Edward T. Hall, yalçın izbul, çeviri Yalçın İzbul, Çeviri makale: kültürler niçin çatışıyor? Arap İsrail Zenci Beyaz örnekleri, arap kültürü, israil kültürü, zenci kültürü, zenci beyaz çatışması, arap israil çatışması, arap israil kültür çatışması, kültürel çatışma... Avrupalılarla Araplar arasındaki diğer bir önemli farkı da, çıkabilecek anlaşmazlıkların çözülüş tarzında görürüz. Araplar için anlaşmazlıkların çözüme bağlanması üçüncü bir tarafın işe karışmasını gerektirir. Eğer iki Arabın tartışması sonunda kavgaya dönüşmüş, taraflardan birinin canı yanmışsa, suçlu sayılan çevredeki üçüncü kişilerdir!...

KÜLTÜRLER NİÇİN ÇATIŞIYOR?

Dördüncü Bölüm

 
 

Belki de din farkından önce, iki farklı gelenek sisteminden, iki uzlaşmaz yaşam tarzından söz etmemiz gerekiyor. Arapların bunu keşfetmeleri yirmi yıl sürdü. Sonunda uyandılar, ve döğüştükleri kişilerin Yahudiler olmadığını anladılar. Yahudi köyleriyle yüzyıllardır yanyana yaşayagelmişlerdi. Döğüştükleri kişiler, Avrupalılardı.

 

PT. Bütün bunlar Orta Doğu'daki ilişkilerimizi nasıl etkiliyor?

HALL. Gevşek bağlamlı kültürlerde yaşayan kişiler olarak, bizler ilişkilerimizde çoğu zaman kısıtlı bilgi kaynakları ile yetinmek durumundayız. Oysa sıkı bağlamlı kültürlerde bilgi ve haber akışımı çok çeşitli kaynaklardan sağlanır. Karşınızda Araplar varsa, besbellidir ki sizinle görüşmeden önce ellerine geçirdikleri birkaç Amerikan gazetesini okumuş, konu hakkında kendilerince bir görüşe varmışlardır. İşin garibi, yetkisiz kaynaklardan oluşturdukları bu görüşün Amerikan hükümetini bağlamayacağı yolunda kendilerine nekadar güvence verirseniz verin, sizi artık kuşkuyla karşılayacaklardır. Bölgenin ciddi bir kriz içinde olduğu bir dönemde Araplara, şuradan buradan okudukları şeylerin çeşitli çıkar çevrelerinin görüşleri olduğunu, Amerikan hükümetinin resmi görüşünü yansıtmadığını anlatmağa çalıştım. Ama kim söyler, kim dinler! Böyle durumlarda, çoğu zaman karşınızda Kissinger'ın, James Reston'un, birkaç aleyhte senatörün, petrol şirketlerinin, Doğayı Koruma Derneği'nin, ve daha bir sürü ilgili ilgisiz kişinin görüşlerinden oluşturulmuş acaip bir önyargı salatası bulmanız işten bile değildir.

Avrupalılarla Araplar arasındaki diğer bir önemli farkı da, çıkabilecek anlaşmazlıkların çözülüş tarzında görürüz. Araplar için anlaşmazlıkların çözüme bağlanması üçüncü bir tarafın işe karışmasını gerektirir. Eğer iki Arabın tartışması sonunda kavgaya dönüşmüş, taraflardan birinin canı yanmışsa, suçlu sayılan çevredeki üçüncü kişilerdir!...

PT. Mısır'ın Kissinger'ın siyasetine açık olması bundan mı kaynaklanıyor?

HALL. Kissinger'ın sağlıklı ve güvenilir bir kişilik görüntüsü var. Araplar, kişilere dayalı diplomasiden hoşlanır. Hatırlarsanız, Ralph Bunche da, ilk Arap-İsrail andlaşması için tarafları dünyadan yalıtılmış bir adadaki otele yerleştirmekle işe başlamıştı. Bir süre, iki taraf arasında mesajlar götürüp getirdi. Sonunda buzlar eridi. İnandırıcı bir kişiliği vardı. Kissinger'ın durumu da buna benziyor. Fakat söz aramızda, olayın bu yönde ilerlemesinde işleri başından plânlayarak yola çıkmış olduğunu pek sanmıyorum.

PT. Arapların ve İsraillilerin farklı kültürlerde yetişmiş olmaları sorunu güçleştiriyor mu?

HALL. Elbette... Orta Doğu'daki yaşam tarzı tam bir köy kültürü örneğidir. Köyüne bağlılık, bizim ölçülerimize vurulduğunda asla akıl erdiremeyeceğimiz bir kutsallık derecesi taşır. Dostlarımdan birisi, bundan yirmi beş yıl kadar önce Lübnan'ın bir köyünde nüfus araştırması yapıyormuş. Köylüler, köyde yaşayanların birkaç katı bir nüfustan söz etmekte direniyorlarmış. Neden sonra, birkaç kuşak öncesinden başlayarak Meksika, A.B.D. veya Brezilya'ya göç etmiş eski hemşehrilerini de köyün nüfusundan saymakta olduklarını anlamış...

Avrupalılar ve Amerikalılar sorunlarını ulusal devlet bazında düşünürler. Bu bakımdan İsrail, köy kültürlerinin ortasında kurulmuş bir ulusal devlettir. Oysa sözünü ettiğimiz şeyler, sıradan gelenekler değildir. Yurtlarından sökülüp çıkarılmış olan Filistinli Araplar bu toprakları ne unutmuşlardır, ne de unutacaklardır. Onlar için bu topraklar, otuz yıl önce babalarının sürülüp çıkarıldıkları kutsal topraklar olarak kalacaktır.

Ayrıca, İsrail'in sorunları Araplarla bitmiyor. Biliyorsunuz, Siyonizm Avrupa kökenli bir akımdır. Diyelim ki Yemen'den gelen Yahudi toplulukları da sorunlar doğurmuştur. Kısacası, yerli Yahudi nüfusunun da Avrupa geleneklerine göre yeniden eğitilmeleri gerekmiştir.

PT. Demek ki, belki de din farkından önce, iki farklı gelenek sisteminden, iki uzlaşmaz yaşam tarzından söz etmemiz gerekiyor.

HALL. Arapların bunu keşfetmeleri yirmi yıl sürdü. Sonunda uyandılar, ve döğüştükleri kişilerin Yahudiler olmadığını anladılar. Yahudi köyleriyle yüzyıllardır yanyana yaşayagelmişlerdi. Döğüştükleri kişiler, Avrupalılardı.

PT. The Hidden Dimensions başlıklı kitabınızda komşusuyla inatlaşan bir Arap'ın kendi küçücük arsası üzerine diktirdiği ince uzun bir evin fotoğrafını yayınladınız. Arapların kin ve öc alma duyguları, İsrail ile Arap devletleri arasındaki anlaşmazlığı nasıl etkilemektedir?

HALL. Sözünü ettiğiniz fotoğraftaki ev dört katlıdır. Fakat dikine yükselen bir duvardan farkı yoktur. Olayın kahramanı, yol kenarında ince bir toprak şeridine sahipti. Arkasındaki arsanın sahibi, burasını satın almak için biraz fazla ısrarda bulunmuş; üzerinde inşaat yapmağa değmeyecek ölçüde küçük ve değersiz olduğunu filan söylemiş. "Ben sana gösteririm" diyen öndeki toprak şeridinin sahibi de, iki metre enindeki bu evi yaptırmış! Hem de tam dört katlı... Arkadakinin deniz manzarasını bütünüyle kapatmak içini...

Arapların üzerine fazla giderseniz, işin sonunun nereye varacağı belli olmaz. Hele bir de "Cihad!" dediler mi, gidişin sonu felakettir demektir. İş bir kez bu yola dökülürse, ardından nelerin gelebileceğini düşünmek bile istemiyorum. Bu noktadan sonra bir Arap artık ne kendini ne de çoluk çocuğunu düşünür. Bu ateş ancak kendi kendini yiyip bitirecektir. Böyle bir durumda üçüncü kişilerin çabaları da artık boşunadır.

PT. Dilerseniz, biraz da kendi ülkemizdeki Zenci-Beyaz çekişmelerinden söz edelim. Buradaki kültür farklılıkları da anlaşmazlıklara yol açabiliyor mu?

HALL. Elimizdeki bütün veriler bunun böyle olduğunu gösteriyor. Zenci kültürü, beyazlarınki ile karşılaştırıldığında oldukça sıkı bağlamla bir kültürdür. Doğal olarak, burada orta sınıf zencilerden söz etmiyorum; orta sınıftan Amerikalı zenciler en az beyaz karşıtları kadar gevşek bağlamlı bir kültür ortamında yaşamaktadırlar.

Örnek olarak, bir kimse ile konuşurken kendisini dinlemekte olduğumuzu belirten kimi davranışlarımızı ele alalım. Bir keresinde zenci bir teknik ressamın işe yerleştirilmesine aracı olmuştum. İşinin ehli bir adamdı. Fakat çok geçmeden, kendisiyle ilgili olarak işverenden sürekli şikâyet almağa başladım. İşinden atılmak raddesine gelmişti ki, gidip kendisiyle görüşmeğe karar verdim. Görüşmemiz sırasında, sözlerime hiçbir tepki göstermediğini, sanki beni dinlemiyormuşçasına sessizce oturduğunu farkettim. Sonunda, "Beni işitmiyor musunuz acaba?" sorusunu yöneltmek zorunda kaldım. Aldığım yanıt şu oldu: "Aynı odadayız. Herhalde işitiyorum, değil mi? Sağır değilim ya!" Demek ki zenciler, kendi kültür çevrelerinde, konuşurken birbirlerinin gözlerinin içine bakmak gereğini duymuyorlardı. Beyazların yaptığı gibi kafalarını sallamak yada arada biı mırıldanarak dinlemekte olduklarını doğrulamak gibi bir alışkanlıklara da yoktu.

Eskiden Pulman vagonlarında çalışan zenci kondüktörler durmadan kafa sallamayı, arada bir "Evet, evet," demeyi huy edinmişlerdi. Beyazlara karşı takınmakta oldukları bir tavırdı bu. Beyazların kültürünü tam olarak anlamadıklarından, işi şansa bırakmıyor, işlerini dikkat ve özenle yürüttüklerini kanıtlamak amacıyla, abartılı tavırlar takınıyorlardı.

PT. Zencilerin pekçoğu bayanlar tarafından kendilerine "görünmeyen adam" muamelesi yapıldığından yakınırlar. Bu davranışı nasıl açıklıyorsunuz?

HALL. Kültür farklılığından ileri gelen yanlış bir değerlendirme olarak görüyorum. Kimi eyaletlere göre değişiklikler göstermekle birlikte, beyazlar sokakta karşıdan gelen kimseyle genellikle aralarında dört-beş metre kalıncaya değin göz temasını sürdürür. Daha yakına gelince, tanımadığı birisi ise, bakışlarını başka yöne çevirir. Kültürden gelen bir koşullanma olan bu davranışı, zenciler bütünüyle başka anlama çekerek, görmezden gelindikleri duygusuna kapılırlar. Kendi sıkı bağlamlı kültür çevrelerinde, kişiler arasında başka bakımlardan olduğu gibi göz teması yoluyla da daha sıkı ilişki örüntüleri geçerlidir.

PT. Zenci ve beyazların zaman kavramlaştırmalan da birbirlerinkinden farklı mıdır?

HALL. Zencilerin zaman anlayışının bizimkiyle karşılaştırıldığında çokzamanlı bir kavramlaştırmayı içerdiğini söyleyebilirim. Detroit otomobil fabrikalarındaki yürüyen kayışlarda kendilerine iş verildiğinde başlangıçta türlü sorunlarla karşılaşılmıştı. Zenciler beyazlarla olan ilişkilerini kastederek, "siyah adamın zaman anlayışı" gibi şaka yollu bir kavramdan söz ederler. Zencilerdeki zaman kavramlarının, soyut düzeydeki bir ölçümleme sisteminden çok, biyolojik gereksinimlerinin doğal akışına ve içinde bulunulan durumun koşullarına uyarlandığını gözlemlemek güç olmaz.

Bunun yanında zenciler, konuşma dışı iletişim davranışlarına çok daha duyarlıdırlar. Bir keresinde şöyle bir deneme düzenledim: işe alınmak için başvuran bir zencinin görüşme sırasında yine zenci bir kameraman tarafından filme alınmasını sağladım. Filim makinesinin yalnızca kayda değer davranışlar için çalıştırılmasını söylemiştim. Çekilen bölümlerde ilk bakışta kayda değer hiçbirşey dikkati çekmiyordu. Neden sonra anlaşıldı ki, kameraman küçük bir parmak kıpırdanışından bile karşısındakinin konuşma niyetini izleyebilmiş ve makinesini her seferinde tam zamanında başlatmıştı. Beyazlar, yüz ve beden devinimlerinin diline bu derece duyarlı değillerdir.

PT. Birleşik Devletler'de yaşayan çeşitli etnik grupların çoğunluğu için sıkı bağlamlı kültür tipi geçerli olduğuna göre, acaba bizim gevşek bağlamlı kültürel davranışlarımız kendileri için sorunlar yaratmıyor mudur?

HALL. Bu türden pekçok sorunla karşılaşıldığını söyleyebilirim. Kentlerde yürütülen kamulaştırma ve yenileme programlarında karşılaşılan güçlükler bunların başında gelir. Politikacılar ve plânlamacılar, etnik grupların yaşadıkları çevreleri genellikle gecekondu mahalleleri olarak nitelemeyi huy edinmişlerdir. Aslında çoğu zaman görünürdeki düzensizliğin gerisinde yatan sosyal düzen farkedilemediği için bu çeşit etiketlemelere gidilmektedir. Şikago Üniversitesi kampüsünün plânlanışı iyi bir örnektir. Burada, çevre halkından gelen tüm protestolara karşılık, Grek ve İtalyan mahalleleri kamulaştırılarak üniversite alanı için kullanılmıştı. Şunu iyi bilmek gerekir: Bir mahalleyi yerle bir ettiğinizde, yıkılan yalnızca binalar değildir. Binalarla birlikte bütün bir sosyal çevre ve bunun komşuluk örüntüleridir... Başka yerlere yerleştirilecek olan bu insanlar, yitirdikleri evleri için sanki ailelerini yitirmişçesine gözyaşı dökmektedirler. Gevşek bağlamlı bir kültür ortamında yaşayan beyazlar için bir evden ötekine pek fark bulunmayabilir. Sıkı bağlamlı kültürlerde yaşayan insanlar içim durum bambaşkadır.

PT. Bir keresinde, kentlerde gerçekleştirilen bu tür yenilenme programlarının en az bir düşman bombardımanı kadar yıkıcı nitelikler taşıdığını söylemiştiniz sanıyorum.

HALL. Rastgele bir benzetme değildi bu. Oraların durumunu gidip görünüz. Gerçekten de savaşta bombalanmış herhangi bir Avrupa kenti psikolojisinden farkı kalmamış olduğunu göreceksiniz. Açıkça söylemek gerekir ki, belli bir sosyal çevreyi dağıtmak, kentlerimizi etkileyen pekçok sorunun çıkış noktası olmaktadır. Bütün bir mahalleliyi topluca -- polis memurları, postacısı, çöpçüleri ve dükkanları ile birlikte başka yere taşımak olanaklı olabilseydi, bu sorunlar olmazdı. Ama böyle birşey gerçekleşmeyecektir. Alışılmamış ölçüde mantıklı bir plânlama örneği olurdu çünkü bu...

PT. Özetlersek, sanırını kültürel bağlam üzerinde daha büyük bir özen ve dikkatle durulması gereğini savunuyorsunuz.

HALL. Bütün bu konulara ilişkin düşüncelerimi tek cümlede dile getirecek olursam, bağlamından soyutlanan hiçbirşeyin yeterince anlaşılamayacağını yineleyebilirim. Ne yazık ki, Birleşik Devletler'de yaşayan bizler, siyaset, ekonomi, yada çevrebilim alanlarındaki sorunlarımız için uzman kişilere danışmayı gelenek haline getirdik. Oysa uzmanlar, olaylar arasındaki bağlaşıklığı bir yana itmek eğiliminde olan kimselerdir. Eğitim sistemimiz bize bu konuda yardımcı olamıyor... Okullarımızda genellikle olaylar arasında bağlantı kurmamayı öğretiyorlar. İnancım odur ki, çok daha büyük sayılarda bireşimci (=sentezci) kafayla yetişmiş insanlara gereksinimimiz vardır. Bireşimciliğin önkoşulu ise, derinlemesine bir bağlam bilinci 'nin önplanda tutulabilmesidir.

BAŞA DÖNÜŞ

    

Edward T. Hall, yalçın izbul, çeviri Yalçın İzbul, Çeviri makale: kültürler niçin çatışıyor? Arap İsrail Zenci Beyaz örnekleri, arap kültürü, israil kültürü, zenci kültürü, zenci beyaz çatışması, arap israil çatışması, arap israil kültür çatışması, kültürel çatışma... Avrupalılarla Araplar arasındaki diğer bir önemli farkı da, çıkabilecek anlaşmazlıkların çözülüş tarzında görürüz. Araplar için anlaşmazlıkların çözüme bağlanması üçüncü bir tarafın işe karışmasını gerektirir. Eğer iki Arabın tartışması sonunda kavgaya dönüşmüş, taraflardan birinin canı yanmışsa, suçlu sayılan çevredeki üçüncü kişilerdir!...