Doç. Dr. Yalçın İzbul

Dil Öğrenimi ve Çalışma Düzenine İlişkin
Genel Görüş ve Önerilerim - 1
Özel Dosya 002-1

 
 
 
 MESAJ

 E-KİTAP

 

E-Kitap (10 Kitap) Eğitim Setimle ilgili -- ve Genel

İngilizce'nin temel mantığına, gramerine ve çeşitli yapılara hakim olmanız bakımından, öncelikle ANA KİTAP'ımızı ("Advanced Practical English for Turks" eğitim seti ana kitabı) didik didik elden geçirmenizi rica ediyorum.

 

Amacınız, ister rahat okumak, ister hatasız yazmak, ister akıcı konuşmak, ister ileri düzey sınavlarda üstün başarı olsun; olmazsa olmaz temel çalışma budur. Bu temel ön çalışmanın mutlaka özümlenerek, sindirilerek yerine getirilmesinin önemini ne derece vurgulasam azdır.


Biliyorum, hemen diğer kitaplardaki testlere girişmek cazip görünecektir. Oysa temel kitapta ele aldığımız konularla bağlaşık gerekli ve yeterli ölçüde test vardır; ve ilk tavsiyem, emeklemeden, yürümeğe başlamadan, koşmağa kalkışılmamasıdır.

Hatta, aradan birkaç ay geçtikten sonra bu kitaba dönerek yeniden elden geçirmenizi öneririm. İkinci tur çalışmanız daha da büyük yarar sağlayacaktır.

Önemle tekrarlıyorum: Ana Kitap ve ek olarak da İngilizce'nin Püf Noktaları kitabımızı, bir matematik problemi yahut bir felsefe sorunsalı irdeliyormuşçasına satır satır titizlikle özümseyerek elden geçirmenizi öneriyorum. İngilizce'nin temel mantığı ve yapısal özelliklerini buradaki bölümlerde bulacak, bundan böyle kendi kendinizi bilgi ve bilinçle denetlemek olanağına sahip olacaksınız.

Yalnız sınavlar açısından veya ileri düzeyde İngilizce'ye hakimiyet için değil, kendi mesleğinizde veya herhangi bir alanda yayın için İngilizce cümleler kurarken kendi kendinizi denetleyebilmeniz için temel bilgiler buradadır.

 

Temel yapılara hakim olmağa başladığınızı hissettiğiniz aşamada "Gramer Testleri" kitabımıza da başlayabilirsiniz. Bu kitaptaki testler yalnızca kendinizi sınamanız için düzenlenmemiş, ek açıklamalar verilerek, arada kalmış olabilecek boşlukları da doldurmanızı sağlayacak kapsamlı bir çalışma öngörülmüştür.

Aslında buraya kadar sözünü ettiğim bu üç kitap birarada bir bütünün parçalarını oluşturuyor. Olmazsa olmaz bir çalışmadır. Gramer, yapı, sözdizim (syntax) bilgisinin önemli olmadığını, insanın yabancı dili en iyi konuşa konuşa öğrenebileceğini iddia eden "alaylı" (=mektepli değil) görüşlere itibar etmeyiniz.

Eski gramercilerin
okuma/yazma/dinleme/konuşma dörtgeninde, ilk ikisine yoğunlaşarak, dil öğretiminde düştükleri hatayı, gramer bilgisinin gereksiz olduğu şeklinde yeni bir yanlışa dönüştürmeyiniz.

Piyano çalmayı "öğrenmenin" üç yolu vardır:

1. Hocanız sizin piyano başına oturmanıza izin vermez; teorik bilgiye yoğunlaşır; tuşların resmini gösterir, çıkaracakları sesler arasındaki farkların bilimsel açıklamasını yapar.

Sonuçta, piyanoyu başkalarının nasıl çaldığını öğrenirsiniz; ama kulağınız ve parmaklarınız eğitilmemiştir. Piyanoyu fiilen çalmaktan acizsinizdir.

 

Eski gramercilerin yöntemi buydu. Dil yazılan bir şey olarak görülür, konuşma gölgede kalırdı. “Klasik” kabul edilen metinler örnek alınır, yaşayan/konuşulan dil arka plana itilirdi. Kullanım düzeyinden soyutlanan bu kurallar manzumesi karşısında pratik beceri kazanamayan öğrenci hem sıkılır hem de dilin en önemli özelliği olan günlük yaşamda kullanabilme, yani konuşma işlevinden yoksun kalırdı.

2. İkinci yol, "İşte sana piyano, notaya filan boşver, otur çalmağa başla, çala çala öğrenirsin," yaklaşımıdır. Tabii ki, düşe kalka, yapa yanıla, zamanla piyano çalmayı bir ölçüde becerirsiniz; ama asla beste yapacak düzeye gelemezsiniz. İcrada eh işte, içgüveysinden hallice idare edip gidersiniz. Kısacası, hem zaman kaybettirir; hem de mükemmele ulaşılamaz.

3. Çağdaş dilbilimcinin yolu, öğrenciye teori ve pratiği birlikte kazandırmaktır. Okuma, yazma, dinleme, konuşma becerileri birlikte yürütülür; teori ve pratik birlikte ve birbirini destekleyecek şekilde kazandırılır.

 

Ama değişmeyen gerçek şudur: Meram, cümlelerle anlatılır. Doğru cümle kurmayı öğrenmenin yolu ise gramerden geçer.

 

 

Kendi Dilimizin Gramerini Biliyor muyuz ki?

Tabii ki biliyoruz... Dilimizin gramerini, düzenini bilmesek, anlaşılabilir cümleler nasıl kurabiliriz? Yeterli gramer ve sözdizim bilgimiz yoksa, cümle üretemez, kendi kendimizi denetleyemeyiz.

 

Kimilerinin "Kendi dilimizin gramerini biliyoruz mu ki?" şeklindeki akıl fukarası soruyu sorarken, aslında kastettikleri "gramer terimleri" vb'lardır. Anadilimizin gramerini başka bir yoldan, "doğal" dediğimiz yoldan öğreniyoruz. Bu terimleri bilmesek de olur.

 

Ama yabancı bir dili öğrenirken gramer bilgisine başvurmadan o dildeki cümlelerin yapısına ilişkin açıklamayı ne şekilde, nasıl gerçekleştirebiliriz  ki?


Kuşkusuz, edinmemiz gereken gramer bilgisi, ulaşmak istediğimiz dil düzeyi ile uyumlu olmalıdır. Gerçi fazlası göz çıkarmaz, ama yeterli düzeyin altında olması kabul edilemez.  Meslek olarak dilbilimi seçenler dışında, gramer elbette amaç bir çalışma alanı değil, yalnızca bir araçtır.

 

Ama o noktada duralım. Tamamen pratik ortamında, yani formel gramer bilgisi olmaksızın, yani anadilimizi öğrendiğimiz yoldan, salt ezber ve taklit "pratikten"  öğrenmek önerisi, büyük zaman kaybına yol açacaktır. Üstelik, elde edilecek "başarı", genellikle ancak Nato karargahı kapısındaki ayakkabı boyacısının veya halı hanutçusunun ihtiyacını karşılar. Ayrıca, olsa olsa, "10 derste konuşturuyoruz"cuların ekmeğine yağ sürer.

Eğer tıpkı 0-5 yaş döneminizde olduğu gibi, sizinle beş yıl boyunca gece gündüz ilgilenecek, İngilizce anadil konuşan bir ana-baba, amca, dayı, hala, teyze, komşu, kardeş, oyun arkadaşı vb vb bulabilirseniz, "doğal" ve "pratik" yoldan yabancı dil de öğrenirsiniz.

 

Ama unutmayınız ki, bu süreç zarfında da, ama bu defa anadil öğremedeki yoldan inşa edilerek , yine dilin gramerini öğrenmiş olacaksınız. Ama, yolu gereksiz uzatarak.



Kurallar... Kurallar...


Dil zaptiyeliği pek yaman bir illettir. Yüce Tanrı tutulmuş bulunanlara acilen şifalar bahşetsin. Bizleri bunların bağnaz şerrinden korusun!


Kimi kaynaklar, yalnızca yüksek olasılık veya "fifty-fifty" kullanım olasılığı taşıyan, hatta kimsenin artık kullanmadığı dil öğeleri üzerinden "kural" fetvası vermekte pek ısrarcıdır. Yazı dili, konuşma dili, yöresel dil, veya yaratıcı söz ve imlâ oyunlarına son derece duyarsız, kaskatı, baston yutmuş, güdük kalmış kaynaklardır.

 

Sınav soruları için şekilsel taktikler geliştirmeğe çalışan zehir hafiyeleri de bunlara dahil etmek gerekir. Olmadık yerlerde kurallar görmeğe ve hatta kural icat etmeğe başlarlar.


"Kural" dediğimiz şey, belli bir "otorite" tarafından belli bir dönemde ortaya konulmuş bir saptamadır. Çağlar geçtikçe yeni kullanımlar, farklılıklar ortaya çıkar. Yaşayan dile ilişkin "kural"lara o dönem için geçerli yüksek olasılıklı uygulamalar gözüyle bakmak en akılcı yoldur. Yaşayan dilden kopmamanın ise tek yoludur.


Gerçi, küçük yaştaki öğrencilerin dil eğitiminde, "kuralcı" olmaktan başka çare yoktur. Aksi takdirde öğrenci allak bullak olur. Fakat, "çelişkilere" akıl erdirebilecekleri yaşlara gelmiş öğrencilere (örneğin 15-16 yaş üstü) şu dört şeyi anlatmak gerekir:

1. Konuşma dili ve yazı dilinin çok farklı iki şey olduğu.


2. Dillerin özellikle çağımızda çok hızlı değişim içinde oldukları.

3. "Kural" dediğimizde aslında pek çoğunun istatistiksel değer taşıdığı ve istisnalara herzaman rastlanabileceği.


4. Aslında "istisna" ların da daha üst veya farklı kurallarla açıklanabileceği... Dil öğreniminde de ustalık döneminin birgün geleceği, ve çıraklık/kalfalık döneminin istisnalarının bir sır olmaktan çıkacağı...

 

Yani, dil zaptiyesinin, tutuculuk aşkı ile, yaşayan dilin gerçeklerine körleştiği...

Fakat, en güvenilecek kişilerin "gramerciler" olması gerekmez mi? Görünüşte öyle... Ama, heyhat! Geldik çakıllı taşlı, tümsekli çukurlu yollara... Gramerciler her konuda görüş birliği içinde midirler? Hayır...

 

Peki, görüş birliği içinde olmaları beklenebilir mi? Ona da hayır...


Nedeni çok basit. Herbir gramerci farklı bir ekolün, farklı bir yaklaşımın izleyicisidir.   Kimisi vardır "yol gösterici örnek" saydığı klasik metinlerle ebedî aşk yaşamaktadır; yaşayan dilden ezelden kopmuştur. Kimisi vardır -- yaşayan, konuşulan dili esas alır; alır ama, diyelekler, ağızlar, jargonlar arasında bînamaz kalır. Dilde sürüpgiden, günümüzde daha da hızlanmış olan değişme olgusu da cabası...


Hele ki, bilgi ve deneyim yetersizliği olanlardan hiç söz etmeyelim. Ne yazık ki dil önüne gelenin kendisini yanılmaz otorite görmeğe başladığı bir alandır. Diğer ikisi de futbol ve ekonomidir...

 

Bu söylediğim yalnızca bizim yerli kaynakların değil, yabancı kaynakların da bir bölümü için geçerlidir. Hele ki internet dil forumlarda ahkâm kesenler, yerlisi yabancısı, tadından yenmez.


Dil uçsuz bucaksız bir okyanustur. Hele ki, İngilizce gibi coğrafyanın dörtbir yanına yayılmış bir dil ise... Diyelekler, ağızlar, argolar, jargonlar... Konuşulan dil, yazı dili... Ekoller, yaklaşımlar, farklı farklı "doğruluk" ölçütleri...


Sonuç? "Öğretici" konumunda olan kişi, her düzey öğrenciye, o düzeye en uygun dili, belli bir sistematik içinde öğretmek zorundadır. Sorumluluk onundur. Öğrencilerin ise fersah fersah daha çok çalışmak ve kendini sürekli geliştirmek ve yenilemek sorumluluğu vardır.



"Native'lere Danışmak" Sorun Yaratabilir mi?

Anadil konuşan bir kimsenin yargısına itibar etmemek ilk bakışta kabul edilemez görünüyor. Ama sakın ola itibar etmeyiniz. Ta ki, öncelikle şu sorularınızın cevabını almadıkça:

 

Hangi diyelek, hangi ağızı konuşmaktadır? Hangi sosyal kesim, hangi yaş grubu, hangi eğitim düzeyindendir? Hangi dil/dilbilim felsefesini, hangi dil/dilbilim anlayışını ve ekolünü izlemektedir? Hatta, o anda hangi ruh hali içindedir, gece rahat bir uyku çekmiş midir, sabah eşiyle kavga etmiş midir? Ve en önemlisi, sorunuza ciddi şekilde eğildi mi, yoksa baştan savmasına bir cevap mı verdi?


İşte bu sorulara doyurucu yanıtlar alabiliyorsanız, bir anadil konuşanın yargısına güvenebilirsiniz. Saydığım konular açısından yetersizlik veya kendi aralarında farklılık olduğu ölçüde, anadil konuşanlar arasında da uygulama ve görüş farklılığı ortaya çıkar/çıkacaktır.

Çünkü, "ortak dil" kavramı aslında bir soyutlamadır ve bu söylediğim bütün diller için geçerlidir. Örneğin, bizim nüfusumuz 80 milyondur; peki, çocuğunuza Türkçe derslerinde yardımcı olması için güvenebileceğiniz uzman kişilerin oranı nedir? Aynı şekilde, dünyada anadili "İngilizce" olan diyelim ki 400 milyon insan vardır: Demek ki gerçekte 400 milyon çeşit İngilizce vardır.

Peki, ne yapacağız? Birilerinin "ortak" ve "standart" sayılması gereken dili konuştuğunu, yazdığını,ve öğrettiğini kabul etmek durumundayız. İşte, "bir anadil konuşan kişiye danıştım" dediğinizde yukarda saydığım niteliklere sahip bir anadil konuşana danıştığınızdan emin olmalısınız. Yoksa, Sarı Çizmeli Corc Efendi'ye danışsanız ne çıkar, danışmasanız ne çıkar!


Sözcük Dağarcığı Geliştirme Çalışmaları

Sözcük dağarcığı çalışmalarına geciktirmeden başlamanız yerinde olur. Gidilecek yol uzundur. Sözcüklerin tekrarlarla pekiştirilmesi uzun zaman alır.

Sözcük kazanımı için gerek eğitim setimiz içinde, ve
ek olarak websitemizde sonsuz malzeme var. Metinleri gözden geçirirken ilginizi ve dikkatinizi çeken, ve size yararlı olacaklarını düşündüğünüz sözcük ve deyimleri not ediniz.

Sözcük öğrenme konusunda her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır; fakat istatistikler ve deneyim göstermiştir ki,

1. İlk kural: Sözcüğü metin/bağlam içinde öğrenmek hem daha kolay hem daha kalıcıdır. Kaydetmek, bir kenara yazmak işi, sözcüğün içinde geçtiği söz bölüğü veya tam cümle ile birlikte olursa çok daha büyük verim sağlar.

2. İkinci kural: O sözcüğe defalarca rastlamak -- yani bol bol okumak ve dinlemektir. Bu okuma ve öğrenmenin, ömür biter yol bitmez türünden olduğunu bilmek gerek.

Sözlüklere, hele ki amatör aşkıyla derlenmiş elden ele dolaşan fotokopi sözcük listelerine bel bağlamayınız. Sözlükler, özellikle soyut kavramlar için, anlam (ve hele ki nüanslar) açısından genellemeci, yuvarlamacı rehberlerdir. Bu böyle olmak zorundadır. Çünkü 30 kiloluk masa sözlükleri ancak büyük kütüphanelerde bulunur. Kaldı ki, hazırlayıp baskıya verinceye kadar, dile yüzlerce yeni sözcük girmiş, binlercesi de yeni nüanslar kazanmış olacaktır.

Ayrıca, unutmayınız ki, özellikle soyut kavramlar bağlamdan yesyeni nüanslar hatta yesyeni anlamlar kazanırlar. Demek istediğim, eğer bir sözcüğün dildeki bütün anlam ve nüanslarını listelemeye kalkışırsanız, milyon çarpı milyon kullanım örneğinin dökümünü yapmak zorunda kalırdınız. Bu olanaksızdır.

Ama günümüzde buna yakın düşen kaynaklar vardır: İnternet araştırma motorları...  Zamanınız varsa, bir sözcüğün (= kavramın) bunlar aracılığıyla dökümünü yaparak ve çok sayıda örneği irdeleyerek sağlam sonuçlara ulaşabilirsiniz. Araştırma motorlarından yararlanarak internetten dişinize göre cümleler bulunuz, onları da kaydediniz.

Zamanınız varsa, dedim... Deneyimli bir kaynak yazarının sizler için oluşturacağı metinlere ve seçeceği sözcüklere yönelmeniz en akılcı yoldur. Bu noktada eğitim setimize bir övünç payı çıkarabilirim sanıyorum. Çünkü, yerli kaynaklar bu açıdan yabancı kaynaklara üstündür. Çünkü kendi sorunlarımızı onlardan daha iyi biliyoruz.


Kaç sözcük bilmeliyiz?

Sorulabilecek en safça soru budur... Seksenyedi de olabilir, beşyüzaltmışüç de, onyedi bin de... Nerede, hangi konuda, ne düzeyde iletişim kurmak istediğinize bağlı.

Eğer kasıt "ileri derece İngilizce" ise, şu tanım verilebilir: Konuşma ve yazıda, standart İngilizce'yi izleyebilmek; ve beklendik kalıpları kullanarak, anlaşılabilir bir telaffuz, yanıltmayacak bir tonlama, sıkmayacak bir akıcılıkla iletişim sağlamak...

Gramer ve yapı bilgimiz, kulak eğitimi ve sesletim becerileriniz yeterli düzeyde ise, artık geride yalnızca konuşulacak konu ve sosyal ortamın gerektireceği tarzda anlatım kalıpları, deyim, deyiş ve sözcükler kalmıştır.

Her yaşam ve bilgi alanı, her meslek, ve her sosyal ve/ya duygusal ortamın kendine özgü iletişim kalıpları ve farklı sözcük dağarcığı/tercihleri vardır. Seçtiğiniz alanda gözünüze ilişen, kulağınıza çalınan kalıp ve sözcükleri not etmenizi, hazır cephane olarak belleğinize nakşetmenizi öneririm. Tıpkı, bir görüşmeye giderken, sorulabilecek soruların cevaplarını önceden hazırlayıp ezberlemenin en akılcı yol olacağı gibi...

Bir de, tabiatıyla, "kapalı" sözcük sınıfı ve "açık" sözcük sınıfı farklılığına dikkat etmek gerekir. Birincisine adıllar (=zamirler), ilgeçler (=edatlar, prepositions), bağlaçlar (=conjunctions) girer. Bunlar bilinmezse olmaz türden sistem öğeleridir.
Ama, ddlar, sıfat, fiil ve belirteçler (=zarflar) 'in gerekirliği, dediğim gibi, gereksinime göredir.

"İleri derece İngilizce becerileri" kavramını özenle tanımlamak
için "hangi konuda, nasıl bir ortamda ve ne düzeyde" sorularına eğilmek önkoşuldur. Anadilde bile her konuda konuşabilecek babayiğit varsa beri gelsin -- bilmediği konularda ahkâm kesmek siyasilere özgü...

İlgi alanı ve amaç belirtilmedikçe, "en gerekli 1000 sözcük" şeklindeki listelemeler yanıltıcı olmaya adaydır. Hayli de keyfî... Eğer kahvaltım yumurta, peynir, zeytin, çaydan oluşuyorsa, jambon ve kivi suyu içeren bir listeleme neyime?

Herşeye karşın, 1000 kadar sözcük günlük basit sosyal/fiziksel gereksinimlerinizi karşılamakta sanırım yeterli olur. Ama, üçdörtlük sosyal alışveriş için onbinlere, dörtdörtlük entellektüel alışveriş için otuzbinlere doğru hareketleniniz.

Ne var ki, mimik ve jestler, inilti ve gırtlak nağmeleriyle eşlik ederseniz, yirmi otuz sözcükle de idare edebilirsiniz!!  Tarzan öyle yapıyor...


Neler ve Nasıl Yapabiliriz?

Sözcük defterleri tutmak, listeler yapmak, sözcük kartları oluşturmak gözde etkinliklerdendir. Bunlar tekrarlana tekrarlana belli yüzdelerde yerleşmeleri sağlanır.

(Bu tür çalışmalar yapıyorsanız, bir de, Türkçe sözcüğü sol tarafa yazıp karşısına İngilizce'sini yazmayı deneyiniz. Daha büyük verim ve hatırlama olanağı kazanıp kazanmadığınızı kontrol ediniz.)

Ama, dediğim gibi, sözcüğü içinde geçtiği cümle ve/ya bağlam ile birlikte kaydetmek en yüksek verimi sağlar.

Ayrıca, telaffuzunu, türevlerini, eş anlamlılarını, karşıt anlamlılarını -- kısacası karındaşlarını, dostlarını, düşmanlarını hepbirlikte -- (ve de kullanım örnekleriyle
birlikte) kaydetmenin getirisi büyüktür.

Sözcükleri deyiş veya cümle bazında öğrenmenin önemini ne derece vurgulasam azdır. Bunun çifte kazancı vardır. Birincisi, bu şekilde öğrenmek çok daha kolaydır. İkincisi, hazır kullanım cephaneliğinizi oluşturuyorsunuz demektir. Böylece, konuşurken veya yazarken cümleyi sıfırdan inşa etmekle zaman kaybetmeyeceksiniz.

Aslında, anadilimizde bile, çoğu zaman (hele ki günlük dilde) daha önce yüzlerce/binlerce kez işittiğimiz/kullandığımız söz bölüğü ve cümlelerle konuşmuyor muyuz?

Söz bölüğü ve cümle içinde öğrenmenin bir büyük faydası da, sözcüklerin bağlamdan kazandıkları değişik anlam ve nüansları da bu arada öğreniyor olmamızdır. Bu sayede "He wins his life selling lemons" yanlışlığına düşmekten kurtuluruz; çünkü "He
earns his life ......." kalıbı belleğimize yerleşmiş, hazır beklemektedir.

Zaten bunun içindir ki, az okuyup az dinleyenler sınavlarda tahmin etmeğe çalışarak zaman kaybederlerken, çok okuyup çok dinleyenler ise "kulağıma bu doğru geliyor" rahatlığını yaşayabiliyorlar.

Ömür boyunca anadilimizde bile yeni sözcükler öğrenmeğe devam ettiğimizi düşününüz ve sebat ve sabırla devam ediniz...


Öğrenmek iyi ki sonsuz... Yoksa çok sıkılırdık herhalde dünyada...

Sözcük dağarcığımızı geliştirmek ve kendimizi sınamak için, "Sözcük Testleri" kitabımızdan yararlanacağız. Bu kitabımızın kapsadığı ortaboydan başlayıp fevkalade zor sözcüklere uzanan yelpazeden ne derece büyük bölümünü dağarcığınıza atabilirseniz, sınavlarda ve hayatta size o derecede ekstradan puanlar sağlayacaklardır.

Yine de, "advanced" şeklinde işaretlediğim testlerde belli ölçüde bir başarısızlık sizi üzmesin. Tabii, eğer sınavlarda 100 üzerinden 100 puan almayı hedeflemiyorsanız.

Testleri, aslında, bilmediklerinizi öğrenmek, açıklarınızı kapatmak için bir fırsat sayınız. Zihniniz öğrenirken, hançereniz ve eliniz de aktif olmalıdır. Örneğin, bir sözcüğü öğrenirken neden bunu yüksek sesle bir sesletim (telaffuz) davranışına dökmeyi de denemeyesiniz ki? Diyelim ki, sözlükten bir sözcüğün anlamına bakıyorsunuz, telaffuzunu da (fonetik işaretleri değerlendirerek) bağıra çağıra denemeyi ihmal etmemelisiniz. Sözcüğü defterinize kaydederken, telaffuzunu da kaydediniz.

 

(Ancak, sesletim/konuşma konusunu ilerleyen bölümlerde ayrıntılarıyla ele alacağım.)

 

Bu yazımın ikinci ve üçüncü bölümlerinde görüşmek üzere...

 

Yalçın İzbul

 

(19 Aralık 2015 tarihinde yenilenmiştir.)

 

              

 MESAJ

 E-KİTAP
 
 
 
 

"ADVANCED PRACTICAL  ENGLISH  FOR  TURKS"

 

 

Doğru Kaynak !!

 

 

   BİLGİ 

 
 
 
 
 

WEB SİTEMİZ:

ANASAYFA        TESTLER        OKUMA        EĞLENCE        ALMANAK

KAYNAKLAR     FIKRA     KARİKATÜR     KONUŞMA      İSTER İNAN