Doç. Dr. Yalçın İzbul

Dil Öğrenimi ve Çalışma Düzenine İlişkin
Genel Görüş ve Önerilerim - 2
Özel Dosya 002-1

 
 
 
 MESAJ

 E-KİTAP

 

Bağlam... Bağlam... Bağlam...

"Context is the king."


Sözlüklerde gösterilen anlamları yalnızca birer soyutlama / genelleme olarak düşününüz. Aslında, hertürlü ve herbir dil öğesi için aslolan, içinde geçtiği sosyal/kültürel/iletişsel bağlamdır. Bağlam herzaman kraldır. Nokta.


Anlamı asıl belirleyen ve aktaran şudur: sözün gelişi, bakış açısı, ve bununla bağlaşık tonlama ve vurgulama gibi öğeler. Bunlar her seferinde farklı olacağı için, sözcüklerin ve deyişlerin de anlamı her kullanım örneğinde farklı olur.

Örneğin, "big deal" deyimimi ele alalım. "Even a few hundred liras can be a big deal for small business." cümlesinde = "büyük ve önemli bir iş" anlamına gelirken; iki kişi arasında kinayeli bir kullanımda, "Big deal!" = Yok yav! Aman ne büyük bir lütuf yapıyorsun bana!" anlamı kazanabilir. Veya, bir genç kızın başvurabileceği şu isyan cümlesine bknz: "Why is there a big deal made out of virginity or the lack of it?" = N'olmuş yani; çok mu büyük bir mesele bu kızlık meselesi?

Bir başka örnek: "Challenge" sözcüğünün sözlük karşılığı Türkçe'de çok yanılgılı çevirilere neden olabiliyor. "Genel" anlamı "meydan okumak" tır, ama kullanımda daha çok isim olarak karşımıza çıkar ve çoğunlukla, "zorluk, güçlük, üstesinden gelinmesi çetin iş, sorun" kavramları ile çevrilmeye çok daha yatkındır: "global challenges" = küresel çapta üstesinden gelinmesi gereken sorunlar; ya da, kısaca = küresel sorunlar...

Sonuç? Daima bağlama bakınız. Anlamı sözün gelişinden çıkarınız.

Nitekim, sözcük dağarcığınız için, tek sözcükler halinde listeler yapmaktansa,
cümle içinde kaydedip tekrarlamak çok daha sağlıklı ve kalıcı sonuç verir.


Kullanılma Olasılığı...

Hiç unutulmaması gereken önemli nokta şudur: Bir anlatımın gramer açısından sağlıklı sayılması, kullanılabilirliği açısından teminat oluşturmaz.

Diyelim ki, Türkçe öğrenmekte olan bir yabancı, etken/edilgen çatıdaki ustalığını gururla sergilemek için, "Kızı gözüme kestirdim," yerine, "Kız benim tarafımdan gözüme kestirildi" şeklinde bir cümle kursa, herhalde alkış toplamayacaktır. Oysa gramer olarak doğru bir cümle kurmuştur...

Diyeceğim, yabancı dil serüveninizin başlangıç ve ilk gelişme evrelerinde, kontrollü egzersizler dışında, kendiniz özgün cümleler oluşmaktan kaçınınız. Hele ki, Türkçe'den çevirmek yoluna asla ve hiç gitmeyiniz.

Anadil konuşanlardan işittiğiniz, okuduğunuz, ilginç bulduğunuz, işinize yarayabilecek, hatta yalnızca hoşunuza giden İngilizce anlatımları, cümleleri, söz bölüklerini bir bütün halinde kaydedip ezberlemek yoluna gidiniz.
Ezberleyemediğinizi düşünüyor olabilirsiniz. Yılmayın; tekrarlamağa devam edin.

Derin belleğinize siz farketmeseniz de yerleşmekte olacaklardır.

Kulak eğitimi için kullandığınız konuşma kayıtlarını, kendi yaptığınız kayıtlardan YouTube belgesellerine kadar, tekrar tekrar dinlemenizde büyük yarar vardır. Bu şekilde, o dilin yaygın anlatım kalıplarını belleğinize yerleştirmekle kalmaz, konuşma ortamının özelliklerine göre şekillenen tonlama örüntülerini de dağarcığınıza eklemiş olursunuz.


Burada kullandığım "yaygın anlatım kalıpları" kavramı üzerinde durmakta yarar var. Biliyorsunuz, dilde kimi öğeler zorunluluk taşır. Örneğin, anadil konuşan bir kimsenin aşağıdaki hususlarda hata yapması veya bunların dışına çıkması beklenemez:

1. Doğru gramer -- örnek: doğru "tense" kullanmak; nerede sıfat nerede zarf kullanacağımız bilmek;


2. Sözcüklerin anlam özellikleri -- "to breed a horse", ama "to raise a child";



3. Deyimler, kalıplaşmış tamlamalar, alışılmış deyişler: "crystal clear", "nuclear family"...


Nasıl ki biz de dilimizde "çekirdek aile" deyimini kullanıyorsak... Nasıl ki, "cücük aile" pek bir tuhaf kaçarsa...


Burada değindiğim "yaygın anlatım kalıpları" ise yalnızca istatistiksel yüksek olasılık taşır. Bunları kullanmadan da derdinizi belki anlatabilirsiniz. Anlatabilirsiniz ama, turnusol kâğıdı gibidirler: Telaffuz ve tonlamanız kusursuz olsa bile, yabancı olduğunuz hemen anlaşılır. Çünkü, “Ama biz onu öyle söylemeyiz ki,” gözlemi devreye girer



Emlâk değerlerini belirleyen ilkeyi bilirsiniz: "Location, location, location"...


Dilsel öğelerin kullanılmasını belirleyen ilke ise şudur: "Collocation, collocation, collocation".

Yani, bir dil öğesinin kullanımında alışılmış ve karakteristik olarak belli diğer öğelerle birlikte görülmesinin yüksek olasılığı.


Örneğin, bizdeki "koyu çay" kavramının karşılığı İngilizce'de "strong tea" şeklindedir. "Koyu" kavramından çeviri yapıp "dark tea, thick tea, viscous tea" gibi sözler ederseniz, veya "strong" kavramından yola çıkıp "powerful, mighty, muscular tea" gibi sözümona eşanlamlı bir talepte bulunursanız, garsonun ne menem birşey getireceği konusunda hiçbir teminatınız yoktur. Şakacı biri olduğunuz veya çatlak kafalı olduğunuz gibi yargılarla da karşılaşabilirsiniz.


Bu yargıdan ancak adınız şair'e veya şaire'ye çıkmışsa kaçabilirsiniz.

Çünkü şairler ve şaireler, herkes bilir, az ya da çok, zaten kafadan çatlaktır...

Tekrar uyarayım; Yabancı dil serüveninizin başlangıç ve ilk gelişme evrelerinde, kontrollü egzersizler dışında, kendiniz “özgün” cümleler oluşmaktan kaçınınız. Hele ki, Türkçe'den çevirmek yoluna hiç gitmeyiniz. Anadil konuşanlar nasıl söylüyorlar, neler yazıyorlar? Yeniden yeniden okuyunuz, Yeniden yeniden dinleyiniz.

Türkçe mantığınıza ters veya tuhaf gelen kullanımlar karşısında, "Bu adamlar kendi dilini bilmiyor mu?" saçma düşüncesine düşmeyiniz. "Hımmm, demek ki bunu böyle söylüyorlar," tavrını benimseyiniz.


İngilizce cümleler "tersten" mi anlaşılır?


Yerli deha ürünü kimi kaynaklarda, "İngilizce cümleler tersten anlaşılır" şeklinde çok garip bir önermeye tanık oluyorum. Özel ders veren çoğu kimsenin de bu yanılgıyı öğrencilerine aktardıklarını biliyorum.



Ne demek ola ki bu? Yani, bu İngilizler, Amerikalılar, Yeni Zelandalılar, vb. bir cümle söylüyor; sonra tersten gidip cümlenin anlamını çözüyor, sonra bir sonraki cümleye mi geçiyorlar!


Buradaki yanılgı ve akıl karışıklığının nedeni bellidir: İngilizce bir cümleyi "anlamak" ile, bunu "derli toplu şekilde Türkçe'de ifade etmeyi" (yani, çeviriyi) birbirine karıştırıyorlar...


Doğal olarak, anadili İngilizce olan (native speakers), ya da çok iyi İngilizce bilen kişiler, konuşurken veya yazarken, sözcükler peşpeşe sıralandıkça cümlenin anlamını eşzamanlı ("simültan") olarak çözüyorlar. Cümle bitince, bu defa tersine yönde bir kez daha okuyup/düşünüp anlamağa çalışmak gibi meczup bir davranış içinde değildirler.



Ve tabii ki bizim de amacımız, İngilizce'ye hakimiyetimiz yeterli düzeye geldiğinde, araya Türkçe'yi sokmadan, "İngilizce'yi İngilizce olarak" doğrudan anlamak... Bu bir süreç. Giderek gelişecek.



Bu arada, istesek de istemesek de, Türkçe'ye başvuracağız. Ama hangi Türkçe'ye? Deyimi bağışlayınız: "Tarzanca Türkçe"ye başvuracağız... İki dil arasındaki sözdizim (sentaks) farklılığı bunu kaçınılmaz kılıyor. Çünkü, İngilizce bir cümlenin Türkçe'deki paralel izdüşümü ancak "Tarzanca" ifade edilebilir.



Cümleyi hızla anlayıp bir sonrakine geçmek için "Tarzanca" ile yetinmeliyiz. Ha, birisi bizden "derli toplu bir çeviri" yapmamızı isterse, o zaman durup, İngilizce cümlenin öğelerini güzel Türkçemizin sözdizim kurallarına göre yeniden düzenleriz.



Türkçe'de "Köpek hırsızı ısırdı" cümlesini oluşturan sözcükleri ayrı ayrı birer fiş üzerine yazalım ve masanın üzerine rastgele dağıtalım. Yine de, kimin kimi ısırdığı kuşbakışı hemen anlaşılacaktır. Neden? Çünkü, Türkçe çekimli bir dildir: Kim'in kimi ısırdığı, sözcüklerin yerlerini dilediğiniz kadar değiştiriniz, çekimlerden bellidir.



Aynı uygulamayı, İngilizce "The dog / bit / the thief" cümlesini oluşturan öğelerle yapınız; yani, sözcüklerin sırasını karıştırınız -- şimdi köpeğin mi hırsızı, hırsızın mı köpeği ısırdı anlaşılamayacaktır. Neden? Çünkü İngilizce'de sözdizim, anlamın ana direğidir: Anlamı ileten, sözcüklerin ardarda dizilişidir.

Farklı dizerseniz, farklı bir anlam elde edersiniz.


O nedenle, İngilizce bir cümleyi anlamanın tek yolu, kendilerinin de yaptığı gibi, sözcük üstüne sözcük açıldıkça anlamları ardarda ulayarak gitmektir. Bunu yaptığınız zaman da, Türkçe paralel anlatımda ortaya çıkan sıralama "Tarzanca" dır -- ve (eğer henüz hala Türkçe'ye başvurma aşamasında iseniz) İngilizce bir cümleyi hızla anlamanın kesinlikle en iyi yoludur.


Tekrar etmeliyim: İngilizce'de öğrenirken aslolan, cümleleri okurken/dinlerken, sözcükler peşpeşe sıralandıkça, bunlar arasındaki ardışık/çizgisel (linear) ilişikiyi izleyerek, cümlenin anlamını hızla takip etmenizdir.

Dikkat ederseniz, cümleyi İngilizler'in, Amerikalı'ların anladığı gibi, yani, konuşmada veya yazıda, sözcükler ardarda sıralandıkça, anlamı ulayarak gitmekten söz ediyorum. (Türkçe'ye derli toplu çevirmekten değil. -- O ayrı bir iş.)


"Bî-hakkın Vâkıf"

Asla akıldan çıkarılmaması gereken gerçek ise şudur: Gramer ve sözcük öğrenmek temel öğelerdir. Fakat, "dil öğrenmek" demek, o dile ilişkin bilgiler edinmekle yetinmek demek değildir.

O dili "kullanmak" için gerekli becerileri kazanmak ve geliştirmek şeklinde anlaşılmalıdır.


Hedef apaçık önümüzdedir: okuma/yazma evet, ama illa ki karşılıklı konuşma da.

Okuduğumu tam anlayabiliyorum; standart dilde konuşulanları kaçırmıyorum; anlatmak istediklerimi yazıya geçirebiliyorum -- ve konuşurken telaffuzum ve tonlamam yanlış anlaşılmıyor... O halde, dostum, siz artık yabancı dile bî-hakkın vâkıfsınız. Daha doğrusu, siz artık ikidilli (bilingual) 'siniz...

"Yazmak"tan söz edelim: "Yazmak" konusunda ilk sorulacak soru, "ne yazmak?" tır. Şekspir'in ticari bir mektup yazamayacağına, en büyük gramercinin de ancak yavan şiirler yazabileceğine eminim.
 
Ama genel planda ilk gerekirlik, kendi kendini denetleyebilecek ölçüde sağlam bir gramere sahip olmak. İkincisi, gerekli ve yeterli sözcük, deyim ve terim hazinesine sahip olmaktır.

Ama en önemlisi, hangi alanda yazmak istiyorsanız, o alanın kendine özgü jargon ve anlatım kalıplarına ve tarzına hakim olmaktır...
 
En iyi yol taklitle başlamaktır: Yani yazmak istediğiniz alanda bol bol okumak, notlar almak; giderek onlara benzer anlatımlar oluşturmak. Doğal olarak, giderek de daha bağımsız, özgün metinler üretebilmek.

Sanırım, ölçeğimizdeki en kolay alan ticari yazışmalardır. İnternette, örnek alarak kendi durumumuza uyarlayabileceğimiz türlü yazışma şablonu veren çok sayıda site var.

Ölçeğimizin en uzak ucunda ise herhalde ağır felsefi roman ve şiir yer alsa gerek... Anadilde bile pek az fâninin erişebildiği bir mertebe...

Yabancı dilde "alıcı" konumundan, "üretici" konumuna geçmişseniz; tartışmalara katılabiliyorsanız, hele ki espiri yapabiliyorsanız, hele ki hele ki estetik özgün düzyazı ve/ya "nazım" yazabiliyorsanız, siz artık o dile "bî-hakkın vâkıf" sınız demektir.

Bir dile ilişkin bilgileri öğrenmek işin temeli ve yolun bir bölümüdür. Amaca ise ancak bunları yaşamınızda uygulamaya geçirebiliyorsanız ulaşmış olursunuz.
 
Yazınız ve yüksek sesle okuyunuz. Görsel belleğinizin kaydedecekleri ile yetinmeyiniz: Beyindeki işitme/konuşma bölgelerini ve fiziki olarak konuşma organlarını da harekete geçiriniz.

Kulak belleğiniz (auditory memory) ve görsel belleğinizin (visual memory) birlikte çalışmasıyla en verimli öğrenme düzeyini yakalamış olursunuz. Okuduğunuzu veya işittiğinizi yazarak, yazdıklarınızı ise yüksek sesle okuyarak yabancı dilin öğelerini kendinize mal etme gücünüzü daha da ileri taşımış olursunuz.
 
Tekrarlarsak, gramer ve sözcük bilgisi temel gerekirliktir. Fakat asıl savaş cümle ve paragraf düzeyinde gerçekleşecek olan anlama, okuma/yazma ve konuşma becerileri ile kazanılacaktır.
 
Tekrar tekrar okumak ve tekrar tekrar dinlemek (çağımız teknolojisi bunun için sınırsız olanak sunuyor) inanılmaz yarar sağlıyor. (Düşününüz ki, bundan 50 yıl önce, İngilizce basılmış bir dergi veya gazeteye ulaşmak gerçek bir lükstü. Konuşmayı ise ancak rüyalarımızda işitebiliyorduk.)
 
Hata yapmamaya çalışınız; fakat hata yapmaktan da korkmayınız. Özellikle konuşma becerilerinden yana en öldürücü darbeyi "ya bana gülerlerse" sıkılganlığından yeriz. Gerçi gülmezler de, tut ki gülseler ne olur ki? Sıkıysa onlar Türkçe öğrenmeğe başlasınlar da biz onların hatalarına gülmeyelim.

Üçüncü bölümde görüşmek üzere.

Yalçın İzbul

 

(19 Aralık 2015 tarihinde yenilenmiştir.)

 

             

 MESAJ

 E-KİTAP
 
 
 
 

"ADVANCED PRACTICAL  ENGLISH  FOR  TURKS"

 

 

Doğru Kaynak !!

 

 

   BİLGİ 

 
 
 
 
 

WEB SİTEMİZ:

ANASAYFA        TESTLER        OKUMA        EĞLENCE        ALMANAK

KAYNAKLAR     FIKRA     KARİKATÜR     KONUŞMA      İSTER İNAN