Doç. Dr. Yalçın İzbul

Dil Öğrenimi ve Çalışma Düzenine İlişkin
Genel Görüş ve Önerilerim - 3
Özel Dosya 002-1

 
 
 
 MESAJ

 E-KİTAP

 

Konuşmaya ilişkin...

Okuduklarımı anlıyorum... Ama, konuşulanları anlamıyorum ve/ya konuşamıyorum...

İşte en yaygın işittiğimiz yakınma...

Konuşma becerileri ile ilgili düşüncelerimi aşağıda yazacağım. "Dialogues in Context" başlıklı kitabımızın önsözünü de değerlendirmeyi ihmal etmeyiniz. Gerek akıcı gerek "idiomatic" konuşma için de yeterince yardımcı olmaya çalıştım.

Kuramsal çalışmalara ek olarak, dinleme / kulak eğitimi için bütün fırsatları yaratmalı, değerlendirmelisiniz. Bu çalışmada anahtar öğe, tekrar tekrar dinlemek; dilin müzikalitesinin kulak belleğinize, derin ezberinize yerleşmesine olanak vermektir.

Kanımca, yabancı dilde konuşma -- karşılıklı sözel iletişim -- dört önkoşulun karşılanmasına bağlıdır:


#1 Fonetik ve İngilizce'nin Fonolojisi: Elementer düzeyde de olsa, bu konularda bir ölçüde bilgi sahibi olmanız, sesletimi doğru üretmek sürecinizi inanılmaz derecede hızlandıracaktır.

Bilinçli yaklaşım telaffuz, vurgu ve tonlama becerilerini kazanma sürecine büyük katkı sağlar; ayrıca bu süreci önemli derecede kısaltır. Bilinçle öğrenen, deneme-yanılma yoluyla ve el-yordamı giden sıradan kişiye büyük fark atar. Telaffuz, vurgu ve tonlama konularını önce teorik düzeyde incelemek pratik çalışmalar için sağlam bir zemin oluşturur.

İpuçlarınızı ve uygulamaları "Dialogues in Context" kitabımızın önsözünde ve ayrıca "Türk Öğrencilerin Yaygın Yanlışları" kitabımızda bulacaksınız.

Lütfen, Fonoloji, Fonetik Simgeler ve Vurgu bölümlerini dikkatle değerlendiriniz. Şu üç konu üzerine özenle eğilmenini öneririm:

1. Seslerin yazıda temsili = fonetik alfabe ile gösterim:

            a) IPA (International phonetics alphabet) sistemi,

           b) veya sizin devamlı kullandığınız sözlükteki sistem,

           c) veya Türk öğrenciler için benim geliştirdiğim özel sistem.

2. Hece vurgusu

3. Sözcük vurgusu ve entonasyon



#2 Kulak Eğitimi ve Taklit: Piyasada satılan sesli malzeme, veya İnternet, Radyo - TV yayınlarından kendiniz oluşturacağınız ses kayıtlarını, üstüste defalarca ve defalarca dinleyerek konuşma akışını çözgülemeli, ve ezber derecesinde, taklit edebileceğiniz düzeyde belleğinize ve bilinçaltınıza yerleştirmelisiniz.

Konuşma akışının çözgülenmesi demek, süreklilik taşıyan o ses akışı içinde yer alan tek tek anlam birimleri ve bunların birbirleriyle ilişkisinin ayırdına varılabilmesi demektir. "Kulak eğitimi" telaffuz, vurgulama, entonasyon ve müzikalite becerileri için olmazsa olmaz bir çalışmadır.

Ses ortamını tercih ediniz; mümkünse kulağa sımsıkı yapışan kulaklıklarla dinleyiniz... Ses ortamı üzerine yoğunlaşmakta büyük yarar var... Görüntü dikkati dağıtan, veya vücut diline yönlendiren bir faktördür. Oysa konuşmak, temelde işitim oluğunda gerçekleşen bir iletişim davranışıdır...

Ancak, diyelim ki bir filmi bir kez izledikten (ve olup biteni daha kolay anladıktan sonra) filmin ses kaydına geçmek yararlı olabilir.

Bunları söyledim, ama günümüz mültimedya ortamında artık görüntülü malzemeden kaçınmak olanaksız görünüyor. Yine de, bilinçli bir izlemeyle, görüntüye dalıp kaybolmadan, konuşulanlar üzerine odaklanmakta büyük yarar vardır.

Bir sonraki aşama, tekrar tekrar dinlediğiniz ve artık rahatlıkla ayrıştırabildiğiniz (yani, bir gramer veya sözcük bilgisi sorun olmadan, işitince anlayabildiğiniz) ses ve konuşma örüntülerini kendiniz de ÜRETEBİLMEK'tir.

Aslında, kulak eğitimi ve sesletim üretimi birlikte yürütülmekte olacaktır. Böylece, teorik bilgi ve kulak belleğimizdeki becerileriniz bol egzersizle uygulamalı beceriye dönüştürülmekte olacaktır..

Bu satırları yazarken, içinizden göğüs geçirdiğinizi, inanmadığüınızı görür gibiyim.  Oysa tek koşulu var: Azim, sebat, ve çalışmak, çalışmak, çalışmak...

Denetim için, anadil konuşan veya çok iyi yabancı dil bilen birisinin hakemliğine başvurmanız yerinde olur. Anadil konuşanların, yalnızca kibar davranmakla yetinmemelerini, dobracı davranmalarını sağlayınız. Uzun zamandır bizlerle temas halinde olup, "Törkiş İngilizce"ye alışmış yabancıların yargılarına kanmayınız.


Standart dil dışı yerel, sosyal tabaka, argo vb ağız ve lehçeler kullanılan filimlerde konuşulan aksanı çözgüleyemediğiniz zaman fazla mutsuz olmayınız. Düşününüz ki, bizler de kendi ülkemizde konuşulan ağızlardan bazılarını ancak yarımyamalak çözebiliyoruz.

#3 Gerçekçi Sözel İletişim Ortamı: Bunun önemini vurgulamama bilmem gerek var mı? Ailecek evde birbirimizle, ya da arkadaşlarla aramızda İngilizce konuşmak gibi yapay ortam denemelerinin ne derece çabuk iflas ettiğine sanırım tanık olmuşsunuzdur.

Kimi konuşma sınıflarında bile, deneyimsiz bir görevlinin ortamı değerlendirememesi sonucunda, konuşma etkinliğinin birkaç kişi arasında hapsolup kaldığına, diğer öğrencilerde ise kendine güvensizliğin daha da derinleştiğine tanık olmuş olabilirsiniz.

Çare, herzaman olduğu gibi sizsiniz... Standart aksan anadil konuşanlar kimselerle doğal ortamlarda iletişim koşullarını karşılayacak fırsatlar oluşturmağa çalışınız. Özellikle de kendinize güven gelmesi açısından, büyük yarar sağlar...

Ayrıca, insan konuştukça "açılır". Bu anadilimizde bile böyledir. Daha önce üzerinde konuşma olanağını bulduğumuz konularda daha akıcı ve rahatızdır.

Fakat tekrar edeyim: Yerel bir aksan veya sosyal tabaka ağzı konuşan veya sokak ağzı ve argoda aşırıya kaçan donanımsız yabancıları örnek almak sağlıksız bir gelişme çizgisi olur. Standart dil konuşan, eğitimli kimselerle tanışıp dostluk geliştirmekte mutlak fayda var.


#4 Konuşacak Sözü Olmak: Geldik konunun en canalıcı noktasına... Zurnanın zırt dediği işte asıl bu noktadır. İnsanın söyleyecek sözü yoksa, değil yabancı dilde, anadilinde bile suspus oturmak, ya da -- tabii -- ağzını açınca saçmalamak durumu doğar.

Bilirsiniz, her toplumsal konumun, her sosyal ortamın, her mesleğin, hatta her konunun kendine özgü ifade kalıpları, deyim ve deyişleri vardır... Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır sözü burada geçmez. Burada sözü geçen, iletişim ortamıdır. Her iletişim ortamının kendine özgü bir yoğurt yenilme tarzı vardır. Bağlam herzaman kraldır.

Gramer, sözdizim -- yani yapısal gerekirlikler -- ve içerik -- yani sözcükler, deyimler, vb... Ama illa ki verilen bir ortam ve durumda anadil konuşanların kullanacağı karakteristik deyim, deyiş ve kalıplar

Üstelik, "tarz", "üslûp", "tonlama"... Hatta, eşlik eden mimik ve davranımlar... Yani yine, verilen bir ortam ve durumda anadil konuşanların kullanacağı karakteristik anlatım özellikleri... Yani, bağlamın gerekirlikleri...

Sonuçta, "İngilizce konuşmak" gibi soyut bir kavramla değil, "günlük İngilizce konuşmak", "iş İngilizcesi konuşmak", "tıp İngilizcesi konuşmak" gibi somut iletişim ortamları ile ilgilenmeliyiz.

İşte bu nedenle, konuşacağınız konuya hakim olmanız, onun kendine özgü ifade kalıplarının, deyim ve deyiş tarzlarının dağarcığınızda hazır bulunması temel gerekirliktir.

Genel önerim şudur: Çok ileri düzeylerde kendinizden emin olmadıkça, özgün cümle kurmaktan uzak durunuz. Türkçe kurup İngilizce'ye çevirme yoluna hiç gitmeyiniz..

Onun yerine, bol bol İngilizce metin okuyunuz / dinleyiniz. İlginç bulduğunuz, işinize yarayabilecek ifade ve cümleleri kaydederek ezberleme, kendinize mal etme yoluna gidiniz.

Gerçi başlangıçta "Türkçe düşünüp, İngilizce ifade etmeğe çalışmak" kaçınılmaz gibidir. Türkçe'den çeviri yoluyla, meram azçok anlatılabilir (büyük yanlışlar da yapılabilir).

Fakat esas olan, idiomatik ifadelerle (onların kullandığı ifadelerle) iletişim kurabilmektir. Giderek, konuyu ve onunla ilgili kavramları İngilizce düşünmek ve ifade etmek olanağınız gelişecektir.

Özellikle, "yazı dili" ve "günlük teklifsiz konuşma dilinin" ifade tarz ve kalıpları bakımından birbirinden neredeyse iki ayrı dil ölçüsünde farklı olduğunu unutmayınız.

"Dialogues in Context" başlıklı kitabımızda, "günlük konuşma"da yardımcı olabilecek kalıpları olabildiğince toplamağa çalıştım.

Fakat ayrıca, sizin özel olarak ilgilendiğiniz dalda, buna benzer bir çalışmayı kendiniz yapmanızda ve işinize yarayabilecek ifade ve cümleleri bir deftere kaydetmenizde büyük yarar vardır.

Bunları belleğinize ezber düzeyinde yerleştirip, zamanı geldiğinde konuşma sırasında hazır cephane olarak bunlara başvurmanız, doğru anlam aktarımı ve konuşma akıcılığı açısından son derece yararlı olacaktır.

Tıpkı, bir iş görüşmesi öncesi, size sorabilecekleri soruları önceden tahmin ederek, yanıtlarınızı tekrar tekrar prova yoluyla kendinizi hazırlamanız gibi...

Akıcı ve anlaşılabilir konuşma, yabancı dilde zor kazanılan bir beceridir. Ama çekinmeden üzerine gidiniz. Yukarda saydığım hususlarda yeterli hazırlığınız varsa, konuştukça açıldığınızı biraz şaşkınlık ve epeyce hayranlıkla kendiniz de farkedeceksiniz.


Sihirli Sınav Taktikleri, Büyülü Formüller...

YDS türü sınavlarda aslolan okuduğunu anlamaktan ibarettir. Bunu ne derece zaman yitirmeden yapabiliyorsanız, puanlarınız da o ölçüde yükselir.

İşin sırrı, yalnızca ve yalnızca, gereğince çalışmak, yeterince hazırlanmaktır. Grameri ne derece iyi biliyorsanız, kalıplara ne ölçüde egemenseniz, sözcük ve deyim dağarcığınız ne derece kuvvetliyse, karşılığını da o derece olumlu alırsınız.

Üzülerek görüyorum ki, soruları çözmekte başvurulacak sihirli formüller, büyülü ipuçları keşfetmek umudu günümüz özel ders ve dershane ortamlarında gülünç ve zarar verici boyutlara ulaşmıştır. İstismara açık bir konudur. Ortalık, adayların bu tür kolaycılık umutlarını sömüren açıkgözlerle kaynıyor.

Aslolanın okuduğunuzu anlamak olduğu gerçeğini perdeleyecek ölçüde, şekilsel ipuçları peşinde koşmak, istatistiksel formüller çıkarsamaya çalışmak yanlış bir yaklaşımdır.

Yeryüzünde, yabancı dil sınavlarında işleyebilecek sihirli hiçbir formül yoktur.

Tek yol, yeterince süre ayırarak, yeterince hazırlanmaktır.

Tek gerçekçi formül vardır: Çalışmak, çalışmak, çalışmaktır...

Bunun aksini söyleyen bir "hoca" asla sizin dostunuz değildir.

Başarısızlık nedenleri...

Sınavlarda başarısızlık nedenlerini gözden geçirelim: Doğal olarak, bunlar neler yapılması/yapılmaması gerektiğinin de anahtarı olacak:

1. Sınavda kendisinden nelerin beklendiğini bilmemek. Daha önceki sınavları incelememiş olmak.
Hazırlıklarını buna göre yapmamış olmak.

2. Yani, ciddi ve üst düzeyde bir sınavda hedeflenen başarıya ulaşmak için yapılması gereken yoğun çalışma, üstesinden gelinmesi gereken büyük bilgi birikimini takdir edememiş olmak, hafife almış olmak. Kısacası, yeterince hazırlanmamış olmak.

3. Çünkü, gerçek bilgi ve dil becerileri peşinde koşmak yerine, "sihirli taktikler, büyülü formüller" gibi boş hayallerle kendini avutmuş olmak.

4. Dolayısıyla, gramer, sentaks (sözdizim), semantik (anlambilim) ve dile ilişkin diğer bilgi alanlarındaki  bilgisi yetersiz olmak.

5. Çalışmayı son haftalara, son günlere bırakmış olmak; dolayısıyla kafadaki bilgiler yetersiz, oturuşmamış, üstüste yığılmış durumda olmak.

6. Sınav stresi yaşamak; sınav performansını düşürecek ölçüde duygusal tepkiler, sıkıntılar, psikolojik handikap içinde olmak... Bedensel zindelik kadar ruhsal durumunu da sınav koşullarının üstesinden gelecek şekilde hazırlamayan adayların büyük performans kaybına uğradığı bilinmektedir.


* * * * * * * * * *

Şimdi de, hazırlıklarımızı hakkıyla yerine getirmiş olduğumuzu varsayarak, sınav salonu için de gerçek sihirli formüllerimizi, gizemsiz tekniklerimizi sıralayalım:

1. Bir önceki gece güzel bir uyku çekiniz. Aranız iyiyse, iki tekte bırakıp, fazla kaçırmamaya dikkat ediniz.

2. Sınav mahalline zamanında geliniz. Tıraşlı, makyajlı, hoş giyimli olunuz. Güleryüzlü ve kendinizden emin olunuz. Kalemleriniz, silgileriniz, sınav evrakınız, ne gerekiyorsa herşey yanınızda; tertipli, düzenli bir aday olunuz.

3. Sınav öncesi, kendini dağıtmış, çevresine olumsuzluk saçan adaylara hiç aldırış etmeyiniz. Oflayıp puflayan, mızıldanan, piyango bileti alır gibi sınavlara giren, şaşkın, hedefsiz, bilinçsiz bu sözümona adaylara içinizden gülüp geçiniz. Hedefe kilitleniniz.

4. Daha sınav kapısından içeri adım atarken, dikkatinizi yalnızca becerilerinizi en iyi şekilde sergilemek ve başarılı olmak hedefine odaklayınız. Kendinizi, "başlayın" dedikleri anda tam performans düzeyinde işinize eğilecek şekilde hazırlayınız.

5. Yanınıza, kağıdını açarken hışırdamayan türden, bol çikolata alarak, arada bir yorulan beyninize destek çıkmayı, mutluluk merkezlerini de harekete geçirmeyi unutmayınız.

6. Soruları, pasajda verilen bilgilere göre yanıtlayınız. Pasajın, şakacının birinin, cahilin birinin, delinin birinin kaleminden çıktığına kanaat getirseniz bile, asla kendi yargılarınıza veya ansiklopedik bilginize göre yanıtlamaya kalkışmayınız. Pasajda ne yazıyorsa, kıral odur. Şıkları daima pasaja dayandırarak yanıtlayınız. "Doğru" şık dışındaki şıklarda yazılanlar, ansiklopedik anlamda, tartışılamayacak doğrulukta olabilir. Ama, eğer pasajda değinilmemişse, o büyük gerçek sıfır hükmündedir. Genel bilgi veya kişisel inançlarınızı belirtme sınavında değilsiniz. Sizden istenen, yalnızca ve yalnızca, okuduğunuzu anladığınızı sergilemenizdir.


Sonuçta, temel gerekirlikler şunlardır:


1. İleri düzey yabancı dil becerilerinde olabildiğince yeterli hazırlanmış olmak;

2. Dikkatimizi toplayabilmek; bedensel zindelik ve ruhsal durumumuzu sınav ortamına hazırlamış olmak;

3.  Tanınan süreyi iyi kullanmak, gereksiz zaman kayıpları yaşamamak.

İyi şanslar diliyorum... Hiç aklınızdan çıkarmayınız: Şanslarımızı kendimiz yaratırız.

Yalçın İzbul

 

(19 Aralık 2015 tarihinde yenilenmiştir.)

 

           

 MESAJ

 E-KİTAP
 
 
 
 

"ADVANCED PRACTICAL  ENGLISH  FOR  TURKS"

 

 

Doğru Kaynak !!

 

 

   BİLGİ 

 
 
 
 
 

WEB SİTEMİZ:

ANASAYFA        TESTLER        OKUMA        EĞLENCE        ALMANAK

KAYNAKLAR     FIKRA     KARİKATÜR     KONUŞMA      İSTER İNAN