Biyolojik Beyinlerden Teknolojik Beyinlere...

Robert Jastrow'dan çeviri ve uyarlama Yalçın İzbul

Ayrıntılar için dipnota bknz.

 

pragmatizm

TÜKENİŞ -- YADA YENİ BİR BAŞLANGIÇ

pragmatizm

 
 

Yeryüzünde karbon kimyasına dayalı insan yaşamı için, "günleri artık sayılıdır, gerisayım başlamıştır," diyebiliriz... Yerini, silikon tabanlı, ölümsüz, sonsuza değin gelişime açık, yepyeni bir yaşam biçimine bırakmakta olacağını söyleyebiliriz.


Yeryüzünde karbon kimyasına dayalı insan yaşamı için, "günleri artık sayılıdır, gerisayım başlamıştır," diyebiliriz... Yerini, silikon tabanlı, ölümsüz, sonsuza değin gelişime açık, yepyeni bir yaşam biçimine bırakmakta olacağını söyleyebiliriz.

İçinde bulunduğumuz yüzyılın sonlarına doğru,
(01) aramızdan en iyi beyinlerin bile -- çağın sorunlarının üstesinden gelebilmek için -- bilgisayarlar ile işbirliği ve onların üstün us gücünden yararlanma yoluna gireceklerine tanık olacağız.

Bilgisayarların katışıksız akıl yürütme gücü ile insan sezgilerinin karşı durulmaz birliği yaratılmış olacaktır.

Bilgisayarların sağlayabileceği olanaklar konusunda önde gelen isimlerden olan John Kemeny, insan ve bilgisayar arasındaki ilişkiyi, sonal [=nihai] aşamada, yaşamlarını sürdürebilmek için birbirine bağımlı iki varlık türü arasında bir eşyaşam [symbiosis] ilişkisi olarak değerlendiriyor: Bilgisayar, bugüne değin benzeri görülmemiş katışıksız düzeyde, salt düşünme etkinliğine adanmış bir varlık türü oluşturuyor. Bilgisayarların bakım-onarım görevini ise, yaşam ortakları olan insanlar üstlenecektir. İnsanın diğer görevleri arasında, makineler için gerekli enerjinin ve çeşitli yedek parçaların sağlanması da yer alacaktır.

Bilgisayarların üreme ve türlerini çoğaltma işlevine de -- tıpkı bugün olduğu gibi -- İnsanlar aracı olacaktır. Buna karşılık bilgisayarlar insanın sosyal ve ekonomik sorunlarıyla ilgilenecek; içinden çıkılmaz karmaşıklığa sürüklenmekte olan dünyamızda insanlığın kurtarıcısı kimliğini kazanacaklardır.

*  *  *  *  *

Ne var ki, sözkonusu ortaklığın uzun süreli olacağı sanılmamalıdır. İnsan zekâsı da yeterli ölçüde gelişiyor olsa bile, bunun hızı ve ivmesi çok yavaştır. Oysa bilgisayarların yetenekleri göreli olarak inanılmaz hızla artış göstermektedir. 1950'lerden bu yana teknolojik beyin gücünde elde edilen katlamalı gelişme gözardı edilemez. Birinci kuşak bilgisayarlar insan beynine göre 1 milyar kez kaba ve yetersiz sayılabilirdi. Bugün birbirimize çok daha yakınız. Aradaki farkın 1995'lere doğru bütünüyle kapanacağı yordamlanıyor. Silikon tabanlı yapay usun, gelişim eğrisinde dur-durak tanımayacağı anlaşılıyor.

Bunun asıl nedeni ise apaçık ortada. Teknolojik beyinler, insan beyninden farklı olarak, doğum öncesi ve doğum sırasında, ne ana rahminin nede doğum oluğunun elverişsiz sığası [= hacmi] ile kısıtlanmak zorunda değiller.

Biyolojik kökenlerin bağımlılıklarından arınmış olan bu beyinler sığa ve yetenek olarak büyük bir hızla gelişiyor. Öte yandan bizler de bildiğimiz herşeyi onlara öğretmekten geri durmuyoruz. İnsanoğlunun bugüne değin kazandığı bilgi birikimini yüklenmiş olarak işe koyulan dev bir beyin canlandırabiliriz gözümüzde... Eğer bu düşüncemiz doğruysa, insanı kendi gezegeni üzerinde ikinci sınıf konuma inmekten hiçbirşey alıkoyamayacak demektir.

Aslında, canlıların öteden beri yaşanagelmiş yazgısı da budur. Yaşam kavgasında, daha üstün nitelikli beyinlere sahip olanlar başarı sağlamışlardır.
(02) Günümüzden yüz milyon yıl önceleri, küçük gövdelerine göre gelişmiş beyinleri olan ilk memeli türleri, sahnede göründüler. Bir o kadar zamandır yeryüzü ekolojisine egemen olagelmiş dinozorlar hala sahnedeydiler. Fakat bu dev sürüngenler, koca gövdelerine karşılık, ilkel bir beyin ile yetinmek zorundaydılar. Sonunda tümüyle yokoldular.(03)

Memeliler ise gelişme ve çoğalma yolunda hızla ilerlediler. Fakat şimdi ulaşılan aşamada ise biyolojik beyinler -- teknolojik beyinlere kıyasla -- aynı dezavantajlı konumdadır. İnsan, öykünün bundan sonraki bölümünde, dinozorların o eski yazgısını yaşamağa yakın adaydır...

Yapabileceğimiz birşeyler yok mudur acaba?

Ne yapılması gerektiği sanki apaçık önümüzde gibidir: Bu gidişe tümüyle dur demek, bilgisayar tutkusundan vazgeçmek...

Ne yazık ki, böyle bir kararın uygulanabilirliği çok kuşkuludur. İnsan emeğinin bilgisayar kullanımı ile katlamalı bir verimlilik artışı gösterdiği bir dünyada yaşıyoruz. Refahın yolu, bilgisayar kullanımından geçiyor. Refahın tadını çıkaracak kadar boş zamanımız olmasını bile bilgisayarlara borçluyuz. İnsanlığın altın çağı bilgisayar kullanımı ile başlamıştır, diyebiliriz...

Önümüzdeki yirmi yıl içinde, insan yaşamının hemen her yönüyle üst düzeyde bilgisayar eşliğinde yönetime bağımlı duruma gelmesi kaçınılmazdır. Tüm ekonomi, ulaşım, güvenlik, tıp, iletişim ağlarımız sözkonusu bağımlılıktan payını almıştır ve almağa devam edecektir. Bu tutkudan vazgeçmek demek, ardından gelecek kargaşayı göğüslemek, yeniden kaos'a dönmeyi göze almak demek olacaktır. Dönüşü olmayan noktayı artık geçmiş bulunuyoruz.

*  *  *  *  *

Belki de bu iki yaşam türü arasındaki rekabetten dolayı, insan beyninin yeniden evrim baskılarının etkisi altına gireceği, yeni bir sıçrama gerçekleştireceği düşünülebilir. Doğa tarihi bu olasılığı doğrulamaktadır. Ancak bu noktada da umutlarımız düş kırıklığına dönüşecektir. Biyolojik evrim, uzun zaman dilimlerinde gerçekleşir. Hızı, göreli olarak, çok yavaştır. Yeni bir canlı türünün yada tipinin yeryüzünde görülmesi binlerce hatta milyonlarca yıl süreler gerektirir.

Çünkü biyolojik evrim, türün bireyleri arasındaki "üreme başarısı" değişkenliğine dayalıdır. Bu tür evrimin ham malzemesi, bireyler arasında her kuşakta var olan küçük farklılıklardır. Genel değişim -- doğal seçilim ilkesince -- sözkonusu farklılıklardan dolayı başarılı konuma gelen bireylerin gen havuzuna katacakları artmış döl oranı ile ilgilidir.
(04)

Bilgisayarlar ise bu yönden biyolojik organizmalara hiç benzemiyorlar. Biyolojik Evrim Kuramı'nın bilgisayarlar dünyasında geçerli olmadığını eklemeğe bilmem gerek var mı? Bilgisayarların üreme ve türlerini çoğaltma işlevini insanlar üstlenmiştir. Ardarda gelen bilgisayar kuşaklarını üretenler bizleriz. Bilgisayar yapımcısı şuradan bir parça çıkarır, buraya yeni bir parça yerleştirir; bakarsınız ki, bir kuşak içerisinde dev boyutlarda ilerleme ve gelişme sağlanmıştır.

Bilgisayar yapımcılığının kısa tarihçesi de tanıklık edeceği gibi, bu tür bir evrim şaşırtıcı hızlarda gerçekleşir. Onsekizinci yüzyılın evrimci düşünürlerinden Lamarck'ın tanımladığı evrim biçimi
(05) işte bu tür bir geometrik büyümeyi içeriyor. Lamarck'ın görüşleri biyolojik sistemler için geçerli değildi. Oysa bilgisayarların evriminde doğrulanmıştır.

İnsan beyninin, hızla evrilmekte olan bilgisayar kuşaklarına neden yetişip yakalayamayacağını şimdi daha iyi görebiliriz. İçinde bulunduğumuz yüzyılın sonlarına değin, bu iki beyin türü eşgüdüm içinde birlikte çalışmayı sürdüreceklerdir. Fakat acaba önümüzdeki yüzyılda ne gibi gelişmeler beklenebilir? Yada onu izleyen yüzyıllarda? Yapay beyinler alanında önde gelen isimlerden, Massachusetts Institute of Technology'den Marvin Minsky şunları söylüyor:

"Sonunda genel zekâ düzeyi ortalaması insandan geri kalmayan bir makine yapılacaktır, ...Bu makine, işte o noktadan başlayarak kendi kendisini eğitecek, birkaç ay geçmeden bize göre üstün zekâ sayılan düzeye ulaşacaktır. ...Bunu izleyen birkaç ay içerisinde ise, makinenin beyin gücü bugünden düşünemeyeceğimiz düzeylere ulaşmış olacaktır."

Minsky'e göre, işler bu duruma geldikten sonra,

"Eğer sözkonusu makineler bizleri evcimen yaratıklar niyetine yanlarında beslemeğe karar verecek olurlarsa, kendimizi talihli sayabiliriz."

*  *  *  *  *

Bu açmazdan kurtuluş yok mudur? Çözüm ararken, şöyle bir olasılık da akla gelebilir: Belki insan ve bilgisayar bütünleşerek ortak bir beyin geliştirme yolunu seçebilirler. Bu ortaklıkta, makinenin karşı durulmaz us gücü ile insanın birikimli bilgeliği biraraya gelmiş olacaktır.

Tıpkı sürüngenlerden devralınan ilkel beyin ve ilk memelilerin geliştirdiği beyin dışkabuğu (serebral korteks) bütünleşmesinin, daha üstün yetenekte canlı türlerinin ortaya çıkışında en önemli yapıtaşını oluşturduğu gibi.

Bu iki katmanlı zekâ, yeni bir "insan" ırkının ilk atası sayılabilir. Yeni ırkın çıkış noktası, insanın bugüne değin gerçekleştirmiş olduğu başarılar ve birikim olacaktır. O noktadan ileriye, yeni bir geleceğe yelken açılacaktır. Böylece, insan için bir "son", bir "tükeniş" ten değil, sanırım yeni bir "başlangıç" tan söz etmemiz gerekiyor.

Sözkonusu süreç belki de aşağıda anlatacağımız biçimde gerçekleşecektir: İnsan beyni ve bilgisayar arasındaki benzerlikler yıldan yıla daha iyi anlaşılır olmuştur. Her iki tip beyin de, devrelerinden geçen küçük elektrik akımları ile çalışan birer "düşünme makinesi" dir. İnsan beyninin ileti devrelerini, sinir dokusu hücrelerindeki akson ve dendrit uzantıları oluşturuyor. Bağlantılar bunlar yoluyla sağlanıyor. Bilim adamları, büyük çaba göstererek, insan beynindeki elektrik devrelerinden bir bölümünü belirlemiş durumdalar. Giderek, insan beyninin bütün devreleri, ayrıca bellek ve öteki beceriler ile ilgili sorunlar ve "depolama" konusu da açıklığa kavuşturulacaktır.

Araştırmalar henüz başlangıç evresinde sayılabilir. Ancak, elde edilen ilerleme hızı şaşırtıcıdır. Yakın zamanlarda gerçekleştirilen bir dizi denemede, araştırmacılar deneklerde kafanın arka bölümüne elektrotlar yerleştirmiş, görme merkezi ile ilgili ölçümler gerçekleştirmişlerdir. Beyinde bu bölgenin, deneklere sunulan görüntülere bağlı olarak farklı elektrik örüntüleri ürettiği görülmüştür. Çember, kare, yada düz çizgiler -- herbirisi kendi özel elektrik dalga örüntüsünü veriyordu. Bilim adamları bir başka denemede ise, beyindeki duygu merkezlerinden yayılan heyecan yada coşku karşılığı özel sinyalleri belirlediler.

Araştırmacıların, sözkonusu elektriksel kayıtları inceleyerek, beyinde oluşan duygu ve düşüncelerin, bellekteki izlenimlerin yapısını ve dinamiğini oldukça yakın bir gelecekte belirlemeleri olası görünüyor.

Günümüzdeki ilk adımlar, belki de küçük adımlardır. Fakat belli bir yönelişi beraberinde getirmektedir. Bilim adamları beyin sinyallerinden bugün için yalnızca birkaçını çözebiliyorlarsa, yarın daha çoğunu çözeceklerdir. Sonunda, kişilerin "zihnini okumak" becerisini elde edeceklerdir, demektir.

Beyin bilimleri bu düzeye eriştiğinde, cesur bir bilim adamı çıkacak, zihinsel oluşumu ve birikimini bir bilgisayarın ölümsüz devrelerine aktarmak isteyecektir. Bu bilim adamının bilgisayarla bütünleştiği, ve şimdi orada sonsuza değin "zihinsel" yaşamını sürdüreceği söylenebilir.
(06)

Bilgisayarın devrelerine yerleşen insan beyni, ölümlü bir gövdenin en temel yoksunluğundan sıyrılmış olacaktır. Kameralar, sayaçlar ve özdevinimli [= otomatik] denetimleriyle teknolojik beyinler, uyarıları duyumlayacak, algılayacak, tepki göstererek yanıtlayacaklardır. Bu durumda insan geleceğini artık kendi denetimi altına almış sayılabilir. Makine onun gövdesi olacak; 0, makinenin beyni olacaktır. Zihin ve metalik gövde yeni bir varoluş biçimi oluşturacaklardır. Nasıl ki ilk atalarımız Afrika savanlarına uyum sağlayarak evrim sahnesine çıkmışlarsa, soyumuzdan gelenler için de şimdi sözünü ettiğimiz yaşam biçimi geleceğin dünyasında en başarılı uyarlanma tarzını oluşturacaktır.

Zekâ boyutunun evrendeki olgun dönemi de bu sayılsa gerektir, derim. Biyolojik organizmaların yaşam/ölüm döngüsü kısıtlamasından kurtulmuş olan bu yeni yaşam biçiminin, silikon koruganları içinde varlığını sonsuza değin sürdürdüğünü görür gibiyim. Üzerinde doğup geliştiği gezegeni ardında bırakarak evrenin derinliklerine doğru uzay yolculuklarına çıkabilecek, yıldızlara erişecek olan yaşam tarzı da budur.

Tanıdığımız yapısıyla insan, sözkonusu yolculukları hiçbir zaman gerçekleştiremez. Çünkü bu tür yolculuklar milyonlarca yıl sürebilecektir. Fakat, bir yıldız gemisinin koruyucu gövdesi içine yerleşmiş, gereksinme duyduğu enerjiyi yıldız ışınlarından sağlayan yapay beyin için milyonlarca yılın önemi olmayacaktır. Biyolojik insan türü, uzay yolculukları çağına uyarlanabilecek bir varlık türü değildir. Bilgisayara aktarılmış olarak yaşamını sürdüren insan beyni ise bu sorunlardan bütünüyle arınmış olacaktır.

*  *  *  *  *

Bu büyük yolculukların başlama tarihi olarak bugünden bir belirleme yapabilir miyiz? Dünya gezegeni için önümüzde belki de daha bin yılı aşan süreler sözkonusu olabilir. Aslına bakılırsa, bizim gezegenimiz evrene henüz yeni ayak basmış yabancı bir konuk gibidir. Yeryüzünde yaşam henüz ilkel döneminde sayılabilir. Gezegenimizin yaşı, 4.6 milyar yıl olarak hesaplanıyor. Evrenin ise yaşı en az 15 milyar yıl dolayındadır. Tüm bu süre boyunca evrende yıldızlar ve çevrelerinde gezegen dizgeleri oluşagelmiştir.(07) Demek ki yıldızları çevreleyen kimi gezegenlerin yaşları, dünyamız yaşının iki-üç katı daha gerilere gidiyor olabilir. Eğer, yeryüzünde biyolojik oluşumların tarihçesine ilişkin bilimsel belirleme ve varsayımlarımız doğruysa, yaşam evrenin her yanında yaygın bir olgudur ve dünyamızdan yaşlı gezegenlerin pek çoğundaki yaşam biçimleri çok ileri düzeylere erişmiş olmalıdır.

İleri uzay uygarlıklarında yaşayan bilim adamları, beynin gizlerini uzun süreler önce çözmüş, biyolojik ve teknolojik beyinleri bileştirecek kader noktasını aşmış olmalıdırlar. Sayısız yıldız sisteminde bu bütünleşmenin gerçekleşmiş olduğunu, yıldızlar arası yolculukların uzun zamandır sürdürüldüğünü varsayabiliriz.

*  *  *  *  *

Gözlerimin önünde bir sahne canlanıyor... Pekçok yıldız gemisinin, anayurtlarından çıkarak uzayın derikliklerine doğru çekirge sürüleri örneği yayıldıklarını görür gibiyim... Gövdeleri pırıl pırıl parıldayan gemiler bunlar. Koridorlarında yürüyen, koşuşturan bir mürettebat taşımıyorlar. Tekneler sessiz. Bu sessizliği, yalnızca, elektron akışımlarının derinden mırıltısı bölüyor...

Oysa her bir gemi canlıdır. Herbirisi uzaydaki bilinmedik randevusuna doğru hızla yol almaktadır. Yıldız yolcuları -- yeni bilgilere, yeni deneyimlere duydukları açlıkla -- sonsuza uzanan gezilerini sürdüreceklerdir. Onların en büyük mutluluğu, tıpkı bizim de eskiden yeryüzünün dört bucağını keşfetmeğe çıkan gezginci atalarımızın yaptığı gibi, yeni ve bilinmedik uzak ırklarla karşılaşmaktır.

Uzaylıların artık bizim de varlığımızın farkına varmış olmaları gerekir. Yıllardır yerküremizden çevreye yayılan radyo/televizyon yayınları evrendeki yerimizi farkedilebilir konuma getirmiştir. Uzayın gezginci ruhları için bundan böyle manyetik bir çekim odağı olmak durumundayız. İnsanoğlu artık yıldızlara ulaşmak için bin yıl daha beklemek zorunda değil. Yıldızlar bize gelecekler...

Gezginci ruhlar yıldızdan yıldıza dolaşır. Teknoloji evresine girmiş yeni yaşam biçimleri aramaktadırlar. Yolculuklar kimi zaman milyonlarca yıl sürer. Bu tür bir zaman algılaması, bellek bankalarına aktarılmış olan beyinler için önemsiz bir ayrıntıdır. Onlar, sonsuza değin yaşayacaklardır. Onlar için milyon yıllar, gün gibidir.

Yolculuk, sonunda umulan meyvesini verir. Uzayın bu bölümünde yıldızlar genç, ve çevrelerindeki gezegenlerde oluşan yaşam henüz ilkeldir. Fakat geminin alıcı antenleri, 40(08) ışık yılı uzaklıktaki sarı-beyaz yıldız sisteminden ulaşan elektro-manyetik dalgalar kaydetmeğe başlar. Bu sistemde zekâ ve teknoloji belli aşamalara ulaşmış olsa gerektir...

Gemiler rotalarını Güneş Sistemi yönüne çevirirler...

---------------------------------------------------------------------

* Burada sunduğumuz serbest çeviri ve uyarlama, Robert Jastrow’un The Enchanted Loom: Mind in the Universe (New York: Simon and Schuster, 1981) başlıklı kitabının 12. ve son bölümü metnini içermektedir. İlk kez, Hacettepe Üniv. Bilişim Dergisi, Sayı 1 (1983) yayınlanmıştı.. Sözkonusu kitapta, yeryüzünde ilk canlıların görünmesinden bu yana, biyolojik beyinlerden teknolojik beyinlere uzanan evrim ele alınmakta, ayrıca geleceğe dönük bir yordamlama getirilmektedir. Dr. Jastrow (astronom, fizikçi, kozmolojist) ünlü bir bilim yazarı ve NASA Goddard Enstitüsü’nün kurucusuydu. Oradan emekli olduktan sonra da çeşitli bilimsel kuruluşlarda önemli görevlerde bulunmuştur. Halen hayattadır.

01. Yirminci Yüzyılın sonu kastediliyor. -- Çev.

02. Oysa, bir büyük kuşbilimcinin (ornitolog) dediği gibi, "Kuşlar kuşbeyinli oldukları için uçabiliyorlar"... Başka bir deyişle, farklı bir başarı çizgisini gerçekleştirmiş olan kuşlar için daha iri beyinler gereksiz bir yük olmaktan öte gitmezdi. Zekâ, canlılar için uyarlanma olanaklarından yalnızca birisidir. İnsanın yarattığı teknolojisiyle kendi kendisini yoketme tehlikesini yaşadığı günümüz dünyasında, yüz milyonlarca yıldır pek değişmeden türünü sürdürebilmiş timsah ve köpekbalıklarının yada mutfaklarımızdaki kalorifer böceklerinin bizden daha başarılı canlı türleri olmadığını kim savunabilir? -- Çev.

03. Gerçi, sonunda insana kadar uzanan beyin evrim çizgisi karşısında dev sürüngenlerin er-geç yenik düşecek olduklarını varsayabiliriz, fakat "Meteor" olayının bu süreci olağan evrim süreçleri dışında hızlandırmış olduğunu da not etmek zorundayız. -- Çev.

04. Bireyler arası farklılıklar, a) ana ve baba soyundan farklı genlerin alınması ve bunların yine farklı bir örüntü oluşturacak biçimde dizilmeleri; ve, b) döllenmeye girecek sperma yada yumurta hücresinde genetik yapının (örneğin X-ışınlarının etkisi altında) beklenmedik bir kimyasal değişmeye, bir mutasyon'a uğramış olması sonucudur. Birincisinde, türün genetik havuzu içinde farklı bir formül geliştirilmiş olur. Bir yumurta ikizleri dışında bütün insanlar bu anlamda biriciklik taşır. Aynı ana-babanın iki çocuğunda bile özdeş genetik yapı ortaya çıkması olasılığı yetmiş trilyonda birdir. İkincisinde ise, türün genel genler havuzuna o güne değin örneği bulunmayan yepyeni bir özellik katılmaktadır. Her iki durumda da, Doğal Seçilim ilkesi bireyler arasında çevre koşullarındaki değişmelere uyarlanma ve çoğalma başarısı temelinde işler. -- Çev.

05. Lamarck, bireyin yaşamı boyunca deneyimlerinden kazandığı özelliklerini sonraki kuşaklara biyolojik yoldan aktarılabildiğini sanıyordu. Bu görüş, Biyolojik Evrim Kuramı'nda çürütülmüştür. Ayağı kırılıp sakat kalan bir kimsenin çocukları sakat doğmaz. Ana ve baba, başlangıçta kendi genetik yapılarında bulunan özellikler dışında (cinsel hücrelerin genlerinde ortaya çıkabilecek rastlantısal mutasyonlar saklı tutulmak kaydıyla)  yavrularına herhangi yeni bir genetik katkı aktaramazlar. Kültürel evrim ise, sonradan kazanılan özelliklerin aktarılması bakımından Lamarck ilkesini izler. -- Çev.

06. Gerçekten de, duygu, heyecan, stress, bedenel gereksinimler ve cinsellik gibi saptırıcı etkilerin düşünce üretiminde yol açtığı verim yitimi düşünüldüğünde, bilgi aşığı bir filozof veya bilim adamının bu son adımı atmakta tereddüt etmeyeceği beklenmelidir.

07. Jastrow bu görüşlerinde fazla iyimser olmakla suçlansa, yeridir. Isaac Asimov, uzayda teknolojik uygarlıkların olası sayısına ilişkin olarak yaptığı dikkatli dökümde, bu tür yaşam olanaklarının gökadaların yalnızca çevrel yörelerinde ve en az ikinci kuşaktan (önceki kuşakların süpernova artıklarından oluşan) yıldızların çevresinde oluşabilecek gezegenlerde ortaya çıkabileceği sonucuna varmıştı. Asimov'un olasılık hesaplarına dayalı olarak ortaya koyduğu sayı, yine de Samanyolu gökadasında 530 bin dolayında teknolojik uygarlık olabileceği yolundadır. (Bknz. Extraterrestrial Civilizations, Newyork: Crown Publishers, Indc., 1974.).

Ben kendi adıma daha da karamsarım. Neden olduğumuz ve daha bugünden sonuçlarını yaşamağa başladığımız savaş teknolojileri ve çevre sorunları düşünüldüğünde, insanlığın uzun bir geleceği olduğuna inanmak çok zor. Saldırgan ve bencil sürüngen beyni üzerine yeni korteks eklemlenmesiyle ortaya çıkan yıkıcılık sonunda kaçınılmaz biçimde özyıkıma götürüyor. Başka gezegenlerde gelişen teknolojik uygarlıkların da aynı sorunlarla karşılaşmış -- ve üstesinden gelememiş -- olmaları en mantıklı çözgüleme olur. -- Çev.

08. Bu rakam tesadüfi değildir: Kitabın yazıldığı sırada, Dünya yüzünde radyo/televizyon yayınları başlayalı yaklaşık bu kadar yıl olmuştu... Evet, kesindir ki gemiler rotalarını gezegenimize çevirmiş, yoldadırlar... Ama bakalım bunca aşılmaz ışık yıllarını aşıp, bize nezaman ulaşabilecekler?... -- Çev.

BAŞA DÖNÜŞ

ÇEVİRİ YAYINLAR ANASAYFA

BİLİMSEL YAYINLAR ANASAYFA