Yıllarca resmi
okullarda okutulmuş; koca koca öğretmen okulları açılmış; fakültelerde
filolojiler kurulmuş; yarım yüzyılı aşkın zamandır yüzbinlerce yurdum
insanı milyon kere milyon saat resmi ve/ya özel kurslara devam etmiş...
Devam etmiş de ne
olmuş?
Sıfıra sıfır,
elde var sıfır... Toplumca kendi kendini aldatmanın ve kaynak israfının
bu derecesine pes demek yetmez: Ört ki ölem...
Yurdum insanı
yabancı dil öğrenemedi, öğrenemiyor -- gerçeği söyleyelim --
geldiğimiz yollarda devam edersek, öğrenemez de... Acıklı bir öykü...
Bu yazı
dizisinde, yarım yüzyıla yaklaşan gözlem ve tesbitlerimi yazacağım.
Dost acı söyler; acımasız olacağım. Belki, az sayıda da olsa, birkaç
kişinin kendini bu beyhude illüzyonlar dünyasından çekip çıkarmasına
hizmet eder.
Yabancı
Dil Nasıl Öğrenilir?
Söyleyeceklerim,
adım gibi eminim ki, Almanca, Fransızca, İtalyanca, Rusça, Arapça
öğrenme çabaları için de geçerli olacaktır (kumaş aynı kumaş); ama bu
noktadan itibaren bildiğim bir alana, İngilizce'ye odaklanacağım.
Yabancı dil
öğrenmede başarı için iki temel faktör vardır: 1. Doğru
Yaklaşım (= kararlılık ve sebat)... 2. Doğru Yöntem, Doğru Kaynaklar...
"Doğru
yaklaşım" başlığı altında, öğrenmek talebinde bulunan kişinin
(=öğrencinin) özelliklerini, motivasyonunu, çalışma azim, sebat ve
kararlılığını değerlendirmek gerekir. Bunu ilk planda ele alacağım.
Çünkü yurdum insanının yabancı dil öğrenmedeki başarısızlığının en
temel nedeni burada yatıyor.
"Doğru
yöntem ve kaynak" konularına daha sonra değineceğim.
Ancak, bir önceki paragrafta andığım sorunların yanında, buradaki sorunlar devede kulak kalır. Hele de, bilgisayar,
mültimedya ve internet devrimlerinden sonra, doğru yöntem bilgisi ve
doğru kaynaklara ulaşamamak
iddiası ancak gülünç olur.
"İngilizce
öğrenmek" ne demektir?
İlk yanılgı,
"İngilizce öğrenmek istiyorum" talebindedir. Amacınızı bu derece genel
bir çerçevede belirliyorsanız, o muğlak hedefe asla varamayacaksınız demektir.
Kendinize
sormanız gereken soru, belirlemeniz gereken hedef şudur: Ne amaçla, ne
düzeyde, ve nasıl bir İngilizce?
"İngilizce
öğrenmek istiyorum" tümcesi yetersiz bir tanımlama; "İngilizce
öğretiyoruz" iddiası ise düpedüz bir yanıltmacadır. Tekrar ediyorum:
Sorulması gereken soru şudur: "Ne amaçla, ne düzeyde ve nasıl bir
İngilizce?"
O kadar çok
"İngilizce" var ki, ilk karar vermeniz gereken soru, "Hangi
İngilizce?" sorusudur.
NATO'nun önünde ayakkabı boyacılığı yapacak kimsenin (eğer casus veya
güvenlik görevlisi değil ise) ihtiyaç duyacağı "İngilizce" ile,
yabancı yayınlardan tıp çevirisi yapacak bir kimsenin gereksinimleri
arasında pek az ortak nokta bulunacaktır.
Örneğin, "Bir
otel resepsiyonistine lazım olacak kadar," veya "ÜDS'den 65 alacak
kadar," veya " KPDS'den 90 çekecek kadar," veya "yabancı dizileri
izleyip anlayacak kadar," veya "Şekspir'i kendi dilinde okuyup anlamak
için," vb. gibi hedefler doğru hedeflerdir.
"Bir bilimsel
toplantıda sunuş yapabilecek, soruları anlayıp cevap verebilecek
kadar," da bir hedeftir; "Tatilde turistlerle çene çalacak kadar," da
bir hedeftir. Yeter ki, ne amaçla, ne düzeyde, nasıl bir İngilizce
öğrenmek istediğinizi belirlemiş olunuz.
Örneğin,
"ÜDS'den en az 65 puan almak istiyorum" hedefi doğru ve yol gösterici
bir belirlemedir. Adayın şu andaki durumuna göre, 3 - 6 ay arası ciddi
bir çalışma gerektirecek bir belirlemedir. Buna uygun bir çalışma
programı geliştirilebilir.
ÜDS, KPDS türü sınavlara hazırlanan kimselerden sergilemeleri beklenen
dil becerisi "okuduğunu anlamak" ile sınırlıdır. Pasif bir beceridir.
Aktif bir dil becerisi aranmamaktadır. Herhangi bir tümce kurma,
paragraf veya kompozisyon yazma becerisi yada konuşma diline hakimiyet
koşulu aranmamaktadır (ki, itiraf edelim, adayların çok lehine bir
durumdur).
Amacımızı
belirledik. Ya sonra?
Şimdi, yöntem ve
çalışma programı gibi konuları tartışmağa başlayabiliriz. Eğer,
çalışma disiplini olan bilinçli bir öğrenici iseniz, kaynaklarınızı
kendiniz seçerek de bu aşamaları gerçekleştirebilirsiniz. Aksi halde,
başlangıçta deneyimli ve uzman bir kimseye danışmanız ve hatta bir
süre birlikte çalışmanız yerinde olur.
[Lütfen bu
konuda bana kişisel durumunuzla ilgili özel sorular yöneltmeyiniz; ama
genelde herkesin işine yarayabilecek sorularınız olursa bu sütunlarda
seve seve cevap verebilirim.]
İzleyen
bölümlerde, yöntem ve kaynak konularına ilişkin görüş ve
önerilerimi derli toplu sunmağa çalışacağım.
Özellikle
başlangıç evrelerinde, kurslara katılmak veya özel ders almak muhakkak
ki yararlıdır. Ancak, sonuçta olayı sürükleyip götürecek kişi
kendinizsiniz. Aslolan sizin göstereceğiniz çalışma disiplini, azim,
sebat ve kararlılıktır. Bunu yapamayacaksanız, vazgeçin; zamanınızı
boşuna harcamayın.
Yabancı
dil öğrenmek bir "zeka işi" midir?
İşlek bir beyin
kavrama kolaylığı sağlar, doğrudur. Ama yabancı dil öğrenmek, zeka
ürünü değildir.
IQ'su birhayli düşük olanların bülbül gibi şakıdıklarına -- ve hayatta
önünüze geçtiklerine -- hayatınızda hiç mi tanık olmadınız?
Ayrıca, çenesi
düşük olmakla, kafası çalışır olmak da aynı şey değildir. Bunun şaşmaz
kanıtı ise, popüler TV kanallarımızdaki "talk show" sunucusu kişiler
ve konukları değil midir?
"Bizden geçmiş, belleğim çökmüş, bu modeller buraya kadar" gibi
mesnetsiz yılgınlıkların değerli zamanınızı çalmasına izin vermeyiniz.
Yabancı dil öğrenmek, doğrudan doğruya
yoğun ve
ısrarlı çalışma, dirsek çürütme ürünüdür
ve
belli bir süre gerektirir.
Tarih-Coğrafya değil ki, son iki üç hafta hafızlayıp, yeterli puan
toplayabilesiniz...
Tiplemeler:
Yabancı dil
öğrenmeyi çok "istiyor," ama öğrenemiyorsak; özellikle de sınavlarda
başarılı olamıyorsak, bunun nedeni, % 99.99 olasılıkla, hedef
belirleyemiyor, yeterince çalışmıyor, yeterince hazırlanmıyor
olmamızdır. Kısacası, şahsımızdan kaynaklanan nedenlerdir.
Başarılarımızı
tereddütsüz üstün zekamıza, çelik azmimize, yorulmaz çalışkanlığımıza
bağlarız... Ama başarısızlıklarımızı hiç de üzerimize almayız...
Örneğin, başarısız olduğumuz bir sınav döneminin hemen ardından
çalışmalarımızı başlatmazsak, bir dahaki sınav döneminde ne değişmiş
olacaktır ki?!
Evet, dil öğrenmek, doğrudan doğruya
yoğun ve ısrarlı çalışma, dirsek
çürütme ürünüdür ve
belli bir süre gerektirir.
Dedim ya, Tarih-Coğrafya değil
ki, son hafta hafızlayıp, yeterli puan toplayabilesiniz...
Umarım, aşağıdaki komik aday gruplarından birine girmiyorsunuzdur:
Kapıldım bahtımın rüzgarına tipleri: Değerli zamanını
"Biri Bizi gözetliyor... Biz evleniyoruz... Popstar Seçiyoruz..." vs gibi
saçmalıklarla çarçur edenler... Bu tipler sınav başvurusu yaparken,
milli piyango bileti alır gibidirler: Ya çıkarsa?? Ya geçersem??
Bizden geçti tipleri: "Bu modeller buraya kadar" duygusu
içinde olanlar... Yeşilçam eskisi bilumum nostaljik
filimleri bilmemkaçıncı kez gözyaşları ve "Biz neydik be abi/abla!!"
duyguları içinde dertlenerek kaçırmayanlar...
Sözümona Entel, Dantel tipler: Zaga'nun zırvalarını
entellektüel huşu içinde seyreyleyip, üstelik de gülenler...
Hüsnü ve
Hüsniyeler: Kendilerinden son derece emin olup, hiçbir
çalışma, hiçbir hazırlık yapmak gereğini duymayanlar. Bunlar genelde
"kolej" mezunu veya "Amerika'da beş yıl kalmış" tiplerdir. Sınavlarda
tepeüstü çakılıverirler. Nedenini anlayamaz, "herhalde cevap
anahtarında kaydırma yapmışımdır," türü teselli ararlar.
Piknik ve uyanık tipler: Nasıl olsa "bizimkiler"
iktidara gelecek, YÖK kaldırılacak, sınavlar hafifletilecek... Bizim
kayınçonun Ankara'da adamı varmış vs. umutlarıyla Godot'u
bekleyenler...
Ben doğduğum gün ölmüşüm tipleri: İbo Şov, Brezilya
dizisi vs. izleyenler... Ama ben okuyucularımız arasında bu derece
düzeysiz zevkleri olan, kendilerine hayatta bu derece ilkel simgeleri
hedef seçmiş kimseler bulunacağına zaten inanmıyorum...
24/7
saatini yanlış programlayanlar: Sevgilisiyle akşama buluşacağı
bir günü, sabahın köründen başlayarak saç taramakla geçirenler...
Pop
müzikle kafa sallayanlar: Oturmuştur masaya, radyo yada TV
gümbür gümbür... Müziğin ritmiyle kafasını sallamakta; kolu bacağıyla
tempo tutmaktadır... Ne yapıyorsun? Çalışıyorum. Böyle daha iyi
giriyor kafama... Yok yav!!
Kitabın
içine Tom Miks koyanlar: Çocuğum, beni mi aldatıyorsun,
kendini mi?!
Karşı
apartmandaki kıza poz verenler: Aklı önündeki kitapta defterde
olmayıp, çevresindekilere nasıl bir görüntü verdiğine takılı tipler...
Bu davranışı ergenlik çağı ile sınırlı sanmayınız. Hepimiz hayatın her evresinde azçok
böyleyizdir. O bana baktı, ben ona baktım; o geçti, ben çaktım...
Ertelemeci
takımı: Tatile bir gidip geleyim, Ramazan bitsin, Bayram
geçsin diyenler... Birtürlü başlayamayanlar...
"Sevgili
Günlük" çüler: Pür heyecan başlayıp birkaç gün sonra
bırakanlar... Üçer beşer aylık fasılalarla bir başlayıp bir
bırakanlar... Kısacası, Türk gibi başlayıp, ama İngiliz gibi
götüremeyenler...
Memleketin Haline Aşırı Üzülenler:
Memleketin haline üzülmekten, çalışma gücünü birtürlü kendilerinde
bulamayanlar... Walla, memleketin haline hepimiz üzülüyoruz da;
kriz bizim yaşam tarzımızdır... Siz kendinizi kurtarmağa bakınız...
Hem n'olcek ki? Elbet Kemal Derviş yine gelir... Sonra yine AKePe
gelir... Sonra yine kriz gelir... Sonra yine Kemal Derviş gelir...
Sonra yine -- (Allah yazdıysa bozsun...)
Mükemmelciler:
Masadaki kalem ve sair kırtasiye malzemesi sık sık isyan çıkarıp nizam
ve hizayı bozdukları için bir türlü başlayamayanlar...
Dönüp Dönüp
Yeniden Başlayanlar: Bunlar da mükemmelcilerin bir başka
özel tipidir. Çizginin bir yerde koptuğu inancına kapılır, dönüp
dönüp ilk baştan, yeniden başlamak için marazi bir istek duyarlar.
Oysa, dil öğrenmek çizgisel bir ardışıklık gerektirmez. Dil bir
yumaktır. Orasından burasından kemirmeğe başlarsınız; giderek
fethettiğiniz alanlar genişler; birleşmeğe başlarlar. Bu kutlu bir
süreçtir. Öğrendikçe daha çok şey öğrenme olanağınız da gelişir.
Balina
püskürtmesi gibi uzun aralıklarla çalışanlar: Pürşiddet başlar; iki gün sonra
derinlere dalar... Bir ara haydi bire bir nefes daha; sonra yine
derinliklere...
Doktor
doktor gezenler: Hobileri doktor doktor gezmek olan
hipokondriaklar misali, internette siteden siteye dolaşmaktan medet
umanlar... Duvardan duvara ceviz kitaplığına metreyle kitap
ısmarlayan yeni zenginler misali, raflarını çok sayıda kaynak
kitapla dolduranlar... Oysa kendinizi üç-dört sağlam
kaynakla sınırlı tutmanız ve bunlara derinlemesine yoğunlaşmanız çok
daha yararınızadır.
İnternet'te
İngilizce malzeme kirliliği had safhaya ulaştı. Size sunulan her
teklife balıklama atlamaktan, site site dolanmaktan fayda
beklemeyiniz. Belli bir sistematiği ve yaklaşımı olmayan bıdı bıdı
testlerle zamanınızı boşuna öldürmeyiniz. Birkaç sağlam kaynağa
bağlanınız ve sebatla derinlemesine yoğunlaşarak çalışınız.
Bıdı Bıdı
Testlerle Ömür Çürütenler:
Kulağınıza Küpe Olsun: Bir egzersizi "takır takır" yapabiliyorsanız,
en büyük düşmanınız sevinmek duygusudur. "Kendinden pek bir memnun
olma" duygusu (smugness) sizi yanıltır ve zamanınızı boşa harcatır.
Hemen birşeyler öğrenebileceğiniz bir sonraki teste geçiniz.
Gerçek
dostunuz, başarısız olduğunuz testlerdir.
Yanlış
Guruya Çekirge Olanlar: Hoşlanacağınız küçük iltifatlarla
sizleri oyalayan, bıdı bıdı testlerle zamanınızı çalan,
arasıra egonuzu
yaralamayan bir hoca, asla dostunuz değildir.
Test çözmek, ancak ve ancak öğrenmeye vesile olduğu ölçüde yarar
taşır. Doğru ve yanlış şıkların gerekçesini hocanıza sorun, öğrenin.
Hiç unutmayınız:
En iyi hoca,
dersine sizden daha çok çalışan hocadır...
İşim çokcu
takımı: Bunlar da ayrı bir cins... Özveri abidesi... Sağa sola
koşuşturmaktan, bir türlü asıl yapmaları gereken işe oturup
yoğunlaşamazlar. Sorarsanız, dostları, üstleri, âmirleri iş
yüklemektedir; görevleri gereğidir, felan filan... Üstlerinden yada
çevreden takdir görmek arzusu, haklarını savunma içgüdüsünün çok
ötesine geçmiş, düpedüz intihar boyutlarına ulaşmıştır...
Bu Kadarı
Bana Yeter Diyenler:
Birikimlerini yiyip tüketenler... Yabancı dil öğrenmek ve onu diri
tutmak ömürboyu sürecek bir uğraştır. "Öğreneceğim kadar öğrendim, bu
kadarı bana yeter" dediğiniz andan itibaren patinaj yapmağa, geri
kaymağa başlarsınız. O güne değin gösterdiğiniz bütün çabalara yazık
olur.
Lütfen, asla
işin peşini bırakmayınız; sürekli yazınız, okuyunuz, dinleyiniz ve
konuşunuz...
Ha, bir
de...
Mucize bekleyenler: Önemli bir sınava bir hafta kala Yalçın
İzbul'a email atıp, "Ne tavsiye edersiniz?" diye soranlar...
O durumda dahi, cevapsız bırakmak suretiyle, elimden geldiğince
nezaketimi
koruyacağıma söz verebilirim... Fakat esasen Tarzan, Kızıl Maske, James
Bond, Tom miks veya 7. Süvari Alayının bile yardım edemeyeceği
durumda, bendeniz ne yapabilirim ki?...
Hayatta
başarının yolu:
Şunu çok iyi bilmelisiniz:
İngilizce'nizi ilerletemiyor veya sınavlarda başarılı olamıyorsunuz --
çünkü yeterince çalışmıyor, yeterince hazırlanmıyorsunuz...
Hayatın
bütün yollarında:
Günde 16
saat çılgınca çalışacaksınız...
Kalan 8 saati
de çılgın hobilerinize ayıracaksınız: İster bar pavyon sürtmek, ister
pul kolleksiyonculuğu...
Uyku mu? O da ne??
