Kültürden kültüre farklılıklar, kültür farkları, kültür farklılıkları, kültürler, kültürel koşullanma, konuşma dışı iletişim, uluslararası davranış farkları, bilinç-altı kültür farklılıkları, kültürlerdeki zaman kavramlarının farklılığı, kültürlerdeki uzam (=mekan) kavramlarının farklılığı...

KÜLTÜRLER NİÇİN ÇATIŞIYOR?

Üçüncü Bölüm

 
 

PT. Davranışlarımız arasındaki farklılıkların önde gelen nedenlerinden birisinin de, kültürlerdeki zaman kavramlarının farklılığında aranması gerektiği yolundaki görüşünüzü biliyoruz. Zaman kavramlarımızın kültürlerin yapısını yada kişilerin dünya görüşünü nasıl etkilediği konusunda da bizi aydınlatır mısınız?


PT. Biraz önce kültürlerin içinde yaşanılan uzamı (=mekanı) da farklı biçimde değerlendirdiklerini söylemiştiniz. Bunu biraz açar mısınız?

HALL. Uzam (=mekan) algılaması, kültürden kültüre önemli değerlendirme farklılıkları gösteren, başlıbasına bir iletişim ortamı oluşturur. Amerikalıların ve kuzey Avrupalıların Orta Doğu ülkelerinde kapıldıkları rahatsızlık duygusunun bir nedeni de budur. Araplar konuşurken sanki içinize girerler. Solukları yüzünüze vurur. Bu tür bir davranış, sıkı bağlamlı bir kültürde alışılmış yakın dostluk ilişkilerinin bir parçasıdır. Eğer bir Arap bu derece yakınınıza gelmiyorsa, bu davranışı, sizden uzak durduğunun, örneğin size karşı bir mahçubiyeti olduğunun belirtisi olarak yorumlanır.

PT. Başka bir deyişle, Araplar için bu davranışlar bilinç-altındaki kültürel alışkanlıklarının doğal bir parçası oluyor...

HALL. Evet, durumu farklı algılıyoruz demektir. Araplar size şöyle diyeceklerdir: Niçin bu kadar utangaçsınız? Soluğunuzu niçin çeviriyorsunuz?! Öte yandan, kendi duyduğu rahatsızlığın nedenini kestiremeyen Amerikalı da, Arapları itici kakıcı ve kaba adamlar olarak değerlendirecektir. Arap ona yaklaştıkça, o öteye kaçacaktır. Doğaldır ki, Arap da peşinden... Böylece bir kovalamacadır, sürüp gidecektir... Çünkü bir Arap için kişiler arasında iletişim kurulabilmesi uzam içinde belli bir yakınlık gerektirir. Bu gerçeği öğrenen bir Amerikalı, durumu neden sonra yeniden değerlendirerek, duyduğu rahatsızlık hissini gidermek yolunu bulmuş olacaktır.

PT. The Hidden Dimensions (Görünmeyen Boyutlar) başlıklı kitabınızda, hepimizin bir sabun köpüğü gibi kişiye özel belli bir uzamı beraberimizde taşıdığımızı, üzerine bastığımız yerin kendimize ait olduğunu hissettiğimizi söylemiştiniz. Bu konuyu da biraz açar mısınız?

HALL. Çok önemli bir konu. Burada da kültürel alışkanlıklarımız yüzünden çoğu zaman zor durumlarda kalabilir, öfke yada korku duygularına kapılabiliriz. Arap dünyasında ise bastığınız zemin üzerinde böyle bir egemenlik iddiasının geçerli olmadığı anlaşılıyor. Köşebaşında dururken, bir Arap tarafından sanki sizin bastığınız yere o gelip dikilmek istiyormuşçasına itilip kakılmanız olasıdır. Üzerine bastığı yerin efendisi olduğu duygusuna koşullanmış bir Amerikalı yada Alman için bu dayanılmaz bir durum yaratır. Size göre kişiliğinizin temel haklarından birisi çiğnenmektedir. Oysa karşınızdakinin bu davranışının ardında yalnızca farklı bir uzam mülkiyeti anlayışı yatmaktadır. Bunun ötesinde Arap dünyasında insanın topluluk içinde sanki kendi vücudu üzerinde bile mülkiyet hakkı yok gibidir. Bunun garip örnekleri görülmüştür. Örneğin Beyrut'ta Amerikalı kadınlar yıllardan beri otobüslere binmekten vazgeçmişlerdir. Öyle görülmüştür ki, çevrelerindeki herkes kendilerine karşı ortak mülkiyet savunur gibi bir yaklaşım içindedir! Aslında bu olup bitenleri, Arapça'nın sözcük dağarcığından da kestirmek olanaklıdır. Arapça'da 'mülkiyete tecavüz" yada "ırza geçmek" gibi kavramlar karşılığı sözcükler bulunmamaktadır. [Aynen çeviriyor, fakat Hall'ın bu konuda herhalde yanılgı içinde olduğunu düşünüyorum -- Çev.] Yüksek ölçüde gelişmiş bir id ve ego 'nun belirgin karakter özelliklerini oluşturduğu bu insanlar, süperego karşılığında ise ortalama Avrupalı'nın alışkın olmadığı ölçüde sıkı kuralları bulunan bir kültür ortamında yaşamak durumundadırlar.

Uzamın değerlendirilmesi, gerçekten de iletişim ve bildirişim yollarımızdan birisini oluşturuyor. "Yakın" arkadaşlıklardan söz ettiğimiz gibi, duygularına kapılmayan, mantığa dayalı davranışları yeğleyen kişileri de "uzak durmak" la suçlamaz mıyız? Bir keresinde, hastanede çalışan bir hemşireden doktorlar hakkında çok ilgimi çeken bir değerlendirme dinlemiştim. Hastaya ilgi duyan doktorlar hastanın başucunda, hastalığa ilgi duyan doktorlar ise ayakucunda dururlarmış. Böylece, farkında olmadıkları bir uzam davranışı ile, ilgi yönelimlerini açığa vurmuş oluyorlardı.

PT. Davranışlarımızın bizi ele verdiği konusunda son günlerde çok şey yazılıyor, konuşuluyor. Bu konuları işleyen kitaplar, listelerde çok satılan kitaplar arasında yer alıyor. İş yaşamında nasıl başarılı olacağınızı, kokteyllerde nasıl herkesin dikkatini üzerinizde toplayacağınızı, karşı cins için kendinizi nasıl çekici kılacağınızı anlatan kitaplar var. Bütün sorun vücut devinimlerinin dilini okuyabilmekten öte gitmiyormuş! Sizce bu kitaplar kişiye savunulduğu ölçüde yardımcı olabilirler mi?

HALL. Kanımca bütün bu kitaplar berbat şeyler. Ne yazık ki bir avuç piyasa yazarı, bizlerin insan davranışları hakkında ortaya koymakta olduğumuz bilgileri sömürerek, çalışmalarımıza kötü bir ün kazandırdılar. Bu işi para kazanmak için kullanan birisi, bacak bacak üstüne atmanın belirli anlamlar taşıdığı yolunda birtakım tezler ileri sürüyorsa, konuyu gereksiz yere sorun haline getirmekten öte birşey yapmıyor demektir. Kişiler arası ilişkilerden söz ederken, sorunları bir hayal dünyası üzerine değil, gerçekler dünyası üzerine kurmamız gerekiyor.

PT. Bu tür kitapları okuyanların, doğal davranışlarımızı yapay birtakım anlamlarla süslediklerini mi ima ediyorsunuz?

HALL. Evet, bunu söylüyorum. Bu tür kitaplar size insanları kullanmak düşüncesini aşılıyor. Oysa insanları kullanmağa kalkışmanın savunulacak yönü olamaz. Ayrıca kadınlar, kendilerine bir cinsel araç tavrıyla yaklaşılmasından hiç hoşlanmazlar. Çünkü bu da bir tür insanları kullanma örneğidir.

PT. Ahlak açısından sakıncaları bir yana, bu tür kitapların pratik değeri var mıdır?

HALL. Bu tür kitaplarda bulacağınız öğütler çoğu zaman saçma şeylerdir. Bir işe yaramazlar. Böyle kitapları yazanlar ve yayınlayanlar, insanları zayıf noktalarından yakalamağa çalışıyorlar. Ancak okuyucu öğütlerin bir işe yaramadığını görünce, haklı olarak hayal kırıklığı ve öfkeye kapılmaktadır.

PT. Bu kitapların sakıncası, davranışlarımızı kültür bağlamı dışında değerlendirmeğe çalışmaları mıdır demek istiyorsunuz?

HALL. Konunun canalıcı noktasına parmak bastınız. Davranışlarımız kültür bağlamına oturtulmadığı sürece, bunların anlaşılabileceğini sanmıyorum. Konuyu sömüren kişiler, sorunları kültür bağlamı dışına çıkarıyorlar. Ben kendi adıma, konuşma dışı iletişimden söz ettiğimde, yalnızca vücut devinimlerimizin taşıdığı anlamları değil, daha geniş çerçevede davranışlarımızın tümünü düşünüyorum. Zaman, uzam, nesneler ve buna benzer herşey ile ilgili kavramlarımızı da bu toplam davranışlar çerçevesinde değerlendirmemiz gereğine, inanıyorum.

PT. Davranışlarımız arasındaki farklılıkların önde gelen nedenlerinden birisinin de, kültürlerdeki zaman kavramlarının farklılığında aranması gerektiği yolundaki görüşünüzü biliyoruz. Zaman kavramlarımızın kültürlerin yapısını yada kişilerin dünya görüşünü nasıl etkilediği konusunda da bizi aydınlatır mısınız?

HALL. Uzam gibi, zamana ilişkin davranışlarımız da başlıbaşına bir bildirişim dizgesi oluşturur. Geleneksel niteliği ağır basan bu dizge, yaşam tarzımızı derinden etkiler. Kültürümüz zamana ilişkin kavramlarımıza günlük etkinliklerimiz içinde temel bir işlev öngörmüştür. Zamandan söz ederken sanki paradan söz ediyormuşuz gibi konuşuruz: Zaman harcamak, zamandan tasarruf etmek gibi deyimlerimiz vardır. Zamana ilişkin kavram örüntülerimiz psikolojik yapımıza öyle derinlemesine işlemiştir ki, bunları oradan söküp çıkarmanın yolıı yoktur. Batı dünyasını, alıştığı ardışıklık kavramından, yani olayların ardarda dizildikleri görüşüne dayalı zaman anlayışından yoksun bırakacak olsanız, çöküntüye uğrar. Yarattığımız teknoloji, eşzamanlı (senkronik) bir zaman anlayışını gerekli kılıyor. Bu tür bir zaman planlamasından dolayıdır ki tirenlerimiz yürüyebiliyor, uçaklarımız havalanabiliyor.

Öte yandan, zaman kavramlarımızın tutsağı olmaktan yana, kimsenin İsviçrelilerle boy ölçüşebileceğini sanmıyorum. İsviçre demiryolları üzerinde dağın tepesindeki en çelimsiz istasyonda bile durduğunuzda, direklerde geldiğiniz ve gideceğiniz istasyonların dakika cinsinden uzaklığını okuyabilirsiniz. Dikkatinizi çekerim, kilometre cinsinden değil, saat ve dakika cinsinden...

PT. Anlaşılan İsviçrelilerin saat yapımcısı bir ulus olmaları bir rastlantı değil. Zaman kavramları konusunda farklı bir kültürden de birkaç örnek verebilir misiniz?

HALL. Hopi kızılderililerini alalım. Hopiler'in zaman kavramlarındaki farklılık bizim için elverişli bir karşılaştırma zemini sağlıyor. Bu kültürde, herşeyi yöneten tek bir zaman dizgesi anlayışı bulunmamaktadır. Tam tersine, her varlığın kendisine özgü bir zaman boyutuna sahip olduğu görüşüne dayalı bir anlayış geçerlidir. Hopiler, diyelim ki herhangi bir hayvan yada bitkiyi de onun kendi zaman ölçütleri içinde değerlendirmek gereğine inanırlar. Bu kültür sistemini, "çokzamanlı" bir sistem olarak tanımlayabiliriz. Kimi zaman bunun zararını çektikleri de olmuştur. Hopilere yavaş büyüyen ve hasat zamanı geciken bir tahıl cinsi satacak olsanız, durumu olduğu gibi kabullenmeleri işten bile değildir. Beyaz Amerikalılar aynı durumda hemen bu türü ıslah ederek, daha hızlı olgunlaşacak bir tür elde etmeğe çalışırlardı. Hopi kızılderilileri için, yaşayan bir sistemin kendi zaman akışına karışılması sözkonusu olamaz.

PT. Çok zamanlı böyle bir yaklaşım, çocukları belli bir yaşa gelip de "halâ" yürümeğe yada konuşmağa başlamamış tedirgin Amerikalı anneler için oldukça yararlı olurdu sanırım... Kendilerine her çocuğun ayrı bir büyüme yaşı olduğu çok kez söylenmiştir, ama bunu birtürlü kabullenmeğe yanaşmazlar.

HALL. Bunun nedeni, aynı konuda belli standartlara inanıyor olmalarıdır... Herşeyi belli standartlara göre ölçeriz. Ancak şunu da ekleyeyim: Aslında ev kadınlarımız hepimizden daha ileri ölçüde çokzamanlı bir yaşam tarzına uyarlanmışlardır. Kocası işe uğurlanacak, çocuklar yedirilecek, içirilecek, banyoya sokulacak; yemek pişirilecek; çamaşır yıkanacak; gömlekler ütülenecek... Bütün bu işlerden herbirisi ayrı bir zamanlama gerektirir. Evkadınlarını yaşadıkları hayata isyan ettiren bellibaşlı nedenlerden birisi de budur. Çokzamanlı bir bakış açısı, topluluk adına, kişilikten özveri gerektirir. Buna karşılık tekzamanlı bir bakış açısı ise, kimi zaman kişilik duygusunu kendine tapınma ölçülerine yükseltir. Ancak, kişiliğinizi, diyelim ki Pueblo kızılderililerinde olduğu gibi, grupla olan bütünleşmenizden kazanıyorsanız, tekzamanlı bir dünya görüşü kişiliğiniz için yıkım olacak demektir.

PT. Zaman kavramlaştırma dizgelerindeki farklılıklar kültürler arası çatışmalara neden olabiliyor mu?

HALL. Elbette. Bu tür farklılıklar kişiler yada gruplar arasında türlü gerilimlere yol açabilir. Pekçok örnekleri vardır. Bundan kırk yıl kadar önce, Hopi kültürü ile ilgili bir alan çalışması yapıyordum. Bulunduğum çevreye yakın bir baraj inşaatında kendilerine iş verilmişti. Vergi ödeyen yurttaşların, paralarının karşılığını gecikmesiz görmek isteyecekleri türden bir proje. İlgililer bir baraj inşaatının ne kadar zamanda bitirilebileceğini doğaldır ki biliyorlardı. Buna dayanılarak belli bir bitirme tarihi plânlanmıştı. Ancak Hopi işçilerinin çalışma temposu yüzünden, başlangıçtaki plânların önemli ölçüde aksadığını hatırlıyorum. Sanırım, onlara bir barajın, diyelim ki doksan günde bitirilmesinin barajların genel doğası olduğu yolunda bir kavram aktarabilseydik, sorun kökünden çözülmüş olurdu. Ama o zamanlar bu gibi konularda pek fazla bilgimiz yoktu.

PT. Öteki Batı ülkelerinde de bizimkine benzeyen tekzamanlı bir anlayış mı yaygındır?

HALL. Pek değil. Latin Amerika ve Akdeniz ülkelerinde çokzamanlı kültür tipi daha yaygındır. Böyle bir anlayışın genellikle sıkı bağlamlı kültürlerle içice olduğunu söyleyebilirim. Amerikalı işadamları ve diplomatlar bu yüzden zaman zaman çeşitli güçlüklere uğramışlardır. Latin Amerika'da randevularınızda uzun süre bekletilmeniz olağan durumlardandır. Yada bakarsınız, görüşeceğiniz kişinin yanına, başka işler için randevu almış birkaç kişi ile birlikte alınmışsınızdır. Güney Amerikalı bir işadamı için pekala olağan bir durumdur. Herkesle aynı anda ayrı ayrı ilgilenmekte olacaktır. Kendinizce durumu, size önem verilmediği yolunda yorumlarsınız. Karşı taraf ise, sizin tavrınızı kendini beğenmişlik olarak yorumlar.

PT. Bu tür kültür çatışmaları, Amerikan firmalarının Latin Amerika'daki işletmelerini ne yönde etkiliyor?

HALL. Bir örnek vereyim. Meksika'da kurdukları bir fabrikayı işletme uğraşını sürdüren bir şirketle bir süre çalıştım. Sonunda vazgeçtiler. Fabrikada istenilen nitelikte yapım standartlarına Meksikalı işçilerle varılmasının sözkonusu olamayacağı kanısına ulaşmışlardı. Sorun yalnızca zaman kavrayış farklılığı açısından çıkmıyordu. Kimi durumlarda öyle bir dizge geliştirmek zorundasınız ki, yerli halk da konuyu kendi kültür ölçütleri içinde kavrayabilsin. Çoğunlukla bir çözüm yolu bulunabilir; fakat ne yazık ki Amerikalılar çözümü bulmakta pek başarılı olamıyorlar. ARAMCO bir zamanlar Suudî Arabistan'daki tanker ulaşımında büyük kayıplara uğruyordu. Sonunda yerel bir işadamı işletme hakkını satın alarak, kendi ulaşım ağını kurdu. Yöre halkını yakından tanıyan bu kişi, tankerlerle ilgili bir dizi çapraşık işletme kuralını gündeme getirdi. Örneğin, kamyondan kaybolan en küçük birşey için bile şoför sorumlu tutuluyor; kaybolan birşey yoksa o zaman sırf bu nedenle şoföre prim veriliyordu. Ayrıca motorun yağından, arabanın genel bakım-onarımına değin herşey denetleniyor, kayıtları tutuluyordu. Çok geçmeden mil başına işletme masraflarını Amerikan yönetimindekinin üçte birine indirmeyi başarmışlardı.

PT. Anlaşılan bu işadamı, sürücülerin beklendik davranışlarını dikkate alarak bir dizi önleme el atmış...

HALL. Evet. Getirdiği düzen, bu kişilerin anlayabildiği, kabullenebildiği bir nitelik taşıyordu. Aynı önlemleri Amerikalı sürücülere uygulayamazsınız. Kamyonun bakım işlerini denetlemeğe kalkışmak, onların gözünde kesin bir yetki tecavüzü olurdu. Bizler, kendimizi iyi yöneticiler sanırız. Oysa aslında işlerimizi şöyle böyle yürütmekten öte gidemiyoruz. Üstelik çoğu zaman bunu da tam başaramıyoruz, o da başka!...

BAŞA DÖNÜŞ

         

Kültürden kültüre farklılıklar, kültür farkları, kültür farklılıkları, kültürler, kültürel koşullanma, konuşma dışı iletişim, uluslararası davranış farkları, bilinç-altı kültür farklılıkları, kültürlerdeki zaman kavramlarının farklılığı, kültürlerdeki uzam (=mekan) kavramlarının farklılığı...