Eş-zamanlı: "Şok halindeydi; ağlamaktaydı."]
Having been rejected by the committee, she was crying. [Ard-zamanlı: "Reddedilmiş bulunuyordu; ağlamaktaydı." -- Daha kolay anlaşılması için fiili değiştirdim.]

Bu, past participle cümleciklerinin gerek eş-zamanlı gerek ard-zamanlı anlam verebilmesi durumunun öğrencinin kafasını hayli karıştırdığı anlaşılıyor. Oysa, açıklaması pek bir yalın ve kolaydır. Unutmayınız ki, bu yapılarda kullanılan past participle formu edilgen çatı kökenlidir. Yani, kökeni "is done" / "is being done" veya "was done" / was being done" olabilir. Kısacası, present anlamlı cümlelerden de kısaltılmış olabilir; past anlamlı cümlelerden de. Örnekleyelim: [Lütfen cümleleri ve açıklamaları, bir matematik veya mantık problemi çözüyor titizliği ile irdeleyiniz.]

Örnek 1:

Kök Cümle: = Botox treatment is now a routine application. It is practised widely in modern medicine. ------> Botox treatment, which is practised widely in modern medicine, is now a routine application.

Past Participle ile:

Widely practised in modern medicine, botox treatment is now a routine application.

"Günümüzde yaygın uygulanan, uygulanmakta olan botoks tedavisi......." -- "practised" burada eş-zamanlı anlam veriyor.

*  *  *  *  *

Örnek 2:

Kök Cümle: = Treatment by bleeding is now routinely rejected. It was practised in former times. ------> Treatment by bleeding, which was practised in former times, is now routinely rejected.

Past Participle ile "Kısaltılmış" Cümle:

Widely practised in former times, treatment by bleeding is now routinely rejected.

Geçmişte yaygın olarak uygulanmış olan kanatma yoluyla tedavi.......  -- "practised" burada ard-zamanlı anlam veriyor.

Umarım, şimdi yapacağım bir ekleme fazla kafa karıştırıcı olmaz: Bu eş-zamanlılık / ard-zamanlılık nitelikleri mutlaka içinde bulunduğumuz zaman açısından yapılmak zorunda değildir. Belirleyici olan faktör, cümlede sözkonusu edilen zamana göre eş-zamanlılık veya ard-zamanlılıktır. Cümlede sözü edilen zaman bizim şu anda içinde bulunduğumuz zamana göre past, present veya future olabilir; bu hiçbirşeyi değiştirmez. Bu önemli noktayı az aşağıda "DİKKAT... DİKKAT..." başlığı altında ayrıntıları ile izah edeceğim.

NOT 04: Ayrıca, Past Participle formunun sıfat veya zarf olarak kullanıldığı durumları (Türkçe çevirisinde yaşayabileceğimiz tereddütler dolayısıyla) ayırdetmekte güçlüğümüz olabilir. Bu çeviri konusunu tekrar ele alacağım; fakat aşağıda sıfat ve zarf kullanımı için iki örnek veriyorum:

Founded over a hundred years ago, the paper is more popular today than ever before. = Yüz yılı aşkın bir süre önce tesis edilmiş olan gazete bugün herzamankinden daha popülerdir.

Mantığımız bize burada kaynak cümlenin bir sıfat-cümlecik olduğunu açıkça gösteriyor: "The paper, which was founded over a hundred years ago, is more popular today than ever before." Mantığımız böyle söylüyor, çünkü yüz yıl önce tesis edilmiş olmak bugünkü durumun açıklayıcı nedeni değildir; yani bu participle "neden" belirten bir zarf-cümlecikten kısaltma olamaz.

Fakat, aşağıdaki cümlede durum hiç de öyle değil:

Faced with two maddened dogs, Ali decided it would be best to jump over the wall back into the street.

Acaba kaynak cümle, "Ali, who was faced with ....etc" midir? Yoksa, "Because he was faced with ....etc" midir? İki ayrı anlam ve Türkçe'ye de iki farklı çeviri sözkonusudur. Olay çoğu zaman bağlamdan anlaşılacaktır. Esasen önemli bir karışıklığa yol açacak olsaydı, yazan veya konuşan kişi zaten kısaltılmamış cümleyi kullanır, veya bir başka ifade yoluna başvururdu. Yine de, çeviride dikkat edilmesi gereken bir noktadır.

NOT 05: Yukardaki tabloya dahil etmediğim, PERFECT CONTINUOUS PARTICIPLE (having been seeing, having been trying = göregelmiş olaraktan, göregelmiş olduğu için,) yapısını, daha sonra, ayrıntılı "Kısaltılmış Zarf-Cümlecikler" konusunda ele alacağım.

NOT 06: Bir noktaya daha işaret etmeliyiz. Participle-cümlecikler konusu özellikle yazı dili ve sınav dili açısından önemlidir. Günlük konuşma dilinde, girift sayılabilecek anlatımlardan genellikle uzak durulur... Kısa, öz, direkt, karmaşık olmayan anlatımlar tercih edilir. Fakat, sakın bu saptamayı, "Benim zaten  sınavlarla filan ilişkim yok; benim derdim İngilizce konuşmak," tavrı için bir mazeret edinmeyiniz: Participle'ları çözemiyorsanız, İngilizce'de şansınız yoktur: Bunu kesinlikle söyleyebilirim.

BAŞA DÖNÜŞ

 

Şimdi, yukarda kısaca değindiğim canalıcı bir noktaya dönerek, ayrıntılarıyla ele alıyoruz:

 

 

DİKKAT... DİKKAT...

Mastarlar, ad-fiiller, yardımcı fiiller, ve diğerleri için verdiğimiz pratik altın kurallar burada da geçerliğini sürdürüyor. Yani --

Şimdiki zaman, geniş zaman, gelecek zaman kapsamında "present participle" lar kullanılır. Geçmişe dönük bildirimlerde "perfect participle" lar kullanılır. Ne kolay, değil mi?

FAKAT DİKKAT ! Bu değerlendirmeler, içinde yaşadığımız an açısından değil, cümlede sözü edilen durum ve eylemlerin birbirleri ile göreli zamansal ilişkilerinden şekillenecektir. Örnek bir cümle aşağıda:

Ayşe had been sick all through that morning...    Being pregnant herself, Fatma knew the signs and suspected that her friend might be pregnant.

[Ayşe'nin sabah boyunca bulantısı olagelmişti.  Fatma, kendisi de gebe olduğu için, belirtileri biliyordu ve içinde arkadaşının gebe olabileceği şüphesi uyanmıştıı.]

Burada sözü edilen durum, bize göre geçmiş zamanda olmasına karşın, present participle (being) ile ifade edilmiştir: Çünkü, o an itibariyle Fatma kendisi de hamiledir ve arkadaşının durumunu anlamaktadır. Yani bu iki durum, birbirine göre eşzamanlıdır ve birbirine göre "present" zamandadır.

Eğer cümleyi perfect participle ile kursaydık, "Having been pregnant herself...": anlam tümüyle değişirdi:

Eskiden kendisi de gebe kalmış olduğu için, şimdi arkadaşının durumunu anlayabiliyordu"...

şekline dönüşürdü...

BAŞA DÖNÜŞ
KONU BİZLER İÇİN NEDEN ÖNEMLİ ?

Anımsayalım: İsim-fiiller (gerund) "isim" işlevlidir; cümlelerde isim sınıfı sözcük kullanılması gereken yerlerde kullanılırlar. Participle'lar ise sıfat veya zarf işlevli fiil türevleri olarak,

1) Doğrudan sıfat olarak kullanılabilir:

present participle: an interesting book... an exciting game... running water ("daimi akar su"; evde su/elektrik vs var anlamında)... I wouldn't want to wake up a sleeping lion. [= Uyumakta olan bir aslanı uyandırmak istemem.]

veya, The book is very interesting. ["to interest" = ilgisini çekmek, fiilinden "ilgi çekici, ilginç"]... The game was extraordinarily exciting. ["to excite" = heyecan vermek, fiilinden "heyecan verici"]...

past participle: a broken heart... selected questions... written statements... finished products... imported goods... much-hated men... forgotten memories...

NOT: Present participle ile "o durumu yaratıcı, oluşturucu" kavramının iletildiğine; oysa, Past Participle ile "o durumdan etkilenmiş, o durumda bulunan" kavramının iletildiğine dikkat ediniz: şaşırtıcı/şaşırmış; ürkütücü/ürkmüş; yorucu/yorulmuş...

It's surprising / We are surprised... It's frightening / We are frightened...  The film was boring / We were bored... The journey was tiring / They were tired... The situation was mistifying / The professor was mistified.

2) "Tense" 'lerin oluşturulmasında kullanılan fiil formları da gramerde "participle" başlığı altında sınıflanırlar. Örneklerini, konunun başında verdiğimiz Tabloda etken/edilgen türevleriyle birlikte gördük. "Continuous" tenselerin oluşturulmasında Ving formlarının kullanılması; "simple perfect" tenselerin oluşturulmasında V3 formlarına görev düşmesi gibi... Yine, örneğin Edilgen Çatı (the Passive Voice) veya Ettirgen Çatı (the Causatives) gibi çeşitli gramer alanlarında V3 formlarına görev verilmesi gibi...

[UYARI: Bu metin, Doç. Dr. Yalçın İzbul'un "Essential English for Turkish Speakers" kitabından ve websitesinden alıntıdır. Elektronik Olsun Yada Olmasın Hertürlü Basım, Yayın, Dağıtım Hakları Saklıdır. Ticari Amaçla Herhangi Bir Formatta Çoğaltmak veya Internet'te Yayınlamak Dava ve Tazminat Konusudur. http://www.ingilizce-ders.com/ingilizce-ders/pratik-ingilizce.htm]

3) Dolaylı anlatım (indirect speech, reported speech) cümlelerinde kullanılabilirler: His wife begged him not to be late that evening, reminding him that they had guests to dinner. (= hatırlataraktan ki, ......) --- She told him to be home by eight, adding that they would have guests to dinner that evening. (= ekleyerek; ve ekledi). Aslında bu konuyu da, aşağıdaki 6. madde kapsamında değerlendirebilirsiniz.

4) Çok sayıda idiomatik deyim ve deyişler:  Broadly speaking... Generally speaking... Looking back... Seen from a distance... Binlerle ifade edilebilecek bu deyim ve deyişlerde aslında aşağıda 6. maddede sözü edilen "kısaltılmış" yapılardandır. [Konuya ilerde tekrar değineceğim.]

5) "Participle" 'yapılarının ilgilendiren diğer çeşitli incelikleri ve ileri uygulamaları, Bölümün ilerleyen evrelerinde "Kimi Özel Kullanımlar" başlığı altında ele alacağız.

6) Ama EN, EN, EN önemlisi, kısaltılmış sıfat-cümlecik ve kısaltılmış zarf-cümlecik yapımında görev alırlar. Bizim de dikkatimizi asıl yoğunlaştıracağımız konu budur. Çünkü, bir yabancı dil olarak İngilizce öğrenimindeki en çetin konulardan birisini oluşturmaktadır.

Öncelikle bir tanım yapalım: Eğer bir cümlecik (sıfat-cümlecik veya zarf-cümlecik) bir participle yapısı kullanılarak "kısaltılmışsa, elde edilen yapıyı artık bir "ortaçlı-cümlecik" ("participle-clause") olarak tanımlıyoruz.

Fakat "Kısaltma" işlemlerine ilişkin ayrıntılarına geçmeden önce, birkaç basit egzersiz yapalım. Gerçi, bu düzeye gelmiş öğrenciler için, participle'ların yapısal (morfolojik) özelliklerini bilmek veya gerund/participle farklılığını tanıyabilmek gibi beceriler artık gerilerde kalmış olmak gerekir. Yine de durumu "check" etmekte fayda var:

TEST -- 01

HANGİSİ  DOĞRU

Morfoloji / Semantik (Yapısal / Anlamsal Özellikler) Bilginizi Ölçünüz:

 01  Piyangoda kazanan numara:

a. the winning number      b. the winned number     c. the won number

d. the number won           e. the having won number

 02  Dokunaklı sözler:

a. move words              b. moving words              c. moved words

d. moveing words          e. the having been moving words 

 03  Hangisi doğru?

a. Some of the people there were very interesting. [Oradaki kimselerin bazıları...]

b. Some of the people there were very interested. [Oradaki kimselerin bazıları...]

 04  Hangisi doğru?

a. Some of the dogs were very interesting.

b. Some of the dogs were very interested.

Örneğin,

 05  Hangisi doğru?

a. Some of the books were very interesting.

b. Some of the books were very interested.

 06  Hangisi doğru?

a. They found the losing treasure.

b. They found the loseing treasure.

c. They found the lost treasure.

d. They found the losed treasure.

e. They found the lossed treasure.

 07  Hangisi doğru?

a. I cannot run with a breaking leg.

b. I cannot run with a broke leg.

c. I cannot run with a broken leg.

 08  Hangisi doğru?

a. He is an understanding man.

b. He is little understood.

Kendisi çok anlayışlı bir adamdır; ama insanlar onu pek anlamıyorlar...

 09  Hangisi doğru?

a. I saw a flying saucer.

b. I saw a saucer flying.

Çünkü, bir "uçan daire" (UFO) görebilirsiniz; ama bir fincan tabağını uçarken göremezsiniz. Ama, gramer olarak ikisi de doğru.

 10  Hangisi yanlış?

a. There was no running water at my hotel room.

b. He takes sleeping pills.

c. You are terribly missed here.

d. Be careful. You are being followed.

e. He has been present a gold medal.

f. Excited about their birthday party, the girls could not sleep.

BAŞA DÖNÜŞ

 

SIFAT/ZARF-CÜMLECİKLERİN "KISALTILMASI"

 

"KISALTMA" İŞLEMİ NASIL YAPILIR ?

Sıfat- yada zarf-cümlecikteki bağlaç, özne, ve fiil niteliğindeki bütün öğeler zaman ve çatı olarak bu fiilin uygun "participle" türevine dönüştürülür ve aynı cümlecik artık bu "participle kalıbı" ile başlar.

Yani, kısaltılmış sıfat yada zarf cümlecik, bu konularımızın en başında verdiğimiz genel şemadaki BEŞ participle kalıbından birisi ile başlar:

seeing, being seen, having seen, having been seen, seen

[Bunları cümle içinde daha görür görmez "şıppadanaktan" tanımanız size büyük avantaj sağlayacaktır... Dolayısıyla, şemaya dönüp bunları bir kez daha dikkatle irdelemenizi öneririm. -- Bu arada, yerli-yabancı bugüne değin yazılmış gramer kitaplarında yer verilmeyen, ancak aşağıda sözünü edeceğim "perfect continuous participle" olgusuna da dikkatinizi çekmek isterim: "having been seeing" -- (edilgeni yoktur)]

 

Olayı bu "kaskatı" biçimiyle ortaya koyduktan sonra, bir "olasılık / kuvvetli ihtimal kuralı" olarak, aşağıdaki şerhleri koymak isterim. Deneyim bana şunu öğretmiştir: Dilde "kural"lardan söz ederken, kullanımda karşılaşılabilecek istisnalar için herzaman açık bir kapı bırakmakta yarar vardır. Örneğin,

1. Kısaltılan zarf-cümleciklerde, anlam kargaşasına yol açma olasılığı varsa, bağlacın düşürülmediğini, korunduğunu...

2. Before, after veya as if gibi bağlaçların genellikle düşürülmediğini, korunduğunu...

2. If, when ve while bağlacının korunma olasılığının fifty-fifty olduğunu istatistiksel olasılıkla söyleyebiliriz.

[Bu konuya, ilerleyen paragraflarda "Bağlacın Korunduğu Yerler" başlığı altında yeniden döneceğiz.]

 
1) KISALTILMIŞ SIFAT-CÜMLECİKLER

A) The Present Participle ile:

who is looking at  -------> looking at = bakmakta olan

The man who is looking at our direction is my uncle.

--------›  The man looking at our direction is my uncle.

who is entering  -------> entering = girmekte olan

Be careful. The man who is entering the building now is a notorious gangster.

--------›  Be careful. The man entering the building now is a notorious ganster.

who is standing  -------> standing = durmakta olan

The man who is standing next to her seems rather unhappy.

--------›  The man standing next to her seems rather unhappy.

who wish  --------›  wishing = "isteyen", istemekte/dilemekte olan

Those who wish to leave can do so now.

--------›  Those wishing to leave can do so now.

which shows  --------›  showing = gösteren

What we need is a map which shows the secondary roads as well.

--------›  What we need is a map showing the secondary roads as well.

which surrounded  --------›  surrounding = kuşatan, çevresini saran (sözünü ettiğimiz dönemde)

The walls which surrounded the city from all sides were built of huge stone blocks. --------›  The walls surrounding the city from all sides were built of huge stone blocks.

which is being repaired  --------›  being repaired = tamir edilmekte olan

The car which is being repaired belongs to a notorious gangster..

--------›  The car being repaired belongs to a notorious gangster.

who is being arrested  --------›  being arrested = (şu anda) tutuklanmakta olan

Do you know the person who is being arrested?

--------›  Do you know the person being arrested?

who was being arrested  --------›  being arrested = (o sırada) tutuklanmakta olan

Did you know the person who was being arrested?

--------›  Did you know the person being arrested?

who were excavating  -----›  excavating = kazmakta olan

I inspected the men who were excavating the site.

--------›  I inspected the men excavating the site.

which is being excavated  -----›  being excavated = (halen) kazılmakta olan

Let's go and inspect the site which is being excavated.

--------›  Let's go and inspect the site being excavated.

which was being excavated  -----›  being excavated = (o sırada, o dönemde)kazılmakta olan

I inspected the site which was being excavated.

--------›  I inspected the site being excavated.

Son iki örnek ve daha önce verdiğim benzerlerinin (present/past tense cümleler) neden her ikisinde de present participle kullanılıyor diye soruyorsanız, teessüf ederim... Lütfen önceki bölümlerde "DİKKAT... DİKKAT..." başlığı ile yaptığım açıklamaları yeniden değerlendiriniz.

 

[UYARI: Bu metin, Doç. Dr. Yalçın İzbul'un "Essential English for Turkish Speakers" kitabından ve websitesinden alıntıdır. Elektronik Olsun Yada Olmasın Hertürlü Basım, Yayın, Dağıtım Hakları Saklıdır. Ticari Amaçla Herhangi Bir Formatta Çoğaltmak veya Internet'te Yayınlamak Dava ve Tazminat Konusudur. http://www.ingilizce-ders.com/ingilizce-ders/pratik-ingilizce.htm]

*  *  *  *  *

B) The Past Participle ile:

Past participle ile kurulan cümleciklerin yalnızca edilgen anlamlı olabileceğine dikkat ediniz:

which are imported  --------›  imported = ithal edilen

Goods which are imported from China are often of poorer quality.

--------› Goods imported from China are often of poorer quality.

that is/was bought  --------›  bought = satın alınan / alınmış

Stay away from any foodstuff that is/was bought from a street vendor.

--------› Stay away from any foodstuff bought from a street vendor.

who were arrested  --------›  arrested = tutuklanan

The people who were arrested had nothing to do with the incident.

--------› The people arrested had nothing to do with the incident.

who had been arrested  --------›  arrested = tutuklanmış olan

The people who had been arrested had nothing to do with the incident.

--------› The people arrested had nothing to do with the incident.

Önemli NOT: Past Participle ile kurulan cümleciklerin gerek eş-zamanlı gerek ard-zamanlı anlam iletebileceğine daha önce de önemle değinmiştik. Bu, kısaltmanın yapıldığı cümlenin tense'ine bağlıdır. Orjinal (yani, kısaltılmamış) cümlecikte bir perfect tense kullanılmışsa (yani, öncelik/sonralık sözkonusu ise), bunu genelde sözün gelişinden, bağlamdan anlarız.

Shocked by the developments, he could no longer stay there.  [Gerek eş-zamanlı gerekse ard-zamanlı algılanabilir. Bağlama göre, sözün gelişine göre, mantığımıza göre karar veririz.]

veya... diğer participle olanaklarımızı kullanırız:

Being shocked by the developments, he could no longer stay there. [eş-zamanlılık]
Having been shocked by the developments, he could no longer stay there. [ard-zamanlılık]

Diyeceksiniz ki, "Neden her seferinde açık açık yazmıyor/söylemiyoruz?" Dediğim gibi, çoğu zaman bağlamdan dolayı buna gerek kalmaz; kimi zaman, ayrım önemsizdir; kimi zaman ise, anadil konuşanların idiyomatik, estetik kabulleri devreye girer. "Kulağa hoş gelme" meselesini kastediyorum. [Ki, ancak, zamanla kazanılacak bir beceri olacaktır.]

Past Participle yapısının taşıdığı bu güçlüğe daha Bölüm başında değinmiştik. İşin püf noktasına şimdi daha derinlemesine bakarsak, kısaltma işlemi mutlaka participle ile yapılmak zorunda değildir. Sıfat öbekleri ile de kısaltma yapılabilir. Örnek:

She was terribly angry with me. She turned her back and went out.

[Participle-cümlecik ile] ------> Being terribly angry with me. She turned her back and went out.

[Sıfat öbeği ile] ------> Terribly angry with me, she turned her back and went out.

Şimdi, "angry" yerine, kendisi esasen bir participle olan "pleased" sıfatını yerleştirirsek, bizim yaşadığımız güçlüğü daha iyi anlarız. Anadil konuşan kişi, pratik yoldan giderek, bunu bir sıfat olarak görüyor ve "present" veya "past" olması gibi niteliklerini bağlamdan çıkarsamakla yetiniyor. Daha kuralcı davranan biz yabancılar ise bağlam dışında bir rehber, bir "kesinlik" arıyoruz.

Kaldı ki, participle-cümlecik yerine doğrudan sıfat yapısı kullanıvermenin çok daha pratik bir yolu daha vardır:

He is a man who has a broken heart.
------> he is a broken-hearted man.

People who use their left hand are often better in this game.
------> Left-handed people are often better in this game.

The book was written by a Turkish journalist who is/was known by everyone.
------> The book was written by a well-known Turkish journalist.

*  *  *  *  *

DİĞER NOTLAR

1) Çoğu zaman, monoton tarzda ardarda dizilen bağımsız cümleler, yukarda gördüğümüz present/past participle kalıplar kullanılarak tek cümle haline getirilebilir. Çok şık sonuçlar elde edilecektir:

I inspected the men. They were excavating the site.  --------›  I inspected the men excavating the site.

I inspected the site. It was being excavated.  ----------›  I inspected the site being excavated.

Some people were arrested. They had nothing to do with the incident.  --------›  The people arrested had nothing to do with the incident.

They noticed a group of enemy soldiers. They were hiding behind the trees.   --------›  They noticed a group of enemy soldiers hiding behind the trees. (... enemy soldiers who were hiding... etc'den kısaltma yoluyla)

My life was saved by a man. He is standing next to you.  --------›  My life was saved by the man standing next to you.

This new holiday resort was discovered only last year. It is already enjoying great popularity.  --------›  Discovered only last year, this new holiday resort is already enjoying great popularity.

2) Perfect participle doğrudan sıfat olarak kullanılamaz. Buna en baştaki notlarımızda değindik. Fakat, sıfat-cümleciklerden kısaltmalarda gayet güzel görev verilebilir:

Having run all the way from Marathon to Athens, the messenger died in his wife's arms. (= The messenger who had run all the way... etc)

Having been shot, the man was rushed to a nearby hospital. (= The man who had been shot... etc)

Fakat, dikkat ederseniz, eğer kaynak cümleyi bilmiyorsak veya doğru tahmin edemezsek, bunları zarf-cümlecikten kısaltma şeklinde de algılayabiliriz: (= Because he had run all the way... , the messenger... etc) --- (= After he had been shot, the man was rushed... etc)

Öte yandan, perfect participle ile kurulan zarf-cümleciğin bazen Türkçe'ye bir sıfat-cümlecik olarak çevrilmesinin kulağa daha anlamlı geldiği de görülebilir:

Since/As he had been informed of the enemy attack beforehand, the general arranged his troops in proper battle formation. ------> Having been informed of the enemy attack beforehand, the general arranged his troops in proper battle formation.

Düşman saldırısı hakkında önceden bilgilendirilmiş olduğu için, general birliklerini uygun savaş düzeninde yerleştirdi. (Gramer açısından doğru çeviri)

Düşman saldırısı hakkında önceden bilgilendirilmiş olan general, birliklerini uygun savaş düzeninde yerleştirdi. (Gramer açısından doğru olmasa da, Türkçe anlatımda yeğlenebilecek ikinci olasılık)

Bunun tersi durum da geçerlidir:

My brother, who had completed his homework, went out to play.------> Having completed his homework, My brother went out to play.

Ödevini tamamlamış olan kardeşim oynamak için dışarıya çıktı. (Gramer açısından doğru çeviri)

Kardeşim, ödevini tamamladıktan sonra oynamak için dışarıya çıktı. (Gramer açısından doğru olmasa da, Türkçe anlatımda yeğlenebilecek ikinci olasılık)

Esasen kanaatim odur ki, kısaltılmış cümleler sıfat-cümlecik niteliğinde olsun yada olmasın, Türkçe'ye sıfat-cümlecik olarak daha başarılı çeviri veriyorsa, o şekilde çevrilmelidir. Çevirmenin ilk görevi, kaynak dilin gramerine sadık kalmak değil, kendi dilindeki anlatım özelliklerini önplana çıkarmaktır. Ama, tabiatıyla, bu söylediğimi sınavlarda uygulamayınız. Sınavlarda farklı bir dünyanın ölçütleri geçerlik kazanır...

 

Sıfat-Cümleciklerden Yapılmış "Kısaltmalara" Örnekler

 01   -- Yanımda duran adam oldukça huzursuz görünüyordu.

The man who was standing next to me appeared rather restless.

The man standing next to me appeared rather restless.

[O anda yanımda durmaktaydı; o anda huzursuz görünmekteydi]

 02-A   -- Güneye yolculuk etmeyi planlayan yolcular, Eskişehir'de aktarma yapmak zorundadırlar.

Passengers who plan to travel south have to change in Eskişehir.

Passengers planning to travel south have to change in Eskişehir.

*  *  *  *  *

 02-A   -- Güneye yolculuk etmek isteyen yolcular, Eskişehir'de aktarma yapmak zorunda idiler / zorunda kaldılar.

Passengers who planned to travel south had to change in Eskişehir.

Passengers planning to travel south had to change in Eskişehir.

[Hatırlayınız, ve unutmayınız: Participle'ın şimdiki zaman / geniş zaman veya geçmiş zamana işaret etme gereği, şu an içinde bulunduğumuz zaman açısından değil, cümledeki eylemlerin birbirine göre olan eş-zamanlılık veya ard-zamanlılık durumundan kaynaklanır.]

 03   -- Eminim ki, okulun yanındaki ("yanında duran") ev ilk satılan olacaktır.

I am sure (that) the house which stands next to the school will be sold first.

I am sure (that) the house standing next to the school will be sold first.

[Ev "halen" orada; öyleyse present participle]

 04   -- E-posta ile gönderilen bir mesaj tabii ki normal posta ile gönderilenden oraya daha çabuk ulaşır / ulaşacaktır.

A message which is sent by e-mail will naturally get there sooner than one which is sent by ordinary mail.

A message sent by e-mail will naturally get there sooner than one sent by ordinary mail.

[Nasıl oluyor da past participle burada present anlam veriyor? Çünkü, present (ve edilgen) cümleciklerden kısaltıldı]

 05   -- Sıradan bir kağıt parçası üzerine yazılan ve uygun şekilde zarf içine kapatılmayan bir not postane tarafından kabul edilmeyecektir.

A note which is written on an ordinary piece of paper and (which is) not properly sealed in an envelope will not be accepted by the post office.

A note written on an ordinary piece of paper and not properly sealed will not be accepted by the post office.

[Olumlu participle formları: written, sent, sealed... Olumsuz formlar ise: not written, not sent, not sealed şeklindedir]

 06   -- Hayatım senin yanında duran adam tarafından kurtarıldı. [Anlamı iletebilmek için, güzel Türkçe'den biraz özveri ile]

My life was saved by a man. He is standing next to you.

My life was saved by the man standing next to you.

[Sözün söylendiği an itibariyle: "Ki o kişi şu anda senin yanında durmaktadır." Dolayısıyla, present participle]

 07   -- Dudungular tarafından yenilgiye uğratılan Budungular, bölge dışına sürülmüşlerdi.

The Bubungu were beaten by the Dudungu. They were driven out of the region.

Beaten by the Dudungu, The Bubungu were driven out of the region.

[Kaynak cümleyi bilmiyorsak, zarf-cümlecikten kısaltma olarak da yorumlanabilir: "After they were beaten ...."]

 08   -- Arkadaşları tarafından korunmakta olan Berbat Süleyman, kimsenin kendisine saldırmağa cesaret edemeyeceğinden emindi.

Berbat Süleyman was protected by his friends. He felt confident (that) no one would dare attack him.

Protected by his friends, he felt confident (that) no one would dare attack him.

[Kaynak cümleyi bilmiyorsak, zarf-cümlecikten kısaltma olarak da yorumlanabilir: "Because/Since/As he was protected ...." = "Korunduğu için ..... emindi."]

 09   -- Bir sahil kentinde doğmuş olan kendisi çok iyi yüzebilir/yüzebiliyordu.

He was born in a seaside town. He can/could swim very well.
Born in a seaside town, he can/could swim very well.

[Kaynak cümleyi bilmiyorsak, zarf-cümlecikten kısaltma olarak da yorumlanabilir: "Because/Since/As he was born...." = "Doğmuş olduğu için..." --- Yine o durumda, "Because/Since/As he had been born...." olasılığı da geçerlidir ve "could" ile kurulan cümleyi olanaklı kılar]

 10   -- Daha ancak geçtiğimiz yıl keşfedilmiş olan bu tatil beldesi, daha şimdiden büyük popülariteye sahip.

This new holiday resort was discovered only last year. It is already enjoying great popularity.
Discovered only last year, this new holiday resort is already enjoying great popularity.

[Sıfat-cümlecikten kısaltma olması dışında yorumlanması mantıken olanaksız.]

 11   -- İçeri geldiğimizde çalınmakta olan parça neydi?

What was the song? It was being played when we came in..
What was the song being played when we came in?

[Ancak, gramerde hata olmamasına rağmen, pratikte aktif cümle tercih edilecektir: "What was the song (that) they were playing when we came in." Bu çağımız anadil konuşanlarının üslup tercihi meselesidir]

 12   -- Bu websitenin arka planında çalınmakta olan parça nedir? [Anlamı iletebilmek için, güzel Türkçe'den biraz özveri ile]

What is the song? It is being played in the background of this website.
What is the song being played in the background of this website.

[Cümlenin kullanılabileceği sahneyi gözünüzde canlandırınız; bu, bir yukardaki örneğe göre pratikte daha kabul edilebilir bir cümledir]

BAŞA DÖNÜŞ

 

2) KISALTILMIŞ ZARF-CÜMLECİKLER

A) The Present Participle ile

Birbiri ile Eşzamanlı Eylemler/Olaylar/ Durumlar

Because he believed he had no chance at all, he decided not to bother to take the exam.

--------› Believing he had no chance at all... etc.

As Ayşe was pregnant, she knew the signs and she could understand Fatma's predicament.

--------› Being pregnant herself, she knew, ...etc.

As he was terribly interested in the Ottoman period, the first thing he did in İstanbul was to visit the Topkapı Museum.

--------› Being terribly interested, ...etc.

While they were being questioned, the robbers could give no satisfactory answers.

--------› (While) Being questioned, ...etc.

*  *  *  *  *

B) The Perfect Participle ile

Önce/Sonra Gerçekleşen/Gerçekleşmiş Eylemler/Olaylar/ Durumlar

Because she had already failed the exam twice, she was reluctant to give it another try.

--------› Having already failed the exam twice, ...etc.

Since he hadn't been given a second chance to try, he decided to withdraw from the competition.

--------› Not having been given ...etc.

As she will have already failed twice, she will not risk another try.

--------› Having already failed twice, she will not ... etc.

Özellikle son cümle, "present" veya "perfect" kalıp seçiminin cümledeki zamana göre yapıldığı gerçeğini çok güzel örmekliyor. Bize göre future zamanda gerçekleşecek olmasına rağmen, başarısızlık durumu gelecekteki o zaman dilimine göre "past" olacağı için perfect participle kullanıyoruz.

Present/perfect kalıp seçiminin, içinde bulunduğumuz zamana göre değil, cümledeki zaman ilişkileri açısından yapıldığını tekrar ve önemle hatırlatmak isterim. Zaten Türkçede de durum böyle değil midir? =  "Daha önceden iki kez başarısızlıkla karşılaşmış olduğu için, bir kez daha denemek istemeyecektir..."

[UYARI: Bu metin, Doç. Dr. Yalçın İzbul'un "Essential English for Turkish Speakers" kitabından ve websitesinden alıntıdır. Elektronik Olsun Yada Olmasın Hertürlü Basım, Yayın, Dağıtım Hakları Saklıdır. Ticari Amaçla Herhangi Bir Formatta Çoğaltmak veya Internet'te Yayınlamak Dava ve Tazminat Konusudur. http://www.ingilizce-ders.com/ingilizce-ders/pratik-ingilizce.htm]

 

   DİKKAT... DİKKAT...  

C) "The Perfect Continuous Participle" ile

Tam bu noktada, şu ana değin sözünü etmediğimiz bir başka participle yapısına da değinmenin tam zamanı: "Perfect continuous participle"... Aşağıdaki örnek iki cümleyi ve kısaltılmış şekillerini irdeleyiniz:

NOT: Bu form, klasik gramerlerde tanınmayan, ancak kullanımda azımsanmayacak örnekleri görülen bir yapıdır. Kısacası, Anglo-Saxon gramercilerine naçiz tarafımdan bir armağan olsun...

Güneş has been digging the garden all day long. He must be tired now.

Having been digging the garden all day long, Güneş must be tired now. = Kazagelmiş olaraktan... Kazagelmiş olduğu için...

"Perfect participle" yapısı, ana-cümlecik öncesi ve tamamlanmış bir durum veya eylemi anlatmak için kullanılırken...

"Perfect continuous" yapısı ana-cümlecikte sözü edilen zamana değin süregelmiş ve halâ sürmekte olan durumlar ve eylemler için kullanılıyor.

Fazla rastlanmayan bir kullanım olmakla birlikte, "perfect continuous participle" yine de geçerli ve bilinmesinde fayda olan bir participle yapısıdır.

İşte sizlere iki güzel örnek:

Having been trying to see it happen for so many years, one is inclined not to believe it when it actually happens. = Olmasının gerçekleşmesine yıllarca uğraşageldikten sonra, gerçekleşince insanın gözlerine inanası gelmiyor.

Having been waiting for this letter for so long, I was now very happy. = Bunca zamandır bu mektubu bekleyegelmiştim ve o anda çok mutluydum...

Bu derece önemli bir işlevi olmasına rağmen bu derece az kullanılmasının nedenine gelince; 1. Continuous tense'lerde kullanılmayan fiiller sözkonusu olduğunda "simple" kardeş zamanın bu görevi üstlenmesi [ayrıntılı liste kitabımızın "Zamanlar 02 -- The Simple Present Tense" başlığı altında verilmişti]; ve, 2. Esasen, sürekliliğin vurgulanması gereği önplana çıkmadıkça bütün fiillerde "simple" kardeş zaman kullanımıyla yetinilme eğilimidir. Örneklersek:

Having been in that condition for long enough, she was used to it by now. = Olagelmişti ve halâ o durumdaydı...

Having lived in that neighbourhood all her life, she would be unhappy to leave it now. = yaşayagelmişti/oturagelmişti ve de halâ...

*  *  *  *  *

D) The Past Participle ile

Past participle ile kurulan zarf-cümleciklerin de yalnızca edilgen anlamlı olabileceğine dikkat ediniz:

When/If he is asked that question, he gives misleading answers..

-------› (When) Asked that question, ...etc. Kensine bu soru soruldumu/sorulunca/sorulursa, yanıltıcı cevaplar verir/veriyor.

When/If he was asked that question, he gave misleading answers..

-------› (When) Asked that question, ...etc. Kensine bu soru soruldumu/sorulunca/sorulursa, yanıltıcı cevaplar verdi/verirdi/veriyordu.

When he was questioned by the police, he gave misleading answers.

-------› Questioned by the police, ...etc. Sorgulanmakta iken..

After it had been seen by the committee, the report was now disclosed to the press.

-------› Seen by the committee, ...etc. Komite tarafından görüldükten sonra...

NOT: Dikkat edilirse, yukardaki ilk örnek EŞZAMANLI, ikinci örnek ise ARDZAMANLI anlam taşıyor. Kısaltılmış cümlede, bunu cümlenin, paragrafın, söz bölüğünün gelişinden anlarız. Bu konuya daha önce yeterince değindik. Bir hususu eklememiz gerekiyor: İngilizce-Türkçe sözlüklerde, "past participle" türevlerin Türkçe karşılığı olarak her ikisi de gösterilmelidir: seen = görülen, görülmüş (olan)... discovered = keşfedilen, keşfedilmiş (olan)... gibi.

BAŞA DÖNÜŞ

DİKKAT... DİKKAT...

BAĞLACIN KORUNDUĞU YERLER

Sıfat/zarf cümlecik oluştururken, genel ilke olarak,  fiil grubunda uygulanan dönüştürümler yanında, bağlacın da atılacağı, ve toptan hepsinin yerine BEŞ (+1) PARTICIPLE KALIBIMIZDAN BİRİSİNİN geçeceğini söylemiştik. Ama, anlamın belirsizliğe itilmesi riski olan durumlarda, bağlacı koruruz:

Feeling ill, she stayed at home and studied for her exams.

Acaba genç kızımız, "hasta olduğu için mi" (örneğin arkadaş toplantısına gitmekten vazgeçerek) oturup ders çalışmıştır (= Because she was feeling ill...);  yoksa "hasta olmasına rağmen kahramanca direnerek mi" (= Although she was feeling ill...) ? İşte böyle bir durumda, bağlacı korumakta yarar var.

Although feeling ill, she stayed at home and studied for her exams.

Aynı şekilde,

Backing out of her garage, she hit her husband.

Böyle bir cümle, olayın "taammüden cinayet" olduğu izlenimini verecektir. Olayın bir kaza olduğunu dile getirmek için bağlacı korumak zorundayız:

While backing out of her garage, she hit her husband.

Daha önce de değindiğim gibi, dilde "kural"lardan söz ederken, kullanımda karşılaşılabilecek istisnalar için herzaman açık bir kapı bırakmakta yarar bulunmakla birlikte, örneğin,

1. Kısaltılan zarf-cümleciklerde before, after veya as if gibi bağlaçların genellikle düşürülmediğini, korunduğunu...
2. If, when ve while bağlacının korunma olasılığının fifty-fifty olduğunu istatistiksel olasılıkla söyleyebiliriz.

Fakat bu gibi ayrıntıları ezberlemeğe çalışmaktansa, kişinin kendi sağduyusuna güvenmesi daha yararlıdır.

BAŞA DÖNÜŞ

 

SÖZDİZİM KURALLARINA DİKKAT

Büyük önem taşıyan bir başka konu ise, kısaltılmış sıfat/zarf-cümlecik ile ilişkilendirildiği kişi/nesne arasındaki gramer bağlantısının belirsiz bırakılmaması, yeterli ve doğru kurulmasıdır. İngilizce'de doğru/sağlıklı ilişkilendirilmemiş bir "participle" için kullanılan terim "dangling participle" (veya, "hanging participle"; "unattached participle") 'dır = havada sallanıyor, askıda kalmış, bağlantısı kurulamamış...

Öncelikle, participle-cümleciklerin cümle içinde yeri sabit değildir. Büyük özgürlüğünüz vardır; ama işi yokuşa sürmemek için, nitelenen kişi veya nesneden çok fazla uzağa konuşlandırmamanızı öneririm. Örneği izleyelim:

The little creek made a perfect sight for taking romantic pictures, winding its way through the lush vegetation.

Nitelenen ismi çıkarsayabiliyoruz: "creek"... Fakat, araya konulan mesafeden dolayı anlamda belli bir iğretilik var. Bunu aşağıdaki şekilde gideririz:

Winding its way through the lush vegetation, the little creek made a perfect sight for taking romantic pictures.

Aşağıdaki örnek de hayli kötü ve iğreti. Yalnızca, "Uzunyayla" ve "piece of land" sözcüklerinin aynı toprak parçasına işaret etmesiyle kırmızı kart görmekten ucu ucuna kurtarıyor kendisini. Doğrusu, yine participle-cümleciği uygun bir yere yerleştirmek:

Uzunyayla is a wonderfully vast and virginal piece of land, brimming with all kinds of wildlife.

------> Brimming with all kinds of wildlife, Uzunyayla is a wonderfully vast and virginal piece of land.

veya,

------> Uzunyayla, brimming with all kinds of wildlife, is a wonderfully vast and virginal piece of land.

Doğru bağlantılandırma ile ilgili kurallarımız ise şöyle:

1) Participle, izlemekte olduğu isim veya adıl ile bağlantılıdır. Aşağıdaki örneklerde, "believe" eden "Romeo" dur; beyaz ata binmiş olan kişi üniformalı adamdır; kendisine kitap verilen kişi köşede oturan kız çocuğudur. Son cümlede ise birden fazla nesne niteleniyor:

Romeo, believing Juliet is dead, does not hesitate to choose death himself.

The first thing the soldiers saw was a uniformed man riding a white horse.

The teacher gave the girl sitting in the corner some books to read.

The finished product did not seem to be worth the time and effort invested in it by the firm.

Fakat, aşağıdaki cümleye dikkat ediniz: Birinci participle doğrudan sıfat kullanımı ile nitelediği ismin önünde yer alıyor; ikincisinde ise bir participle-cümlecik olarak nitelediği isimden sonra geliyor:

They found all the hidden objects except the one hidden in the old drawer.

2) Bu koşul karşılandığı sürece, participle ile öznesinin arasını açabilirsiniz:

I walked through the barricade, hoping that the soldiers would not stop me.

Ali and Güneş walked in, followed by their wives and children.

İlk örnekte, participle mantık olarak "barricade" ile ilişkilendirilemez: Barikatların "umut etmesi/etmemesi" sözkonusu değil... Dolayısıyla, "I, hoping that they would not stop me, walked through the barricade" demek zorunda değiliz... Öte yandan, yakın ilişkili olan "I" ve "walked" sözcüklerinin arasını ne kadar çok açarsak, cümlenin anlaşılması o derece güçleşir.

3) Kendisinden önce herhangi bir isim veya adıl (= zamir) bulunmayan bir participle ise, kendisinden sonra gelen fiilin öznesi ile bağlantılıdır:

Puzzled by the situation, Ali decided to talk to Güneş about it. (= Durumdan şaşkınlık duyan Ali'dir)

Not having much money to spend, most nights I stayed home and went to bed early. (= Gecelerin parası olmaması gibi bir mantıksızlık sözkonusu olmadığına göre, fazla parasım olmayan kişi benim)

4) Bu saydıklarımız sanki uyarıya gerek olmayan apaçık gerçeklermiş gibi görünüyorsa da, doğabilecek yanlışlıklara ve bunların tedavi yollarına örnekler verelim:

YANLIŞ : After being whipped fiercely, the cook fried the egg. Bu cümleye göre, aşçı yumurtayı kızartmadan önce, birisi tarafından feci şekilde kamçılanmıştı!

SEÇENEK : After whipping it fiercely, the cook fried the egg. Aşçı yumurtayı iyice çırptıktan sonra kızarttı.

YANLIŞ : Flying happily from tree to tree, the picnickers watched the bird with interest. Bu cümleye göre, piknik yapmakta olan bu kişiler ağaçtan ağaca uçuyor ve bu arada bir kuşu ilgiyle izliyorlardı.

SEÇENEK : Flying happily from tree to tree, the bird was watched by the picnickers with interest.

YANLIŞ : After winning the Peloponnesian war, Athens was ruled briefly by the Spartans. Savaşı Atina'lılar mı kazanmıştı ki?

SEÇENEK : After losing the Peloponnesian war, Athens was ruled briefly by the Spartans.

YANLIŞ : Waiting for a bus, a dog jumped on my lap... Bu cümleye göre, kucağıma atlayan köpek orada otobüs bekliyordu... Yanlışı tedavi yolu olarak, burada zarf-cümleciği açık açık, yani kısaltmadan yazmak yoluna gidebilirsiniz:

SEÇENEK : While I was waiting for a bus, a dog ...etc.

YANLIŞ : While lifting a heavy stone, my back was hurt.

SEÇENEK : I hurt my back while (I was) lifting a heavy stone.

Peki, acaba bir "participle" ın yanlış kullanılıp kullanılmadığını, yani "dangling participle" olup olmadığını sınamanın bir yolu yok mudur? Bir başka yanlış ilişkilendirme örneği alalım:

YANLIŞ : Rushing to get to the meeting on time, Ali's car broke down. ("Toplantıya yetişmek için acele ederken, Ali'nin arabası arıza yaptı," demek istemişiz, ama tabii yanlış cümle kurmuşuz...)

Yanlışı yakalamanın bir yolu, kısaltılmış cümleciği, asıl cümledeki öznenin hemen arkasına kaydırıp, duruma bir göz atmaktır: "Ali's car, rushing to get to the meeting on time, broke down." Cümledeki mantıksızlık, bu yeni durumda, apaçık görülmektedir.

İleri Düzey Öğrenciler için:

"Dangling participles" konusu, kuralcıların en katı ve acımasız oldukları, çünkü kendilerinden en emin oldukları bir alanı ilgilendiriyor. Öyle ki, anadil konuşanlar bile, çok emin oldukları durumlarda bile, "Yahu, bu kadar da şekilciliğe gerek yok ki; cümle pekala anlaşılıyor işte," demek cesaretini gösteremiyorlar. (Hepsi değil -- ben dahil: Anlam bulanıklığı olmadığı sürece, cümlenin doğru kabul edilmesi gerektiği kanısındayım.)

Oysa, betimleyici dilbilim öğrencisi olan ben de, yukardaki kuralları, kuralcıların ağzından işiteceğiniz şekilde sıraladım. Çünkü, okuyucularım arasında çeşitli sınavlara hazırlananlar bulunacağını düşünüyorum ve sınavların genellikle kuralcıların hegemonya alanına girdiğinin bilincindeyim.

Gerçekten de, şekilci düzeyde yorumlandığında, "dangling participle" örneklerini hata saymamak mümkün değildir. Ama, ya cümle, şüpheye mahal bırakmayacak ölçüde, iletmek istediği anlamı iletebiliyorsa?

[UYARI: Bu metin, Doç. Dr. Yalçın İzbul'un "Essential English for Turkish Speakers" kitabından ve websitesinden alıntıdır. Elektronik Olsun Yada Olmasın Hertürlü Basım, Yayın, Dağıtım Hakları Saklıdır. Ticari Amaçla Herhangi Bir Formatta Çoğaltmak veya Internet'te Yayınlamak Dava ve Tazminat Konusudur. http://www.ingilizce-ders.com/ingilizce-ders/pratik-ingilizce.htm]

NOT 01: Konuşma dilinde (yani, gerçek dilde), bu kurallar konusunda çok daha rahat davranıldığına tanık olursunuz. İngiltere'deki ilk yıllarımda bile, kimsenin kullandığım bir participle'ı düzeltme gereği duyduğuna tanık olmadım. Ki, bu benim yabancı dilimin mükemmelliğinden kaynaklanmıyordu...

İşte, kuralcıların karşı çıkacağı tür ifadelere bazı örnekler:

After crossing the second bridge, the village of Minikköy comes into view. Cümle pekalâ geçerlidir. Gelin görün ki dil zaptiyesi acaba "Minikköy kalkıp yürümeğe başladı," şeklinde yorumlanır mı diye dertlenir.

I walked through the barricade, hoping that the soldiers would not stop me.
Barikatlara antropomorfik özellikler atfetmek ancak dil zaptiyesinin harcıdır..

I then tried another switch, hoping this one would work.
Yukardaki gibi.

The robber ran from the policeman, still holding the money in his hands.
Anadil konuşanlar bu cümlede de sorun görmeyeceklerdir. (Kuralcılar hariç.) (Gerçi, cümleyi "bağımsız bir cümle + anlamı genişletici ek bir eylem öbeği" şeklinde açıklamayı tercih edenler de olacaktır.)

You could smell the bitter aroma of lahmacuns, walking down the pebble road... Walking down the road, mud brick houses can be seen stretching out on both sides.
Hiç kuşkunuz olmasın ki, kuralcılar bunları da büyük günah sayacaklardır. Oysa bu tür pekçok cümleyi, internette anadil kullanıcıların sayfalarında görebilirsiniz.

Currently living in a small village near Bodrum, his interests include fishing, boating and camping... Burada da bir sorun görmüyorum. Fakat şu cümleyi kurmaktan çekinirdim: "Currently living in a small village near Bodrum, his beloved dog is his sole companion." Şöyle söylerdim: Currently living in a small village near Bodrum, his sole companion is his beloved dog..

I had a hard time doing the shopping, keeping an eye on the baby all the time. And then what happens? Driving home on the motorway, suddenly the baby starts to cry.
Ama Kuralcılar, "As I was driving..." dememiz gerektiği konusunda ısrarcı olacaklardır. Arabayı bebeğin kullanmakta olduğunu düşüneceğimizden endişe ediyorlar, besbelli.

Kaskatı kuralcılar dışında, anadil konuşan hiçkimse bu ifadelerden rahatsızlık duymayacaktır.

NOT 02: Shakespeare'den dahi bir örnek verebilirim:

"Now, Hamlet, hear. ’Tis given out that, sleeping in my orchard, a serpent stung me."

Hamlet'in babasının hayaletinin söylediklerini formel İngilizceye vuracak olursak, kendisinin uyumakta olan bir yılan tarafından sokulduğu sonucuna varmamız gerekirdi. Acaba Shakespeare participle'larını dangıl dungul mu kullanıyordu?

NOT 03: Yazıda (konuşmadaki durağı yansıtacak) virgül kullanımına mutlak özen göstermek gerekir. Örneğin aşağıdaki cümlelerde, "öfkeyle homurdanan kişinin kim olduğu konusunda herhangi bir belirsizlik yoktur:

Ali said goodby to Meltem, muttering angrily.

Ali walked over and stood before the men, muttering angrily.

Ali walked over and stood before the wardrobe, muttering angrily.

Fakat, yazıda virgül kullanmaz, konuşurken uygun ses tonu ile belli uzunlukta bir "es" vermezseniz, anlam bulanıklaşacaktır.

NOT 04: "Concerning, considering, failing, granting, speaking of, judging by......." gibi oldukça kalabalık sayıda sözcük ve kavram participle-cümlecik oluşturmakta kullanılır. Gerçi bunların hangi anlatımlardan dönüştürüldüğünü saptamak mümkündür, fakat ilk bakışta birer "dangling participle" görünümü verirler. Hemen hepsi, sık kullanılan idiomatik kalıplardır. İşte örnekler:

Concerning the new law, there was little satisfaction among the general public. [Yeni yasaya ilişkin olarak, ..........] 

Considering the circumstances, the election results were not so surprising. [If we consider the circumstances, ..........]

Speaking of Anatolian soccer clubs, did you watch the match last night? [Söz Anadolu futbol kulüplerinden açılmışken, ..........]

Assuming the equipment arrives on time, the experiment will continue. [Varsayacak olursak, ..........]

Regarding this experiment, stricter controls should be introduced.
[İlişkin olarak, ..........]

Düşününüz ki, Henry W. Fowler gibi bir kuralcının önde gideni bile, daha 1920'lerde, bazı durumlarda "dangling participle" ların kullanılabileceğini kabul ediyordu. Örneğin, "Considering the circumstances, you were justified." cümlesinin geçerli olduğunu, fakat bunun "Considering the circumstances, (I think) you were justified." cümlesinden "ellipsis" (aradan çıkarma) yoluyla elde edildiğini söylemiştir.

*  *  *  *  *

Uzun sözün kısası, asıl önemli olan, ifadenin açık ve kolay anlaşılır olmasıdır. Cümlenin 5N1K sorularına, kuşkuya yer bırakmayacak netlikte cevap vermesidir. Havada kalmış participle'lar gerçekten anlamayı zorlaştırabilir veya olanaksız kılabilir. Dikkatli olunması gereken bir konudur. Fakat, şekilcilikten de uzak durmak gerekir. Çok beğendiğim bir düsturu buraya eklemek isterim: “Rules of grammar should not be followed slavishly if to do so impedes clarity.” [= Açık, güzel, yeterli anlatıma zarar verdiği durumlarda, şekilci gramer kurallarına körü körüne bağlı kalınmamalıdır.]

BAŞA DÖNÜŞ

 

DİKKAT... DİKKAT...

Bir önceki maddede yaptığımız saptamaya karşın, Participle'ın öznesi ile, temel cümlecik öznesinin aynı kişi olması zorunluğu yoktur:

The day being fine, we decided to go out for a walk.

All the necessary arrangements having been made, the two teams were now going over their final preparations.

Victory having been won at a terrible cost, the soldiers' homecoming was not so joyous. [Zafer müthiş bedel ödenerek kazanılmış olduğu için, askerlerin eve dönüşü pek mutlu ve neş'eli değildi]

Human nature being what it is, history repeats itself over and over again. [İnsan doğası böyle (= olduğu şey gibi) olduğu için, tarih durmadan tekerrürü ediyor...]

Fakat kesinlikle uyulması gereken kural şudur: Participle-cümlecik öznesi, ana-cümlecik öznesinden farklı ise, mutlaka anılmak, belirtilmek zorundadır. Şu örneği inceleyiniz:

Ahmet has divorced his wife. Mehmet has decided to propose to her.
***Having divorced his wife, Mehmet has decided to propose to her. [Allah Allah! Önce boşuyor, ardından evlenme teklif ediyor!]

DOĞRUSU: Ahmet having divorced his wife, Mehmet has decided to propose to her.

İşte başka örnekler:

It was a rainy day. We couldn't go out for a walk. ------> It being a rainy day, We couldn't go out for a walk.

It was a heavy rain. Visibility was very poor.
------> It being a heavy rain, visibility was very poor.

The chairperson took his seat. The meeting began.
------> The chairperson having taken his seat, the meeting began.

The storm died down. We could go out again.
------> The storm having died down, we could go out again.

Their funds were exhausted. They knew they would have to leave this luxury hotel soon. ------> Their funds now exhausted, they knew they would have to leave this luxury hotel soon.

The spring term was over. The students left for their homes. The campus looked deserted.
------> The spring term being over and the students having left for their homes, the campus looked deserted.

BAŞA DÖNÜŞ

 

OLASI ZAMAN KARIŞIKLIKLARI

Daha doğrusu,

"Olmayası zaman karışıklıkları" !!

Sürekli gözönünde bulundurmak zorunda olduğumuz bir genel ilkeyi burada yeniden anımsayalım:

Şimdiki, geniş, gelecek zamana ilişkin anlatımlar için PRESENT kalıplar; geçmişe ilişkin anlatımlar için PERFECT kalıplar kullanılır. Ancak zaman boyutundaki bu göreli değerlendirme, bizim içinde yaşadığımız zaman açısından değil, cümledeki zamanlar açısından yapılır.

NOT: Ana-cümlecikteki zamanın, içinde yaşadığımız zamanla birebir çakıştığı tek zaman, present continuous tense, kısmen de simple present tense' tir.

Şimdi aşağıdaki cümleyi, kısaltılmış şekli ile birlikte irdeleyelim:

After I had finished my shopping, I returned home.

Having finished my shopping, I returned home.

Kaynak cümle, tense kullanım kurallarına uygun ve doğru oluşturulmuş; bize göre geçmişteki bir olay için PAST TENSE, onun öncesi için PAST PERFECT TENSE kullanılmıştır...

Kısaltılmış cümlede de, yine doğru bir seçimle, uygun participle kullanılmıştır = PERFECT PARTICIPLE. Yani, "Önce alışverişi bitirdim, sonra eve döndüm," denilmektedir...

Eğer yanlış bir seçimle, present participle kullanılmış olsaydı, anlam bulanıklaşacak, çoğu zaman da mantık dışı bir anlam kazanacaktı:

***Finishing my shopping, I returned home... Alışverişimi bitirirken, eve döndüm !! Ama eğer bu cümle size Türkçe'de bir biçimde mantıklı görünüyorsa, bir de şu alttakini deneyiniz:

***Finishing my breakfast, I had a bath... (Bir yandan) kahvaltımı bitirirken, (bir yandan da) banyo yaptım !!

Oysa iletilmek istenen kavram, "alışverişi bitirdikten sonra" dır. Bu iki eylem arasındaki zaman aralığı nedeniyle, önceki eylem için PERFECT PARTICIPLE, yani "alışverişi yapmış olarak, yaptıktan sonra" kavramını kullanmak zorundayız.

Şimdi kuralları sıralayalım:

1) Demek ki, iki eylem arasında açık ve belirgin bir zaman aralığı varsa, doğal tercihimiz PERFECT PARTCIPLE seçimi olur. VE DİKKAT: Bu eylemlerin, bizim içinde bulunduğumuz zamana göre past/present/future boyutunda olmaları bu seçimi etkilemez. Esas olan, cümledeki iki eylemin birbirine göre durumudur:

Having failed in her previous attempts, she was not willing to try for a third time.

Having failed in her previous attempts, she will be reluctant to try for a third time.

*  *  *  *  *

Having lived on his own for a long time, he found it difficult to adjust to a married life.

Having lived on his own for a long time, he will find it difficult to adjust to a married life.

*  *  *  *  *

Having been bitten twice before, the postman refused to deliver our letters unless we chained up our dog.

Having been bitten twice before, the postman refuses to deliver our letters unless we chain up our dog.

*  *  *  *  *

2) Sözü edilen iki eylem arasında kısa süre içinde ardışıklık, peşpeşe gerçekleşme gibi durumlarda PERFECT PARTICIPLE yerine aşağıdaki formül geçerlik kazanabilir:

perfect participle ------› on (upon) + present participle

When she entered the room, she found the boys fast asleep.

------›  On entering the room, she found ...etc.

When the customs officers opened her suitcase, they found the documents hidden away among her clothes.

------›  Upon opening her suitcase, ...etc.

Bunları Türkçe'ye "Odaya girince... çantaları açmaları üzerine..." yada "Girdi ve gördü, açtılar ve gördüler" şeklinde çeviriyoruz.

3) Örneğin aşağıdaki cümlede, sözü edilen iki eylemin eşzamanlı yada ardışık olup olmadıkları belirsiz bırakılmıştır:

Reading the instructions, she decided to try the machine.

Acaba, talimatları bir yandan okurken mi, yoksa okuduktan sonra mı karar verdi? Türkçe'de bu belirsizliği yazıda virgül kullanarak, konuşmada ise sözcük vurgusu ile (bir ölçüde) çözebiliriz:

Talimatları okuyarak karar verdi... = Okurken,

Talimatları okuyarak, karar verdi... Okuduktan sonra... okuması sonucunda...

İngilizce ise aynı ikilemi participle tercihi ile çözüyoruz:

(While) Reading the instructions...

Having read the instructions...

BAŞA DÖNÜŞ

 

KİMİ ÖZEL KULLANIMLAR

 1)  Bir participle düz (doğrudan) veya dolaylı nesne alabilir (direct object - indirect object):

Düz Nesne:

Reading the paper, Gheorge sipped his steamy coffee.

Removing the lock on the door, the boys entered the cellar.

The would-be lawyers reading the text were all dumbfounded by its complexity.

Dolaylı Nesne:

Handing me his cane, the cripple declared his independence.

At the onset of dinner, Amanda, throwing Dahl a caustic glance, got up and stormed from the room.

The two gentlemen, having found me a chair, began their lecture in earnest.

 2)  See, hear, feel, smell, listen to, notice, find, watch fiillerinden sonra ("duyu fiilleri" olarak da sınıflayanlar var):

fiil + nesne + present participle

I see him passing by my window every day... I felt the whole place shaking... I felt myself lifted up... He smelt something burning... They found him lying on the sofa... I watched them rehearsing the ceremony... Some of the neighbours watched us moving in. Each morning the neighbours hear him whistling the very same tune... I didn't see him leaving the room... He was seen lying on a park bench across from the central station.

DİKKAT: Aynı durumda  nesne + yalın mastar yapısı tercih edilirse anlam başkalaşır:

I saw him doing it. =Yaparken gördüm. [participle -- eylem sürerken, eylem sırasında görmüş olduğumuz vurgulanıyor]

I saw him do it. = Yaptığını biliyorum. Yaptığını gördüm. Belki de sürekli yapıyordur zaten... [Yalın mastar]

I felt the train moving. = Tiren hareket halindeydi; ben de bunu hissediyordum.

I felt the train move. = Tiren çuf çuf dedi ve harekete geçti; ben de bunu hissettim.

DİKKAT... DİKKAT... Yalın mastar ile kurulan yapılar, edilgen (pasif) çatıda tam mastar haline dönüşür:

He was seen to do it many times... He was overheard to say that he would never agree to it... They were watched to rehearse the ceremony by many people.

 3)  Catch ve find fiillerinden sonra  nesne + present participle

"Catch" ile kurulan bir cümle, öznenin sözkonusu eylemden hoşnutsuz olduğunu dile getirir. "Find" ile kurulan cümleler böyle bir nüans taşımadığı gibi, fiilin nesnesi cansız varlık da olabilir:

I caught his using my tools... If your father catches you using his tools, he'll be very angry...

I found the boys playing in their room... I found the book lying open on the table...

 4)  Spend/waste +zaman/para birimi + present participle

She spends hours and hours making up before the mirror. [= aynanın önünde makyaj yapmak]

We wasted a whole afternoon trying to repair it.

 5)  Be busy + present participle (veya, get busy ...)

She is busy packing up... Eşyalarını toplamakla meşgul...

We are busy trying to repair the car...

The army is busy training special forces to protect oil and gas pipelines in the country.

Bu yapıda, participle yerine bir isim yer alması durumunda, yapıya "with" eklenecektir. Participle kullanımında da "with" eklenebilir; fakat yaygın uygulama o yönde değildir.

Get busy with your work.

Get busy doing your work.

The crew was busy with cleaning the upper decks.

 6)  "With" ile kurulan şu tür participle yapılarına dikkatinizi çekmek isterim.

It's been a very busy day at the office, with the phone ringing all the time. Bugün işyerimizde çok meşgul bir gündü; telefon durmadan çaldı.

With so many pupils (being) absent from the class, the headmaster decided to send the rest of us back home. 
"Because so many pupils were absent ......" den kısaltma.

 7)  Bir kısım "ettirgen" yapıların da (The Causatives) past participle kullanımı ile gerçekleştirildiğini unutmayınız:

I'm going the have the car washed and polished this weekend. [have sth done, get sth done]

 8)  Dolaylı anlatımda, birden çok cümlenin birlikte aktarılması durumunda, ikinci bir giriş fiili yerine present participle kullanımı çok daha "şık" olur:

"You mustn't drink more than a small beer. Remember that you're going to drive us home."   ---------›  She told/begged her husband not to drink more than a small beer, pointing out (that) he was going to drive them home...

Yukardaki cümlede, "pointing out" yerine değişik denemeler de yapabilirsiniz. Anlatıma zenginlik katacaktır:

reminding him (that)...

adding (that)

stressing the fact  that... etc.

BAŞA DÖNÜŞ

 

ÖRNEK CÜMLELER

Participle kullanımı ile oluşturulan, bazıları çok yalın ve kolay, bazıları oldukça karmaşık ve gerçekten çok ilginç bir dizi örnek veriyorum. Lütfen türkçe karşılıkları ile birlikte inceleyiniz:

Looking down from the plane, we saw the lights of the city... Uçaktan aşağı baktık ve kentin ışıklarını gördük...

While visiting a small village nearby Bodrum last summer, I ran into an old school friend of mine... Geçen yaz Bodrum yakınlarında bir küçük köyü ziyaret ediyorken, eskibir okul arkadaşıma rastladım.

The little boy, crying, ran to his mother... Küçük çocuk ağlayarak annesine koştu. veya, Ağlamakta olan küçük çocuk annesine koştu.

Do you know the person being arrested?... (Şu anda) tutuklanmakta olan adamı tanıyor musunuz?

Rivers flowing fast may often be dangerous to cross.... Hızlı akan (akmakta olan) nehirleri geçmek çoğu zaman tehlikeli olabilir. [Şu cümle ile karşılaştırınız: Crossing fast-flowing rivers may often be dangerous. = Çeviri aynı; fakat sözcüklerin işlevleri değişti. "Fast-flowing" doğrudan sıfattır]

A convicted thief, İbo could never find a decent job... [Doğrudan sıfat öbeğidir. Participle-cümlecik için "Being a convicted thief"] Hırsızlıktan hüküm giymiş olan İbo asla doğru düzgün bir iş bulamıyordu. veya, Hırsızlıktan hüküm giymiş olan İbo asla doğru düzgün bir iş bulamıyordu. [Unutmayınız: Kaynak cümle birden fazla olasılık taşıyorsa, anlamın hangisi olduğu konusunda emin olamayız. Ancak bellidir ki, bu durum anadil konuşanları rahatsız etmiyor; Türkçe'de bize tuhaf geliyor]

The old man, now limping, walked across the street and disappeared among the crowd.... Şimdi sekmekte/topallamakta olan yaşlı adam yolun karşısına geçti ve kalabalığın içinde gözden kayboldu.

Smiling from ear to ear, he greeted us.... Ağzı kulaklarına vararak bizi selamladı.

Stunned with fear, everyone fell silent.... Korkudan donmuş olarak, herkes sustu. veya, Korkudan donmuş olan herkes sustu.

Occuring just before the dawn, the meteor shower was spectacular.... Göktaşı yağmuru şafaktan hemen önce gerçekleşti ve muhteşemdi. veya, Şafaktan hemen önce gerçekleşen göktaşı yağmuru muhteşemdi.

The weather being nice, we decided to go on a tour of the nearby villages... Hava güzel olduğu için, yakın köylere tura çıkmağa karar verdik. [Because the weather was nice......] veya, Güzel bir gündü ve ....... [The weather was nice and we ........]

Stolen moments are the sweetest... Çalıntı anlar en tatlılarıdır. [Past participle doğrudan sıfat]

I won't have you walking all over the house with those muddy shoes... Bu çamurlu ayakkabılarınla evde dolaşmana izin veremem/vermeyeceğim... (I won't have you... yapısı, karşı çıkma, izin vermeme anlamında kullanılır)

There's a day nursery next door; you might have children screaming all day long... Kapı komşunuz bir kreş; büyük olasılıkla bütün gün çocukların bağrışmaları ile rahatsız olacaksınız.

In the youth camp, they'll have the children swimming within a week... Gençlik kampında çocuklara yüzmeyi bir hafta içerisinde öğreteceklerdir.

Your mother wants this place cleaned up at once... Annen buranın hemen temizlenmesini istiyor.

He couldn't make his voice (veya, make himself) heard, even though he was shouting at the top of his voice... Sesini duyuramadı / duyuramıyordu...

I heard my name called... Çağırıldığımı duydum... Bana seslenildiğini duydum... I heard my name called up... Adımın okunduğunu duydum.

We found the place deserted... Orayı terkedilmiş bulduk... [DİKKAT: Eğer, çeviriyi "terkedilmiş yeri bulduk" şeklinde yaptıysanız, bunun karşılığı, "We found the deserted place" olurdu]

Karaoğlan, only half-conscious, felt himself lifted up... Yarı baygın durumdaki Karaoğlan eller üzerinde kaldırıldığını (havaya kaldırıldığını) hissetti.

She owes her life to her sister, the chubby girl standing next to her in the picture.... ["appositive" niteleniyor]

Casanova was standing there watching the ladies walk by... Kazanova orada dikilmiş gelip geçen bayanları seyrediyordu / dikizliyordu.

The ambassador sits around all day doing nothing... Büyükelçi bütün gün işsiz güçsüz orada burada zaman geçiriyor.

Speaking of food, don't you think it’s time to go home and start preparing dinner?... = Söz yiyecekten açılmışken, ............. vb.

Generally speaking, there isn't much morphological difference between a black zacsmanthus and a white zacsmanthus, both being members of the same species.... = Genel hatlarıyla konuşacak olursak, ............. vb.

Human nature being what it is, perhaps some future nuclear war is indeed inevitable... İnsan doğası böyle olduğu için (olduğu gibi olduğu için = because human nature is what it is) belki de gelecekte bir nükleer savaş kaçınılmaz olacaktır.

Things being as they are, we unfortunately don't have much chance of success... Durum bu şekilde olduğundan (= Herbir şeyler bu durumda alduğu için = because things are what/how they are) ne yazık ki fazla bir başarı şansımız yok.

Being an unmarried mother yourself, you can better appreciate my present predicament... Siz kendiniz de evlenmemiş bir anne olduğunuz için (=olarak... As you are an unmarried mother yourself) şu andaki zor durumumu daha iyi anlayabilirsiniz.

Having been away for so long, he has no idea of the changes that have taken place here... Uzun zamandır burada olmadığı için...

All things considered, it was not such a bad bargain after all... Herbir şeyler dikkate alındığında, hiç de kötü bir pazarlık değildi doğrusu... Bayağı ucuza kapattık. (When all things are considered, when we consider everything...)

BAŞA DÖNÜŞ

 

YEPYENİ BİR ZENGİNLİK

Testlere geçmeden önce, Participle'ların dil becerilerinize ve özellikle de yazı dilinize ne zenginlikler katacağını görmek için, aşağıdaki yarım cümleleri hayalinizde çeşitli durumlar canlandırarak tamamlayınız:

Looking back on those times, I ............................ .
Finding the front door locked, he ............................ .
Not knowing his phone number, I ............................ .
Shaking her head defiantly, the girl ............................ .
Dreaming of a better life in the city, the villagers ............................ .
Addressing his soldiers just before the battle, the general ............................ .
Driven by greed, many people ............................ .
Peering through the dusty window, the policeman ............................ .
Turning his gaze on the endless horizon, their leader ............................ .
Speeding toward the distant galaxy, the spaceship ............................ .
Based on real events, the film ............................ .
Admired by everyone, the young star ............................ .
Dumped by his girlfriend, he ............................ .
Seen from a distance, the city ............................ .
Puzzled by the situation, I ............................ .
Not having enough money for a holiday abroad, I ............................ .
Having asked his father's permission, the boy ............................ .
Not having had a wink of sleep all night long, I ............................ .
Having stopped his car, my friend ............................ .
Having finished the work, we ............................ .
Having declared that, the boss ............................ .
Being an ardent GS fan, my friend ............................ .
Having seen worse days, the family ............................ .
Ignored and unwanted, the poor girl ............................ .
Having nowhere else to go, the poor girl ............................ .
Broadly speaking, the new social order ............................ .

Having mastered the intricacies of the English participle,

I ........................................... .

*  *  *  *  *

 Bu Bölümün Test Soruları ve Yanıtları

 Ayrı Sayfalarda Verilmektedir:

 Testler        Yanıtlar

[Tıkladığınızda yeni pencere açılacaktır]

BAŞA DÖNÜŞ

KAPAK SAYFASINA DÖNÜŞ