Araştırma Dizilerinden Örnekler: 01

WASHOE: SAĞIR-DİLSİZ (1) ALFABESİ DENEMESİ

 
 

Bir yandan da, gözünün iliştiği her insana, genellikle mümkün olduğu kadar acele bu yerden götürülmesi talimatını taşıyan işaretler gönderiyordu. Şempanzelere yönelttiği işaretlerinde ise, daha çok, o anda ne yiyorlarsa kendisine de bir parça vermeleri ricasını sunuyordu.

1960'lara gelininceye kadar, şempanzelere "konuşma" öğretmek amacı taşıyan çeşitli denemelere girişilmiş; ancak önemsenecek herhangi bir sonuca ulaşılamamıştır.(2) 1960'lardan başlayarak, "konuşma" yerine, farklı iletişim ortamlarının denenebileceği görüşü ağırlık kazanmış, ünlü araştırmacılardan Allen ve Beatrice Gardner, "Washoe" adını taktıkları dişi şempanze yavrusu ile 1967'de başlattıkları program için Amerikan Sağır-Dilsiz iletişim dizgesi Ameslan üzerinde karar kılmışlardır (bkz. 1969, 1970, 1971, 1975).(3)

Gardnerler'in tezi şu noktalarda özetlenebilir: (1) Şempanzelerdeki ses aygıtı insandakinden farklıdır ve daha önceki başarısızlıkların bir nedeni de bu olabilir; (2) Yavru şempanzelerin sesleri taklit bakımından ilgileri geçici olmakta, buna karşılık hareketleri taklit bakımından ilgileri süreklilik taşımaktadır. Bu görüşler esas alınarak, deneme programına katılan araştırmacılar Washoe'nun yanında birbirleri ile de yalnızca Ameslan yoluyla iletişim kurmağa özen göstermiş; ancak ortaya çıkabilecek doğal olmayan sessizlikleri bölmek amacıyla ıslık, gülme, şarkı mırıldanma gibi davranışlar sürdürülmüştür.

1967 yılında Nevada Üniversitesi'nde başlatılan program, 1970 sonunda Oklahoma Üniversitesi'ne nakledildi ve sorumluluğu burada devralan Roger Fouts programa bazı yenilikler getirdi. Buna göre, daha önce Gardnerler'in aile ortamını paylaşmakta olan Washoe, şimdi günlük yaşamın bir bölümünü kafeste, bir bölümünü ise yarı-özgür olarak kendi türdeşlerinden bir grup arasında geçirmeğe başlamıştı. Buradaki diğer şempanzeler de belirli bir düzeyde Ameslan eğitimi almış bulunuyorlardı. Denemenin bu evresindeki amaç, Washoe'nun bildiklerini öteki şempanzelere de öğretip öğretemeyeceğinin sınanmasıydı. Artık erginlik çağına yaklaşmakta olan Washoe'nun (şempanzelerde cinsel etkinlik yedi yaşlarında başlar; bedensel ve psikolojik olgunlaşma onaltı yaşlarına kadar devam eder) kendi yavrusunun eğitimi konusunda nasıl bir tavır takınacağı ayrıca merak konusu oluyordu.(4)

Denemenin başlangıcında, Washoe sekiz ilâ ondört aylık kadardı ve kullanılan öğretim yönetiminin ana çizgileri, genç şempanzenin çevresinde gördüğü davranışları kendiliğinden taklit edeceği beklentisi üzerine kurulmuştu. Bununla birlikte, öğrenimi hızlandırmak amacıyla belli ek önlemler de düşünülmüştü. Örneğin, kazandırılmağa çalışılan simgeleme ilişkisi vücudun belli bir organını ilgilendiriyorsa, bu ilişkinin (maymunlarda doğal yaygınlığı herzaman gözlenen) dokunma duyusuna yönelik dostluk okşamaları yoluyla desteklenmesine de özen gösteriliyordu. Ayrıca, kazandırılan hertürlü becerinin gereğince ödüllendirilmesine dikkat ediliyordu. Washoe'nun ilk öğrendiği ileti simgelerinden birisi "ver" (Washoe'nun birşeyler isteyebilmesi için), bir diğeri ise "gıdıkla" komutları idi: Bir şempanze için "gıdıklanmak", en az muz yada çikolata değerinde bir ödül oluşturur...

Yirmi-iki aylık bir çalışma dönemi sonunda, Washoe 34 değişik simge öğrenmiş bulunuyordu. Kırk aylık dönem sonunda, bu sayı 92'ye yükselmişti. 1973 senesi rakamlarına göre, Washoe 106 değişik simgeyi tanıyor, kendisi de kullanabiliyordu. Diğer şempanzeler ile birlikte bulunacağı ikinci evine nakledildikten sonra, bu sayıda herhangi bir gerileme gözlenmediğini burada kaydedelim. Ancak programın odağını, Washoe'nun öğrenebileceği simgelerin sayısı oluşturmuyordu. En basit bir gözlem bile bize bu konuda Washoe'nun eşdeğer yaşıtı çocuklarla karşılaştırıldığında arada büyük bir beceri farkı bulunacağını, iki buçuk yaşında bir çocuğun yüzlerce sözcükten oluşan edilgen sözcük birikimi yanında, yine hatırı sayılır ölçüde etkin bir sözcük birikimine sahip ve ayrıca karmaşık bir gramerin ana kurallarını da kavramış olacağını gösterir. Bu nedenle araştırmacıların dikkati, dil yeteneğini tanımlayan belirli diğer özellikler üzerinde yoğunlaşıyordu.

İlk dikkati çeken noktalardan birisi, Washoe'nun öğrendiği simgeleri, çeşitli bildirimleri gerçekleştirecek diziler halinde kendi girişimiyle sıralayabilmesi oldu. Örneğin "buzdolabı" kavramı, Washoe'nun kendi icadı idi: Bunu, "açmak / yemek / içmek" simgelerini birleştirerek kurdu. Bunun yanında, "vermek / Washoe / gıdıklamak" gibi bir "tümce" kurduğunda, simgelere sözcük sınıflarının işlevlerini kazandırmış sayılıyordu. Gardnerler, VVashoe'nun sözcüklerini adlar, eylemler (fiiller), sıfatlar, belirteçler (zarflar), yer belirteçleri ve nihayet adıllar (zamirler) olarak kullanmakta olduğu konusunda kesin kanıya varmışlardı. Burada özellikle adıllar konusuna büyük önem veriliyordu: Bilindiği gibi, deneyimlerimizden söz edebilmek için, deneyim ile aramıza mesafe koyabilmemiz, zihnimizde bu deneyimi ve kendimizi dışardan bakıyormuşçasına dramatize edebilmemiz gerekiyor. "Benlik" bilincimizin böyle bir mesafeleme olgusunun sonucu ve anlatımı olduğunu söyleyebiliriz.

Bir diğer önemli gelişme basamağı da, Washoe'nun kendi diş fırçası için öğrendiği simgeyi başka diş fırçalarını da kastederek kullanabilmesi olmuştur. Bu ve buna benzer örnekler, şempanzelerin öğrendikleri belirli bir simgeyi tek tek öğretilen nesneler kadar, bunlardan herbirinin temsilcisi olduğu sınıf veya kategoriye de yayarak kullanabilecekleri anlamına geliyordu. Üstelik Washoe bu kavramları, bunların temsilî görüntülerine de yaygınlaştırmıştı. Örneğin, çizgi romanlara büyük bir ilgi duyuyor, bunlarda gördüğü kedi, şişe, vb. gibi resimleri, eğiticilerinin teşvikine gerek kalmaksızın "kedi / içmek" gibi kavram dizileriyle anlatmağa girişiyordu.

Genellikle, hayvanların içinde yaşanılan ânın tutsağı oldukları düşünülür ve konuşma dilinin önde gelen özelliklerinden olan zaman ve uzam (mekân) içinde başkalama [displacement] yeteneğine sahip olmadıklarına inanılır. O halde Washoe'nun "hâyır" kavramını nasıl öğrendiğini inceleyelim: Gardner'ler Washoe'ya bu kavramı öğretmekte bir hayli güçlük çekmiş, sonunda şöyle bir yola başvurmuşlardı. Washoe'ya kocaman bir köpeğin kapının önünde kendisini "yemek" için beklediği söylenmiş, bir süre sonra ise şimdi dışarı çıkmak isteyip istemediği sorusu yöneltilmiştir. Güzel bir gezinti için her zaman can atan Washoe bu defa derhal "Hayır!" işareti ile karşılık vermiştir. Bu tepkisi kuşkusuz kendisine daha önce iletilmiş olan "bilgi"den kaynaklanmış olsa gerekir. Olayın, Washoe'nun bellek ve başkalama yeteneğinin bir göstergesi olarak yorumlanabileceği bellidir.

Washoe ile ilgili bu ilk bölümde, ilerdeki tartışmamıza zemin oluşturacak bir dizi dil kullanım örneği ve becerisini sıralamayı amaçladık. Çıkarsanabilecek kimi genellemeleri, diğer şempanzeler ile yürütülmüş araştırma program sonuçları ile birlikte, yazımızın bundan sonraki bölümünde ele alacağız.

----------------------------------------------------

1. "Sağır-Dilsiz" deyiminin, "dil" sözcüğü "konuşma" ile ile eş tutularak varılmış yanlış bir kavram olduğunu belirtmek gerekir. Özellikle de, sistemli bir simge dili kullanan olan sağırlar için "dilsiz" tanımının uygun düşmeyeceği açıktır. Pekçok ülkede bu yöndeki bir görüş ağırlığını kazanmış durumdadır. Fransız'ların Institut National des Sourds-Muets kurumu, şimdi L'Institut des Jeunes Sourds olmuştur; İngiliz'lerin The British Deaf and Dumb Association kurumu da, aynı şekilde, British Deaf Association'a dönüştürülmüştür. İngiltere'de "dumb" sözcüğünün argoda "mankafa" karşılığı bir anlam kazanmış olduğuna burada ayrıca dikkati çekelim. Amerika'da da. sağırlardan oluşan bir kitleden "sağır-dilsizler" şeklinde söz edecek kişinin ciddî şekilde eleşti alacağına şüphe yoktur.

2. 1910'lu yıllarda William Furness genç bir orangutana konuşma öğretmeğe çalışmış, sabırla yürüttüğü uzun çalışmalar sonunda, papa (baba) ve cup (bardak) dedirtebilmeyi başarmıştı. Bu hayvanın genç yaşta gripten ölürken "cup, cup" diye sayıklayarak susuzluğunu dile getirdiği söylenir... Çok iyi bilinen bir başka örnek ise, 1950'lerde Keith Hayes'in Vicki isimli şempanze ile sürdürdüğü çalışmalardır. Problem çözmede ve renk, biçim, yaş, parça-bütün gibi kavramları değerlendirmede kendi eşdeğer yaşıtı çocuklardan ilerde olduğunu kanıtlayan Vicki, iş "konuşma"ya gelince, uzun bir eğitim programı sonunda ancak dört kelimelik bir telâffuz dağarcığına sahip olabilmişti. Bir primatolojist olan Robert Yerkes, daha yüzyılın başlarında, şempanzelerin sesleme güçlüklerine değinerek, el işaretlerine dayalı bir dizgenin daha başarılı olabileceğine dikkati çekmiş bulunuyordu.

3. Beatrice ve Allen Gardner'in Washoe ile yürüttükleri çalışma programındaki hedefleri, şempanzelerdeki dil davranışlarının çocuklardaki dil yeteneği ile karşılaştırılmasına zemin hazırlamaktı. Programa gösterilen tepkiler, dil becerisinin yalnız insana özgü bir beceri ve insan biricikliğinin temel direklerinden birisi olduğu yolundaki yaygın inancı dile getiriyor.

4. "Adaya ilk gelişinden itibaren, Washoe diğer şempanzeler ile işaretleşmeğe çalıştı. Bir yandan da, gözünün iliştiği her insana, genellikle mümkün olduğu kadar acele bu yerden götürülmesi talimatını taşıyan işaretler gönderiyordu. Şempanzelere yönelttiği işaretlerinde ise, daha çok, o anda ne yiyorlarsa kendisine de bir parça vermeleri ricasını sunuyordu. 'Gel / Kucaklamak' işaretini göndermeğe başladıktan sonradır ki, türdeşlerinden olumlu yanıtlar almağa başladı." (Linden, 1976: 130-1)

BAŞA DÖNÜŞ