KÜLTÜREL / SİMGESEL NİTELİĞİN

AĞIR BASTIĞI BAŞKA ÖRNEKLER 

 
 

Bütün kültür topluluklarında, fizyolojik tabana dayalı tepkilerle kültüre dayalı tepkilerin birbirlerine karıştıkları açıkça gözlemlenebiliyor. Çoğu zaman davranışı çözgüleyerek, ikisini birbirinden ayırdetmek olanaklı olmuyor.


Birkaç karşıt anlamlı davranıştan daha söz edelim. Batı kültürlerinde kişi üstlerinin huzurunda ayağa kalkar; Fiji'liler ve Tonga'lar ise aynı saygıyı oturarak dile getirirler. Batı kültürlerinde genellikle kişilere saygı olarak üzerimize birşeyler daha giyeriz; Arkadaş Takımadalarında ise üzerinde bulunan birkaç şey çıkarılır.

Güney Hindistan'da yaşayan Toda'lar bir saygı anlatımı olarak, sağ eli yüz hizasına kaldırıp, başparmağı burun direği üzerine koyanlar; aynı davranış Avrupalılar arasında bağışlanmaz bir saygısızlık anlatımıdır. Eskiden Yeni Zelanda'da Maori'ler arasında, sağ elin işaret parmağının ikinci eklemden bükülerek burnun ucuna götürülmesi dostluğun ve ve çoğu zaman da koruma isteğinin işareti sayılırmış. (04) Buna karşılık Onsekizinci Yüzyıl İngiltere'sinde yine aynı parmağın burnun sağ tarafına götürülmesi, konuşmakta olan birisinin aklından yada zekâsından kuşku duyulduğunu anlatırmış. Yirminci Yüzyılda aynı anlamı, aynı parmağımızla kafanın sağ yarım küresi üzerinde çemberler çizerek dile getiriyoruz.

Avrupalılar arasında birisine dilini çıkarırken ayrıca suratını çarpıtmak gibi davranışlar hakaret anlamı taşır. Bu tür işaretler çoğu zaman açıksaçık bir tahrik veya karşısındakinin gücünün hafife yada alaya alma niteliğini kazanmışlardır. Böyle münasebetsizlikleri kimi zaman çocuksu davranışlarla bağdaştırırız. Oysa Maya heykellerine baktığınızda tanrıların dillerini bir karış dışarda görürsünüz. Maya yazısını henüz okuyamadığımız için, göklerden gelen bu işaretlerin anlamını tam olarak bilemiyoruz; ancak bizdekiyle aynı olmadığına herhalde güvenebiliriz. Bengal'deki büyük ana tanrıça Kali'nin heykellerinde de, tanrıçanın dili bir karış dışarda gösterilmektedir; öfke ve hayret anlamını taşıyormuş. Fakat Çin'deki Sung hanedanı döneminde, karşınızdakine dilinizi çıkararak onunla alay etmek, yalancıktan korkmuş gibi yaptığınız anlamına gelir, kendisini önemli bulmadığınızı anlatırmış. (05) Çağımızda ise, özellikle Güney Çin yörelerinde, dilini bir an için çıkarıp geri çekmek, kişinin bir çam devirmiş olduğunu anlayarak, utandığını göstermesi anlamına geliyor.

Bilindiği gibi öpüşmek Uzak Doğu'da bir cinsel sevişme davranışı sayılır ve genel yerlerde öpüşülmesi çevrede çoğu zaman tiksinti duyguları uyandırır. Bu nedenle, Amerikan filimlerindeki aşk sahnelerinin büyük bir bölümü Japon sansürüne takılır. Buna karşılık Japonların da kagura dansları Batılıların gözünde tiksinti uyandırıcı açıksaçık sahnelerle doludur. Bu sahnelerin Japonlar için aynı duyguları uyandırmadığı kesindir. Mançu kültürüne gelince, öpüşmek burada da cinsel bir davranıştır; karı-koca yada sevgililer ancak gizlice ve başkalarının gözlerinden uzak olduklarında öpüşebilirler. Buna karşılık Mançulu annelerin erkek bebeğin penisini ağızlarına almak gibi bir sevgi davranışları vardır ki herhalde böyle bir davranışı gören Batılılar, genel yerlerde öpüşmenin Mançuları etkilediğinden birkaç katı daha ağır bir şok geçireceklerdir (Shirokogoreff, 1924: 122-3). Güney Amerika’daki Tapuya erkekleri kendi aralarında bir barış işareti olarak öpüşürler; fakat kadınlarla, herhalde dudaklarına taktıkları genişletici süs halkaları yüzünden olacak, öpüşülmez. Burun sürtülmesine Eskimolarda ve Polinezyalılarda rastlanır. Surinam'lı Bjuka zencileri ise ilgi çekici bir dans hareketinde, karşılıklı olarak sırayla yanaktan yanağa kucaklaşırlar (Kahn, 1929: 473). Aynı davranışa, birbirlerinin makyajını bozmak istemeyen Amerikalı kadınların "sosyal öpüşme" sinde de rastlamıyor muyuz?

Bütün kültür topluluklarında, fizyolojik tabana dayalı tepkilerle kültüre dayalı tepkilerin birbirlerine karıştıkları açıkça gözlemlenebiliyor. Çoğu zaman davranışı çözgüleyerek, ikisini birbirinden ayırdetmek olanaklı olmuyor. Örneğin, Sibirya'da yaşayan Çukçi'ler çabuk parlayan bir mizaca sahiptir; öfkelerini ise dişlerini göstererek ve yabansıl bir hayvan gibi "hırlayarak" anlatırlar. Oysa insana ulaşan evrim çizgisinde, ısırma eylemi ister saldırı ister savunmada etkili bir silâh olmaktan çok uzun bir zamandır çıkmış bulunmaktadır. Yine de bu davranışı çeşitli insan topluluklarında tekrar ve tekrar görürüz. Malaya'lı paganlar, alay ve aşağılama amacıyla, dudaklarını köpek dişlerinin üzerine çekerler. Bu, içgüdülere dayalı bir tepke mi, kazanılmış bir motor davranış mıdır? Tasmanyalılar şaşırma yada sevinç bildiren davranışlar olarak, ayaklarıyla tepinirlermiş. Avrupalılar ise aynı amaçla avuç içlerini üstüste birbirine çarparlar. Fakat, Avrupa’da da coşkulu kalabalıkların, örneğin futbol tribünlerinde, coşkularını birlikte tepinerek dile getirdiklerini görebiliriz.

Malaya'nın iç bölgelerinde yaşayan Müslüman olmayan toplulukların üyeleri, tiksinti duygusunu ani bir soluk koyvermesiyle anlatırlar. Bu son örnekteki davranışın, denetimli bir eylem olmasına karşın, burun deliklerini istenmedik bir maddeden temizleyen "simgesel bir hapşırma" davranışı olduğu düşünülebilir. Wisconsin'de yaşayan Menomini kızılderilileri arasında çok yaygın biçimde rastlanılan küçük görme davranışı ise, sıkılmış yumruğu parmakları aşağı gelecek şekilde ağız hizasına kaldırmak ve sonra hızla aşağı indirmektir. Bu davranışın büyük ölçüde "içgüdülere dayalı" bir reddetme simgesi olduğu düşünülebilir.

Ancak bu başlangıçta böyle olsa bile, bu tür işaretlerin çok kısa sürede kalıplaşarak, simgesel dil davranışlarına dönüştükleri kesindir. Kuzey Amerika'da Düzlükler Bölgesi'nde yaşayan ve birbirlerinin dillerini bilmeyen çeşitli kabilelerin üyesi kızılderililer, kabileler arası işaret dilini kullanarak günün dedikodusunu aktarabilmekte, birbirlerine öyküler anlatabilmektedirler. Düzlükler'de kullanılan bu geleneksel işaret dili, bildiğimiz konuşma dizgelerinde olduğu gibi, kültürden öğrenilerek kazanılır. Kullanılan işaretler, çeşitli bedensel davranımlarla anlatılan ideograflardan -- yani sesleri değil, doğrudan doğruya kavramları dile getiren işaretlerden oluşur. Tıpkı Çin yazısında kullanılan ideograflarda olduğu gibi. Çince yazılmış herhangi bir metin, farklı diyelekler konuşan Çinliler tarafından olduğu kadar, bu geleneksel yazı dizgesini öğrenmiş olan Japonlar ve Koreliler tarafından da okunabilmektedir. Ancak doğaldır ki, herbirisi aynı metni kendi dilinde anlamaktadır. Aynı şekilde, Düzlükler'in de işaret dili, herbirisi bir başka dil ailesine giren Komançi, Şayen, yada Pavni dillerinden herhangi birisinde anlaşılabiliyor.

Avustralya'nın eski işaret dilinin de Amerikan Düzlükler Bölgesi'nde rastladığınız türden bir dil dizgesi olduğu anlaşılıyor. Burada da işaretler, sesleri değil, herbirisi ayrı bir anlam birimi olmak üzere, konuşma dilindeki sözcükleri karşılamaktaydı. Burada yazıya geçmemiş bir dilden söz ettiğimize özellikle dikkati çekmek isterim. Ne yazık ki bu işaret dili hakkında fazla birşey bilmiyoruz.

Batı kültürlerinde de Çin yazısını andıran birtakım ideograflar kullanılır. Bunlar genellikle konuşma diline ikincil derecede yardımcı olan, eyleme yöneltme veya eylemi tanımlama işaretleridir. Çizgi romanlarda kullanılan özel işaretler bunlara iyi birer örnektir. Resim karesi içindeki yazıyı çevreleyen bir baloncuk, en az Onsekizinci Yüzyıldan bu yana, konuşulan sözleri göstermektedir. Buna koşut çok ilgi çekici bir uygulama, Guatemala'da Kolomb öncesi Maya uygarlığından kalma bir vazo üzerinde gördüğümüz baloncuklar içine alınmış sözlerdir. Gerçi bu yazıyı henüz okuyabilmiş değiliz, ama burada büyük kral ile uyruklarından birisi arasında geçen bir konuşmanın anlatılmakta olduğunu sanıyoruz (Vaillant, 1941, Tablo 7). Toltek freskolarında ise yine aynı amaçla, yapraklarla bezenmiş veya düğümler halinde çizilmiş, bazen tek bazen çift kenarlı şekiller kullanılmıştır. Ne yazık ki, resimdekilerin neler söylemekte olduklarını yine okuyamıyoruz (Vaillant, 1941, Tablo 24). Azteklerin yaban inciri yaprakları üzerine yazdıkları resimli metinlerde, kişilerin sözleri konuşanın ağzına doğru uzanan devekuşu tüyüne benzer kıvrık tüyler içinde gösteriliyor; hareket veya yürüme eylemi ise resimdeki kişinin şimdi bulunduğu yere kadar uzanan ayak izleri ile anlatılıyordu. (Vaillant, 1941, Tablo 42 ve 61)

Günümüz Amerikan çizgi romanlarında da aynı anlatımın kullanıldığı bilinir. Örneğin “ağaç kesmek” şeklindeki bir ideograf ile resimdeki kişinin uyumakta yada horlamakta olduğu ifade edilir. Aynı kişinin kafası üzerine yerleştirilen, çevresine ışıklar saçan bir elektrik ampulü, "parlak bir fikir" anlamına gelir. Bu tür işaretlerin okuyucular tarafından önceden bilinmesi gerektiğine şüphe yoktur. Sanırım, gösterdikleri kavramlarla kendiliğinden bağdaştırılacakları savunulamaz. Bu tür işaretlerden yana neyin neyi anlattığını çocukluğumuzdan başlayarak öğrenmişizdir. Kafanın üzerinde uçuşan kuşlar, yada bir helezon, yahut beş köşeli yıldızlar... Bunlar, yediği bir darbe sonucu baygın yada yarı baygın olma durumunu anlatıyor. Kesikli çizgi, eğer bir eğri çiziyorsa, fırlatılan bir cismin havada izlediği yolu; yok eğer doğru bir hat üzerinde yol alıyor ve kişinin gözünden belirli bir cisme uzanıyorsa, görme eylemini anlatıyor. Kişinin yüzünden damlayan ter damlacıkları şaşkınlık yada ne yapacağını bilmez durumda, çaresizlik içinde olduğu anlamını taşıyor. Bu sonuncu göstergenin de insan fizyolojisi ile bir ilişkisi bulunmadığı söylenebilir. Öte yandan, “?” işareti ile bir soru, “!” işareti ile şaşırma ve hayret anlatılmaktadır. "?!*&?£*?" türü bir işaret ise, okuyucuya aktarılması yakışık almayacak ayıp sözcükleri simgeler.

Bazı dillerde noktalama işaretleri konuşma sırasında ve konuşma yoluyla aktarılır. İngilizce böyle bir olanaktan yoksundur. Ancak İngilizce’de de birkaç fonetik ideograf bulunmaktadır: Yüksek sesle taklit edilen bir öpücük sesi köpekleri çağırmakta; dilin ağız içinde çift yanlı çırpılması ise atları “dehlemekte” -- harekete geçirmekte veya hızlandırmakta kullanılır. Bu ikinci işaret, ülkenin kimi yörelerinde bir başka anlam daha kazanmış, tavukları yemlemeye çağırmak işlevini de üstlenmiştir. Demek ki, İngilizce’de bu üç ses, başka sözcüklerin oluşturulmasında kullanılmayan, ayrık nitelikli özel ideograflar durumundadır. Oysa aynı sesler, sesbilimde “klikler” adı verilen başka iki sesbirim (fonem) ile birlikte, Afrika Hotanto ve Buşman dillerinin fonemik sistemi içinde yer alırlar. Yani, sözcüklerin oluşturulmasında öteki sesbirimler ile çeşitli bileşimlere girerler. İngilizlerin Hotanto ve Buşman dillerine karşı içgüdülerinden ileri gelen bir anlama gücüne sahip olacaklarını düşünmek ne derece saçma ise; köpeklerin, atların yada tavukların da insan seslerine karşı kendi içgüdülerinden kaynaklanan bir anlama gücüne sahip olduklarını varsaymak da o derece saçma olur. Öte yandan, Titikaka gölü platosunda lamaları yöneltmekte kullandıkları seslerin de apayrı bir dizge oluşturduğu burada bir başka örnek olarak ileri sürebiliriz. (06)

----------------------------------------------------

04. Klineberg (1935: 286-7), Lubbock (1872) 'den alıntılar yapıyor; ayrıca, bknz. Best (1924); Lowie (1924); ve Hollis (1905: 315).

05. Chin P'ing Mei tarafından Şanghay'da yayınlanmış bir kitaptan (yayın tarihi belli değil). Tanıtma yazısını Arthur Waley yazmış. Onaltıncı Yüzyıl Çince'sinde, beceriksizlik karşılığında şu tür deyimler bulunuyordu: "yedi el, sekiz ayakla davranmak"; "iki el dolusu sıkıntı terlemek".

06. La Barre (1947). Ekvator'da Provincia Oriental bölgelerinde yaşayan bütün kabilelerde, "memnuniyet ifade eden dil şaklatmaları" kullanılmaktadır (Simpson, 1886: 94), Aynı ses, Issa-Japura nehirleri bölgesindeki kabilelerde, "bir onaylama ve sevinç" anlatımı olarak kullanılmaktadır (Whiffen, 1905: 249).

BAŞA DÖNÜŞ