Afganistan... Türkmenler... Yazanlar: Sabrina ve Roland Michaud (National Geographic Dergisi, Kasım 1973)... Çeviri: Yalçın İzbul (1983)... Dördüncü Bölüm: Tükmenlerde binicilik... At yetiştiriciliği... Ünlü Buzkaşi Oyunu...

 

Türkmenlerde binicilik

BOZKIRIN CESUR ATLILARI

(Afganistan Türkmenleri)

Dördüncü Bölüm

buzkaşi oyunu

 
 

Buzkaşi atları katı bir eğitime tâbi tutulur. Aslına bakılırsa bu eğitim bir bakıma doğum öncesinden başlatılmaktadır. Yavrulayacak ata, güçlü bir yavru doğurması için, günde on ya da daha fazla yumurta yedirilerek özel beslenme uygulanır.


"BUZKAŞİ" OYUNU

Yolculuk sırasında küçük bir köyde durarak çay içmek istedik. Bu fırsattan yaralanarak, yöredeki faaliyetler hakkında bilgi toplamak amacıyla köylülere çeşitli sorular yönelttik. Bu defa aldığımız cevaplar açısından kendimizi şanslı sayabilirdik.

Anlaşıldığına göre, bulunduğumuz yerden pek uzak olmayan Kavo-çınak kasabasında zengin toprakları olan Han Bey, iki oğlunun sünnet düğünü dolayısıyla üç gün sonra yer alacak bir buzkaşi (oğlak oyunu) düzenlemişti. Dışarda hava kar vadediyor, buz gibi soğuk bir rüzgâr bozkırı silip süpürüyordu. Buna rağmen yüreklerimiz mutluluk dolmuştu.

Kanaatimizce buzkaşi öteki her türlü faaliyetin fevkinde seyirlik bir oyun olacaktı. Aslını söylemek gerekirse, o kış Türkistan'a düzenlediğimiz yolculuğun öncelik taşıyan amaçları arasında, buzkaşi oyununu görebilmek de yer alıyordu.

Oyuncular için öylesine yorucu bir etkisi vardı ki, Afganistan'ın sıcak yaz mevsiminde düzenlendiği çok enderdir. Bu oyunu atlı kişiler oynar. Bizim polo dediğimiz oyun ile binicilik arası bir faaliyettir. Hızlı, sert ve hatta acımasız bir oyundur. Geçmişte çoğu zaman ölümle sonuçlandığı bilinmektedir.

Oyunda en az on binici yer alır. Kabil gibi Afgan kentlerinin resmî havasında oyuncuların takımlara bölündüğü bilinmektedir. Ancak Kavo-çınak gibi taşra kentlerinde, her adam tek başınadır.

 

SERT OYUN İÇİN AĞIR BÎR "TOP"

Bu oyunda kullanılan "top", kafası ayrılmış bir oğlak ya da dana gövdesinden oluşturulur. Oyunun arifesinde hayvan kesilir, iç organları boşaltılır, karnına kum doldurulur, daha sonra dikilerek bütün gece ıslatılır. Bununla, çekeceği ağırlığın arttırılması amacı güdülmektedir. Sonunda 30 -40 kiloya ulaşır.

Oyunun başında orta yere kireçle bir daire işaretlenir. Buna, "hallal", veya "adelet çemberi" adı verilir. Daha sonra buzkaşi yöneticisinin işareti üzere oyun başlar. Dairenin etrafında sıralanmış olan biniciler, ortadaki oğlağı ele geçirmek için harekete geçerler.

Oyunculardan herbirisi, atının eğerinde yana sarkmış vaziyette, onu yerden kaldırıp almağa, daha sonra tek bacakla kıstırarak atını uzak bir noktaya yerleştirilmiş işaret direğine doğru dörtnala koşturmağa çalışır. Bu kişi atını elinden geldiğince süredursun, öteki biniciler de ödülü ondan alarak ele geçirmeğe çalışırlar. Oyun için belirli bir alan ayrılmış değildir. Bozkırın her yanı oyun alanı kabul edilir. Hayvanın ağır gövdesini taşıyan binicinin amacı, sözü edilen işaret direğinin çevresinden dolaşmak ve atı yine adalet çemberine sürerek, yükünü oraya bırakmaktır. Oyunda sayılar bu şekilde kazanılır.

Oyunun mükâfaatına gelince, belki kâğıt para, belki bir altın sikke, ya da belki ender olarak değerli bir deve ya da at olabilir. Asıl mükâfaat, kazanılan ün olacaktır, Han Bey gibi zengin kişilerin, ahırlarında yalnızca buzkaşi için dikkatle yetiştirilmiş güçlü atlar besledikleri ve ayrıca özel olarak bakıcı ve biniciler bulundurdukları görülür.

Buzkaşi atları katı bir eğitime tâbi tutulur. Aslına bakılırsa bu eğitim bir bakıma doğum öncesinden başlatılmaktadır. Yavrulayacak ata, güçlü bir yavru doğurması için, günde on ya da daha fazla yumurta yedirilerek özel beslenme uygulanır.

Doğum sırasında annenin başında beklenilir ve yavru toprağa değdirilmeden kucaklanır. Toprağa düşmesi "kanatlarını kıracaktır". Hayvan daha sonra üç yaşına geliceye değin kendi haline bırakılır.

Daha sonra, buzkaşi için iyi bir aday olabileceği düşünülüyorsa, sırtına eğer vurulur, gemin disiplini öğretilir, binicisini kabul etmeğe alıştırılır. Ayağına asla nal vurulmaz.

Böylece iki yıl geçer. At beş yaşına geldiğinde, sindirim sistemine yardımcı olmak için tuz, ağırlık kazandırmak için mısır ve kavun verilir. Oyun boyunca itişip kakışma sırasında, vücudun ağırlığı bir üstünlük unsuru olmaktadır.

Sıcak yaz günleri geldiğinde, hayvan geçireceği en acımasız sınamaya tâbi tutulur. Buna verilen ad, "kantar" dır. Gemlenmiş ve sırtına eğer vurulmuş olarak bozkırda bir kazığa bağlanan at sıcağa, toza, rüzgâra ve acıya dayanıklılık kazanması için bırakılır.

Yaz ayları geçer. Cumaları, tatillerde, ya da evlenme, sünnet töreni gibi özel günlerde buzkaşi oyunları düzenlenmeğe başlar.

At artık hazırdır. Sevgiyle şımartılır ve değer verilir. Böbreklerini soğuğa karşı korumak üzere, üzerine kalın bir battaniye örtülür.

Türkmenlerde binicilik

Bağırışmalar işitiliyor ve az sonra bir düzine binicinin toz bulutlan arasında atlarını dörtnala koşturduklarına şahit oluyoruz. Kamçılarını öfkeyle indiriyorlar. Toynakların altında bozkır titriyor.

Az sonra apansız karşımızdalar. Bize o derece yakınlar ki, muhteşem atların irileşmiş burun deliklerini, çılgın gözlerini görebiliyoruz. Köpük içindeki ağızları ile atlar gözümüzde devleşiyorlar.

Yumak halinde atlarını koşturan grup yanımıza ulaştıklarında birden ayrılıyorlar. Arabaya birşey çarpıyor ve stop lâmbasını kırıyor. Kimisi at üstünde, kimisi ayakta olan seyirciler dört bir yana kaçışıyorlar.

Bu arada, Çopendaz'lardan (oyunculardan) birisinin atından düştüğünü görmüştük. Öteki atlann ayağı altında ezilmemek için kedi çevikliğiyîe yana yuvarlandı. Kendi atı, binicisi düşünce yanıbaşında durmuştu. Yeniden atın sırtına sıçradı.

Yüzü kan ter içinde bir maskeyi andırıyordu. Ancak tavırları gurur, güven ve korkusuzluk doluydu. Oğlağı taşıyan oyuncunun çevresinde meydan kavgasını andırır biçimde birbirine girmiş gruba daldı. Kendisine kamçısıyla yol açıyordu. Muhteşem bir görünüşü vardı.

Yanımızda duran Mardan Kul 'a bu oyuncunun kim olduğunu sordum.

"Akçik'li Hakim," diye cevap verdi, "En iyi çopendazlarımızdan birisidir."

Hakim'in kazanmasını istiyordum. Bunu bütün varlığımla diliyordum.

Binicilerden birisi oğlağı yakalamış olarak kargaşalıktan sıyrıldı. Hakim'in öfkeyle peşinden fırladığını gördük. Bir an sonra rakibinin yanıbaşında at sürüyordu. Sonra eğeri üzerinde yana yattı. Şimdi atına tek topuğuyla ancak dokunuyordu. Aynı anda oğlağı şaşkınlık içindeki öteki biniciden kaptı ve atını dönüş direğine doğru sürdü.

Biniciler uzaklaştığında, Pişik (kedi) adı verilen bir şaklaban atının üzerinde ortadaki dairenin çevresinde çeşitli oyunlar yapmağa başlamıştı. Önce elindeki kırbacı vurarak kendi kafasındaki koca kavuğu yere devirdi. Sonra, "Ben kazandım! Ben kazandım..." diye bağırmağa başladı. Seyirciler kahkahalar içinde şaklabana alkış tutuyorlardı.

Seyircilerin arasında börek ve şekerleme satıcıları dolaşıyor, bütün malları kapış kapış gidiyordu. Herkes birşeyler yiyor, birbirleriyle konuşuyor, gülüşüyordu.


BUZKAŞÎ, KIZ KAÇIRMAYI TEMSİL EDİYOR OLABİLİR

Özbek dostumuz Mardan Kul'a bu oyunun kaynağını soruyoruz.

Şöyle cevap veriyor: "Türkmen babaların kızlarını mümkün olduğunca evde tutmağa çalıştıklarını bilirsiniz. Bu yüzden eski günlerde evlenmek isteyen bir genç adam müstakbel eşini kaçırmak zorunda kalırdı. Bana kalırsa, buzkaşi böyle bir kız kaçırma olayını temsil ediyor olsa gerek. Tabiî, kızın yerine burada doldurulmuş oğlak veya dana geçiyor..."

Bunları söyledikten sonra, gülerek sözlerini sürdürdü:

"Bir zamanlar benim babam da bir arkadaşına kız kaçırmada yardım etmiş. Arkadaşı, çevre yurtlardan birisinde oturan bir genç kızı kaçırmayı kafasına koymuş. ve arkadaşlarından kendisine yardımcı olmalarını istemiş. Ama tabii hiçbirisi daha önce kızın yüzünü görmemişlermiş...

"Bir grup genç yurdu basmışlar ve oradaki yüzü kapalı kadını yakalayıp, müstakbel damadın atının terkisine oturtmuşlar; o da atını dörtnala sürmüş. Delikanlı biraz ilerledikten sonra kıza dönüp, 'Aklıma gelmişken, güzelim, kaç yaşındasın sen?' diye scrmuş.

"Aldığı cevap, 'Yetmiş yaşındayım, evlât!' olmuş."
 

OYUNCULAR SEYİRCİLERİN ARASINA DALIYOR -- HAKIM'Î İSE DURDURMAK MÜMKÜN DEĞİLDİ

Oyun aralıklarla dört saat kadar sürdü. Oğlak birkaç kez paramparça olmuş, yerine yenisi getirilmişti. Yalnızca oyuncuların ellerinde değil, aynı zamanda atların ayaklarının altında da hırpalanıyordu. Çünkü atlar yerdeki oğlağın üzerine basacak ve yalnızca binicileri eğilip onu alırken ayağını kaldıracak şekilde eğitilmişlerdi.

buzkaşi oyunu

Atların yorgunluktan artık ayakta duracak halleri kalmamıştı. Biniciler at değiştirdiler. Bu arada kırık burunlu dev yapılı bir çopendaz oğlağı yakalamıştı. Üzerine gelen ya da geri basan atların oluşturduğu karmakarışık yumağın ortasındaydı. Bir ara düşecek gibi oldu. Fakat oğlağı elinden kaçırmamağa kararlı görünüyordu.

O anda ucuna kurşun takılı bir kamçının şimşek hızıyla binicinin yüzüne indiğini gördük. Şimdi yanağından kanlar boşanıyordu. Acıdan körelmiş olan adam oğlağı elinden düşürdü.

Hakim, oğlağı daha havada iken yakalamıştı. Oyuncuların arasından sıyrılabilmesi için gideceği tek yön seyircilerin üzerineydi. Bir an bile duraksamadan kalabalığın içine daldı. Kulaklarımızı çığlıklar doldurdu. Ancak herkes, çılgına dönmüş sürücünün yolundan çekilmeyi becermişti.

Bu kez Hakim'i hiç kimse yakalayamadı. İşaret direğinin çevresinden dönerek ortadaki daireye doğru atını sürdü. Öteki biniciler çok gerilerde kalmışlardı.

Oğlağı çemberin içine bıraktı ve ellerini göklere kaldırarak zaferini haykırdı: "Hallal! Hallal!"

Daha sonra Hakim'e kazandığı ödül sunuldu. Bu, Bahara'dan eski bir altın sikke idi. Buzkaşi yöneticisi oyunun bittiğini ilân etti.

Adamlar yorgun, atlar yorgun, herkes kendi yolunu tuttu. Seyirciler de evlerine dağıldılar.

Roland bana dönerek Rudyard Kipling'in "Recessional" başlıklı şiirinden iki mısra hatırlattı:

Gürültü ve haykırışlar biter,

Krallar ve subaylar evlerine dönerler...

Göklerde bir atmaca tek başına yükseklerde çemberler çiziyordu. Bozkırın uçsuz bucaksızlığında yalnız kalmıştık.

BAŞA DÖNÜŞ

    Afganistan Türkmenleri

Afganistan... Türkmenler... Yazanlar: Sabrina ve Roland Michaud (National Geographic Dergisi, Kasım 1973)... Çeviri: Yalçın İzbul (1983)... Dördüncü Bölüm: Tükmenlerde binicilik... At yetiştiriciliği... Ünlü Buzkaşi Oyunu...