Uluslararası rüşvet, kültür tipleri, sıkı bağlamlı kültürler, gevşek bağlamlı kültürler, iki tip kültür, kültürel koşullanma, konuşma dışı iletişim, uluslararası siyaset, uluslararası ilişkiler, kültürel koşullanma ve davranışlar, çeşitli ülke kültürlerinden örnekler, Lübnan, Lübnanlı, Japon, Japonya, ve diğerleri, rüşvet, uluslararası rüşvet...

KÜLTÜRLER NİÇİN ÇATIŞIYOR?

İkinci Bölüm

 
 

PT. Geçtiğimiz günlerde, bazı Amerikan firmalarının dış ülkelerdeki kimi devlet görevlilerine yüksek rüşvetler ödemek zorunda kaldıkları açığa çıktı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

HALL. Bildiğim kadarıyla rüşvet alıp vermek, en sık rastlanıldığı ülkeler dahil, dünyanın hiçbir yerinde ahlaken hoş karşılanmayan bir uygulamadır. Oysa, birçok ülkede memurların kazancı geçinmeleri için gerekli düzeyin çok altındadır. Bu yüzden, görevlerini yaparken birkaç kuruş da bahşiş kabul ettiklerini görürsünüz. Ancak, vizenizi damgalayan memura küçük bir bahşiş vermekle, bir uçak satışı anlaşması için milyonlarca dolar ödemek zorunda bırakılmak arasında dağlar kadar fark var.

 

PT. Şimdi de sıkı ve gevşek bağlamlı kültürler arasındaki farklılıklardan biraz söz eder misiniz? Diyelim ki bunlardan birinci türe girenlerde kişinin sorumlulukları sorununa nasıl bir çözüm getirilmektedir?

HALL. Bu iki tip kültür arasındaki temel fark, konuşma yada bir başka tür iletişim sırasında alınıp verilen bilgilerin dayandığı kültür yumağının paylaşılma derecesindedir. Sıkı bağlamlı kültürlerde yasal belgelere genellikle daha az iş düşer. Bu tür kültürlerde, kâğıt üzerindeki anlaşma maddelerinden çok, kişinin dost ve akrabalarıyla oluşturduğu ilişkiler ağının gücüne ve etkisine güvenilir. En yalın konularda bile bu iki sistemin farklı yaklaşımları gözlemlenebiliyor. Yıllar öncesinde bir kez Girit adasını ziyaret ediyordum. Bu arada Knossos örenlerini de görmek istedim. Yolculuk arkadaşım -- ki kendisi, hareketli ve gevşek bağlamlı bir kültür merkezi olan New York'tandır -- işi üzerine aldı. Önce bir taksi şoförüyle pazarlık yapıldı. Ücret konusunda anlaşmaya varıldı. Tam arabaya biniyorduk ki, arkadaşımın bir başka şoförle daha pazarlığa koyulup, sununda daha az bir ücret için anlaşmaya vardığına tanık oldum. Birinci şoför duruma fena halde içerlemişti. Çünkü ona göre, sözlü bir anlaşma bozulmuş, verilen sözden dönülmüştü. Oysa gevşek bağlamlı New York kültüründen gelen arkadaşım için bundan daha doğal birşey olamazdı. Yetmişbeş sent daha ucuzuna bir pazarlık kapatmış, bir başkasıyla anlaşmaya varmıştı. İlk şoförün yüzündeki ifade, dünyada bundan daha utanç verici birşey düşünemediğini söyler gibiydi...

PT. Oysa arkadaşınız iş rekabetinin önde geldiği bir kültürde yetişmişti...

HALL. Evet, Fakat rekabet üzerinde ısrarlı olmak kimi ülkelerde sorunlara yol açabilir. Sıkı bağlamlı bir kültürde, yaptırmak istediğiniz işi, bunu en iyi şekilde yapacağına inandığınız, fakat aynı zamanda üzerinde belli bir etkiniz olabileceğine güvendiğiniz kişiye bırakırsınız. Gevşek bağlamlı bir kültürde ise, şartnameyi o derece ayrıntılı hazırlamağa çalışırsınız ki, karşınızdaki adam işi savsaklamak olanağı bulamasın. Japonya'daki müteahhid size bir kâğıt parçasının yapılacak işin nitelikli olmasıyla ne ilgisi olduğunu soracak, eğer birbirinize güvenemiyorsanız birlikte işe girişmenin ne anlamı olacağı yolunda serzenişte bulunacaktır.

Başka örnekler de verebilirim. Lübnan'da bir arkadaşım, bir akşam kalabalık bir grupla birlikte yemeğe çıkmıştı. Konuşma sırasında bir ara, yeterli sermayesi olsa büyük yatırımlara girişebileceğinden filan söz etmiş. Rastgele bir söz... Grup dağılırken, adamlardan birisi kartını vererek kendisini ertesi gün aramasını rica etmiş. Ertesi gün buluştuklarında, arkadaşıma ne kadar paraya gereksinim duyduğunu sormuş ve hemen bir çek doldurarak uzatmış. Sözünü ettiğim Lübnanlı işadamı arkadaşımı önceden tanıyor değildi, fakat kendisini akşamki grubun içinde tanımış olmasını yeterli güvence saymıştı.

PT. Yani, arkadaşınız hakkında ticarî soruşturma yaptırması gerekmiyordu.

HALL. Hayır, gerekmiyordu. Biz Amerikalıların bu konulardaki kendi gevşek bağlamlı kültürümüzden ileri gelen kimi davranışlarımız bize Orta Doğu'da çok pahalıya malolabiliyor. Birkaç yıl önce, işlerinin belirgin bir şekilde kötüye gitmesi üzerine, oradaki bankerlerimizle bir dizi görüşme yaptım. Anladığım kadarıyla, yerli bankalarla rekabeti sürdüremiyorlardı. Belirli bir miktarın üzerindeki kredi talepleri için, bizimkiler New York'a danışıp izin almak zorundaydılar. New York'tan yanıt gelinceye kadar, müşteri çoktan kaçırılmış oluyordu.

PT. Sonuçta Amerikan bankalarına belki de yalnızca yüksek riskli kredi taleplerini karşılamak kalıyordu sanırım. Oysa sıkı bağlamlı bir kültürün üyeleri, kişinin katıldığı gruba bakarak risk derecelerini kolaylıkla yordamlayabiliyorlardı, değil mi?

HALL. Bütünüyle öyle.

PT. Geçtiğimiz günlerde, bazı Amerikan firmalarının dış ülkelerdeki kimi devlet görevlilerine yüksek rüşvetler ödemek zorunda kaldıkları açığa çıktı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

HALL. Bildiğim kadarıyla rüşvet alıp vermek, en sık rastlanıldığı ülkeler dahil, dünyanın hiçbir yerinde ahlaken hoş karşılanmayan bir uygulamadır. Oysa, birçok ülkede memurların kazancı geçinmeleri için gerekli düzeyin çok altındadır. Bu yüzden, görevlerini yaparken birkaç kuruş da bahşiş kabul ettiklerini görürsünüz. Ancak, vizenizi damgalayan memura küçük bir bahşiş vermekle, bir uçak satışı anlaşması için milyonlarca dolar ödemek zorunda bırakılmak arasında dağlar kadar fark var.

PT. Söylediklerinizden şunu çıkarıyorum: Sıkı bağlamlı bir kültürde işler kimin kimlerin dostu, tanıdığı olduğuna göre yürütülüyor. Amerikan kültüründe ise, varılan anlaşmanın maddeleri esastır. Belki de Amerikan firmaları aracılara ödedikleri rüşvetlerle aslında bu arkadaşlık örüntülerini satın almağa çalışmış oluyorlar.

HALL. Çok haklısınız. Amerikalılar sonradan satın almağa çalıştıkları bu dostluk bağlarını isteseler kendileri de kurabilirler. Fakat bu iş uzun zaman ister. Çoğu şirket bunu bir zaman yitimi sayacaktı. İlerde kullanabilecekleri bir bağlantı için şimdiden yatırım yapmaktansa, kestirmeden gidip parayı bastırmayı daha ehven buluyorlar.

PT. Watergate olayı Japonya gibi sıkı bağlamlı bir kültürde ortaya çıkarılsaydı neler olurdu?

HALL. Çok ilgi çekici farklılıklar gözlemlemek mümkün olurdu. Bir kez, Japonya'da sorumlu adam herzaman için tepedeki adamdır. Herhalde, Nixon'un intiharına tanık olurduk. My-Lai katliamı olayında da General Westmoreland suçu kendisi üstlenirdi. Gevşek bağlamlı kültür örüntülerirıde sorumluluklar mümkün olduğu ölçüde aşağıdaki adamların üzerine yıkılır. Sıkı bağlamlı örüntülerde ise, yukardaki adam herşeyden sorumlu tutulur.

PT. Demek ki Harry Truman'ın masasının üzerine koydurttuğu "Sorumluluk benimdir" tümcesi böyle bir kültür anlayışının izlerini taşıyormuş... Biliyorsunuz, Truman herşeyde sorumluluğu kabul eder, örneğin bombanın atılmasının yalnız ve yalnız kendi kararı ve emri olduğunu söylerdi.

HALL. Truman, sağlam bir ahlâk yapısına sahip, toplumsal yaşamın sürekliliğine içtenlikle inanan ve görevinin gereklerine sosyal bir kurum olarak büyük saygısı bulunan bir başkandı. Geçmiş çağların adamıydı diyebiliriz. Eski günlerde Amerika'da da herkesin sözü senet sayılırdı. Bunun asıl nedeni, nüfusların herkesin birbirini tanıyabileceği ölçüde küçük olmasıydı. Truman işte bu gelenekten geliyordu. Bizim kültürümüz gitgide daha gevşek bağlamlı bir kültür kimliğine bürünüyor.

PT. Bu görüşünüze katılmamak mümkün değil. Öte yandan, çağımız sanki bize yaşantımızı nasıl sürdürmemiz gerektiğini öğreten uzmanlar çağı. Bir zamanlar yaşamın en doğal1 parçaları sayılacak cinsel sorunlardan çocuk bakımına, yada kişilik geliştirimine değin her alanda bize öğüt vermeğe hazır uzmanlar var. Artık evlilikler bile bir sözleşme üzerinde her şeyiyle peşin bir anlaşmaya bağlanıyor. Bulaşığı kimin yıkayacağından, eşlerden herbirisiııin haftada kaç gün akşamları sokağa çıkacağına değin...

HALL. Gevşek bağlamlı kültürlerde ortaya çıkan sorunlardan birisi de budur. Kişilerin yaşam deneyimleri birbirinden farklı oluyor. Ortaklaşılan konular azalıyor. Çeşitli alanlardaki "uzmanlık" dallarının ve "uzman" kişilerin ortaya çıkışı bunun bir sonucudur. Evlilik kontratlarının bu biçimde ayrıntılara bağlanması, kişiler arasındaki bağların zayıflamakta olduğunu gösteriyor. Oysa sıkı bağlamlı kültürlerde bu ilişkiler öylesine güçlüdür ki, ne bunları değiştirebilir, ne de bunlardan kaçabilirsiniz.

PT. Şimdiye değin söylediğiniz lıerşey sıkı bağlamlı kültürlerin lehine oldu. Bunların eleştirilecek yönleri de yok mudur?

HALL. Az önce dokunmuş olduğumuz gibi, bu tür kültürlerde değişme genellikle sancılı oluyor. Gelişme çok yavaş. Çoğu zaman, kişiyi bir mengene gibi dişleri arasında sıkan katı bir aile yapısı ve sınıf sistemi vardır. Bunun dışına çıkamazsınız. Kaynanasından intikam almak isteyen Japon kadını, kendi oğlunun aileye bir gelin getireceği günleri beklemek zorundadır. Böyle kültürlerde sosyal hareketlilik de pek düşük düzeydedir. Genellikle babanızın mesleğini seçersiniz. Yada, yine Japonya örneğinde olduğu gibi, sizi yanına almayı kabul eden kişiyle yaşam boyu sürecek bir bağımlılığa girmek durumunda olabilirsiniz. Sıkı bağlamlı kültürler topluluk yaşantısını önplâna alarak düzenlenmişlerdir. Bireyciliğe yer yoktur. Grup dışında kalan kişiler çaresizlik içindedir.

PT. Tanıdığımız bellibaşlı kültürleri bağlam açısından sınıflandırarak sıralayabilir misiniz?

HALL. Gevşek bağlamlı kültürler açısından bence zirveye İsviçre Alman kültürünü yerleştirebiliriz. Daha sonra sırasıyla Almanlar ve İskandinavya'lılar gelir. Sonra biz. Sonra da Fransızlar, İngilizler, İtalyanlar, İspanyollar, Yunanlılar, ve Araplar. Kısacası, Avrupa'da kuzeyden güneye inildikçe kültür bağlamının yoğunlaştığını görürüz. İnsan ilişkileri yoğunluk kazanıyor, demek istiyorum. Buna ilişkin ipuçlarını bir İsveç sinema filmi ile bir İtalyan filmi arasındaki belirgin farklılıkta bulabilirsiniz.

PT. Evet, Bergman'ın filimlerinde kişilerin neyi niçin yaptığını sorsanız, herkesten farklı bir yanıt alıyorsunuz.

HALL. Bergman'ın filimlerinden söz açılmışken, şunu bilmekte yarar var: Filimden bizim çıkaracağımız sonuç ne olursa olsun, İsveçlilerin farklı bir sonuç çıkarmış olacaklarına kesin gözüyle bakabiliriz. Bu filimlerde ne olup bittiğini onlar gibi yorumlayabilmemiz pek olanaklı görünmüyor.

BAŞA DÖNÜŞ

         

Uluslararası rüşvet, kültür tipleri, sıkı bağlamlı kültürler, gevşek bağlamlı kültürler, iki tip kültür, kültürel koşullanma, konuşma dışı iletişim, uluslararası siyaset, uluslararası ilişkiler, kültürel koşullanma ve davranışlar, çeşitli ülke kültürlerinden örnekler, Lübnan, Lübnanlı, Japon, Japonya, ve diğerleri, rüşvet, uluslararası rüşvet...