|

BÖLÜM - 14
DOLAYLI ANLATIM
INDIRECT SPEECH / REPORTED
SPEECH

BU BÖLÜMÜN
KONULARI
| |
|
EĞİTİM SETİ'mizin, İngilizce'nin temel yapısı ve
ana gramerini ele alan Essential English for Turkish
Speakers başlıklı kitabından kısa bir bölüm
burada örnekleniyor.
EĞİTİM SETİ'mizde
İngilizce'de değişik konu, yaklaşım ve becerileri ele alan böyle
9 KİTAP DAHA yer almaktadır. |
|
|
Dolaylı anlatım, konuşulmuş / konuşulmakta / konuşulacak olan sözlerin
üçüncü bir kimse yada kimselere anlatılması, aktarılması demektir. Yazıda,
"dolaysız anlatım" tırnak içinde aynen verilerek, hatta konuşurken
de ses ve ton taklidi yapılarak gerçekleştirilir.
"I am
going to do it tonight"
-- He
said, "I am going to do it tonight."
Gerekli yer, zaman ve kişi değişiklikleri yapılarak tırnak dışına çıkarılan
aktarımlar ise "dolaylı anlatım" dır.
"I am
going to do it tonight"
-- He
said (that) he was going to do it
that night.
Dikkatli okuyucumuz, dolaylı anlatım ile "isim-cümlecik" konusu arasındaki
koşutluğunu hemen farkedecektir. Gerçekten de yaptığımız işlem, uygun bir
giriş/tanıştırma öbeğinin ardından
asıl sözlerin bir isim-cümlecik niteliğinde eklenmesidir.
Giriş/tanıştırma öbeği, "He says... He asked me... He recommended... vb.
gibi şekillerde karşımıza çıkar. Aktarılan yahut rapor edilen sözlerde ise mantığın
gerektirdiği
kişi, yer, zaman değişiklikleri yer alır. Bunlara ilerleyen
paragraflarda değineceğiz.
BAŞA
DÖNÜŞ
Dolaylı anlatıma
ilişkin yapılar üç ana başlık altında incelenebilir:


Kullanılan
bağlaç : THAT
-- (çoğu zaman düşürülerek...)
"I am
going to do it tonight"
1
He
says (that) he is going to do it tonight.
2
He
said (that) he was going to do it that night. (veya, halâ
aynı gün içindeysek: tonight)
3
He
will tell you (that) he is going to do it that night. (veya,
halâ aynı gün içindeysek: tonight)
Birinci
örnek, konuşma anında
yapılan bir aktarımdır. Bu açıdan bakıldığında "bu gece",
hala "bu gece" dir. Anında çeviri (simultaneous
translation) bu tip cümlelere en yatkın kullanım alanıdır. Giriş
fiili, herhangi bir present tense
(*) olabilir. Aktarılan
cümlede
tense değişikliği uygulanmaz. Çünkü olaya zamandaki aynı noktadan
bakıyoruz. Yer ve zaman zarflarında da değişiklik olmaması tabiidir.
İkinci
örnek, geçmişte işitilmiş sözlerin aktarılmasını içeriyor. Giriş
fiili uygun bir past tense
(**) bağlamında olacak, aktarılan sözlerin zamanı
"bir derece geriye" götürülecektir (ayrıntıları daha aşağıda bir
tabloda vereceğiz). Yer ve zaman zarflarında da mantığın gerektirdiği değişiklikler yapılmalıdır.
Örneğin, sabah yaptığımız bir konuşmayı aynı günün gecesi aktarıyorsak "bu
sabah ve bu gece" hala "bu sabah ve
bu gece" dir. Ama olayın üstünden birkaç gün geçmişse, bu kez "o
sabah ve o gece" den söz etmemiz gerekecektir.
"Burada, buraya" kavramlarını da, şimdi bulunduğumuz yere göre "orada,
oraya" kavramlarına değiştirmek gerekebilir. (Ayrıntılar yine az sonra tablo
halinde...)
Üçüncü
örnek ise, "Sana diyecektir ki...
demiş olacaktır ki..." türünden sözler içindir.
Giriş fiili uygun bir future tense
(***) seçilerek kullanılacak;
aktarılan sözler tense bakımından aynı kalacak, fakat kişi, yer ve
zaman zarflarında "mantığın gerektirdiği" değişiklikler uygulanacaktır.
Açıklamalar:
(*)
Yani: present simple, present continuous, present perfect simple
ve present perfect continuous: He says that... He is telling us... He
has told us... He has been telling us...
(**)
Yani: past simple, past continuous, past perfect simple ve past perfect
continuous: He said that... He was telling us... He had told us... He
had been telling us...
(***)
Yani: future simple, future continuous, future perfect simple ve
future perfect continuous: He will say that... He will be telling
us... He will have told us... He will have been telling us...

vb... vb... vb...


Aşağıdaki
cümleleri "direct speech", dolaysız anlatıma
dönüştürünüz. Konuşan kişi aslında ne demektedir / demişti?
Konuşma ortamının farklı yorumlanması sonucu aramızda
oluşabilecek ufak tefek farklılıkları (yapısal yanlışlık
olmaması koşuluyla) görmezden gelebilirsiniz
01.
I
warned/told the boys not to swim out too far.
02.
She
offered to bring me some coffee.
03.
He
kept wondering whether he should wait for them or go on his own.
04.
He
asked her where she lived and if it was very far from where they
were.


01.
Don't swim out too far, boys! (You mustn't swim out too far...)
02.
Shall I bring you some coffee?
03.
Should I wait for them or should I go on my own? (I keep wondering
whether I should wait for them or go on my own...)
04.
Where do you live? Is it very far from here?


Aşağıda ileri düzey bilgiler sunulmaktadır. Ulaşmak
istediğiniz seviyeden yana çok fazla iddialı değilseniz bu bölümü
atlayabilirsiniz.
Yalnız, iş sınavlara gelince durum biraz farklı. Sınavları düzenleyen
kişilerin sizlerden bu derece "ileri" düzeyde
ingilizce beklentisi bulunmayabilir, hatta kendileri bu bilgiye
sahip olmayabilir... Bu bölümde öğreneceklerinizi sınavlarda
uygulayıp uygulamayacağınız konusunda, sınavı düzenleyenlerin
beklentisini sezgilerinizle ayrıştırmağa çalışınız.
ÖRNEK: II. Tip if-cümlecikleri indirect dönüşümde tense
değişikliğine uğramaz, aynı kalırlar. Oysa, çoktan seçmeli
bir sınav sorusunun şıklarında gerek Tip II gerekse Tip III
birlikte öneriliyor olabilir. Acaba, ne derece "bilinçli"
bir sorudur? Sınavı düzenleyenlerin sizden beklentisi nedir?
Bilgisayara hangi şık "doğru" olarak yüklenmiş
olacaktır? Bu soruların yanıtını kestirmek çok güç.
Sezgilerinize güvenmek zorundasınız.
Kısacası, yurtiçinde gireceğiniz dil sınavları, ileri düzey
İngilizce'de farklı tellerden çalıyor olabilir. Örnekleri yaşanmıştır...
Ama, yurtdışında yada yurtiçinde anadili İngilizce olan kimseler tarafından
hazırlanmış bir sınava giriyorsanız, aşağıdaki kurallara
kesin uymanız yerinde olur.
A
Genelde şunu söyleyebiliriz: Kuramsal olarak, "past"
tense cümleler "past perfect" cümlelere dönüştürülür.
Ama bu, her iki cümlecikteki eylemlerin birbirine göreli zaman
dilimleri bir anlam karışıklığına yol açmıyorsa çoğu kez
uygulanmayan bir kuraldır. Özellikle
de konuşma dilinde "es" geçildiği görülür. Aşağıdaki
örneklerden ilkinde tense değiştirimi kaçınılmaz, ikincisinde
ise yanıt çift seçeneklidir:
"I was in love with her."
--------›
He said that he had been in love with her.
(Cümle konuşulduğu
zamana göre geçmiş bir dönemden söz ediyordu. Bu, şimdi
bulunduğumuz konuma göre "geçmişin geçmişi", dolayısıyla
da past perfect olur. Bir zamanlar onu sevmiş olduğunu söyledi...
"Ali was here on Monday."
-- She said that Ali was here/there on Monday.
-- She said that Ali had been here/there on Monday.
Neredeyse farkedilmeyecek bir nüansla, her ikisi de geçerli...
B
Past continuous tense, tamamlanmış bir eylemden söz edilmediği sürece,
aynı kalır. Past perfect continuous'a dönüştürülmez:
"I was thinking of paying a visit to her, but then I changed my
mind." --------›
He said he had been thinking of paying a visit to her, but had
then changed his mind.
"When I saw her, she was doing her morning
shopping." --------›
He said that when he saw her she was doing her morning shopping.
(She had been doing... şeklini tercih ederseniz: Ama sonra alışverişi
bitirdiğini de gördüm, demiş olursunuz. Oysa asıl cümle, yalnızca
"alışveriş yaparken gördüm" diyordu...)
C
Özellikle
yazı dilinde past tense cümleler olağan durumda past perfect'e dönüştürülecektir.
Ancak hiç de ender olmayan istisnalarını da sıralayalım:
a) To
be fiilinin past perfect dönüşümü çok enderdir, çünkü
genellikle anlam kaymasına yol açacaktır:
"All the paintings we saw there were authentic"
YANLIŞ : He told us all the paintings they had seen there had been
authentic...
= Eskiden otantiktiler, sonradan sahteleri ile değiştirildiler...
anlamını verecektir.
DOĞRU : He told us that all the paintings they had seen there were
authentic... = Çünkü, "bir zamanlar" değil, "geniş
zamanda" otantik...
b)
Zaman bildiren zarf-cümlecikler, genelde past simple / past
continuous tense'lerini korur, past perfect dönüşümüne uğramazlar.
Ana-cümleciğin durumu ise seçeneklidir:
"When we lived / were living in İstanbul, we often visited the
museums."
-- She told me that when they lived /were living in İstanbul, they
often visited / had often visited the museums.
D
If'li
cümlelerde, anlam kaymasına yol açacağından, Tip II için
herhangi bir değiştirme uygulanmaz. Tip II'nin genel geçerliği
olan bir PRESENT anlam ilettiğini unutmayınız. Öte yandan Tip
III için -- zaten sırtı duvara dayanmış, daha geriye gidebileceği
bir zaman dilimi bulunmadığından -- herhangi bir değiştirim
haliyle sözkonusu değildir.
"If I weren't desperate, I wouldn't do such a thing. = Çaresiz
kalmadıkça böyle birşey yapmam... Ancak çaresiz kalırsam böyle
birşey yaparım...
YANLIŞ : She said that if she hadn't been desperate, she wouldn't
have done such a thing.
= Böyle bir aktarım orjinal cümleyi
genelleme çerçevesinden koparıp, daha önceden "gerçekleşmiş"
bir olaya bağlıyor. Yani, "Çaresiz kalmıştım, ve de yaptım"
anlamını veriyor. Oysa böyle bir olay sözkonusu edilmedi.
DOĞRU : She said that if she weren't desperate she wouldn't do such
a thing...
NOT:
"If I were you..." yapısının da olağan dolaylı anlatım
dönüşümünü not ediniz:
"If I were you, I'd wait a little longer."
------›
He told me... He urged me... He advised me to wait a little longer.
Yada, ------›
He suggested that I wait a little longer.
E
"I wish... I'd rather... It's time..." gibi subjunctive
yapılardan sonra da tense değiştirimi uygulanmaz. Aksi takdirde,
tıpkı if'li cümlelerde olduğu gibi anlam kaymasına yol açılacaktır:
"I wish you didn't smoke so much."
Keşke bu kadar çok
sigara içmesen...
She said that she wished I didn't smoke so much...
Burada
"hadn't smoked" tercihi, asıl cümlenin de "I wish
you hadn't smoked so much" şeklinde olduğu, yani "Keşke
geçmişte içmemiş olsaydın" anlamının iletildiği
anlamına
gelecektir...
F
Kim Atatürk'ümüzün, Leonardo Da Vinci yada Einstein'in sözlerinde
değişikliğe cüret edebilir ki? "Vecize" ler ve tarih
biliminde kullanılan cümleler tense değiştirim kuralları dışında
kalır.
-- The teacher reminded us that the Republic was established in
1923... Their guide explained to his group of tourists that Atatürk
was born in Selanik (Salonica), a city which was part of the Ottoman
Empire in those days...
Before the twenties, Einstein had already
told us that E equals MC square...
Yine
de, koşullar bir hayli değişmişse, yada yüce kişinin görüşlerine
pek katılmıyorsak, çiğnenmeyecek bir kural değil:
- By the time he was twenty, Marx had already told us that someday
the working classes would inevitably come to power...
G
Her
zaman için en geçerli kuralın şu olduğuınu akıldan çıkarmayalım:
Dolaylı anlatımda tense, kişi, yer ve zaman zarfları açısından
herhangi bir değişikliğe gidilmesi yalnızca "mantığın
gerektirdiği" durumlar için geçerlidir. Bu Bölümün başında
yeterince ayrıntılarına girmiştik.
H
Would / should / could / might / ought to / used to / had better... gibi yardımcı fiillerle kurulan
yapılar çoğunlukla tense değiştirim kapsamı dışında kalır. Aksi takdirde anlam kaymasına
yol açılmış olacaktır:
"I would like to go." ------› She
said she would like to go.
(Çünkü, "She said she would have liked
to go," veya "She said she would like to have gone..." gibi tercihler sözleri
genelleme boyutundan çıkarıp, sanki geçmişte böyle bir olay
yada durum sözkonusu olmuşmuş anlamına gelecektir.
"You should do it here and now." ------›
He said that I should do it there and then... He advised me to do it
there and then...
"You had better not drink this milk. It has gone
sour." ------› She said that I'd better
not drink that milk, adding that it had gone sour... She warned me
not to drink that milk, as it had gone sour...
J
Şimdi,
bütün bu açıklamalardan sonra "must" yardımcı fiili
üzerine odaklanarak, kullanım ve dönüşüm olasılıklarını
irdeleyelim:
a)
Must = şimdiki zamanda zorunluluk = have to
must ------› had to
"I must leave today." ------› He said
that he had to leave that day.
b)
Must = gelecek zamanda zorunluluk = will have to
must ------› would have to
"I must leave tomorrow." ------› He
said he would have to leave the following day
c)
Must = genel kurallar ve yasaklar
must ------› must
"You mustn't cross the road against the red light."
------› The policeman told the children that they
mustn't cross the road against the red light.
d)
Must = mantıksal çıkarsama, niyet, öğüt bildirimi
must ------› must
must
have been ------› must have been
"He's getting fatter and fatter; he must be eating to
much."
------› She said that he was
getting fatter and fatter, and added that he must be eating too
much.
"He was feeling quite sick and I felt sure that he must have
been eating too much."
------› She said
that he was feeling quite sick and she felt he must have been eating
too much.
BAŞA DÖNÜŞ

Lütfen
Sorularınızı Esirgemeyiniz:
YALÇIN İZBUL -- İNGİLİZCE-DERS.COM


EĞİTİM SETİ TANITIMI
CD SETİ TANITIMI
GENEL TANITIM
SATINALMA BİLGİLERİ
|