Bir Tartışma: Kalıtım mı, Kültürel Koşullanma mı? -- 03

 

kadın erkek rolleri

Kadın - Erkek Rollerinin Kaynağı ve

ENSEST (FÜCUR) YASAĞI

SOSYO-BİYOLOJİ ve ANTROPOLOJİ

NELER SÖYLÜYOR? 

ensest yasağı

 
 

Bunun genetik bir denetim olduğunu söylersek, o zaman sosyal hizmet uzmanlarının bildirdikleri yılda iki milyonu bulan ensest (fücur) olaylarının açıklanmasında güçlüklere uğramaz mıyız? Sorumuz şu olmalı: Niçin tarihte bugüne değin ensesti onaylayan yada koruyan bir topluluk görülmemiştir? Buna yanıt aradığımızda, nedenin genetik değil, kültürel olduğunu anlarız.

 

KATILIMCILAR:

Edward O. Wilson (Sosyobiyoloji)
Marvin Harris (Antropoloji)

Moderatör: Ann Carroll

CARROLL. Tartışmanın ulaşacağını umduğum noktalardan birisi de buydu. Sosyobiyoloji kuramıyla ilgili çeşitli konularda kimi tedirginlikler var. Birisini siz dile getirmiş bulunuyorsunuz. Bunun yanında, erkeğin üstünlüğü öğretisinin desteklenmesi, ırklar arasında temelde farklılıklar bulunduğu tezinin yandaş kazanması, genlerin dizginlemesi yüzünden sosyal gelişmenin belirli sınırların ötesine geçemeyeceğine inanılması gibi noktalarda tedirginlikler var. Ancak sizin açıklamalarınızdan anladığıma göre, Sosyobiyoloji kuramına karşı ileri sürülen bu itirazların yersiz ve dayanaksız olduğuna inanıyorsunuz.

WILSON. Eldeki verileri yorumladığımda vardığım sonuçlar, bu korku ve endişeleri haklı gösterecek, andığınız görüşleri destekleyecek bir durum bulunmadığı yolundadır. Erkek-kadın arası farklılıklarda, çocukluk yıllarındaki ortalama gelişme açısından cinsler arasında kimi farklılıkların gerçek olduğu yolunda kanıtlar vardır. Elimizdeki verileri biraraya getirdiğimizde, erkek çocuklar adına bireycilik yönünde daha büyük bir eğilimin varlığı dikkati çekiyor. Onların bu tür kişilik özellikleri, çevreyi dolaşıp tanımak, sosyal oyunlarda daha başından hırçın ve girişimci olmak gibi belirtilerle ortaya çıkıyor. Bu ipuçlarına dayanılarak, başlangıçta az da olsa bir farklılığın var olduğu savunulabilir.

CARROLL. Konuyu oldukça esnek ve yumuşak bir biçimde yorumluyorsunuz demektir...

WIL'SON. Evet. Farklılıklar pek büyük değil, Sanıyorum, öyle fazla dozlarda kültürel baskı uygulamağa gerek kalmaksızın bu farklılıkların giderildiği ve erkek-kadm eşitliğinin hakkıyla gerçekleştirildiği kültür toplulukları geliştirmek olasıdır.

HARRIS. Ağacın yaş iken eğileceği yolunda bir benzetme sanırım yerinde olacaktır. Fidan şu yada bu yana daha yatkın olabilir; ancak aşırı uğraş gerektirmeksizin öteki yöne doğru eğitilmesi sözkonusu olabilecektir. Sanıyorum Sosyobiyoloji başlıklı kitabınızda olsun, bu yakınlarda yayınladığınız öteki çalışmalarınızda olsun, verdiğiniz hemen bütün örnekler için aynı durumun geçerliğini koruduğuna dokunmuş bulunuyorsunuz. Bir başka anlatımla, başlangıçta belirli bir yöndeki eğilimin, kültürel çerçevede öteki yönde düzeltilmesinde güçlük çekilmeyecektir. Doğal olarak, ekolojik, maddi yada pratik gerekçelerle böyle bir düzeltme öngörülüyorsa, böyle bir kültürel gerekirlik varsa demek istiyorum.

Bu arada yeri gelmişken, cinslerin bebeklikten başlayarak gösterdikleri farklı özellikler konusunda, yakın zamanlarda çok ilgi çekici yeni veriler elde edilmiş bulunmaktadır. Eldeki veriler, erkek çocukların çok erken yaşlardan başlayarak daha aktif ve daha saldırgan oldukları tezini doğrular görünmektedir.

Ancak yöntem bakımından genel yaklaşımımız, genetik koşullanmaların neler olduğunu belirlemeğe çalışmaktan önce, kültürel koşullanmalarımızın neler olduğunun öncelikle ortaya konulması olmalıdır.

WILSON. Çalışmalarımız niçin her iki alanda birden sürdürülmesin?

HARRIS. Bir kere olanaklarımız yeterli değil. Ama daha da önemlisi, insanı incelerken, onun sonsuz ölçüde karmaşıklık gösteren kültür yaratımlarını genetik düzeye indirerek işe başlarsanız, kültürler arası benzerlik ve farklılıkların anlaşılması çeşitli yollardan engellenmiş olacaktır. Oysa asıl amacımız, işte bu benzerlik ve farklılıkların belirlenmesidir sanıyorum.

WILSON. Galiba sonunda aynı görüşü paylaşmadığımız bir konuyu yakaladık. Ayrıca, başlangıçtaki eğilimlerimizin silinmesinde güçlüklerle karşılaşılmayacağı yolundaki görüşünüze de itirazımı saklı tutuyorum.

HARRIS. Pekala, fakat diyelim ki erkek için çok-eşli evlilik konusunda ne düşünüyorsunuz?

WILSON. Sanıyorum bu, kolaylıkla üstesinden gelinebilecek eğilimlerimizden birisidir. Benim asıl üzerinde durmak istediğim nokta ise şudur: Bütün bunlar ancak deneysel yaklaşımlarla açıklığa kavuşturulabilecek konulardır. Temel eğilimlerimizin kolaylıkla değiştirilebileceği tezi için vakit henüz çok erken. İsrail'deki kibutz denemeleri de göstermiştir ki, bu tür eğilimlerimizin öyle kolaylıkla üstesinden gelinmesi pek olası değil. Biliyorsunuz, buradaki eğilimlerimiz -- --

HARRIS. Akrabalar arası eşleşmeye karşı olan eğilimimizi mi demek istediniz?'

WILSON. Hayır, cinsellik rollerimizi, farklılığı vurgulayacak biçimde başkalaştırma eğilimimizden söz ediyorum.

HARRIS. Evet, fakat aslında, evlilikle dışarı verilebilecek kişilerle eşleşmemek yönündeki eğilim dikkati çekiyor.

WILSON. İnandırıcı kanıt değil midir? Sanıyorum, örneğin sözünü ettiğiniz eğilim, fidanı düzeltmeğe çalışırken -- --

HARRIS. Sürekli denetim altında tutulagelmiştir -- --

WILSON. Yine de sürekli olarak felâketlere yol açmış bir durumdur...

HARRIS. Doğrudur, Ancak biyolojik bakımdan zararlı sonuçlarını gözden uzak tutamayız.

WILSON. Ruh sağlığı açısından da...

HARRIS. Ancak, bunun genetik bir denetim olduğunu söylersek, o zaman sosyal hizmet uzmanlarının bildirdikleri yılda iki milyonu bulan ensest (fücur) olaylarının açıklanmasında güçlüklere uğramaz mıyız? Sorumuz şu olmalı: Niçin tarihte bugüne değin ensesti onaylayan yada koruyan bir topluluk görülmemiştir? Buna yanıt aradığımızda, nedenin genetik değil, kültürel olduğunu anlarız. Eğer ensest yasağının kaldırılarak, tam tersine uygulamayı zorunlu kılacak bir yasa koymak için kültürden gelen bir baskı sözkonusu olsaydı, bu kez ağacın öteki yönde eğilmekte olduğunu görürdük.

WILSON. Bu görüşünüzü şüpheyle karşılıyorum. Ensest yasağının varlığı için ortada yeterli neden vardır. Çocuklarda daha ilk gelişme çağlarından başlayarak ensestten sakınılması yolunda çok güçlü bir eğilimin varlığına inanıyorum. Bu eğilimi kültür koşullaması yoluyla yenmeğe çalışsanız bile, erken yaşlardaki gelişme çizgisinde şiddetli bir direnmeyle karşılaşırdınız. Doğaldır ki, ayrıca genetik açıdan da işler sonunda biyolojik bir türün yıkılışına varırdı.

HARRIS. Buna katılıyorum; ancak ortaya çıkacak yıkıntının genetik düzeyde değil, kültürel düzeyde düzeltilmeğe çalışılmış olacağı inancındayım. Başka bir deyişle, durum farkedilir farkedilmez -- --

WILSON. Bu işten vazgeçerlerdi.

HARRIS. Evet, vazgeçerlerdi. Yani, başlangıçta böyle bir eğilim bulunsaydı, kısa zamanda öteki yönde bir eğilime dönüştürülürdü. Zararlı sonuçları kültür düzeyinde gözlemlenmiş olduğu için. Sanıyorum, yakın akrabalar arası eşleşme yasağının evrenselliği, bunun denenmiş olabileceği yerlerde son derece zararlı sonuçlara yol açtığının gözlemlenmiş olmasından ileri gelmektedir. Ensest denetiminin, bir bölümüyle genetik düzeyde, fakat asıl büyük ölçüde zihinsel bir etkinlik sonucu gerçekleştirilmiş olduğu görüşündeyim.

Demek ki koşullara uyarlanma, kültür düzeyindedir. Bu yüzden, kalıtım malzememiz arasında özel olarak ensestin yasaklanması ile görevlendirilmiş bir gen bulunduğu düşüncesini inandırıcı bulmuyorum.

WILSON. Fakat bir noktayı gözden kaçırmamak gerekir. Bilgi kazanımının belli bir programlanma çizgisinde gerçekleştiğini gösterir kanıtlar vardır. Psikologlar buna "öngörülmüş öğrenme" diyorlar. Yaşamın ilk altı yılını birlikte geçirdiğimiz kişilerle eşleşmemizi önleyen ensest yasağı, işte bu tür bir öğrenme kimliği taşıyor. Belli bir şey yönünde ve belli bir başka şeye karşı başından başlayarak duygusal bir eğilim gösteriyorsanız, kültürel düzeydeki rasyonel açıklamaları bir yana bırakıp, evrim süreçleri tarafından yapınıza yerleştirilmiş olan belirli bir güvenlik önleminin varlığını düşünmeniz gerekir.

HARRIS. Eğer bu konuda böyle bir güvenlik önlemi sözkonusu ise, bunun çok zayıf bir önlem olduğunu da itiraf etmeniz gerekecektir. Kültürden gelen çeşitli sert ceza ve yaptırımlarla desteklenmesi gerekmemiş midir?

İnsanlarda eşleşme davranışlarını düzenleyen belirli birtakım genler bulunduğu varsayımını şüpheyle karşılıyorum. Kültürlerdeki cinsel davranışların, eşleşme seçeneklerinin ve evlilik biçimlerinin çokluğuna baktığımızda bu yönde şüpheye düşmemek sözkonusu olamaz. Sosyobiyoloji yaklaşımının en büyük güçlüklerinden birisi, varsayılan birtakım genler hakkında bizden fikir yürütmemizin beklenmesidir. Burada sözü edilen genler, örneğin kan gruplarının açıklanmasında başvurduğumuz genlere benzemiyor. Bizden burada istenilen şey, eşleşme, ensest yasağı, sosyal düzen, siyasal düzen gibi konularda sözsahibinin genlerimiz olduğunu kabul etmemizdir. Oysa böyle bir istek karşısında, bu genlerin topluluktan topluluğa değişiklik gösterdikleri sonucuna varmamız gerekirdi. Adını andığımız bütün bu sosyo-kültürel kurumların topluluktan topluluğa çok büyük farklılıklar göstermekte olduklarını gözden uzak tutamayız.

BAŞA DÖNÜŞ

antropoloji

biyolojik kültürel evrim     kalıtım sosyobiyoloji