Afganistan... Türkmenler... Yazanlar: Sabrina ve Roland Michaud (National Geographic Dergisi, Kasım 1973)... Çeviri: Yalçın İzbul (1983)... Birinci Bölüm: Türkmen Gelenekleri...

 

Türkmen gelenekleri

BOZKIRIN CESUR ATLILARI

(Afganistan Türkmenleri)

Birinci Bölüm

Türkmen gelenekleri

 
 

Bir zamanlar bütün Orta Asya'ya korku salan Afganistanlı Türkmenler, göçebe atalarının geleneklerini bugün de sürdürüyorlar.

Üzerine tırmanıp oturduğum dikenli çalı yığını birden sallanmağa başlamıştı. Sebebini anlamak için başımı çevirdiğimde, beni ısıracakmış gibi dişlerini açıvermiş bir deve ile burun buruna geldim. Farkında olmaksızın, kesilip hayvanın payına kenara yığılmış ot yığını üzerine oturmuşum.

Bu yaratığın, çirkin görünüşüne rağmen, saldırgan olmadığını biliyordum. Yine de, salyalar saçan kocaman ağzıyla apansız yüzyüze gelince çok korktuğumu itiraf etmeliyim. İstediğinde, o sapsarı kazma dişleriyle yaman biçimde ısırabilir insanı...

Dudaklarını iğrenç bir gülümseme ile büzüştürmüş, bana doğru kabarcıklar üflüyordu. Korkuyla yerimden yay gibi fırladım. Az ötede, yabancı kadının yaptıklarını dikkatle seyretmekte olan çocuklar bağıraşarak gülüştüler.

Doğrusu bu ya, kendime kızmıştım. On yıldır Orta Asya steplerini en ücra köşelerine kadar gezmiş, yolculuklarım sırasında belki de binlerce defa develerle karşılaşmıştım. Oysa şimdi, birisiyle ansızın yüzyüze geldiğimde kendimi kaybediyordum. Bağırarak ve lastiksi yumuşacık burnuna vuracakmış gibi yaparak hayvanı oradan uzaklaştırdım. Az sonra yeniden işime dönmüştüm.

İşimin niteliğini de hemen açıklamak isterim. O kış, Afganistan'h Türkmen'lerin hayatını incelemek maksadıyla çalışmalarımı sürdürüyordum. Bu çalışmalarımı fotoğraflarla zenginleştirmek başlıca amacımdı. Bu işi, hem eşim hem iş arkadaşım Roland ve dört yaşındaki oğlumuz Romain hepbirlikte yürütüyorduk.

Roland ve ben Türkmenler arasında daha önceleri de bulunmuştuk. Fakat bu yolculuk Romain'in Paris'ten ilk ayrılışı oluyordu. Hepbirlikte son birkaç hafta için Amuderya (Ceyhun) nehri boyunca sıralanan köyleri ve konaklama yerlerini dolaşmıştık. Eskilerin Oxus adını verdiği bu nehir, Afganistan'ın S.S.C.B. ile olan 800 mil uzunluğundaki sınırını çizmektedir. Ayrıca bu yörenin güneyinde kalan Taşkurgan'dan Andhoy'a kadar olan iç kısımları da gezmiştik.

Türkmenler, Orta Asya'da yaşayan çeşitli Türk-Moğol halklarından birisidir. Geleneksel hayat tarzları göçebelikti. At sırtında inanılmaz ölçüde hünerli biniciler olan bu nüfusa bozkırın aristokratları gözüyle bakılsa yeridir. Hun'ların ve Attila'nın soyundandırlar. Ataları daha sonraları Cengiz Han ve Timur ile birlikte at koşturmuşlardır.

Günümüzden yüz yıl kadar öncelerine değin, Türkmenler hayatlarını yol kesmekle sürdürür, Asya kıtasını baştan başa kateden kervanları talan ederlerdi. Akınlarda İran içlerine kadar ilerleyip, Buhara ve Hive pazarları için esir topladıkları bilinmektedir. Öte yandan, hayvan yetiştiriciliğinde de ün kazanmışlardı. Yem otlaklar peşinde, mevsimlere göre sürüleriyle birlikte geniş alanlar üzerinde yer değiştirirlerdi .

Göçebe hayat tarzının bir sonucu olarak, topraklarında dolaştıkları devletlerin denetiminden uzak durmayı başarmışlardı. Vergi ödemiyorlardı. Tam aksine, yağma etmedikleri gerekçesiyle, "koruma ücreti" olarak, ücra yörelerdeki köylerden belirli paralar toplarlardı.

1880'lerde Ruslar'ın egemenliği altına girmişlerse de, o günlerden bu günlere taviz vermeksizin milliyetçi ruhlarını koruyagelmişlerdir. Jozef Stalin'in 1930'lardaki acımasız tasfiye döneminde pekçoğu kaçarak Afganistan'a yerleşmek zorunda kaldılar. Burada, Amuderya nehrinin güney yakasmda daha önce yerleşik hayata geçmiş olan Türkmen aşiretlerine katıldılar. Şarkıların kahramanları olan o eski kervankıranlar şimdi artık barışçı bir tarım topluluğuna dönüşmüştü.

Buna karşılık, kendi içine kapanık ve yabancılara fazla açılmayan bir topluluk olmakta devam ediyorlar. Kadınları, İslâm dininin bir geleneği olarak, erkeklere görünmezler. Fotoğraf çekilmesinden de pek hoşlanmazlar. Çalışmalarımız sırasındaki önemli güçlüklerimizden birisi bu olmuştu. Hatta, halkta yabancılara karşı genel bir güvensizlik vardır, diyebilirim.

Şimdi, sözünü ettiğim olay öncesindeki gelişmeleri ve nasıl olup da Surtepe yakınlarında bir Türkmen düğününü fotoğraflarla tesbit etme fırsatını elde etmiş olduğumuzu anlatmağa geçebiliriz.

Türkmen atlıları

 

NASREDDİN HOCA'NIN İNCE ZEKÂSI

Soğuk bir kış günüydü. Kaldığımız küçük kasabanın tek otelinde su boruları donmuş, banyo yapmak imkânımız kalmamıştı. Geleneksel ve umumî yıkanma yeri olan hamam'a gitmeğe karar verdik. İbâdetten önce yıkanıp temizlenme mecburiyeti olan bu islâm ülkesinde nereye gitseniz çevrede mutlaka çok sayıda hamam bulunuyordu.

Eşim Roland ilk hamama gittiği gün otele döndüğünde, orada işittiği bir Nasreddin Hoca fıkrasını bize de anlattı. Pek hoş bir fıkraydı. Nasreddin Hoca 13. asırda şimdiki Türkiye'de yaşadığı kabul edilen bir molla, yani islâm din adamıydı. Hoca'nın fıkraları Balkanlar'dan Türkistan'a kadar her yörede anlatılır.

Köyün gençleri Hoca Nasreddin'i çok sever, onun geniş hoşgörüsünü bilirlermiş. Bu yüzden de onunla sık sık şakalaşmaktan kendilerini alamazlarmış. Birgün Hoca'nın peşine takılıp hep birlikte hamama giderler. Fakat gençler aralarında önceden anlaşıp, herbirisi yanında elbiselerinin içine gizlediği birer yumurta getirmiştir.

Herkes yerli yerine yerleştiğinde, içlerinden birisi, "Yumurtlamaca oynamağa ne dersiniz? Aramızdan yumurtlayamayan hesabı ödesin!" der.

Bunun üzerine herbirisi tavuk gibi sesler çıkarmağa, sakladıkları yumurtaları çıkarıp ortaya koymağa başlarlar. Bunu gören Hoca, hiç tereddüt göstermeksizin, kollarım iki yanına çırparak horoz gibi ötmeğe başlar: "Bunca tavuğun başına bir de horoz gerek," der ve sonra ekler: "Böyle olunca da tabiî horoz olarak hesabı ödemek bana düşmez!"

Salı günleri, hamam kadınlara ve çocuklara tahsis ediliyordu. "Haydi bakalım, Romain," dedim küçük oğluma, "Oyuncaklarım kaldır ortadan. Birlikte hamama gidiyoruz."

Soyunma odasında elbiselerimizi toprak sedirler üzerinde bıraktık. Ayaklarımıza tahta takunyalar giydik. Çünkü yerlerde topraktı. Çıplak basarsanız, ayaklarınız çamur oluyordu.

Sıcak odanın tam ortasında yerden yükseltilmiş bir oturma yeri bulunuyordu. Müşteriler burada kendilerini atkılından yapılmış sert birer eldivenle oğuşturuyor, ayak tabanlarını ise sürgertaşı ile sürterek temizliyorlardı. Herkes sıcaktan buram buram ter döküyor, soluk soluğa kalıyordu.

Romain hamamı dayanılamayacak ölçüde sıcak bulmuştu. Yandaki bölüme geçtik. Burada sıcak ve soğuk su kurnaları yer alıyordu. Romain şimdi deredeki balık kadar mutlu, suları üzerine sıçratmağa başlamıştı. Çok geçmeden kendisine bir de arkadaş buldu. Adının Khalim olduğunu öğrendiğimiz bu çocukla beraber gülüşüp koşuşmağa başladılar.

Khalim'in yanındaki genç hanımın çocuğun annesi olacağım düşünmüştüm; öyle değilmiş. Çocuğun, ablasının oğlu olduğunu söyledi. Sonra, kaşlarım çatarak ekledi: "Ben evli değilim. Evlenmeğe de hiç niyetim yok. Bizim buralarda kızlar kocalarını kendileri seçemez. Babalarının seçtiği damat adayını da reddedemezler."

Birden bana sordu: "Hiç Türkmen düğününde bulundunuz mu?"

"Ne yazık ki, hayır. Beni kabul edeceklerini sanmıyorum."

"Benimle birlikte gelirseniz olur. Birkaç gün sonra yeğenlerimden birisi gelin gidiyor. Nikâh dışında herşeyi görmenizi sağlayabileceğimi sanıyorum. Nikâh ise bir molla tarafından yalnızca iki şahidin huzurunda kıyılacaktır."

Benim için beklenmedik bir fırsat doğmuştu! Haftalardır bir Türkmen evinin kadınlar kısmına girebilmek umudunu taşımıştım. Uğradığımız birkaç köyde, köyün reisi evlere kabul edilmem emrini vermişse de, bu ziyaretlerin doyurucu olduğu söylenemezdi. Her seferinde ev halkı bize karşı çekingenlik göstermiş, varlığımız onları rahatsız etmişti.

----------------------------------------------------

* İngilizce özgün metin National Geographic Dergisi, Kasım 1973 sayısında yayınlanmıştır (c. 144, nu. 5, s. 634 -69). Tarafımdan yapılan çevirisi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Türk Kültürü Dergisi 241 (Mayıs 1983), 242 (Haziran) ve 246 (Ekim) 'ıncı sayılarında basılmıştır. Doç. Dr. Yalçın İzbul.

BAŞA DÖNÜŞ

Afganistan Türkmenleri     Türkmen düğünü

Afganistan... Türkmenler... Yazanlar: Sabrina ve Roland Michaud (National Geographic Dergisi, Kasım 1973)... Çeviri: Yalçın İzbul (1983)... Birinci Bölüm: Türkmen Gelenekleri...