|
|
Sosyobiyoloji, türlerdeki sosyal davranışların biyolojik köklerini araştıran ve inceleyen bir bilim dalıdır. Bu araştırmalar, bütün biyolojik türler için sözkonusudur. Ancak doğal olarak, ortaya koyduğumuz sonuçların en tartışmalı bölümlerini insanla ilgili görüşlerimiz oluşturuyor. Biyolojik evrim ve kültürel evrim arasında şimdi öne geçmiş olan kültürel çizgi, başlangıçta evrim sürecindeki olağan genetik bazdan yola çıkmıştı. Kültürümüz bizi çok daha ötelere götürebilecektir, ancak dizginleri genlerimiz elinde tutuyor. Şunu söylemek istiyorum: Kültürel evrim, yönü ve ulaşabileceği boyutlar açısından, genetik gerekirliklerin belirleyici etkisi ve denetimi altındadır. Bunun genetik bir denetim olduğunu söylersek, o zaman sosyal hizmet uzmanlarının bildirdikleri yılda iki milyonu bulan ensest (fücur) olaylarının açıklanmasında güçlüklere uğramaz mıyız? Sorumuz şu olmalı: Niçin tarihte bugüne değin ensesti onaylayan yada koruyan bir topluluk görülmemiştir? Buna yanıt aradığımızda, nedenin genetik değil, kültürel olduğunu anlarız.
BİR TARTIŞMA: GENETİK KALITIM MI? KÜLTÜREL KOŞULLANMA MI ? Sosyo-biyoloji ve Antropoloji Neler Söylüyor?
|
|
Çeviren: Yalçın İZBUL BÖLÜMLER İÇİN TIKLAYINIZ
II - Biyolojik Evrim -- Kültürel Evrim
Ücretsiz İnternet Yayınlarımız
Aşağıda Araştırma için Anahtar Sözcükler Yer Almaktadır. Lütfen doğrudan makaleye geçiniz: TIKLAYINIZ --------------------------------------------------------------------- Sosyobiyoloji, türlerdeki sosyal davranışların biyolojik köklerini araştıran ve inceleyen bir bilim dalıdır. Bu araştırmalar, bütün biyolojik türler için sözkonusudur. Ancak doğal olarak, ortaya koyduğumuz sonuçların en tartışmalı bölümlerini insanla ilgili görüşlerimiz oluşturuyor. Oysa sosyobiyoloji kuramı, sosyal sistemlerin temel ilke ve süreçlerini biyolojik türler genelinde ele almaktadır. İnsan türü ile özel olarak ilgilenen bir bilim dalı değildir. İnsan davranışlarının kökenleri konusunda geniş tabanlı bir görüşler yelpazesine açık bulunmaktadır. Antropolojide, kültürlenme sonucu gelişen farklılıklara ilgi duyulmaktadır. Biyolojide ise, bunlar ikinci plâna bırakılarak, genetik evrime tanık olan ortak örüntüler üzerinde durulmakta, davranışlarımızın biyolojik evrime dayalı kökleri önplâna alınmaktadır. Bana göre bu iki yaklaşım aslında birbirini tamamlayan iki bakış açısıdır. Biyologlar insan türünü öteki türlerle karşılaştırarak inceliyor. Başka bir deyişle, insanın biyolojik evrimdeki yerini araştırıyor. Sonuçta, insan toplulukları arasındaki kültür farklılıklarını görmezden geliyorlar. Oysa bir antropolog, özellikle bu farklılıklar üzerinde durmakta, bunların kaynağı ve önemi ile ilgilenmektedir. Bu konuyu açmakla, Sosyobiyoloji tezindeki biyoloji katkısının antropolojiye kuramsal açıdan ençok yardımcı olabileceği konulardan birisine parmak basmış oldunuz. Sosyobiyoloji, birinci ve ikinci derecedeki sencillik örnekleri arasındaki farkın açıklanabileceği görüşündedir. Birinci derecede sencillik dediğimizde, bireyin kendi yakın akrabaları ile olan yardımlaşmasına ilişkin genetik kalıpları kastediyoruz. İkinci derecede sencillik ise, insan ilişkilerinde de yaygın biçimde rastlanılan, karşılıklı sosyal yardımlaşma ilkeleri anlamında kullanılmaktadır. Biyolojik evrim ve kültürel evrim arasında şimdi öne geçmiş olan kültürel çizgi, başlangıçta evrim sürecindeki olağan genetik bazdan yola çıkmıştı. Kültürümüz bizi çok daha ötelere götürebilecektir, ancak dizginleri genlerimiz elinde tutuyor. Şunu söylemek istiyorum: Kültürel evrim, yönü ve ulaşabileceği boyutlar açısından, genetik gerekirliklerin belirleyici etkisi ve denetimi altındadır. Bunun genetik bir denetim olduğunu söylersek, o zaman sosyal hizmet uzmanlarının bildirdikleri yılda iki milyonu bulan ensest (fücur) olaylarının açıklanmasında güçlüklere uğramaz mıyız? Sorumuz şu olmalı: Niçin tarihte bugüne değin ensesti onaylayan yada koruyan bir topluluk görülmemiştir? Buna yanıt aradığımızda, nedenin genetik değil, kültürel olduğunu anlarız. |