EĞİTİM SETİ'mizin, İngilizce'nin temel yapısı ve
ana gramerini ele alan Essential English for Turkish
Speakers başlıklı kitabından kısa bir bölüm
burada örnekleniyor.
EĞİTİM SETİ'mizde
İngilizce'de değişik konu, yaklaşım ve becerileri ele alan böyle
9 KİTAP DAHA yer almaktadır.
Az sayıda kalıp içeren bu kip, yine de
İngilizce'nin en işlek ve
en ilginç -- yabancıların da en çok güçlük çektiği yönlerinden
birini oluşturuyor. İlgi alanımız şimdi dilek ve isteklerin, öneri ve
gerekirliklerin, hayıflanmaların, varsayımların dünyasıdır.
Aslında,
Türkçe yazılan bir İngilizce gramerde, "the subjunctive mood" karşılığında
"varsayım kipi" gibi bir deyim kullanmak en doğrusu olurdu. Ancak, yeni bir
terim kargaşasına yol açmamak için, yerleşmiş olan "dilek kipi, dilek-koşul
kipi" karşılığını kullanmağa devam edeceğim. Aslında, gerçekten de,
İngilizce'de bu kipte kurulan anlatımların önemli bir bölümü Türkçe'ye
bizdeki "dilek kipi" ile çeviri verir.
Merak edebilecek okuyucular için kısa bir not: Proto Hint-Avrupa dilinde
"varsayımlar" (the subjunctive) ve "dilekler" (the optative) için iki ayrı
kip halinde var oldukları çıkarsanan yapılar, bu dilden inen bugünkü
dillerin büyük çoğunluğunda içiçe geçmiş, karmaşık bir görüntü almış;
özellikle İngilizce'de ise giderek zayıflamış, (kimilerine göre) can çekişir
duruma gelmiştir.
Öte
yandan, çeşitli kalıpların içerdiği anlamlar birbirinden son derece
farklıdır ve yapı özelliği dışında
aralarında bir anlamsal bağ aramamak en
doğrusu olur... Yapı açısından ise herhangi bir güçlük çekeceğinizi
sanmıyorum, çünkü koşul kipinde öğrendiğimiz fiil çekimleri ile tam bir koşutluk
sözkonusudur.
Az
sayıdaki cümle açılış kalıbını aklınızda tutmanız koşuluyla, tanınması ve
kullanılması son derece kolay yapılar göreceğiz...
Şimdi,
kısaca özetlemek istersek: İngilizce'de fiil çekimlerinden yola çıkarak
yalnızca üç kip (= mood) bulunduğu söylenebilir:
The indicative, the
subjunctive, the imperative sırasıyla,
1.
gerçeklerin dünyası (insanlar çoğu zaman yalan söylüyor veya yanılıyor olsalar da);
2.
dilek, koşul ve varsayımların dünyası; ve,
3.
buyrukların dünyasını içerir...
Koşul
kipinde de kullanılan çekimler "subjunctive" çekimlerdir. Taşıdıkları büyük
önem nedeniyle, koşul ve dilek kipini bu kitapta iki ayrı bölümde ele almayı
tercih ettiğimi daha önce de vurgulamıştım. Demek ki aslında,
"subjunctive mood" çekimlerini sizler bir önceki bölümde esasen
öğrenmiş bulunuyorsunuz.
Şimdiki Zaman, Geniş Zaman, Gelecek Zaman (yani present ve future)
boyutlarına yönelik dilek, özlem ve varsayımlarımız için, Koşul Kipi
Tip II kalıpları geçerlidir. Bu da çok doğal... "If went" örneğinin
koşul kipinde present anlam taşıdığını artık biliyorsunuz.
* *
* * *
2
"PAST"
KALIPLAR
Temel
Örnek = If ------ HAD GONE
Geçmiş zamana dönük pişmanlık, hayıflanma, yada gerçekleşmemiş
dilek ve varsayımlarımız için, Koşul Kipi Tip III kalıpları geçerlidir.
I
wish I were rich... Ah,
zengin olsam / olsaydım; Keşke zengin biri olsam / olsaydım...
["Şimdi"
ve/veya "genelde" anlamı veriyor, yani, = Ah, şu anda (veya genelde) çok param olsa / olsaydı...
demiş oluyoruz. Sıkıcı olmak pahasına tekrarlıyorum: Türkçe'ye "olsaydım"
ile çevirdiğimizde de kastedilen zaman "şimdiye kadar, geçmişte" değildir:
Kastedilen "şimdi ve genel zaman" dır.]
I
wish I hadn't said all that... Keşke bütün bunları söylememiş olsaydım...
[İşte bu geçmişe
yönelik bir laf... "Oysa söyledim ve bundan pişmanlık duyuyorum, sonuçlarını yaşadım veya yaşıyorum..."
demiş oluyoruz.]
I'd
rather you didn't do it now... Bunu
şimdi yapmamanızı tercih ederim. Lütfen bunu şimdi yapmayınız.
I'd
rather you hadn't told him about our plans... Keşke planlarımızı ona
anlatmasaydın... Anlatmamış olmanı tercih ederdim.
[Ama anlattın, ne yazık ki]
If
only you loved me a little !... Keşke beni biraz
sevsen, seviyor olsan...
[Ama sevmiyorsun ki]
If
only you had loved me a little !... Keşke beni biraz
sevmiş olsaydın...
[Ama sevmedin ki,
sevmemiştin ki]
If
only I had realized all that at the time... Keşke bütün bunlar o zamanlar
kafama dank etseydi.
[Ama zamanında uyanamadım / düşünemedim ve bütün bunlar başıma
geldi]
Suppose
she came late tomorrow !... Ya yarın gecikecek olursa ![Evet, yanlış görmüyorsunuz: "came" ve "tomorrow" bir arada! Haber
kipindeki kurallar ile düşünmeyi bırakınız artık. Burada farklı bir
alandayız ve kurallar da kökünden farklı...]
Suppose
she were here now, would you have the nerve to say this to her face ?... Şu
anda kendisi bizimle burada olsa (olsaydı), bunu onun yüzüne söyleyecek
cesaretin, cüretin olur mu (olur muydu) ?...
Suppose
she had come late yesterday !... Ya dün gecikmiş olsaydı !
[= Gerçi gecikmedi, ama -- aman Allahım -- ya gecikmiş olsaydı !]
It's
time we all went home... Haydi, hepimizin eve gitme zamanımız geldi.
Don't
you think it's high time you did some work (= got some work done) for your
mid-terms ?... Sence de ara sınavların için biraz çalışma zamanın çoktan
gelmedi mi?
It
was time you had had a haircut. I'm glad you've had one...
Saçını
kestirme zamanın gelmiş geçiyordu. Kestirmiş olduğuna sevindim.
I'd
just as soon you didn't take those important papers with you...
Bu önemli
evrakı yanında götürmemeni tercih ederim...
Would
to God you gave up that dirty habit !... Keşke
[Tanrıdan dilerim ki] şu pis alışkanlığı
bıraksan
! [Şimdi ve gelecekte]
Would
to God you had given it up years ago !... Keşke
[Tanrıdan dilerdim ki] yıllarca öncebırakmış olsaydın !
[Geçmişte]
Would
to God you had been a better husband to me all these years !...
Tanrıdan dilerdim, bunca yıldır bana daha iyi bir koca olabilseydin !
[= Ama, olamadın...]
Bu konuyu daha iyi özümlemek için, örneğin " as if " kalıbı ile
aşağıda geliştirdiğim
iki kullanım olasılığını irdeleyelim:
A)He speaks English as if heisan American.
Bu
cümlenin anlam çevirisi = Konuşmasına bakılacak olursa, sanırım
kendisi Amerikalı... ( Gerçek durumdan dolayı The Indicative Mood, yani
haber kipini kullandık)
B)He
speaks English as if hewerean American.
Bu
cümle iki değişik anlam veriyor olabilir = Bravo doğrusu, Amerikalı
olmamasına karşın çok güzel İngilizce konuşuyor... Veya, Numara yapıyor,
Amerikalı filan değil !!
Demek ki, "B" şıkkında gerçek dışı veya varsayımsal bir durumdan söz
edildiği için, "The Subjunctive Mood" devreye giriyor, ve "sanki,
güya, ama aslında öyle değil" kavramı pekiştiriliyor.
Yine
bu noktada, daha önce çeşitli konu başlıkları altında ayrıntılı biçimde
değindiğimiz ikili bakış açısını yeniden irdeleyelim: Hatırlarsak:
1)
Şimdiki zaman, geniş zaman, gelecek zaman kapsamında
"present" kalıplar; geçmişe dönük
bildirimlerde ise "perfect" kalıplar kullanılır, demiştik
2)
Ama present veya perfect seçiminin, içinde yaşadığımız an
açısından değil, tümcede sözü edilen zamanların birbirleri ile olan ilişkisi
açısından şekilleneceğini de eklemiştik.