Doç. Dr. Yalçın İzbul

YURDUM İNSANI NEDEN

YABANCI DİL ÖĞRENEMİYOR ??

-- II --

Özel Dosya - 001-2

 MESAJ

 E-KİTAP

Bir önceki söyleşimizde, amaç belirlemenin, o amaca doğru kararlılıkla, sebatla çalışmanın ne derece önemli olduğunu vurguladık.

Aslında, bir önkoşul daha var: Bu işi severek yapmak... Çünkü bu, bir ömür boyu sürmesi gereken bir sevda...

Bir ömür boyu aynı yastığa baş koyamayacak iseniz hiç girişmeyin bu işe... Ömürboyu katlanamayacağınız bir kimseyle nikah kıymaya yanaşır mıydınız? Diyeceğim o ki: Belli bir sınavı geçmek için belli düzeyde yabancı dil öğrenmek mümkündür; tıpkı maddiyat uğruna evlenmek gibi. Maksada ulaşırsınız ama, ardından damat kendi yoluna gelin kendi yoluna...

Ömürboyu titizlikle, ihtimamla koruyarak, büyüterek, sürdüreceksiniz bu ilişkiyi... Yoksa, pek nazenin bir çiçek, çok alıngan bir sevgilidir; uçuverir belleğinizden, parmaklarınızın arasından...

Gün gelir, bakarsınız, "What's this? It's a book," günlerinize dönüvermişsiniz...

Başarıya kimler aday?

Kimlerin yabancı dil öğrenme yarışında tökezleyeceğini, menzile varamadan, kolu kanadı kırık yarı yolda tıkanıp kalacağını, şakaya da vurarak hınzır hınzır irdeledik.

Bir kez de kimlerin başarıya aday olduğunu gözden geçirelim. Başarı için umut vadeden bir kişilik tipi var mıdır?

"Zekâ" denilen, Allah'ın kime verip vermediği pek belli olmayan, verdiklerinin de çoğunlukla alavera dalavera işlere kullandığı aklî melekenin dil öğrenmekte fazla bir rolü olmadığını söyledik.

Ama, "entellektüel güc" den söz etmeye gelirsek, ha bakın o başka... Şimdi bazı sorular soralım:

Anadilini iyi bilen, özenerek kullanan; belli düzeyde dil, gramer ve fonetik bilinci gelişmiş bir kimse mi yabancı dil öğrenme kolaylığı yaşar; yoksa okuma/yazma, düşünme/irdeleme düzeyi bulvar medyası ile kısıtlı olan bir kimse mi?

Önündeki işe odaklanabilen, çalışma disiplini olan, azimli ve sebatlı bir kimse mi daha kolay yabancı dil (yada herhangi bir başka bilgi/beceri manzumesi) öğrenebilir, yoksa sahip olmayan mı?

Ülke ve dünya sorunları ile ilgilenen, bunlar üzerine kafa yoran bir kimse mi daha kolay yabancı dil öğrenir, yoksa yormayan mı?

Tiyatroya, sinemaya, konsere, resim/heykel/fotoğraf sergilerine ilgi gösteren bir kimse mi yabancı dil öğrenmeye daha yatkındır, TV denilen ahmak kutusu önünde kış uykusuna yatanlar mı?

Uzatmayalım: Yaşamın her alanında olduğu gibi, yabancı dil öğrenmek konusunda da, gelişmiş, işlek beyinler, tembel ve dünyaya kapalı beyinlere fark atar.

Bir futbolcu düşününüz. Sırım gibi, atletik, bacak kasları muhteşem. Ama, kafa çalışmıyor... Pas atacağına şut çekiyor; şut çekeceğine tribünlere poz veriyor.

Hayatın her yolunda olduğu gibi, yabancı dil öğrenme çabasında da ilk ve en önemli öğe entellektüel güc, bilinçli yaklaşımdır.

Peki, Bu İşin Nasıl Üstesinden Geleceğiz ??

Bu işin iki yolu var:

Ya, 1. Deneme yanılma yoluyla: Eğer, 4-5 yıl süreyle, hergün yirmidört saat, ana-baba şefkatiyle yanınızda bulunup, sizi "agulama"dan "konuşma"ya taşıyacak birilerini bulabilirseniz, bu yolu deneyebilirsiniz!

Kaldı ki o durumda bile, dilin yalnızca temel mantık ve gramerini öğrenmiş olacak; kısıtlı sözcük dağarcığınızı kocaman kocaman yeni sözcüklerle geliştirmek, yazı dilinin girift yollarında kaybolmamak için daha nice yıl dirsek çürütmek zorunda kalacaksınız.

Ya, 2. Hedef ve program belirlemek: Belirlediğiniz amaca, başlangıç düzeyinize ve ayırabileceğiniz süreye göre sistematik bir çalışma düzeni programlamak ve buna ısrarla uymak. (Doğru yöntem, doğru kaynak gibi konuları bir sonraki söyleşimize bırakıyorum.)

Burada küçük bir uyarı ile yetineceğim. ÜDS, KPDS gibi önemli sınavlara bir iki hafta kala inanılmaz bir mesaj trafiği başlıyor: Ne tavsiye edersiniz?

Dostlarım, şansla, umutla, duayla gemi yürümez...

Sınavlarda başarılı olamıyorsak, bunun nedeni, yeterince çalışmıyor, yeterince hazırlanmıyor olmamızdır...

İstatistiklere göre, her sınav dönemi bitiminde, sevinenler azınlıkta, üzülenler çoğunluktadır... Ama, başarısız olduğunuz bir sınav döneminin hemen ardından çalışmalarınızı hemen başlatmazsanız, bir dahaki sınav döneminde ne değişmiş olacaktır ki?!

"Hele bir yılbaşı geçsin, Kurban Bayramı geçsin, ondan sonra başlarım," düşüncesi içindeyseniz, bir sonraki dönem sonucunun da hüsran olması kaçınılmazdır.

Ciddi bir sınavın, ancak 5-6 aylık ciddi bir hazırlık, yoğun bir çalışma dönemi ile üstesinden gelinebilir.

İster son sınavlarda "şansını denemiş", ister bir dahaki dönem ilk defa "deneyecek" olunuz, umarım kendinize yeterli derecede hazırlanabilecek zaman ayırırsınız.

Peki, bu işin "kestirmeden" bir yolu yok mudur??

Neden olmasın? Dilerseniz sizi hiç üzmeden yormadan uykunuzda da İngilizce öğretebilirim... Bu mucize yöntemimle, bülbüller gibi konuşabilirsiniz... Ama, tabiatıyla, yalnızca rüyalarınızda...

"Hokus pokus" yöntemlere itibar etmeyiniz... Piyasada, bir haftada gitar "öğretenler" gibi, bir ayda garantili İngilizce konuşturanlar da var!!

Üç liraya 25 köfte olmaz mı?... Tabii ki olur -- köfteleri küçültürseniz...

Amerikan dergilerinde çıkan "7 günde gitar öğretiyoruz" ilanlarına hep imrenmişimdir.

Bunları tezgahlayıp satanlar, Hawai'de milyon dolarlık villalarda hula dansçısı kızlar eşliğinde keyifli bir yaşam sürdürürler...

Parayı bastırıp, bir heves o gitarı boynuna asanlar ise yıllar geçer -- hala onlar mahzun gitar mahzun...

İlanlar görüyorum: Üç-beş haftada İngilizce konuşturuyorlarmış!!

Biraz deşiyorsunuz; Herbiri 15-20 tümce içeren bilmemkaç tane CD için, eğer herbirine kadillak taksidi gibi paralar ödeyerek setinizi tamamlarsanız; acıkınca lokantanın, sıkışınca tualetin nerede olduğunu sormayı öğrenebilirsiniz...

Tabii, sonunda tualet yerine lokantaya, lokanta yerine tualete gönderilmek de var...

İsterseniz sizlere gitar dersleri vereyim: Yarım saat içinde üç akor öğretmeyi garantiliyorum: "Daha dün annemizin kollarında" yı hem söyler, hem kendi kendinize akompani yapar, kreş müsamerelerinde müthiş alkış toplayabilirsiniz...


Hodja'lar ve Hodjajık'lar !!

Büyük Ata'nın "Öğün, güven, çalış" sözündeki sıralamaya hep takılmışımdır... Artık anlıyorum ki, sözlerini aslında öğretmenlere yöneltmiş...

Mesleğimizle öğünebilmek/övünebilmek, yaptığımız işin bir değeri olduğuna güven duyabilmek için yapmamız gereken şey ÇALIŞMAK, öğrencilerimizden çok daha fazla ÇALIŞMAK'tır...

Öğretmenlik kutsal meslektir... Hakkını vermeyen lütfen dükkan açmasın... Bu söylediklerimi, adının önüne ünvan eklemiş nice kişiye de yöneltiyorum...

Hele ki, İnternet gibi dev bir bilgiye erişim hazinesinin her an emrinizde hazır olduğu bir ortamda...

Oysa, daha 20-30 yıl öncesine kadar üniversite kütüphanesine yurtdışından bir kitap getirtebilmek için aylarca beklemek zorunda kalırdık...

Eğer, eğitiminiz sırasında size öğretilenlerle ya/da bugüne değin öğrendiklerinizle yetiniyorsanız; hergün yeni bilgiler, yeni açılımlarla ufkunuzu genişletme çabası içinde değilseniz, "hodja" sıfatını unutunuz -- "hodjajık" sıfatı ile durumu idare etmeye bakınız...

Bilmemek ayıp değil... Ama öğrenmemek çok büyük ayıp... Bilmediği halde, biliyormuş rolü yapmak, bir hata yapınca "Sizi denedim" ayağına yatmak için ise söylenecek söz bulamıyorum...

Peki, çalışmanın ölçüsü nedir? Tek ölçüsü var:

Daha çok çalışmak...

 CD

 TANITIM

                             

 

 

Onsuz boşa geçmiş yıllarınıza üzüleceksiniz...

"ESSENTIAL  ENGLISH  FOR  TURKS"

 
 

Doğru Kaynak !!

 

 

Kampanyaları İnceleyiniz

 

   BİLGİ 

 

 
 
 

 

WEB SİTEMİZ:

ANASAYFA        TESTLER        OKUMA        EĞLENCE        ALMANAK

KAYNAKLAR     FIKRA     KARİKATÜR     KONUŞMA      İSTER İNAN