Bir önceki
söyleşimizde, amaç belirlemenin, o amaca doğru kararlılıkla, sebatla
çalışmanın ne derece önemli olduğunu vurguladık.
Aslında, bir önkoşul daha var: Bu işi severek
yapmak... Çünkü bu, bir ömür boyu sürmesi gereken bir sevda...
Bir ömür boyu aynı yastığa baş koyamayacak iseniz hiç girişmeyin bu
işe... Ömürboyu katlanamayacağınız bir kimseyle nikah kıymaya yanaşır mıydınız?
Diyeceğim o ki: Belli bir sınavı geçmek için belli düzeyde yabancı dil
öğrenmek mümkündür; tıpkı maddiyat uğruna evlenmek gibi. Maksada
ulaşırsınız ama, ardından damat kendi yoluna gelin kendi yoluna...
Ömürboyu titizlikle, ihtimamla koruyarak, büyüterek, sürdüreceksiniz bu
ilişkiyi... Yoksa, pek nazenin bir çiçek, çok alıngan bir sevgilidir; uçuverir
belleğinizden, parmaklarınızın arasından...
Gün gelir,
bakarsınız, "What's this? It's a book," günlerinize
dönüvermişsiniz...
Başarıya
kimler aday?
Kimlerin yabancı
dil öğrenme yarışında tökezleyeceğini, menzile varamadan, kolu kanadı
kırık yarı yolda tıkanıp kalacağını, şakaya da vurarak hınzır
hınzır irdeledik.
Bir kez de kimlerin başarıya aday olduğunu gözden geçirelim.
Başarı için umut vadeden bir kişilik tipi var mıdır?
"Zekâ" denilen, Allah'ın kime verip vermediği pek belli olmayan,
verdiklerinin de çoğunlukla alavera dalavera işlere kullandığı
aklî melekenin dil öğrenmekte fazla bir rolü olmadığını söyledik.
Ama, "entellektüel güc" den söz etmeye gelirsek, ha bakın o başka...
Şimdi bazı sorular soralım:
Anadilini iyi bilen, özenerek kullanan; belli düzeyde dil, gramer ve fonetik
bilinci gelişmiş bir kimse mi
yabancı dil öğrenme kolaylığı yaşar; yoksa okuma/yazma,
düşünme/irdeleme düzeyi bulvar medyası ile kısıtlı olan bir kimse mi?
Önündeki işe odaklanabilen, çalışma disiplini olan, azimli ve sebatlı bir kimse mi
daha kolay yabancı dil (yada herhangi bir başka bilgi/beceri
manzumesi)
öğrenebilir, yoksa sahip olmayan mı?
Ülke ve dünya sorunları ile ilgilenen, bunlar üzerine kafa yoran bir
kimse mi
daha kolay yabancı dil öğrenir, yoksa yormayan mı?
Tiyatroya, sinemaya, konsere, resim/heykel/fotoğraf sergilerine ilgi
gösteren bir kimse mi yabancı dil öğrenmeye daha yatkındır, TV denilen
ahmak kutusu önünde kış uykusuna yatanlar mı?
Uzatmayalım: Yaşamın her alanında olduğu gibi, yabancı dil öğrenmek konusunda
da,
gelişmiş, işlek beyinler, tembel ve dünyaya kapalı beyinlere fark
atar.
Bir futbolcu düşününüz. Sırım gibi, atletik, bacak kasları muhteşem.
Ama, kafa çalışmıyor... Pas atacağına şut çekiyor;
şut çekeceğine tribünlere poz veriyor.
Hayatın her yolunda olduğu gibi, yabancı dil öğrenme çabasında da
ilk ve en önemli öğe entellektüel güc, bilinçli yaklaşımdır.
Peki, Bu
İşin Nasıl Üstesinden Geleceğiz ??
Bu işin iki yolu var:
Ya, 1. Deneme yanılma yoluyla: Eğer, 4-5 yıl süreyle, hergün yirmidört saat,
ana-baba şefkatiyle yanınızda bulunup, sizi "agulama"dan "konuşma"ya
taşıyacak birilerini bulabilirseniz, bu yolu deneyebilirsiniz!
Kaldı ki o durumda bile, dilin yalnızca temel mantık ve gramerini
öğrenmiş olacak; kısıtlı sözcük dağarcığınızı kocaman kocaman yeni
sözcüklerle geliştirmek, yazı dilinin girift yollarında kaybolmamak için daha
nice yıl dirsek çürütmek zorunda
kalacaksınız.
Ya, 2. Hedef ve program belirlemek: Belirlediğiniz amaca, başlangıç düzeyinize ve
ayırabileceğiniz süreye göre sistematik bir çalışma düzeni
programlamak ve buna ısrarla uymak. (Doğru yöntem, doğru kaynak gibi
konuları bir sonraki söyleşimize bırakıyorum.)
Burada küçük bir
uyarı ile yetineceğim. ÜDS, KPDS gibi önemli sınavlara bir iki hafta
kala inanılmaz bir mesaj trafiği başlıyor: Ne tavsiye edersiniz?
Dostlarım, şansla, umutla,
duayla gemi yürümez...
Sınavlarda başarılı olamıyorsak, bunun nedeni, yeterince çalışmıyor,
yeterince hazırlanmıyor olmamızdır...
İstatistiklere göre, her sınav dönemi bitiminde, sevinenler
azınlıkta, üzülenler çoğunluktadır... Ama, başarısız olduğunuz bir sınav
döneminin hemen ardından çalışmalarınızı hemen başlatmazsanız, bir dahaki
sınav döneminde ne değişmiş olacaktır ki?!
"Hele bir
yılbaşı geçsin, Kurban Bayramı geçsin, ondan sonra başlarım,"
düşüncesi içindeyseniz, bir sonraki dönem sonucunun da hüsran olması
kaçınılmazdır.
Ciddi bir sınavın, ancak 5-6 aylık ciddi bir hazırlık, yoğun bir
çalışma dönemi ile üstesinden gelinebilir.
İster son sınavlarda "şansını denemiş", ister bir dahaki dönem ilk
defa "deneyecek" olunuz, umarım kendinize yeterli derecede
hazırlanabilecek zaman ayırırsınız.
Peki, bu işin "kestirmeden" bir yolu yok mudur??
Neden olmasın? Dilerseniz sizi hiç üzmeden yormadan uykunuzda da
İngilizce öğretebilirim... Bu mucize yöntemimle, bülbüller gibi konuşabilirsiniz... Ama, tabiatıyla, yalnızca rüyalarınızda...
"Hokus pokus"
yöntemlere itibar etmeyiniz... Piyasada, bir haftada gitar
"öğretenler" gibi, bir ayda garantili İngilizce konuşturanlar da var!!
Üç liraya 25 köfte
olmaz mı?... Tabii ki olur -- köfteleri küçültürseniz...
Amerikan
dergilerinde çıkan "7 günde gitar öğretiyoruz" ilanlarına hep
imrenmişimdir.
Bunları tezgahlayıp satanlar, Hawai'de milyon dolarlık villalarda
hula dansçısı kızlar eşliğinde keyifli bir yaşam sürdürürler...
Parayı bastırıp, bir heves o gitarı boynuna asanlar ise yıllar geçer
-- hala onlar mahzun gitar mahzun...
İlanlar görüyorum: Üç-beş haftada İngilizce konuşturuyorlarmış!!
Biraz deşiyorsunuz; Herbiri 15-20 tümce içeren bilmemkaç tane CD
için, eğer herbirine kadillak taksidi gibi paralar ödeyerek setinizi
tamamlarsanız; acıkınca lokantanın, sıkışınca tualetin nerede
olduğunu sormayı öğrenebilirsiniz...
Tabii, sonunda tualet yerine lokantaya, lokanta yerine tualete
gönderilmek de var...
İsterseniz sizlere gitar dersleri vereyim: Yarım saat içinde üç akor
öğretmeyi garantiliyorum: "Daha dün annemizin kollarında" yı hem
söyler, hem kendi kendinize akompani yapar, kreş müsamerelerinde
müthiş alkış toplayabilirsiniz...
Hodja'lar ve Hodjajık'lar !!
Büyük Ata'nın "Öğün, güven, çalış" sözündeki sıralamaya hep
takılmışımdır... Artık anlıyorum ki, sözlerini aslında öğretmenlere
yöneltmiş...
Mesleğinizle ÖĞÜNÜNÜZ... Ama yaptığınız işin bir değeri olduğuna
GÜVEN duyabilmek için yapmanız gereken şey ÇALIŞMAK, öğrencilerinizden çok daha
fazla ÇALIŞMAK'tır...
Öğretmenlik kutsal meslektir... Hakkını vermeyen lütfen dükkan
açmasın... Bu söylediklerimi, adının önüne ünvan eklemiş nice kişiye
de yöneltiyorum...
Hele ki, İnternet gibi dev bir bilgiye
erişim hazinesinin her an emrinizde hazır
olduğu bir ortamda...
Oysa, daha 20-30 yıl öncesine
kadar üniversite kütüphanesine
yurtdışından bir kitap getirtebilmek için aylarca beklemek zorunda
kalırdık...
Eğer, eğitiminiz sırasında size öğretilenlerle ya/da bugüne değin
öğrendiklerinizle yetiniyorsanız; hergün
yeni bilgiler, yeni açılımlarla ufkunuzu genişletme çabası içinde
değilseniz, "hodja" sıfatını unutunuz -- "hodjajık" sıfatı ile durumu
idare etmeye bakınız...
Bilmemek ayıp değil... Ama öğrenmemek çok büyük ayıp... Bilmediği halde, biliyormuş rolü yapmak, bir hata
yapınca "Sizi denedim" ayağına yatmak için ise söylenecek söz
bulamıyorum...
Peki, çalışmanın ölçüsü nedir? Tek ölçüsü var:
Daha çok çalışmak...
