|
Torres Geçidi adalarında, "eskiden selamlaşılırken iki taraf sağ el parmaklarını hafifçe bükerek birbirleriyle çengeller, sonra bunları karşısındakinin avuç içini çizerek geri çeker ve bu davranış birkaç kez tekrarlanırdı" (Haddon, 1904: 306; Whiffen, 1905: 259). Yezo’lu Ainu’ların da garip bir selamlaşma gelenekleri varmış: Anlatıldığına göre bir keresinde kızkardeşi ile buluşan birisi,
Borneo'da Kaya erkekleri birbirlerini dirseğe yakın bir yerden tutar, evsahibi kolunu misafirin omzuna atarak onu tatlı tatlı okşar. İki Kürt erkeği karşılaştıklarında, "herbirisi yekdiğerinin sağ elini kavrar ve her ikisi de birbirlerinin elini yukarı kaldırarak aynı anda öperler" (Perkins, 1851: 101; Hose ve MacDougal, 1912: 124-5). Bengal Körfezindeki Andaman adaları halkı arasında ise,
Selamlaşmalardaki "sevinç" gösterileri de kimi zaman oldukça alışılmadık sahnelere yol açabilmektedir. Eski gezginlerden John Turnbull şöyle yazıyor:
Gezginimiz bu davranışların nedenini anlayamadığını içtenlikle dile getiriyor:
Amerikalı kadınlar da zaman zaman "mutluluktan" ağladıklarını söylemezler mi? Belki de fizyolojik tepkilerimizin, kimi zaman çelişik anlamlar için bile aynı davranışları kullanmamızı gerektirecek ölçüde kısıtlı bir dağarcık oluşturduğunu düşünmemiz yerinde olacaktır. Gerçekten de, örneğin ağlamak, çeşitli kültürlerde farklı anlamlar için kullanılır. Eski dostum Mary Buffalo'nun, ağabeyinin cenazesinde çılgınlar gibi ağladığını, saçını başını yolduğunu, yüzünü gözünü tırnaklarıyla paraladığını, ve hatta mezarın içine atlayarak birlikte gömülmek istediğini haykırdığını gözlerimle gördüm. Doğaldır ki, bütün bu davranışları sırasında, akrabaları tarafından tam gerektiği ölçüde firenlenmekteydi. Oysa, ağabeyi ile uzunca bir süredir görüşmemiş olduklarını ve aslında aralarında öyle pek büyük bir yakınlığın bulunmadığını biliyordum. Mary Buffalo, bir Kiova kadınının böyle bir zamanda nasıl davranması gerekiyorsa onu yerine getiriyordu. Nitekim daha cenaze töreni biter bitmez, çevresindekilerle apayrı konularda canlı bir gevezeliğe giriştiğine tanık oldum. Demek ki ağlamak, Kiovalar arasında farklı bir biçimde kullanılıyordu. Öte yandan beyazlar arasında kızılderililerin ne denli sessiz ve itidal sahibi kişiler olduklarına ilişkin türlü inanışlar vardır. Sözde kızılderili konuşması, seyrek birkaç ugh!'dan öte gitmezmiş! Katıldığım bir dinsel âyin sırasında, bu yoldaki bütün inançlarım yerle bir oldu... İriyarı bir Viçita ile birlikte bir peyote toplantısına gitmiştim. Toplantı başkanı ile kısa bir konuşmadan sonra (ki herhalde orada bulunanlara hitap etmek için kendisinden izin istemişti), arkadaşım öylesine uzun ve ağlamaklı bir söyleve girişti ki, bunu kendisine biraz saygısı olan hiçbir beyazın topluluk içinde yapamayacağına eminim. Sonradan öğrendiğime göre, doğaüstü güçler tarafından işitilmenin yolu bu sayılıyordu. İçtenlikle ağlamak, kişinin bir çocuk kadar çaresiz olduğuna işaret ediyor; böylece bu güçlerin acımasına sığınılıyordu. Bütün bu ağlayıp sızıldanma, büyü yoluyla iyileştirme gücünün kendilerine de bağışlanması için bir yakarış niteliği taşıyordu. Benim dışımda, toplantıya katılan herkes bunun farkındaydı. Belli bir kültürdeki duyguların anlatımı davranışlarının, bir başka kültür üyelerince önemli ölçüde yanlış yorumlanabileceği konusunda sanırım yeterince örnek vermiş olduk. Bütün bunlardan çıkarılacak sonuç şudur: Duygularımızı ileten davranışlarımızın "doğal" bir dili yoktur. Şimdi bir an için, daha önce sözünü ettiğimiz selamlaşmalardaki duygu aktarımlarına yeniden dönelim. Özellikle Batı Afrika yörelerinde, karşılaşma ve selamlaşmalarla ilgili çok karmaşık davranış örüntüleri ve işaret alışverişleri gelişmiştir. Gorer, Volof kabilesi için şunları yazıyor:
Burada dikkati çeken nokta şudur: Konuşma dili dışı davranışlar da, kültürden gelen ve açıkça simgesel nitelik taşıyan iletişim davranışlarına dönüşmüştür. Kişiler arası ilişkilerde yer alan motor alışkanlıkların da "içgüdülere dayalı" olduklarını savunmak çok güçtür. Bu türdeki davranışlar farklı kültürlerde birbirinin tam karşıtı anlamlar kazanabilmiş oldukları gibi, çoğu zaman da birbirinin eşdeğeri olmayan durumlara bağlı olarak kullanılmaktadırlar. Örnekse, "sıslamak" şeklinde tanımlayabileceğimiz bir ses çıkarımı, Japonya’da kişinin üstlerine gösterdiği bir saygı anlatımıdır. Basutolar da alkış anlamına kişileri "sıslarlar". Buna karşılık İngiltere'de, sahnede beğenilmeyen bir aktör yada onaylanmayan bir konuşmacı yine "sıslanarak" cezalandırılır. Dünyanın pekçok yöresinde kişinin yüzüne yada üzerine tükürülmesi küçümseyici ve aşağılayıcı bir davranıştır; fakat Afrika'da Masai'ler arasında bir sevgi ve kutsama anlatımıdır. Kızılderili bir büyücünün hastasının üzerine tükürmesi ise, sağaltmanın gereklerinden birisidir. Long Island Sands Point'teki bir sayfiye kulübünde, daha sonraları bir suikaste kurban giden Temsilciler Meclisi üyemizin üzerine işenmesi olayı belleklerde henüz tazedir. Birisinin üzerine işemek, Batı kültürlerinde dayanılması olanaksız bir aşağılamadır. Fakat, Afrikalı bir büyücünün törenlerde yada hasta bakımında kendi gücünden başkalarını da yararlandırmada başvurduğu bellibaşlı yöntemlerden birisidir.
----------------------------------------------------
|