II  -  KONUŞMA SESLERİNİN ÜRETİMİ İLE İLGİLİ SES-YOLU ANATOMİSİ

 
 

Laboratuar çalışmaları doğadaki yaşam açısından hiçbir önem taşımayabilir: Ormanda iletişim için, zamanını sağır-dilsiz işaretleri yaparak, yada sırtında taşıdığı koca bir levha üzerine metalik işaretler sıralayarak geçirecek olan bir şempanze, çok geçmeden ölü bir şempanze olacaktır.

Dilin evrimi incelenirken konuşma aygıtının anatomik evrimine yeterince eğilinmediğini ileri süren Hill, özellikle iri primatların iletişim becerilerine ilişkin yakın zamanlarda elde edilen yeni ipuçlarına dayandırarak, konuşma dili evrencelerinin saptanmasında nöro-psikolojik öğeler kadar ses-yolu anatomisinin de dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.

Nöro-psikoloji ağırlıklı yaklaşım için, Lancaster'in (1968: 453) aşağıya aldığımız tek-baza indirgeme girişimi ilgi çekici bir örnektir:

... insanda dilin kaynağını oluşturmak açısından ağızda, dilde, yada gırtlakta herhangi bir evrim gerekmiyordu. İnsan-dışı primatlar da çeşitli sesler çıkarabiliyor. ...Nesnelerin adlandırılması, yada en basitlerinden başlayarak gramer kurallarının geliştirilebilmesi, beyin yapısındaki temel bir evrim eşiğinin aşılmasına bağlıydı.

Ne var ki, konuşma işlevleri için, insandaki ses-yolu tipinde anatomik bir yapının temel gerekirliklerden biri olduğu kolaylıkla gösterilebilir. Homo sapiens'in sesleme aygıtı öteki primatlara göre önemli farklılıklar sergiliyor. Ses-yolunun bükümlü bir yapıya sahip oluşu, ona karmaşık bir biçim kazandırmıştır. Dolayısıyla ağız boşluğu, burun boşluğu ve gırtlak boşluğu, konuşma seslerinin tını özelliklerinin kazandınldığı bölgeler olarak önplana çıkmıştır. Gırtlak kesiminin eğimli oluşu sonucunda, gırtlak ve yumuşak damak arasındaki mesafe insanda öteki primatlara göre çok daha uzundur ve boğaz bölgesinin tınılandırma gücünden yararlanılmasına olanak sağlamaktadır. Boğaz bölgesinin bu özelliği ise, dik duruşa geçişte konuşma yolu anatomisinin bükümlü bir biçim kazanmasıyla mümkün olmuştur. İnsandaki ses-yolunun bir başka önemli özelliği de, yumuşak damağın hareketli oluşudur. Bunun sonucunda, hava akımının istenilen ölçüde burun boşluğundan geçmesi yada geçmemesi sağlanmakta; tını bakımından bu ek olanaktan bütün konuşma dillerinin evrensel ölçekte yararlandığı görülmektedir. Tüm bunların ortak sonucu ise, insandaki ses üretimi parametrelerinin ve ses çeşitliliği olanaklarının öteki primatlar için sözkonusu olmayacak ölçeklerde arttırılmış olmasıdır (Hill, 1972:310).

Bilindiği gibi, insansılardan günümüz insanına ses-yolu anatomisinin evrimi konusunda en kapsamlı araştırma ve incelemeler dizisi, Lieberman ve arkadaşları (1972) tarafından gerçekleştirilmiş ve yayınlanmıştır. Lieberman'ın tezi, bildiğimiz şekliyle konuşma becerisinin yalnızca Homo sapiens'e olan dönüşüm evresinde, yani günümüzden 50 000 - 35 000 yıl öncesinde ortaya çıkmış olabileceği yolundadır.(2)

İlke olarak Lieberman ve arkadaşlarının görüşlerine koşut bir tartışma çizgisini sürdüren Hill, insansılardan insana konuşma dilinin kronolojisi konusunda ise farklı bir sonuca ulaşmıştır. Hill'e göre, ses-yolunun primat atatürlerinden insansılara geçişte dik duruş olgusuyla bağlaşık olan anatomik özellikleri dikkate alındığında, konuşma dili evriminin çok eskilere götürülmesi gerekir: "... Gerçek dilin başlangıç dönemleri, günümüzden birkaç milyon yıl gerilere gidiyor olabilir" (1972:312).

Lieberman ve arkadaşlarının, Neandertal ve Kromanyon ayrımını belirlemekte La Chapelle fosil örneğini(3) ölçüt saymalarını eİeştiren Hill, La Chapelle ve çağdaşlarının dinsel inançlarının -- simgesel düşünce dizgelerine işaret eden gömülme törelerinin -- asıl ölçüt olarak değerlendirilmesinin daha sağlıklı bir yaklaşım olacağını savunuyor. Bu düzeydeki kültürel gelişimin önkoşulu, yeterli bilişsel/iletişsel becerilerinin varlığı olsa gerekir. İnsanın evriminde dik duruş ve bununla bağlaşık ses-yolu anatomisinin eskiliği düşünüldüğünde, konuşma dilinin Neandertal döneminden çok daha önceleri de oldukça ileri düzeyde gelişme göstermiş olabileceği kolaylıkla çıkarsanabilir (1972: 313),

Hill'e göre, konuşma dilinin evrimi için gerekli önkoşullar arasında, beyindeki evrimin önemi reddedilemez; ancak, beyindeki evrimin de ses-yolunun bugünkü, anatomik özelliklerini kazanması ile birlikte düşünülmesi gerekiyor:

... Evrilmekte olan sesleme yeteneği, evrilmekte olan nörolojik yeteneğin işe koşulması için gerekli tabanı oluşturuyordu" (Hill, 1972: 311, serbest çeviri).

İnsansılardaki nöro-psikolojik gelişim, ancak "karmaşıklık, esneklik, ve öteki davranışlardan bağımsızlığı oranında" (1972: 311) değer taşıyan bir iletişim boyutu ile eşleştiğinde işlerlik kazanabilirdi. Beyindeki evrim, ses-yolunun anatomik evrimi ile atbaşı gittiği oranda iletişim davranışlarına olanak sağlanabilmiştir.(4) Başka bir deyişle, nörolojik özelliklerin dil yetenekleri ile ilgili olduğu ölçüde, anatomik özellikler de dil becerileri ile ilgilidir. Ancak, bu ikisinin birbirlerinden soyutlanmasının anlamsız olacağı açıktır.

Konuşma yolunun belirli bir evrim çizgisinin ürünü olan özel yapısı incelenerek, laboratuar koşullarında görme ve dokunma duyularına dayalı işaret dilleri öğretilebilen şempanze ve öteki üst primatların, "konuşma" oluğunda ise neden tümüyle başarısız olduklarını açıklamağa yönelen kuramsal bir çerçeve geliştirilebilir. Öte yandan tek başına bu, madalyonun yalnızca bir yüzüdür. Bu hayvanların, laboratuar koşullarında öğrendiklerini kendi doğal çevrelerinde sürdürmeleri yada geliştirmelerini beklemek kimi gerçekleri görmezden gelmek olur. Hill, dilin bir bilişsel yetenek olduğu kadar, sosyal bir davranış olduğu gerçeğine de dikkati çekerek, laboratuarda elde edilen sonuçların uygulamada önem taşımayabileceğim ileri sürüyor:

... vahşi yaşamında, zamanını sağır-dilsiz işaretleri yaparak, yada sırtında taşıdığı koca bir levha üzerine metalik işaret kalıplarını sıralayarak geçirecek bir şempanze, çok geçmeden ölü bir şempanze olacaktır" (1972: 311, serbest çeviri).(5)

Tek boyuta indirgeyici tezleri reddederek, konuşma dili evrimini anatomi, nöroloji ve sosyal psikoloji yumağında değerlendirmesi, kanımca, Hill'in savunduğu görüşlerin en çekici yönünü oluşturuyor.

----------------------------------------------------

2. Lieberman ve arkadaşlarının bulgu ve değerlendirmelerini Edebiyat Fakültesi Dergisi'nin 1. Sayısında ayrıntılı biçimde tartışmıştık. Bknz. İzbul, 1983 b.

3. Lieberman ve araştırma ekibinin Neandertal'lerde konuşma üretimine ilişkin görüşleri, La Chapelle aux Saints'de bulunmuş, Klasik Neandertal tipindeki ünlü fosil kafatasını örnek seçerek kurguladıkları bir konuşma aygıtı modeline dayandırılmıştır. Oysa bilim adamları arasında bu ünlü kafatasının deforme bir fosil olduğu görüşü yaygındır.

4. Doğal olarak bu görüş, insanın dil yeteneklerindeki evrimin konuşma öncesinde yada konuşma dışında, bir başka iletişim olduğunda -- diyelim ki, bir işaret dili olarak -- gerçekleştirilmiş olabileceği tezini geçersiz kılmaz. İnsanın evriminde işaret dilinin yeri ve önemine ilişkin Hewes varsayımı için, bknz. Izbul, 1984.

5. Hill burada Roger Fouts'un Washoe adlı şempanze ile uygulamaya koyduğu AMESLAN Amerikan Sağır-Dilsiz Alfabesine ve David - Ann Premack çiftinin Sarah adlı şempanze ile uygulamaya koydukları manyetik levha üzerine yapıştırılan geometrik  şekillere gönderimde bulunuyor. Ayrıntılar için, bknz. İzbul, 1979.

BAŞA DÖNÜŞ