On the occasion of the

82nd Anniversary of the

TURKISH REPUBLIC

October 29, 2005

Benim nâçiz vücudum  elbet  birgün toprak olacaktır;

fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet pâyidar kalacaktır!

My mortal remains will one day become earth; but

the Turkish Republic will live for all eternity!

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK                     

Doç. Dr. Yalçın.İzbul

Free Bilingual E-Zine

 Special Edition

 

 

Ey Türk gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Birgün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin. Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
20 Ekim 1927

Canım, Canım ATATÜRK...

   

O Turkish Youth!

Your first and foremost duty is to defend and protect Turkish independence and the Turkish Republic for all eternity.

This is the very foundation of your existence and of your future. This foundation is your most precious treasure. In future ages, too, there will be those at home and abroad who are maleficent and desirous of depriving you of this treasure. If, some day, you find yourself in a position in which you have to defend your independence and your Republic, you must not tarry to weigh the possibilities and circumstances of the situation before taking up your duty. These possibilities and circumstances may turn out to be extremely unfavourable. The enemies conspiring against your independence and your Republic may have behind them a victory unprecedented in the annals of the world. By force or by ruse, all citadels of your beloved fatherland may have been captured, all shipyards taken, all its armies disbanded and every part of the country may have been put under de facto occupation.

 

Even graver and more distressing than all these circumstances, those who hold and exercise the power within the country may prove unwitting, misdirected and even treasonous. Furthermore, they may have indentified their personal interests with the political designs of the invaders. The nation may have fallen into complete destitution, may be in a worn-out and exhausted state.

O Sons and Daughters of future Turkish generations! Even under such circumstances and conditions, your mission is to save Turkish independence and the Turkish Republic. All the mighty strength that you will need exists in the noble blood a-flowing in your veins!

Please CLICK HERE to visit our ATATÜRK page.

 
 

BAYRAK

Ey mavi göklerin kızıl ve beyaz süsü,
Kızkardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü!
Işık lşık, dalga dalga bayrağım,
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.
Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım.
Seni selamlamadan uçan kuşun
Yuvasını bozacağım.

Dalgalandığın yerde ne korku ne keder...
Gölgende bana da, bana da yer ver!
Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar!
Yurda ay-yıldızın ışığı yeter.

Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün
Kızıllığında ısındık;
Dağlardan çöllere düşürdüğü gün
Gölgene sığındık.

Ey şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalı;
Barışın güvercini, savaşın kartalı...
Yüksek yerlerde açan çiçeğim;
Senin altında doğdum,
Senin dibinde öleceğim.

Tarihim, şerefim, şiirim, herşeyim;
Yeryüzünde yer beğen:
Nereye dikilmek istersen
Söyle seni oraya dikeyim!

Arif Nihat ASYA

(1904, Çatalca - 1975, Ankara)

   
 

THE CRESCENT AND STAR

O the scarlet'n white adornment of blue skies,
The bridal gown of my sister, the shroud of our martyrs!
O our colours! incandescent and luminous, rippling in the wind;
I've read your saga, I'll write your Iegend.
I'll dig his mound whoever looks to you
Not through eyes of mine,
I'll mar the nest of any creature of the air
That flies by without salute'n hail -- should it dare

Wherever you undulate, there is no fear, no sorrow
Give me, give me a place under your shadow.
What care if morns never come, days never break,
The light of the crescent'n star suffices for Fatherland

When battles took us to snow-capped mountains
We warmed in your redglow;
When drifted from mountains to deserts,
We took shelter under your shadow.

You, tranquil now, then undulating in the breeze;
Dove of the peace, eagle of the war...
O my flower that blossoms in places high,
Beneath you was I born,
Underneath will I die

My history, my honour, my poetry, my all;
Choose upon this wide world anywhere,
Wherever you want to be set up,
Command me that I may erect you there!

 

Translated by Yalçın İzbul

 

1960 yılı Ankara Gazi Lisesi 6 Edebiyat B mezuniyet sınıfı haytalarından bendeniz, buradaki çevirimle, değerli edebiyat öğretmenimiz şair Arif Nihat Asya'nın hatırası önünde sevgi ve saygıyla eğiliyorum. Kendisiyle Aziz Nesin'in motivasyonu konusunda pek anlaşamazdım; ama beni severdi. Hayatım boyunca gurur duyduğum bir iltifatını unutmam mümkün mü? O sabah, Hergele Meydanı'nda yine harala gürele bir koşuşturmaca... Yükleme boşaltma yapan kamyonların dehşetengiz gürültüsünden, ders filan yapmak olanaksız.... Hocamız, sınıftan üç yiğit seçerek, "Dışardaki gürültünün behemahal durdurulmasını" istedi. Dakikasına kalmamış, koca meydanda sinek uçsa işitilir hale gelmişti ve o üç kişilik susturma heyetinde ben de vardım. 17 yaşındaydım ve sivrileşen pençelerimin daha yeni farkına varmağa başlamıştım...

İzninizle, bir küçük anı daha: Kız Lisesi bize sağlam 1 km mesafede idi. Paydos saati bizim liseyle aynıydı. Nasıl bir koşturmayla o saatte orada olabiliyorduk, aklım almıyor şimdi. Bir de, bayramları iple çekerdik; tören geçidi için Stadyum'a gidiş dönüş sırasında, Atatürk Liselilerle, izci borozanlarımızla birbirimize girmenin tadına doyum olmuyordu...... Yalçın İzbul

   

CLICK for THE FOLLOWING YEAR'S MESSAGE

SİTEMİZ ANASAYFASI İÇİN TIKLAYINIZ