III - DİL KAZANIMININ ÜST YAŞ SINIRI

 
 

"Anadil" kavramı, günümüz dünyasının "milliyetler" tanımında da belki de ilk sırayı alıyor.

Yabancı "aksan" olgusunun insanlığın evrimi açısından anlam ve önemi...

Anadilin -- birey tarafından -- kazanılması, belli bir kronojik zamanlama ve sıralamaya dayalıdır.(6) Dilin bu anlamdaki ontogenik(7) gelişiminin en çarpıcı yönü ise, dil öğrenim olanağının belli bir üst yaş sınırı ile kısıtlı oluşudur. Gerek anadilin gerekse ikinci yada üçüncü birer dilin kazanılması, ergenlik çağı öncesi gelişime koşut bir çizgi izler. Ergenlik çağı öncesi, oldukça kolay bir beceri sayılmak gerekir. Oysa yetişkinlerin yeni bir dili öğrenmeleri oldukça zor olmakta; ikinci dilin sesleme becerileri (= telaffuz) açısından anadil düzeyinde kazanımı ise genelde olanaksız görünmektedir. Bu durum, beyin yarıküreleri arasındaki uzmanlaşmanın yetişkinliğin ilk dönemlerine varıldığında tamamlanmış olmasına bağlanabilir. Hipotetik bir dil kazanımı düzeneği'nin ergenlik çağından başlayarak nörolojik bir işlev olarak arka plâna itildiği düşünülebilir.

Sözü edilen "yabancı" dil öğrenme güçlüğünün özellikle sesleme düzeyinde ortaya çıktığı kolaylıkla gözlemleniyor. Yetişkinlerin ikinci bir dili "aksansız" konuşabilmesi kadar, dil topluluğu dışından kişilerin konuşmasını "yabancı aksan" olarak tanımakta güçlük çekmeleri de çok ender durumlarda sözkonusu olabilir.

Hill (1972: 313), bu olgunun insanın evriminde nasıl bir işlev yüklenmiş olabileceği sorusunu gündeme getiriyor. Yabancı aksan olgusu, özellikle günümüzün küçülen dünyasındaki nüfus hareketliliği ve kültürel alışveriş yoğunluğu açısından düşünüldüğünde, artık uyarlayıcı değil, engelleyici bir kimlik kazanmış görünüyor.(8) Konuyu önemle vurgulayan Hill, dil kazanımının bu belirgin özelliğine dayanarak, insansılarda sosyal evrim açısından ilgi çekici bir hipotez geliştiriyor:

... bu özelliğin ilk dönemlerde çok önemli bir işlevi karşılamış olduğu düşünülebilir. Günlük yaşamdaki anlamı şudur: Ortalama oniki yaşlarına varıldığında ve en önemlisi, yalnız yarıküre uzmanlaşması değil, bununla birlikte ergenlik çağı da aşıldığında herhangi bir topluluğun üyesi durumundaki birey artık kendi dil topluluğu dışında yabancılığı kolaylıkla belirlenebilecek kişi durumuna girmiştir. ... Bunun çok önemli sonuçlan olacaktır: Bir kere, her bölgede farklı diyelekler oluşacaktır. İlk dönem insansılarının seyrek nüfus yoğunluğu ve bireylerin herhangi bir dil öğrenme süresinin kısalığı (ortalama on yıl kadar) buna eklenecek olursa, geniş alanlara yayılmış topluluklarda diyelek birliğinin sağlanması, yada herhangi bir bireyin birden fazla diyelek kazanması olasılığının son derece zayıf olduğu anlaşılır. Sonuçta, oldukça dar-sınırlı coğrafi bölgelerde birden fazla konuşma topluluğunun yer alması gibi bir durumla karşı karşıya geliyoruz. Bu farklı görünüm, [sosyal] çevrenin karmaşıklık kazanmasına, bu karmaşık çevreyi kendi bilişsel dünyasında özümleyebilecek bireylerin avantajlı duruma geçmesine yol açacaktır.(9) Daha da önemlisi, böyle bir durumun, aynı diyeleği paylaşanlardan oluşan ve nüfus çoğalımı açısından grup-içi evlilik uygulayan küçük grupları birbirinden farklı kılacağı, avcılığa dayalı bir ekonominin başlangıçta aynmlaştıncı olan etkilerini daha da pekiştireceği kesindir. Bir başka ...[ düzeyde ] ise, dil topluluğu ayrımının ötesinde gerçekleştirilen grup-dışı evlilik törelerinin önemli derecede sistemleştirildiği bir nüfus dinamiği gelişmesine katkıda bulunacaktır (1972 :313).

Nitekim Neel (1970:816), küçük, grup-içi evliliği önplâna alan, aralarında yüksek derecede rekabet olan, buna karşılık yine aralarında arasıra evlilik ve akrabalık bağları kurulan gruplardan oluşan bir nüfus dinamiğinin, kültürel evrimin ivmesi açısından üstünlük sağladığını göstermiştir. Hill (1972: 313), dilin kazanılmasında belli bir üst yaş sınırı bulunması, ve daha da önemlisi bunun ergenlik çağı ile eşzamanlı bir grafik çizmesinin, böyle bir nüfus dinamiğinin oluşmasına olan katkısı açısından, insanın biyo-kültürel evriminde üzerinde dikkatle durulması gereken bir konu olduğunu savunmaktadır.(10)

----------------------------------------------------

6. Bknz. Lenneberg, 1966: 239-40, 246-7; 1967.

7. Bireyin biyolojik gelişimi ile ilgili.

8. "Anadil" kavramı, günümüz dünyasının "milliyetler" tanımında da belki de ilk sırayı alıyor.

9. Bir başka anlatımla, dil-kültür yetenekleri açısından karmaşık sosyal çevreleri özümleme becerisi gösteren bireyler, doğal seçilim süreci içinde üstün duruma geçecek, nüfusun genelde bu yönde evrildiği görülecektir. -- Y.İ.

10. Antropolojide insan topluluklarının evrimi ile ilgili seçkin teorilerden birisi olan bölgecilik ("territorial imperative", Ardrey, 1966) açısından da, "bölge"nin tanımlanmasında diyelek ve dil farklılıklarının önemli bir öğe sayılabileceğini burada ekleyebiliriz.

BAŞA DÖNÜŞ