Bakınız, yıllar yılı dönüp dönüp aynı sınava giriyorsunuz... Sürekli
şikayetçisiniz:
Sistemde aksaklıklar vaaar; Hocalar öğretemiyooo; Sorularda
gariplikler vaaar...
Yok Yav !!
Başarısızlık için mazeret çoook...
Gerçek o ki, aslında başarısızlığı %90 kendinizde aramalısınız !!
Başarısızlığın en büyük nedeni, yeterince hazırlanmamış olmaktır.
Tekrar ediyorum: Aylarca değil yıllarca; hatta bir ömürboyu, bu işi iş
edinmeğe, alınteri dökmeğe, dirsek çürütmeğe
mecbursunuz. Ya hedefinizin gereğini yapınız, yada hedef küçültünüz.
Başka yolu yok.
Sınavlara İlişkin
Bazı Saptamalar...
Başta ÜDS olmak üzere, ülkemizde düzenlenen sınavlar genelde, "Sınav
mı, Toplu Katliam mı?" sorusunu sordurtacak niteliktedir.
Öncelikle
söyleyeyim: Asla, geçer puanların "yüksekliğinden" dem vuracak
değilim. Tam tersine, dua ediniz ki, baraj ve geçme puanlarını ben
saptamıyorum!!... 50 ile geç, 65 ile geç... Oh, be keka!!
Acaba, bir pilot adayına brövesini verip, uçağı ve canınızı emanet
etmeniz için, uçak komutasında bilmesi gerekenlerden % kaçını
görmezden gelebilirsiniz??
Hedefleri doğru saptanmış makul ve gerçekçi bir sınavda, üstüne
düşenleri yerine getirerek hazırlıklarını tamamlanış bir adayın en
az 75-80 puan almasını beklemek gerekir. Puanların düşürülmesi,
sisteme ihanettir.
Bu saptamayı yaptıktan sonra, gelelim sınavların niteliğine...
Daha doğrusu niteliksizliğine....Bu sınavlar, düzenlendikleri
haliyle, TAM BİR REZALET, TAM BİR TOPLU KATLİAM !!!
Benim şikayetim
soru hazırlama heyetleri ve sorulardan... Yanlış anlaşılmasın:
Sorular "kötü" demiyorum. Arada bir "yanlış" sorular araya
sızabiliyorsa da, o kadar hata kadı kızında da olur. Tabii, hiç
olmasa, çok daha iyi.
Fakat benim
şikayetim, soru hazırlama heyeti için yanlış alanlardan uzman
seçilmesi (soruların kapsamına bakarak bunu çıkarsıyorum) ve
soruların bizim dünyamızı değil, münhasıran "British" bilgi ve
kavramlar dünyasını yansıtıyor olması.
Edebiyatçıya ziraat soracaksın, veterinere sosyoloji... Üstelik sorular
yabancı kaynaklardan "aşıramento" (veya münhasıran
yabancılar tarafından hazırlanmış) olacak; yani sınavın kendi
hedef şaşkınlığı yetmezmiş gibi, araya bir de kültür
bariyerini sokuşturacaksın...
Siz neyi ve ne amaçla test ediyor, sınava tabi tutuyorsunuz ki??
Elime geçen sorulardan bir tanesini hiç unutmuyorum: İngiliz şair
Ted Hughes'un velûd (prolific) bir şair olup olmadığı bilgisine
dayalı bir soru.... Yahu, İngiliz'e sorsan kaç tanesi bilecek ki...
Dünyada, bana göre, en iyi ve amaca yönelik hazırlanan sınav
TOEFL'dır. Adamlar ne istediklerini, ne düzeyde istediklerini açık
açık ilan ediyorlar. Herkes hazırlığını ona göre yapıyor...
Her sınavın bir felsefesi olmalıdır. Neyi ölçmek istiyoruz? Ne
düzeyde ölçmek istiyoruz? Mevcut haliyle, bizdeki sınavların amacı,
olsa olsa, insanların 2-3 saatlik psikolojik işkenceye direnme
güçlerini ölçmek olabilir.
Son ÜDS sınavında tam 24 adet Reading Comprehension parçası
verdiler!! Yahu, ârif olan jüriye dört parça yeter de fazla bile
gelir... Yabancı dil bilgisini değil, stress ve kan şekeri
ilişkisini test ediyorlar sanki... Zamana karşı sürat yarışması
sanki...
Örneğin ÜDS için, 60 dakika sürecek, 50 sorudan oluşan bir genel dil bilgi
ve beceri testi yeter de artar bile... Dedik ya, ârif olan jüri
anlar...
Ek olarak, belli bir mesleki dil sınavı, herkesin kendi kürsüsü
tarafından ayrıca düzenlenmeli; aranılan nitelikler (literatür
okuma, makale yazma, bildiri okuma ve sorulara cevap verebilme, ders
verme, gibi) o jüri tarafından değerlendirilmelidir. Çünkü, mevcut
haliyle ne ÜDS ne KPDS türü sınavlar adayın yazma ve konuşma
becerileri hakkında fikir veremez. Bu sınavlar yalnızca, adayın
okuduğunu ne ölçüde anlşayabildiğini açığa vuruyor.
Herhangi bir kürsü, niteliksiz bir adayı şu yada bu nedenle kadroya
dahil edecekse, o kendi bilecekleri iş. Nasıl olsa, kısa sürede
iplikleri pazara çıkacak, o kürsünün veya o üniversitenin mezunları iş piyasasında aranmaz sorulmaz
nitelikte olacaklardır.
Sınav soruları mutlaka
açıklanmalıdır. Herkes, kendisinden neler beklenildiğini
görebilmeli, hazırlıklarını ona göre yapmalıdır. Piyango bileti alır
gibi sınavlara başvurma devri kapanmalıdır.
Tekrar ediyorum: Soru hazırlama basamağı bu işin canalıcı noktasıdır:
Halen soruları hazırlayan kimselerin çok alıngan davranacaklarını
bildiğim için, şunu söylemekle yetineceğim: Bu iş mutlaka "...... dili ve edebiyatı"
kürsü üyelerinden
alınmalı; dilbilimcilere tevdi edilmelidir.
Soru heyetinde birkaç kişinin mutlaka "piyasa" (= gerçek hayat)
tecrübesi olmalı; dershane veya özel ders deneyimi aranmalıdır.
Yani, soruları hazırlayan kimseler, bugüne değin üniversitelerde put
gibi ders dinleyip soru sormayan öğrencilerle değil; KPDS, ÜDS, vb.
adayı gerçek şahıslarla muhatap olmuş, onların sorunlarını ve
olanaklarını bilen, anlayan kimseler olmalıdır.
Heyette
mutlaka Türkçe'yi iyi bilen eğitimli ve deneyimli bir yabancı, ve
en az iki dilbilimciye ilaveten, bir eğitimde ölçme ve değerlendirme uzmanı
ve ayrıca sosyal bilimler, fen bilimleri, tıp, hukuk, vb. gibi
alanlar için danışmanlar yer almalıdır.
Sorular kesinlikle yabancı kaynaklardan alınmamalı, uzun ve ciddi
bir mesai harcanarak hazırlanmalıdır.
Yoksa bu TOPLU KATLİAM böyle devam edip gidecek... Adayların, dil
becerilerinden çok, kültür bariyerine çarpıp tökezledikleri
kanaatindeyim.
Bu hakkı teslim
ettikten sonra, şunu da açıkça görelim ve kabul edelim: KPDS, ÜDS gibi sınavları düşünürsek,
girdiğiniz sınavlar (yukardaki eleştirilerim saklı kalmak
koşuluyla) atla deve değildir... Sonuçta sizden aktif bir yabancı dil
becerisi istenmiyor. Tek istenilen, size verilen metinleri
anlayabildiğinizi sergilemeniz...
Bunun için de ihtiyaç duyduğunuz şey, o yabancı dilin temel mantık,
gramer ve yapısına hakim olmak ve belli ölçüde sözcük ve deyim/deyiş
dağarcığına sahip olmak...
NOT:
Gelelim işin "light" tarafına. Sanırım, soru hazırlama heyeti için
öncelikle kendimi önerdiğimi düşündünüz... Teşekkür ederim, ama
cevabım "Hayır"!! Etkili ve yetkili çevrelerin, benim adımı duyunca
saçlarının dimdik dikileceği gerçeği bir yana, fî tarihinde
Üniversite giriş sınav sorularını hazırlayan heyette görev yaptığım
günlerde başıma gelenleri daha unutmadım: Sınavlardan sonra günlerce
boynum yada sırtım tutulurdu... Yüzlerce, binlerce adayın âh'ını, bedduasını
alıp da, altından kalkmak kolay mı: "Hay, boynunuz tutulsun, e mi
!!"
Yol yordam, ve yöntem:
Sınavlarda başarısızlığın nedenlerini 4 grupta toplayabiliriz:
1.
Kendinizden kaynaklananlar...
2. Sınavların niteliği yada
niteliksizliğinden kaynaklananlar...
3. (Varsa) Birlikte çalıştığınız
"hoca"ların yetersizliğinden, yanlış yönlendirmesinden kaynaklananlar...
4.
Çalışma yöntemi yanlışlıklarından kaynaklananlar...
Bir zamanlar hekimler
gastriti olanlara bila-istisna süt içmelerini önerir, çoğu hastanın
ızdırabı şiddetlenerek yıllara yayılırdı. Neden sonra,
şimdiki anlayış gelişti: Her hasta ayrı bir olgudur ve aslında nelerin
dokunup dokunmadığına da en iyi kendisi cevap
verebilir.
Bir zamanlar, İngilizce dersinde Türkçe söz sarfeden öğrenciden kelime
başına 5 kuruş ceza kesilmiş, öğrenmeğe
çalıştığımız İngilizcenin grameri bize -- yine İngilizce kullanılarak
-- "öğretilmiştir"!!
Üstelik de, gerçeklerle ilgisi olmayan, Latince üzerine kurulu, bir
"kuralcı" (prescriptive) gramer...
Bu eski anlayışta, "kural" ların öğrenilmesi önplanda gelmiş, vakit
bulunup da uygulamaya, dilin asıl kendisi ile
ilgilenmeye birtürlü geçilememiştir...
Devran dönmüş, "davranışçı" psikoloji ekolü egemen olmuş,
müfredat
papağan usulü tekrar ve "pekiştirme" üzerine kurulmuştur. Anlama ve muhakemenin arka plana itildiği bu yöntem
çok iyi sonuç vermiş, öğrenciler hertürlü soruya
standart yanıtlarla karşılık verir olmuşlardır: Soru: "Is this a
book?" Yanıt: "Yes, I am."...
Nice "direct method" lar denenmiş; karatahtaya bir adam resmi
çizilmiş, altına, "This is a man" yazılmış...
Sonra da "This is a free man" kavramını resimsel sembollerle
açıklayabilmek için hocanın göbeği çatlamıştır. (Oysa
bunu Türkçe'ye başvurarak iki saniyede öğretebilirsiniz: "Free, özgür
demektir, çocuklar."
Ama tabii, diğer yol yordamları tümden saf dışı edip, yalnız Türkçe
açıklamaya yönelirseniz; bu defa da -- olsa olsa --
İngilizce'den Türkçe'ye tek-yönlü çeviri yapacak mütercimler
yetiştiriyor olursunuz.
Arada bir,
"gramer de neymişçiler" piyasaya hakim olmuş, "pratik" sözcüğü
"kolaylık sağlayan" anlamında değil, "konuşa konuşa -- isterse kafa
göz yara yara" anlamında yorumlanmıştır. Bu bakış açısını öğrenciler pek bir sevmişlerdir.
Sol cebe İngilizce listeler, sağ cebe Türkçe listeler konulmuş;
sırasıyla tombala çekilerek, sözcüğün karşılığı ezbere
söylenmeğe çalışılmıştır. Sanki, sözcüklerin anlamı, sözlüklerde
yazanlarla sınırlıymış, sözün gelişinden etkilenmezmiş gibi...
Yol, yordam, yöntem
ile ilgili söylenebilecek tek söz vardır:
Geçerli olabilecek tek yöntem "eklektik" yöntemdir, yani her yol
mübahtır, her yol geçerlidir; yeter ki herkesin kendine özgü
gereksinimlerine, öğrenme tarzına hizmet ediyor olsun.
Eklektik yöntemde, her yol yordama eşit uzaklıkta durursunuz: Aynı
uzaklık ve aynı yakınlıkta... Her amaç ve her
öğrenci ayrı bir yaklaşım ve program gerektirir... Bunu kendiniz
oluşturamıyor, bilen bir kimseden destek istiyorsanız, o
bilen kişinin öncelikli işi size özgü, size uygun bir program saptamak
olmalıdır.
Özetlersek:
1. Amacın belirlenmesi: Ne amaçla, hangi düzeyde yabancı dil?
2. Kendi durumuna ve meşrebine uygun öğrenme tarzı.
3. Çalışma azmi ve sebat: "Yabancı dil öğrenmek kolay iştir" diyen
yalan söyler. Bu, bir ömür boyu asla peşini
bırakmamanız gereken, sürekli bir savaştır. Mücadeleyi bırakan,
cepheyi de kısa sürede kaybeder...
Konuşma:
Konuşma dili yazı diline göre bir gayret farklı bir dil gibidir. Kimse
yazdığı gibi konuşmaz. Özellikle günlük dili kastediyorum. (Hitabet,
ders anlatmak filan daha "kitabi" olabilir.) Kısacası ve
açıkçası, konuşma dili becerileri ayrıca
öğrenilmesi geliştirilmesi gereken bir meseledir.
Gramer bilgisi yüzdeyüz bir kimse gündelik konuşmada apışıp
kalabilir. Buna karşılık, 10 yıldır yabancı ülkede bülbül gibi
konuşan bir kimse basit bir dil sınavında bile çuvallayabilir
(sınavdaki örnekler günlük dilden değil ise).
Konuşma dili ve becerilerine ilişkin olarak, lütfen websitemiz
"Konuşma Dili" bölümü önsözü ve ona bağlı aşağıdaki sayfaları
inceleyiniz:
http://www.ingilizce-ders.com/ingilizce-ders/konusma-dili/fonoloji.htm
http://www.ingilizce-ders.com/ingilizce-ders/konusma-dili/fonetik-simgeler.htm
Değerli Dostlar,
Kimse kimsenin
beynini açıp içine birşeyler yerleştiremez. (Şeyy, "iyi hoca"lar bunu birazcıcık, "çaktırmadan" becerebilirler...)
Yabancı dil öğrenmek ve onu diri tutmak,
azim, sebat, ve çalışma dolu yıllar ve yıllar gerektirir.
Buna hazır değilseniz; boşuna hayal kurmayınız...
Tatlı hayallere soğan sarmısak doğradıysam,
efendim, özürlerimle...
Unutmayınız, birileri hayallerinin rehavetinde yıllarını boşa
harcarken...
Birileri sabahın erken saatlerinde fırlayıp kalkmış,
koşmağa başlamışlardır bile.
Herzamanki selam, saygı ve sevgilerimle,
Yalçın İzbul
