BAŞKA DÜNYALILARLA

İLETİŞİM !!

 
 

Afrika'da bir goril, önüne konulan daktilonun başına çöreklenerek, tam metin halinde Hamlet piyesini baştan sona yazıverse, hiç şaşmamak gerekir. Çünkü harflerin bu dizilişinin rastlantısal olasılığı, herhangi diğer bir diziliş olasılığıyla eşittir. Hamlet, bizim kafamızdadır; gorilin kafasında değil.


Başka Dünyalarla İletişim ve Buna Benzer Konular

Konumuza dönelim. Pragmatistlerin, tüm bilgimizin toplumsal kökenli olduğu yolundaki görüşünden söz etmiştim. Bu görüş, "var" olduğumuzun ve "kim" olduğumuzun da bilgisini içine alır. Şimdi, az önce yapmış olduğumuz gibi konuya yabancı toplulukları yada tarihin derinliklerinde kaybolmuş eski uygarlıkları anlamak açısından değil de, günümüzün modası bir başka konudan, uzayın akıllı yaratıkları ile iletişim olasılığı açısından bakalım.

Günlük konuşmada, "dil" yada "akıllı" gibi sözcüklerin rastgele kullanılmasından ötürü çeşitli kavram karışıklıkları doğduğunu hep biliriz. Tıpkı düşünmek için olduğu gibi, iletişim için de işaretlere gereksinim vardır. Bir kavramın bir başka kavramdan ayırdedilebilmesi için, önce belirtilebilmesi gerekir. Bu noktada, Charles Sanders Peirce’in sorusunu yineleyerek, "İşaret nedir?" diye sorabiliriz. İster Dünyalı ister Marslı olsun, yaratıkların kafalarındaki kavramları gözlemlemek olanak dışıdır. Yalnızca yol açtıkları sonuçlar üzerinde gözlemde bulunabiliriz. Peirce'a göre, herhangi bir belirtkenin (sinyalin) bir işaret olabilmesi için, bir tepkiyle yorumlanıyor olması önkoşulu vardır, Mars'tan alacağımız bir belirtkenin, nekadar düzenli olursa olsun, Marslıların dilini ve simgelerini belirttiğini nasıl bileceğiz? Temel güçlük, Mars'tan gelen düzenli belirtkelerin (doğal olarak, bir varsayımdan öte gitmiyoruz) tanınmasında değil, bunların algılanması, Marslılar için taşıdığı anlamın çözülmesinde olacaktır.

Örneğin, arılarda yada termitlerde ileri derecede gelişmiş iletişim davranışlarının varlığını biliyoruz. Bunları bizler için ilk olarak Karl von Frisch (11) açıklamıştı. Kısaca gözden geçirelim, Altı, yedi ve hatta sekiz mil uzaklıktaki bir balözü kaynağını bulan öncü arı, kovana döner ve zifiri karanlıkta dikine duran petek üzerinde bir dans gösterisi sunar. Danstaki davranışları, sekiz rakamı çizecek bir şekil oluşturur. Bu şeklin ekseni ile peteğin yerçekimine göre dik ekseni arasındaki açı, balözü kaynağının güneşe göre olan açısını verir. Kaynağın uzaklığını göstermek için ise, öncü arı kuyruğunu saniyede belirli sayılarda titreştirmektedir. Titreşim sıklığıyla kaynağın uzaklığı ters orantılıdır. Öteki arılar dokunma yoluyla onun bu davranışlarını taklit ederler. Balözü kaynağının yönünü ve uzaklığını bu yoldan öğrenen arılar, dans sürdükçe toplu bir coşkunluk derecesine ulaşır ve sonunda kovana hizmet aşkıyla dolu, hep birlikte o yönde uçarak faaliyete geçerler. Kovandaki öteki işler için de aralarında türlü iletişim davranışlarının varlığı bilinmektedir. Ama bizim konumuz açısından bu kadarı yeterli olacak. Burada karşılaştığımız davranış, ilkel bir ölçme ve sayma dizgesidir. Arıların aralarında ileri derecede işbölümü olduğunu ve bir anlamda bilinen en katı "sendikacılık" sistemini uyguladıklarını da biliyoruz. "Sendikaya" ihanete kalkışan arı için verilecek karar kesindir: Sokularak öldürülmek! (12)

O halde bütün bunlar, arılar akıllı yaratıklardır anlamına mı geliyor? Unutmayalım ki aynı işaretleri sayısız kuşaklar boyu yineleyegelmişlerdir. Kısacası burada az gelişmiş bir dil örneği görüyoruz. Fakat arılarla bir görüşme masasına oturmak bizim için hayalden de öte birşey... Daha önemlisi, arılar bizimle ilgili çok az şeyi anlayabilirler. Demek ki, yalnızca bir işaret dizgesine sahip olmakla, kültürler arası iletişim sorunları çözülemiyor. İşaretlerin ne anlama geldiğini anlayabilmek için, taraflar arasında başka ortak kültür kurumlarının da bulunması gerekiyor. Çünkü "iletişim", paylaşmak demektir.

İşte durum Marslılarla da böyledir. Ben çocukken, bize bu gezegenin üzerinde birtakım çizgiler bulunan fotoğraflarını gösterir, bunların kanallar olduğunu söylerlerdi. Ben de, kanallarda gezinen rengarenk küçük sandallar canlandırırdım gözümde... Geçenlerde Piccadilly Classic Sinemasında bunun tersini gösteren bir filim vardı; Easy Rider. Marslılar, Uçan Daireleriyle Amerika'da bir ekspres yol üzerinde tur atmakta, Dünyalıların garip davranışlarını izlemekteydiler. Gördükleri kadarıyla, "kanallarda" koşuşan, böceğe benzer parlak rengârenk birtakım yaratıklar, arasıra aralarına sızan birkaç paraziti kaldırıp kanalın kenarına fırlatıyorlardı... (*)

Herneyse, aslında insanlar niçin Marslı'larla haberleşmek isterler bilmem! Daha Çinli'lerle bile anlaşamıyoruz. Matematiğin iletişim için en uygun ortam olduğunu yineler dururuz. Çünkü matematik, "temel bilgi" imiş! Ne demektir ki bu "temel" olma durumu? Matematik, örneğin ölmekten daha mı temeldir? Daha mı evrenseldir?

Asıl sorun, simgesellik kavramını onu tanımlayan gerçek bağlamından soyutlayarak düşünmek alışkanlığımızdan kaynaklanıyor. Simgeler, yaşantımızın zaman boyutundaki sürekliliğinden köklerini alır. (13) Başka bir deyişle, toplumsal kurumlarımızdan...

........... Örneğin, Roma'lıların rakamlarını, sayı saymakta ve sayılardan söz etmekte kolaylıkla kullanabildikleri halde, karekök almakta büyük güçlük sekmiş olmaları gerektiğine inanılır. Romen rakamlarından yola çıkılarak karekök alma düşüncesinin olanak dışı olacağını ileri sürersem, yanılıyor muyum acaba? Sanırım gerçek odur ki, Romalılar hesap tutmakta büyük güçlük çekiyor, dolayısıyla yanlarında büyük miktarlarda madeni para taşımak zorunda kalıyorlardı.

Simgelerin (özceler, isimler, çizimler, rakamlar, andaçlar, sözcükler, ...hertürlü işaret kalıplarının) biçim bakımından sonsuz sayıda olabilecekleri kesindir; fakat her topluluğun, gerçekte kullandığı simgeler toplumsal gereksinimleri, çevre koşulları, gelenekleri ve öteki kültür kurumlarıyla kısıtlıdır.

Bu sorunu gülünç boyutlarına indirgeyerek [reductio ad absurdum] şimdi de biraz kurgubilim yapalım. Bundan yüzyıllar önce Marslılar teleskoplarını her gece göklere çeviriyor, uzayda "akıllı" yaratıklar olup olmadığını merak ediyor, onlardan bir işaret almağa çalışıyorlardı. Bu gözlemevlerini kurabilmiş olduklarına göre, doğaldır ki ileri bir teknolojiye ve sanayiye, gelişmiş bir toplumsal yapıya, eğitim hizmetlerine, ayrıca kendilerine özgü öteki pekçok kültür kurumlarına sahiptiler. Bir ahlâk anlayışları, hayal güçleri, sanat yaşantıları, dinsel inançları vardı... Bütün bunlardan az sonra yeniden söz edeceğiz.

Gel zaman git zaman, birgün görülmemiş bir başarı elde edildi! Dünyayı çepeçevre saran bulutlar kısa bir süre için aralanmış, ne olduğu belirsiz bir belirtke kendilerine ulaştırılmıştı. Belirtkenin bir fotoğrafını da çekmeyi başardılar. Bu fotoğraf üzerinde günlerce düşündüler. Şimdi burada Çizim 5-a'da görülen bu fotoğrafı, huzurlarınızda ilk kez açıklıyorum. Ne biçim bir dil kullanıyordu acaba bu Dünyalılar?

 

Çizim 5-a

Bir zamanlar Marslılar tarafından alınarak kayıtlara geçirilmiş olan, Dünyalılar'ın gönderdiği (!) şaşırtıcı sinyal. Acaba bu simgeler ne anlama geliyordu? (Resimdeki bulanıklığın Dünyayı çepeçevre saran gaz tabakasında önemli miktarda bulunan su buharından ileri geldiği biliniyordu.

Çizim 5-a

Evet, gönderdikleri belirtkenin anlamı acaba ne olabilirdi? Doğaldır ki matematik dilinde bir simge olmalıydı. Ancak yorumunu nasıl yapmalı? Marslılar akıllı yaratıklar oldukları için, belirtkenin matematiksel anlamını çözmekte gecikmediler. Bir işaretin tek başına herhangi bir anlam taşımayacağını biliyorlardı. Ortada bir ilişki sözkonusu olmalıydı. Bu ilişkiyi nasıl bulgulayacaklardı? Ellerindeki değerli belgeyi dikkatle incelediklerinde, ortada çevreleri sınırlandırılmış iki ayrı alan bulunduğunu çabucak gördüler. Şimdi sizlere, Marstaki yaşam tarzına ilişkin kimi açıklamalarda bulunacağım. Mars'ın toplumsal yapısına, toprak sahibi bir aristokrasi egemendi. Soyluların toplumsal saygınlığı ise, sahibi oldukları toprakların büyüklüğü ile ölçülüyordu. Dolayısıyla Mars’da kullanılan matematik dizgeleri, toprak ölçümlenmesinde ve paylaşılmasında gereksinim duyulan türden dizgelerdi. Kısacası, Marslı gözüyle bakılınca, matematik dizgelerinin toprak mülkiyetine dayalı bir simgesellik kullanması gerektiğine inanmak en doğal beklenti oluyordu. Nitekim öyle oldu: Dünyalıların gönderdiği belirtkedeki tuhaf şekiller hiçbir anlama gelmiyordu. Yalnızca, bunlarla sınırlandırılmış olan alanların bir anlamı vardı. Çözebilmek için, sorunu matematiksel simgeler kullanarak yazdılar. Şimdi burada aynı formülü bizim dilimize çevirerek yeniden yazıyorum:

A alanı = B alanı + C alanı

Oysa bu haliyle eşitlik, fazla birşey söylemiyordu. İşte bu noktadan başlayarak, işin içine Marslıların inançları ve simgelerindeki mistik öğeler karıştı. Başka bir deyişle, "gerçeklik” öğesi... Yani, akıllı bir yaratığın evreni görebileceği ve yorumlayabileceği tek yol!... Mars kültürü ve psikolojik yaşamı belirli bir simgenin kesin egemenliği altındaydı: Kare... Marslılar için karenin kutsallığı, Müslümanlar için Hilâl’den, Marksçılar için Kızıl Yıldız’dan geri kalmazdı. Ne de, doğal olarak, bugünkü sanayi kültürümüzde bizler için çember biçimindeki tekerleklerin kutsallığından! Dolayısıyla Marslılar, bu alanları, a, b, ve c kenarlarının karelerine çevirdiler. Sonuç:

a2 = b2 + c2

Hayret doğrusu! Demek ki Dünyalılar, Pisagor Teoremini bulgulamışlardı!

  Çizim 5-b

Dünyalılar tarafından gönderilen (!) sinyalin Marslılar tarafından yorumu: Pisagor Teoremi!!

Bu kaygan düşünce zeminine bir kez girildi mi, akıl yürütme işlemlerinin artık sonu gelmez. "Doğal olarak," diye kendi aralarında düşündü Marslılar: "Bunu genelleyebiliriz. Dünyalıların bizim buradaki kültürümüz ve Kare'nin bizim için taşıdığı büyük anlam konusunda bilgi sahibi olmalarına olanak bulunmadığına göre... Hem canım, aslında bunu bilmeleri gerekmezdi ki: Herhangi bir başka şekil de aynı işi görebilirdi... Örneğin, üçgenler, yarım çemberler, hatta ve hatta kediler!... Yeter ki, şekiller birbirinin eşi olsun. Bu bakımdan bize Pisagor Teoremini hangi şekille simgeleyecekleri konusunda yordamda bulunamayacak durumdaki Dünyalılar, demek ki son derece akıllı bir seçimle tümüyle rastgele şekiller üzerinde karar kılmışlar..." -- Aslında, besbelli olan tek şey vardır: Toprak mülkiyetine dayalı bir toplumsal sistemde yaşayan bütün akıllı yaratıklar, akıllarını alanlarla bozmuş olacaklardır.

Charles Peirce'in deyişiyle, herhangi bir işaretin, işaret işlevini gösterebilmesi için, yorumlanması gereklidir. Başka yaratıkların inanç ve amaçlarını ise, yine ancak kendi inançlarımıza göre yorumlayabiliriz. Hüner, işaret ve simgelerde değil, bunların yorumunu sağlayan kültür kurumlarımızdadır. Anlam, herzaman için, toplumsal kökenlidir.

Marslılar kendi kendilerine düşündükçe, bu uzak Dünyalıların Pisagor Teoreminin herhangi bir şekile uygulanabileceğini bildiklerine kesin inanç getirdiler. Gönderilen belirtke, gerçekten en iyi seçimdi... Ama diyelim ki, rastlantı sonucu, aralanan bulutların ardında B + C büyüklüğünde bir başka toprak parçası daha görülmüş olsaydı (İskandinavya'nın bir bölümü gibi), Marslılar bu kez Dünyalıların trigonometri de bildikleri yolunda kesin kanıya ulaşacaklardı!...

"Marslılar" ile paylaştığımız ortak bir gök cismi olarak Güneş’ten söz edildiğini duymuşunuzdur. Anlatılmak istenen, dairenin her iki gezegen için de ortak bir simge olabileceğidir. Oysa bu bile o kadar kesin değildir, Pekçoğumuz güneşi gerçekten de çember biçiminde görmüşüzdür. Fakat güneşi başka biçimlerde ve başka anlamlarda görmek de pekala olasıdır. İnanmayanlar, izlenimci ressamların tablolarının sergilendiği herhangi bir resim galerisinde şöyle bir dolaşarak sözlerimin içtenliğini doğrulayabilirler.

Kısacası bu saçmalık böyle sürüp gidecektir... Başka yaratıkların işaretleri bizim için olmadık anlamlara gelebilir. Oysa anlaşmanın sağlanabilmesi için, karşılıklı bildirişim vazgeçilmez bir önkoşuldur.

Bütün bunlar fantazi görünüyorsa, Dünyamızdan da kimi örnekler verilebilir. Örneğin koordinatlar geometrisi, İslâm matematiği kapsamında gelişmiştir. Bunun böyle olması belki de güneş saatlerine ve güneş saati milinin düşürdüğü gölgenin hareketine duyulan ilgiden ileri gelmiştir. Avrupa, Descartes zamanına değin, Eski Yunan geometrisi geleneğini sürdürmüş, İslâm cebirinin ise Ortaçağ Avrupasında farkına bile varılmamıştır. Nedeni açıktır: Farklı simgesel dizgeler kullanılması yüzünden. Aslına bakılırsa, Latinceye herhangi bir çeviri yapılmış olduğuna da rastlamıyoruz. (14) Hiyeroglifler ve eski zaman ikonalarının yorumlanmasında da, bunlara ilişkin kültür kurumlarının doğasını ve bu çerçevedeki anlam içeriğini dikkate almazsak türlü tuzaklara düşeriz.

Bütün bunlar, içinde yaşadığımız zamanlar bakımından da geçerliğini bütünüyle koruyan temel ilkelerdir. Örnekse, günümüzün gözde uğraşı olan ikili dizgenin asıl "gizinin", günümüzün öteki ikili meşgalesi olan cinsellik ile ilişkili olduğunu düşünmek yanlış mı olur? İki sayısının, ilk çift sayı olmaktan öte, sanırım hiçbir özelliği yoktur. (15) Oysa ikili ikonik işaretler bilgisayarların yapılmasından çok önceleri de yaygın kullanılıyordu. Dünyanın pekçok yerinde, önemli kapı girişlerinde ve buna benzer yerlerde bu ikili ikonlara (özcelere) rastlanabiliyordu. Bunlar, aşağı yukarı Çizim 6’da verilen ikili erkek-kadın resimlerine benzerlerdi. Neden? Çünkü,  ve gibi simgeler, mektep görmemişler yada Marslılar için hiçbir anlam taşımaz da ondan:

  Çizim 6

Bazı simgeler:

A) Mektep görmemişler için;

B) Tahsilliler için...

Asıl soru şudur: Hangi toplumsal kuruma göre bir yorum getirilecektir? Çizim 6'deki erkek-kadın resmi "en açık" gösterimler değil midir? Bunlar,

     

gibi simgelerden çok daha kolay anlaşılır bir nitelik taşıyorlar. En azından, Doğa'ya daha yakındırlar. (Dikkat edilirse, burada kavramlara değil, bunların simgesel anlatılış tarzlarına ilişkin görüşlerimi dile getiriyorum.)


Mars ve buna benzer yerlerle, matematiksel simgeler kullanarak iletişim kurabileceğimizi sananlar, bu iyimserliklerini bir yana bırakarak, Marslıların sosyal kurumlarını ve bunlara ilişkin simgelerini düşünmeğe başlasalar daha iyi ederler. Sayıltı ve varsayımlarda, kültürel kurumların benzerliği baz alınmak zorunluğu vardır. Yoksa bendeniz de, geceleri göklerde alışılmadık türlü belirtkeler yakalar, bunları kafamdaki belirli bir bakış açısına oturtup, şu yada bu anlama yorabilirim. Beni kınamanız da yersiz olur. Çünkü peşinen belirlenmiş olduktan sonra, herşeye yada hiçbirşeye yormam olanak kazanmış demektir, Afrika'da bir goril, önüne konulan daktilonun başına çöreklenerek, tam metin halinde Hamlet piyesini baştan sona yazıverse, hiç şaşmamak gerekir. Çünkü harflerin bu dizilişinin rastlantısal olasılığı, herhangi diğer bir diziliş olasılığıyla eşittir.
(16) Hamlet, bizim kafamızdadır; gorilin kafasında değil. Marslıların yada gorillerin bilgilerini ölçmek, bilimlerini anlamak için yalnızca kullandıkları belirtkeleri gözetlemenin hiçbir yararı yoktur. Onlara tepki gösterebilmemiz, onları yorumlayabilmemiz ve yol açtıkları sonuçları değerlendirmemiz gerekiyor. (17) Başka bir deyişle, sorular sormalı, aldığımız tepkileri anlamağa çalışmalıyız. Peirce'in deyişiyle, anlam ancak karşılıklı iletişim durumunda açıklık kazanabilir. Kısacası sorun, hayvanların topluluk-içi davranışlarını gözleyerek onlardaki zekâ düzeyine ilişkin değerlendirmelere girişmekten büsbütün farklı birşeydir. Kendi aralarındaki bildirişim başka şey, bizimle iletişim kurmaları başka şeydir.

----------------------------------------------------

11. Von Frisch, Karl, Bees, Their Vision, Chemical Senses and Language, Cornell University Press, Ithaca, 1950.

12. Arıların davranışları burada çok kaba bir özet olarak verilmektedir.

13. Bknz. Claire ve W.M.S. Russell tarafından özetlenen, primatlar üzerine yapılmış gözlemler: "Language and Animal Communication", Linguistics At Large, haz. Minnis, N., Paladin Books, St. Albans, Herts., 1973 (1971) s, 182.

14. Winter, H.J.J., "Some Features of the Mathematical Sciences in Islam", Endeavour XXVIII, Eylül 1969.

15. İrlanda ve Galler'de bulunan, günümüzden 1500 yıl önce taş sütunlar üzerine kazılmış Ogam yazısında ikili simgelerin bulgulanmasına ramak kalmış olduğu açıkça görülmektedir. Bu, Latin harflerinden esinlenilerek geliştirilmiş özel bir kod yazısıydı.

16. Olasılıklar Kuramının basit bir sonucu. Rastgele bir kaynaktan çıkan bütün işaret dizilişleri aynı ölçüde olabilirlik taşımaktadır.

17. Bknz., M.M. Lewis tarafından özetlenen, çocuğun dil gelişiminde anne-çocuk ilişkisi konusu: "The Linguistic Development of Children", Linguistics At Large, haz, Minnis, N., Paladin Books, St. Albans, Herts., 1973 (1971), s. 195-6.

(*) Sözü edilen filim (Easy Rider), Hippi yaşantısını sempatik gözle anlatan bir Amerikan yapımıdır. Değinilen sahnede, bölge şerifi (tutucu, kötü yürekli ve gaddar), ekspres yol üzerinde motosikletiyle yol almakta olan filmin kahramanı delikanlıyı nişangâh olarak kullanır, resmî arabasından ateş ederek öldürür. Konferansçı burada, yukarılardan olayı gözlemliyor olsalardı, Marslıların böyle bir davranışı nasıl yorumlayabilecekleri sorusunu gündeme getirerek, toplumsal davranışlarımız üzerine düşündürücü bir parantez açıyor -- Çev.

BAŞA DÖNÜŞ