TARTIŞMA VE YORUM - 01

 
 

Örneğin, günün birisinde bir şempanzenin önüne koyacağımız daktilo makinesinde hemen çalışmağa girişerek, kâğıda "Yine bir gülnihal..." şarkısını dökmesi bizi pek fazla şaşırtmamalı... Çünkü harflerin bu dizilişi, en az herhangi bir diğer dizilişi ile eşit olasılık taşır. Sözünü ettiğimiz şarkı şempanzenin kafasında değil, bizim kafamızdadır. Ancak burada, araştırmacıların başarılarına gölge düşürmek istemediğimi, "zengin yorumlama" hatasına düşmenin olanak taşıdığını belirtmekle yetindiğimi vurgulamak isterim.

Burada ele aldığımız araştırma programları ve diğerlerinin sonuçları yayınlandıkça bilim çevrelerinde şempanzelerin dil becerileri üzerine alevlenen tartışmalar, daha çok bu becerilerin "insanlardaki gibi" bir dil yeteneğine işaret edip etmediği üzerine yoğunlaşıyor. Daha genel bir tartışma konusu ise, dilin ne olup ne olmadığıdır. Bu ikinci soruya bağlı olarak, insanın dil yeteneğini belirleyen ayrıcalıkların neler olduğu tartışması sürüp gidiyor.

Charles F. Hockett, insandaki dil becerisinin evrensel özellikleri konusunda, A Course in Modern Linguistics (1958) başlığı taşıyan ünlü kitabının son bölümünde 7 maddelik bir liste veriyordu (5 no'lu dipnota bkz). Konuya duyduğu ilginin sürdüğünü, verdiği ilk listeyi birkaç defa yeniden gözden geçirmesinden anlıyoruz (bknz. özellikle, 1963). Roger Fouts'un Primatlar Araştırma Enstitüsü'nde yürüttüğü çalışma programında, esas olarak Hockett'in üzerinde durduğu yedi temel özelliği şempanzelerde sınamak düşüncesinden yola çıktığı anlaşılıyor.

Dilin evrensel özelliklerinden söz edildiğinde ilk akla gelen diğer bir isim ise, "derin yapı" [deep structure] teorisiyle Noam Chomsky'dir. Premack'ların Sarah ile yürüttükleri çalışma programında kullandıkları dil ölçütleri için, Hockett'in listesi yanında, Chomsky psiko-lengüistiğinin de etkisi altında kaldıkları gözden kaçmıyor.(6)

Öte yandan, örneğin Fransız semiyotikçi Georges Mounin (1976:3) ise, şempanzelerle yürütülen çalışmalarla ilgili olarak şu ölçütleri ortaya koymuş ve "iletişim" olayından söz edilebilmesi için öncelikle bunların yanıtlanması gerektiğini savunmuştur: a) iletileri yönelten ve onun alıcısı durumunda olan iki birim belirlenebilmelidir; b) gönderici, alıcıyı bilerek ve seçerek hedef alıyor olmalıdır; c) alıcı, göndericinin hedefi olduğunun bilincinde olmalıdır; d) gönderici ve alıcı, aynı iletim olıuğunu (ayrıca, aynı veya eş­değer bir başka kodlama dizgesini) kullanarak, değişimli işlev sürdürümü olanak ve yeteneğine sahip bulunmalıdırlar.(7)

O halde sormamız gereken soru. "Şempanzelerde dil yeteneği var mıdır?" yerine, "Araştırmacılar ile şempanzeler arasında iletişim gerçekleştirilebilmiş midir?" olmalıdır. Bu iletişim sürecinin, eğitim programı sonucu koşullanmış bir beceri değil, gerçek bir semiyotik (belirtme ve iletişim) süreç olduğunu kanıtlamak ise, şempanzelerin sistemi kendi aralarında -- ve doğal bir çevrede -- ne ölçüde ve özellikle de ne gerekçeyle kullanabileceklerinin ayrıca gözlemlenmesi gerekir. Bilindiği gibi dil yeteneğinin varlığı yada nitelikleri, ancak iletişim olgularına dönüştürüldükleri ölçüde gözlemlenebilir.

Bu noktada, şempanzeler üstüne doğal çevrede uzun yıllar ayrıntılı gözlem ve araştırmalar gerçekleştirmiş olan Jane Goodall'ın (1965, 1968, 1971, 1973, 1979) bulgularına dikkati çekmemiz yerinde olur. Goodall, şempanzelerde şaşılacak ölçüde duyarlı ve karmaşık sosyal rol ve konum (statü) örüntüleri ve hatta toplu ritüel davranışlara rastlanabileceğini ortaya koymuştur. Bu canlı türünün gerek sese, gerek yüz ve beden hareketlerine, ve gerekse dokunma duyusuna dayalı çeşitli simge dizgeleri kullanmakta oldukları, Goodall tarafından zengin bir filim ve ses bantı kolleksiyonu ile belgelenmiştir. Ayrıca, beden hareketlerine dayalı simgelerin şempanze grubu içinde taklit yoluyla kolaylıkla öğrenildiği ve zaman zaman yeni kavramların yaygınlaştırılmasında da kullanıldığı saptanmıştır (Goodall, 1973). Bunun anlamı, neokortikal bir etkinliğin, sesleme eyleminden farklı olarak, el işaretlerinin gerçekleştirilmesinde varlığı olabilir. Nitekim sürdürülen çalışma programlarında, Ameslan'ın oldukça kolaylıkla öğretilmesi olanaklı iken, seslemeye (dilin, konuşma yoluyla gerçekleştirilmesine) dayalı bir iletişim dizgesi ile sonuç alınamamıştır.

Gardner'lar, Washoe ile yürüttükleri programın, şempanzelerde dil yeteneğinin varlığı veya yokluğu şeklinde bir değerlendirmeye varılabilmesi için yeterli kanıt oluşturmayacağını ısrarla savunmuşlardır (1969:87). Ne var ki, yayınlarında kullandıkları ifadeler, bu yolda olumlu bir kanıya varmış olduklarını gösteriyor. Gardner'ların dil tanımına ölçü aldıkları öğeler arasında, örneğin Washoe'nun sözcük dağarcığı içinde adlar, sıfatlar, eylemler, yer belirteçleri ve adılların (bu sonuncusu, pekçok yorumcu için kuşku konusu olmakta devam ediyor) yer alması sayılabilir. Böyle bir değerlendirmeyi, Hint-Avrupa merkezli bir bakış açısının düştüğü bir yanlışlık olarak reddetmek de olanaklı. Dünya dilleri arasında, örneğin "ad" lerin "eylem", "eylem"lerin ise "ad" gibi davrandıkları diller bulunduğu, dil antropolojisinin sıradan gözlemleri arasındadır. Araştırmacıların umutla ve özlemle bekledikleri kimi sonuçları, en küçük belirtilerin heyecanına kapılarak acele bir değerlendirmeye tabi tutmuş olmaları olasılığı gözden kaçırılamaz. Örneğin, günün birisinde bir şempanzenin önüne koyacağımız daktilo makinesinde hemen çalışmağa girişerek, kâğıda "Yine bir gülnihal..." şarkısını dökmesi bizi pek fazla şaşırtmamalı... Çünkü harflerin bu dizilişi, en az herhangi bir diğer dizilişi ile eşit olasılık taşır. Sözünü ettiğimiz şarkı şempanzenin kafasında değil, bizim kafamızdadır. Ancak burada, araştırmacıların başarılarına gölge düşürmek istemediğimi, "zengin yorumlama" hatasına düşmenin olanak taşıdığını belirtmekle yetindiğimi vurgulamak isterim.

----------------------------------------------------

6. Premack'ın seçtiği iletişim oluğunun, tıpkı Washoe'ya öğretilen Ameslan'da olduğu gibi, ikili örüntüleme (duality of patterning) niteliğine , yani hem seslikler (phonemes) karşılığı birimler düzeyine, hem de bunlar arasında gramer ilişkileri düzeyine sahip olduğu (bu konuda yorumcular arasında fikir birliği sağlanmış değildir) ileri sürülebilir. Simgelerin nedensizliği (arbitrariness) koşulu da yerine getirilmiş; Premack'lar buna büyük özen göstermişlerdir. Örneğin, elma, mavi bir üçgenle simgeleniyordu. Belli iletiler Sarah'ın beklenen uygun davranışlarına yol açtığına göre, özelleme (specialization) niteliği de sözkonusudur. Buna karşılık yöntemin karşılıklı kullanım açısından zayıf olduğu kuşkusu geçerlidir. Eğiticiler açısından "ileti" olarak nitelenen çeşitli simgelerin, Sarah için ödül kazanılması uğruna çözülmesi gereken bir dizi çoktan seçmeli problem oluşturduğu savunulabilir. Ancak buna bir yanıt olarak, Sarah programını bilgisayarcı gözüyle ele alan Sheldon Klein'in gösterdiği gibi, bilgisayarların programlanması açısından doğal dillerin önde gelen özelliği her düzeydeki yaygın belirsizlik (muğlaklık - ambiguity) olup, bu belirsizlik ancak metin bağlamı ve/veya iletişim sürecine taraf olanların dünya görüşü çerçevesinde çözüme kavuşturulur. Dilin yaşayabilmesi için onu kullananların bu çözümleme işini başarı ile yürütebilmeleri gereğine değinen Klein'a göre, Sarah'ın "Premack'ın farkettiğinden de üstün mantık çıkarsaması işlemleri yaptığı"na kesin gözüyle bakılabilir (1976:12). Kültürel geçişlilik açısından ileri sürülen itirazlar ise büyük ölçüde haklı görünüyor. Sarah'ın bu yöndeki yeteneğini ölçme olanağının kısıtlı olduğu, kendi türdeşleriyle konuşup anlaşmak üzere, sırtında manyetik bir levha ve yanında bir torba dolusu plastik işaret kalıbı ile dolaşmağa razı edilemeyeceği açıktır. Ancak bu konuda Chomsky psikodilbilimi doğrultusunda düşündüğü anlaşılan Dr. Premack (ki, kendisi de meslekten bir psikoloji uzmanıdır), iletişim süreçlerinden çok, zihin süreçlerine ilgi duyduğunu saklamıyor (1976: 516-21).

7. Böyle bir iletişim çevrimi modelinin, Shannon ve Weaver tarafından Bilişim Kuramı (Information Theory) çerçevesinde kavramlaştırılan Genel Şema'ya anaçizgileri ile uygun düştüğü dikkatten kaçmayacaktır. (Bkz. Claude Shannon ve Warren Weaver, The Mathematical Theory of Communication, Urbana: University of Illinois Press, 1949, s. 5).

BAŞA DÖNÜŞ