Doç. Dr. Yalçın İzbul

YURDUM İNSANI NEDEN

YABANCI DİL ÖĞRENEMİYOR ??

-- I --

Özel Dosya - 001-1

 MESAJ

 E-KİTAP

Yıllarca resmi okullarda okutulmuş; koca koca öğretmen okulları açılmış; fakültelerde filolojiler kurulmuş; yarım yüzyılı aşkın zamandır yüzbinlerce yurdum insanı milyon kere milyon saat resmi ve/ya özel kurslara devam etmiş...

Devam etmiş de ne olmuş?

Sıfıra sıfır, elde var sıfır... Toplumca kendi kendini aldatmanın ve kaynak israfının bu derecesine pes demek yetmez: Ört ki ölem...

Yurdum insanı yabancı dil öğrenemedi, öğrenemiyor -- gerçeği söyleyelim -- geldiğimiz yollarda devam edersek, öğrenemez de... Acıklı bir öykü...

Bu yazı dizisinde, yarım yüzyıla yaklaşan gözlem ve tesbitlerimi yazacağım. Dost acı söyler; acımasız olacağım. Belki, az sayıda da olsa, birkaç kişinin kendini bu beyhude illüzyonlar dünyasından çekip çıkarmasına hizmet eder.

Yabancı Dil Nasıl Öğrenilir?

Söyleyeceklerim, adım gibi eminim ki, Almanca, Fransızca, İtalyanca, Rusça, Arapça öğrenme çabaları için de geçerli olacaktır (kumaş aynı kumaş); ama bu noktadan itibaren bildiğim bir alana, İngilizce'ye odaklanacağım.

Yabancı dil öğrenmede başarı için iki temel faktör vardır: 1. Doğru Yaklaşım (= kararlılık ve sebat)... 2. Doğru Yöntem, Doğru Kaynaklar...

"Doğru yaklaşım" başlığı altında, öğrenmek talebinde bulunan kişinin (=öğrencinin) özelliklerini, motivasyonunu, çalışma azim, sebat ve kararlılığını değerlendirmek gerekir. Bunu ilk planda ele alacağım. Çünkü yurdum insanının yabancı dil öğrenmedeki başarısızlığının en temel nedeni burada yatıyor.

"Doğru yöntem ve kaynak" konularına daha sonra değineceğim. Ancak, bir önceki paragrafta andığım sorunların yanında, buradaki sorunlar devede kulak kalır. Hele de, bilgisayar, mültimedya ve internet devrimlerinden sonra, doğru yöntem bilgisi ve doğru kaynaklara ulaşamamak iddiası ancak gülünç olur.

Eğer bugüne değin başarısız olduysanız, biliniz ki kişilik özellikleriniz, yanıltılı yönelim ve yaklaşımlarınız, yetersiz çalışmanız ençok suçlamanız  gereken etmenlerdir.

Bu bilinç uyanmadıkça, siz biteviye mazeretler üretirken, yıllarınız da boşa ve beyhude geçmeye devam edecek demektir.

Hatalarını görmek, hatalardan dersler çıkarmak başarı yolunda temel gerekirliktir. Ama özeleştiri,  aynanın karşısında hüngürmüngür gözyaşı dökmek değildir elbet.

"İngilizce öğrenmek" ne demektir?

İlk yanılgı, "İngilizce öğrenmek istiyorum" talebindedir. Amacınızı bu derece genel bir çerçevede belirliyorsanız, o muğlak hedefe asla varamayacaksınız demektir.

Kendinize sormanız gereken soru, belirlemeniz gereken hedef şudur: Ne amaçla, ne düzeyde, ve nasıl bir İngilizce?

"İngilizce öğrenmek istiyorum" tümcesi yetersiz bir tanımlama; "İngilizce öğretiyoruz" iddiası ise düpedüz bir yanıltmacadır. Tekrar ediyorum: Sorulması gereken soru şudur: "Ne amaçla, ne düzeyde ve nasıl bir İngilizce?"

O kadar çok "İngilizce" var ki, ilk karar vermeniz gereken soru, "Hangi İngilizce?" sorusudur.

NATO'nun önünde ayakkabı boyacılığı yapacak kimsenin (eğer casus veya güvenlik görevlisi değil ise) ihtiyaç duyacağı "İngilizce" ile, yabancı yayınlardan tıp çevirisi yapacak bir kimsenin gereksinimleri arasında pek az ortak nokta bulunacaktır.

Örneğin, "Bir otel resepsiyonistine lazım olacak kadar," veya "YDS'den 65 alacak kadar," veya " IELTS'dan 8.5 çekecek kadar," veya "yabancı dizileri izleyip anlayacak kadar," veya "Şekspir'i kendi dilinde okuyup anlamak için," vb. gibi hedefler doğru hedeflerdir.

"Bir bilimsel toplantıda sunuş yapabilecek, soruları anlayıp cevap verebilecek kadar," da bir hedeftir; "Tatilde turistlerle çene çalacak kadar," da bir hedeftir. Yeter ki, ne amaçla, ne düzeyde, nasıl bir İngilizce öğrenmek istediğinizi belirlemiş olunuz.

Örneğin, "YDS'den en az 65 puan almak istiyorum" hedefi doğru ve yol gösterici bir belirlemedir. Adayın şu andaki durumuna göre, 3 - 6 ay arası ciddi bir çalışma gerektirecek bir belirlemedir. Buna uygun bir çalışma programı geliştirilebilir.

YDS türü sınavlara hazırlanan kimselerden sergilemeleri beklenen dil becerisi "okuduğunu anlamak" ile sınırlıdır. Pasif bir beceridir. Aktif bir dil becerisi aranmamaktadır. Herhangi bir tümce kurma, paragraf veya kompozisyon yazma becerisi yada konuşma diline hakimiyet koşulu aranmamaktadır (ki, itiraf edelim, adayların çok lehine bir durumdur).

Amacımızı belirledik. Ya sonra?

Şimdi, yöntem ve çalışma programı gibi konuları tartışmağa başlayabiliriz. Eğer, çalışma disiplini olan bilinçli bir öğrenici iseniz, kaynaklarınızı kendiniz seçerek de bu aşamaları gerçekleştirebilirsiniz. Aksi halde, başlangıçta deneyimli ve uzman bir kimseye danışmanız ve hatta bir süre birlikte çalışmanız yerinde olur. [Lütfen bu konuda bana kişisel durumunuzla ilgili özel sorular yöneltmeyiniz; ama genelde herkesin işine yarayabilecek sorularınız olursa bu sütunlarda seve seve cevap verebilirim.]

İzleyen bölümlerde, yöntem ve kaynak konularına ilişkin görüş ve önerilerimi derli toplu sunmağa çalışacağım.

Özellikle başlangıç evrelerinde, kurslara katılmak veya özel ders almak muhakkak ki yararlıdır. Ancak, sonuçta olayı sürükleyip götürecek kişi kendinizsiniz. Aslolan sizin göstereceğiniz çalışma disiplini, azim, sebat ve kararlılıktır. Bunu yapamayacaksanız, vazgeçin; zamanınızı boşuna harcamayın.

Yabancı dil öğrenmek bir "zeka işi" midir?

İşlek bir beyin kavrama kolaylığı sağlar, doğrudur. Ama yabancı dil öğrenmek, zeka ürünü değildir.

IQ'su birhayli düşük olanların bülbül gibi şakıdıklarına -- ve hayatta önünüze geçtiklerine -- hayatınızda hiç mi tanık olmadınız?

Ayrıca, çenesi düşük olmakla, kafası çalışır olmak da aynı şey değildir. Bunun şaşmaz kanıtı ise, popüler TV kanallarımızdaki "talk show" sunucusu kişiler ve konukları değil midir?

"Bizden geçmiş, belleğim çökmüş, bu modeller buraya kadar" gibi mesnetsiz yılgınlıkların değerli zamanınızı çalmasına izin vermeyiniz.

Yabancı dil öğrenmek, doğrudan doğruya
yoğun ve ısrarlı çalışma, dirsek çürütme ürünüdür ve belli bir süre gerektirir. Tarih-Coğrafya değil ki, son iki üç hafta hafızlayıp, yeterli puan toplayabilesiniz...

Tiplemeler:

Yabancı dil öğrenmeyi çok "istiyor," ama öğrenemiyorsak; özellikle de sınavlarda başarılı olamıyorsak, bunun nedeni, % 99.99 olasılıkla, hedef belirleyemiyor, yeterince çalışmıyor, yeterince hazırlanmıyor olmamızdır. Kısacası, şahsımızdan kaynaklanan nedenlerdir.

Başarılarımızı tereddütsüz üstün zekamıza, çelik azmimize, yorulmaz çalışkanlığımıza bağlarız... Ama başarısızlıklarımızı hiç de üzerimize almayız...

Örneğin, başarısız olduğumuz bir sınav döneminin hemen ardından çalışmalarımızı başlatmazsak, bir dahaki sınav döneminde ne değişmiş olacaktır ki?!

Evet, dil öğrenmek, doğrudan doğruya
yoğun ve ısrarlı çalışma, dirsek çürütme ürünüdür ve belli bir süre gerektirir. Dedim ya, Tarih-Coğrafya değil ki, son hafta hafızlayıp, yeterli puan toplayabilesiniz...

Umarım, aşağıdaki komik aday gruplarından birine girmiyorsunuzdur:

Kapıldım bahtımın rüzgarına tipleri: Değerli zamanını "Biri Bizi gözetliyor... Biz evleniyoruz... Popstar Seçiyoruz..." vs gibi saçmalıklarla çarçur edenler... Bu tipler sınav başvurusu yaparken, milli piyango bileti alır gibidirler: Ya çıkarsa?? Ya geçersem??

Bizden geçti tipleri: "Bu modeller buraya kadar" duygusu içinde olanlar... Yeşilçam eskisi bilumum nostaljik filimleri bilmemkaçıncı kez gözyaşları ve "Biz neydik be abi/abla!!" duyguları içinde dertlenerek kaçırmayanlar...

Sözümona Entel, Dantel tipler: Zaga'nun zırvalarını entellektüel huşu içinde seyreyleyip, üstelik de gülenler...

Hüsnü ve Hüsniyeler: Kendilerinden son derece emin olup, hiçbir çalışma, hiçbir hazırlık yapmak gereğini duymayanlar. Bunlar genelde "kolej" mezunu veya "Amerika'da beş yıl kalmış" tiplerdir. Sınavlarda tepeüstü çakılıverirler. Nedenini anlayamaz, "herhalde cevap anahtarında kaydırma yapmışımdır," türü teselli ararlar.

Piknik ve uyanık tipler: Nasıl olsa "bizimkiler" iktidara gelecek, YÖK kaldırılacak, sınavlar hafifletilecek... Bizim kayınçonun Ankara'da adamı varmış vs. umutlarıyla Godot'u bekleyenler...

Ben doğduğum gün ölmüşüm tipleri: İbo Şov, Brezilya dizisi vs. izleyenler... Ama ben okuyucularımız arasında bu derece düzeysiz zevkleri olan, kendilerine hayatta bu derece ilkel simgeleri hedef seçmiş kimseler bulunacağına zaten inanmıyorum...

24/7 saatini yanlış programlayanlar: Sevgilisiyle akşama buluşacağı bir günü, sabahın köründen başlayarak saç taramakla geçirenler...

Pop müzikle kafa sallayanlar: Oturmuştur masaya, radyo yada TV gümbür gümbür... Müziğin ritmiyle kafasını sallamakta; kolu bacağıyla tempo tutmaktadır... Ne yapıyorsun? Çalışıyorum. Böyle daha iyi giriyor kafama... Yok yav!!

Kitabın içine Tom Miks koyanlar: Çocuğum, beni mi aldatıyorsun, kendini mi?!

Karşı apartmandaki kıza poz verenler: Aklı önündeki kitapta defterde olmayıp, çevresindekilere nasıl bir görüntü verdiğine takılı tipler... Bu davranışı ergenlik çağı ile sınırlı sanmayınız. Hepimiz hayatın her evresinde azçok böyleyizdir. O bana baktı, ben ona baktım; o geçti, ben çaktım...

Ertelemeci takımı: Tatile bir gidip geleyim, Ramazan bitsin, Bayram geçsin diyenler... Birtürlü başlayamayanlar...

"Sevgili Günlük" çüler: Pür heyecan başlayıp birkaç gün sonra bırakanlar... Üçer beşer aylık fasılalarla bir başlayıp bir bırakanlar... Kısacası, Türk gibi başlayıp, ama İngiliz gibi götüremeyenler...

Memleketin Haline Aşırı Üzülenler: Memleketin haline üzülmekten, çalışma gücünü birtürlü kendilerinde bulamayanlar... Walla, memleketin haline hepimiz üzülüyoruz da;  kriz bizim yaşam tarzımızdır... Siz kendinizi kurtarmağa bakınız... Hem n'olcek ki? Elbet Kemal Derviş yine gelir... Sonra yine AKePe gelir... Sonra yine kriz gelir... Sonra yine Kemal Derviş gelir... Sonra yine -- (Allah yazdıysa bozsun...)

Mükemmelciler: Masadaki kalem ve sair kırtasiye malzemesi sık sık isyan çıkarıp nizam ve hizayı bozdukları için bir türlü  başlayamayanlar...

Dönüp Dönüp Yeniden Başlayanlar: Bunlar da mükemmelcilerin bir başka özel tipidir. Çizginin bir yerde koptuğu inancına kapılır, dönüp dönüp ilk baştan, yeniden başlamak için marazi bir istek duyarlar. Oysa, dil öğrenmek çizgisel bir ardışıklık gerektirmez. Dil bir yumaktır. Orasından burasından kemirmeğe başlarsınız; giderek fethettiğiniz alanlar genişler; birleşmeğe başlarlar. Bu kutlu bir süreçtir. Öğrendikçe daha çok şey öğrenme olanağınız da gelişir.

Balina püskürtmesi gibi uzun aralıklarla çalışanlar: Pürşiddet başlar; iki gün sonra derinlere dalar... Bir ara haydi bire bir nefes daha; sonra yine derinliklere...

Doktor doktor gezenler: Hobileri doktor doktor gezmek olan hipokondriaklar misali, internette siteden siteye dolaşmaktan medet umanlar... Duvardan duvara ceviz kitaplığına metreyle kitap ısmarlayan yeni zenginler misali, raflarını çok sayıda kaynak kitapla dolduranlar... Oysa kendinizi üç-dört sağlam kaynakla sınırlı tutmanız ve bunlara derinlemesine yoğunlaşmanız çok daha yararınızadır.

İnternet'te İngilizce malzeme kirliliği had safhaya ulaştı. Size sunulan her teklife balıklama atlamaktan, site site dolanmaktan fayda beklemeyiniz. Belli bir sistematiği ve yaklaşımı olmayan bıdı bıdı testlerle zamanınızı boşuna öldürmeyiniz. Birkaç sağlam kaynağa bağlanınız ve sebatla derinlemesine yoğunlaşarak çalışınız.

Bıdı Bıdı Testlerle Ömür Çürütenler: Kulağınıza Küpe Olsun: Bir egzersizi "takır takır" yapabiliyorsanız, en büyük düşmanınız sevinmek duygusudur. "Kendinden pek bir memnun olma" duygusu (smugness) sizi yanıltır ve zamanınızı boşa harcatır. Hemen birşeyler öğrenebileceğiniz bir sonraki teste geçiniz. Gerçek dostunuz, başarısız olduğunuz testlerdir.

Yanlış Guruya Çekirge Olanlar: Hoşlanacağınız küçük iltifatlarla sizleri oyalayan, bıdı bıdı testlerle zamanınızı çalan, arasıra egonuzu yaralamayan bir hoca, asla dostunuz değildir. Test çözmek, ancak ve ancak öğrenmeye vesile olduğu ölçüde yarar taşır. Doğru ve yanlış şıkların gerekçesini hocanıza sorun, öğrenin. Hiç unutmayınız: En iyi hoca, dersine sizden daha çok çalışan hocadır...

İşim çokcu takımı: Bunlar da ayrı bir cins... Özveri abidesi... Sağa sola koşuşturmaktan, bir türlü asıl yapmaları gereken işe oturup yoğunlaşamazlar. Sorarsanız, dostları, üstleri, âmirleri iş yüklemektedir; görevleri gereğidir, felan filan... Üstlerinden yada çevreden takdir görmek arzusu, haklarını savunma içgüdüsünün çok ötesine geçmiş, düpedüz intihar boyutlarına ulaşmıştır...

Bu Kadarı Bana Yeter Diyenler: Birikimlerini yiyip tüketenler... Yabancı dil öğrenmek ve onu diri tutmak ömürboyu sürecek bir uğraştır. "Öğreneceğim kadar öğrendim, bu kadarı bana yeter" dediğiniz andan itibaren patinaj yapmağa, geri kaymağa başlarsınız. O güne değin gösterdiğiniz bütün çabalara yazık olur. Lütfen, asla işin peşini bırakmayınız; sürekli yazınız, okuyunuz, dinleyiniz ve konuşunuz...

Ha, bir de...

Mucize bekleyenler: Önemli bir sınava bir hafta kala Yalçın İzbul'a email atıp, "Ne tavsiye edersiniz?" diye soranlar...

O durumda dahi, cevapsız bırakmak suretiyle, elimden geldiğince nezaketimi koruyacağıma söz verebilirim... Fakat esasen Tarzan, Kızıl Maske, James Bond, Tom miks veya 7. Süvari Alayının bile yardım edemeyeceği durumda, bendeniz ne yapabilirim ki?...

Hayatta başarının yolu:

Şunu çok iyi bilmelisiniz: İngilizce'nizi ilerletemiyor veya sınavlarda başarılı olamıyorsunuz -- çünkü yeterince çalışmıyor, yeterince hazırlanmıyorsunuz...

Hayatın bütün yollarında:

Günde 16 saat çılgınca çalışacaksınız...

Kalan 8 saati de çılgın hobilerinize ayıracaksınız: İster bar pavyon sürtmek, ister pul kolleksiyonculuğu...

Uyku mu? O da ne??

 CD

 TANITIM

              

 

 

Onsuz boşa geçmiş yıllarınıza üzüleceksiniz...

"ESSENTIAL  ENGLISH  FOR  TURKS"

 
 

Doğru Kaynak !!

 

 

Kampanyaları İnceleyiniz

 

   BİLGİ 

 

 
 
 

 

WEB SİTEMİZ:

ANASAYFA        TESTLER        OKUMA        EĞLENCE        ALMANAK

KAYNAKLAR     FIKRA     KARİKATÜR     KONUŞMA      İSTER İNAN