EĞİTİM SETİ'mizin, İngilizce'nin temel yapısı ve
ana gramerini ele alan Essential English for Turkish
Speakers başlıklı kitabından kısa bir bölüm
burada örnekleniyor.
EĞİTİM SETİ'mizde
İngilizce'de değişik konu, yaklaşım ve becerileri ele alan böyle
9 KİTAP DAHA yer almaktadır.
İlgeçler, adlar veya adlarla eşdeğer gramer birimlerine (bunları aşağıda
listeliyorum) ilişkin olarak,
1.
bakış ve yaklaşım açımızı, veya dikkatimizi o nesne veya kavramın hangi
yönü veya yüzü üstüne odakladığımızı;
into
a supermarket
near
the top of the mountain
about their present opinion
2. veya,
bu nesne veya kavramın, cümledeki diğer öğelere göre konumunu ve
ilişkisini belirten
işlev
sözcükleridir.
I
bought thisfrom a supermarket.
The
house is near the topof the mountain.
We know
nothingabout their present opinion.
İlgeçler işlev sözcükleridir, ama
kendi anlam veya anlamları da vardır. Hangisinin
kullanılması gerektiğini
[kimi zaman kendi dilimizin tercihleri açısından
bize mantıksız gelse de] bu anlam katkısı belirler.
İlgeçler her dilde "kapalı" bir sözcük sınıfı oluşturur: Kısıtlı ve az sayıda birimden oluşan
bu dizgeye kolay kolay yeni birimler eklenmez, kolay kolay da kullanımdan
düşmezler.
She
gave the book tome. You didn't think she gave it toyou, did you?
Betweenyou and me, I don't think it's a good idea.
She
placed some heavy books onit.
You'd
better feed those toyours; I'll feed these tomine.
DİKKAT: Bu durumda, adılın nesne halinde (accusative case,
Türkçe'deki -i hali) olmasına dikkat ediniz. Yani, "me, you,
him...them" = beni, seni, onları dizisini kullanacaksınız.
Türkçe'deki
"Kitabı bana verdi" şeklindeki "dative case = -e hali kullanımı sizi
yanıltmasın... Son örnekte kullandıklarım ise, "mine, yours...theirs =
benimki, benimkiler, seninki, seninkiler" şeklindeki iyelik
adılları = possessive pronouns'dur.)
3.
İsim-fiiller (gerunds):
They
were talking aboutstarting a new business.
I
apologize fornot having done it earlier.
How did
you react totheir closing the place early?
I'll
certainly see toits being done on time.
(Kesinlikle zamanında yapılmasını sağlayacağım, gerekeni yapacağım.)
Onhearing that no spirits were served there, we decided to go
elsewhere.
(Orada içki sevisi yapılmadığını öğrenince / öğrenmemiz üzerine... spirits
= alkollü içkiler)
4.
İsim-öbekleri (noun phrases):
The
helicopter hovered overour heads.
We
aren't afraid ofany wild animals.
They
will not come back here untilafter the Ramadan.
5.
İsim-cümlecikler (noun clauses):
You
mustn't judge people bywhat they wear.
You
mustn't expect them to come back here untilafter the
Ramadan is ended.
Hernekadar sizleri fazla gramer ayrıntısı ile sıkmak istemiyorsam da, birkaç
önemli noktaya değinmek zorundayız.
İlgeçler ilişkilendirdikleri öğelerden önce gelir, bunların başına geçer,
dedik... Dedik ama, önemli istisnaları da var:
1.
İlgeç + whom/whose/what/which
ile kurulan sorularda:
To whom
did you give the book?
On whose
foot did the fat lady step?
With what
shall I open it?
In which
drawer does she keep it?
gibi
ızdırap çeken (ve çektiren) cümleler yerine aşağıdaki örnekleri tercih
etmelisiniz:
Who did
you give the book to?
Whose
foot did the fat lady step on?
What
shall I open it with?
Which
drawer does she keep it in?
Bu arada,
birileri size "Cümlenin preposition ile bitirilemeyeceğini" filan söylerse,
aşağıdaki fıkrayı anlatın, ve bir daha da kendisiyle görüşmeyin...
TEACHER: A preposition is an inappropriate word to end a sentence with.
PUPIL:
I'm sorry, sir, but you've just ended a sentence with "with".
TEACHER: Ah, but what did I end the sentence with "with" for? Do you
know?
PUPIL:
No, sir; and I also don't know what you ended that last sentence with "with
with for" for!!
2.
Benzer şekilde, sıfat-cümleciklerde
rastladığımız ilgeç + whom / which birlikteliğindeki ilgeç, cümlecik
sonuna taşınırsa çok daha doğal ve "yakışıklı" bir İngilizce cümle elde
edilir. Bu arada "whom" yada "which" sözcüğü de çoğunlukla kaldırılır:
The man
to whom I was talking is a professor of mine.
The firm
from which I bought my car has gone bankrupt.
gibi yine
ızdırap çeken (ve çektiren) sıfat-cümleciklerini aşağıdaki güzelim ve çok
daha doğal İngilizce anlatımlara dönüştürmeyi unutmayınız:
The man
I was talking to is a professor of mine.
The firm
I bought my car from has gone bankrupt.
vb... vb... vb...
EN
BÜYÜK HATA
"To"
eşittir "---e, ----e doğru"
(Türkçe ---e hali);
"at"
eşittir "---de"
(Türkçe ---de hali);
"with"
eşittir "ile"
gibi tam veya yakın denklikleri öğrenmek doğal ve kaçınılmazdır.
Ama, hangi fiillerle, hangi anlamlarıyla, hangi ilgeçler kullanılır
sorusuna gelince, eğer Türkçe örneklerden yola çıkarsanız, hataya düşmeniz
kaçınılmazdır.
Örneğin, "Bana gülümsedi, tümcesini neden "She smiled at
me," ile ifade ediyorlar? Neden "smiled to me" demiyorlar? Veya,
"Katılım 12 delege ile sınırlıdır," cümlesini neden "Participation is
limited to 12 delegates," ifade ediyorlar? Neden "limited
with 12 delegates" demiyorlar gibi hiçbir kıymet-i harbiyesi olmayan
sorularla kendinizi üzmeğe başlarsınız.
İngilizce'yi Türkçe'nin mantığına uyduramazsınız... İngilizlerin neyi
nasıl yaptıklarına dikkat ve bunları taklit etmekten başka çare yok.
Ama merak etmeyiniz: İngilizce'nizin çok çok ilerlediği dönem geldiğinde,
olaylara da artık onların mantığı ile bakmakta olacağınızdan, sorun
çözülmüş olacaktır.
Şimdilik, örnek kullanımlar (ve cümleler) not ederek ezberlemeğe devam
ediniz.
1. =
çevresinde, her tarafında, her bir tarafında...
They
put a fence about the house.
Look
about you. What do you see?
Çevrene
bak. Ne görüyorsun?
Xena
said, "Can't you look about you before you start waving that sword of
yours?"
Çevrene, etrafına bir baksana, şu kılıcını sallamağa başlamadan önce, diye
çıkıştı Zena...
2.
=
oraya buraya, şuraya buraya...
We had
a walk about the town.
You
must look about you before you cross the road.
A lot
of youngsters hang about the town center nowadays.
(=
"takılmak")
"Where
have you been all this time?" "Oh, just hanging about town."
(Nerelerdeydin bunca zamandır?... Eh, şurada burada takılıyordum işte...)
3. =
yaklaşık olarak...
"What
time is it?" "It's about eight."
They
will come back here about Thursday.
We'll
get there atabout eight.
(ilgeç
öbeği)
4. =
kişiye yakın, yanında, üzerinde veya ilişkin...
Well,
your friend has a funny look about him sometimes -- like he knows
something that we don't.
(Walla,
arkadaşının bazen garip bir havası var -- sanki bizim bilmediğimiz
birşeyler biliyormuş gibi...)
Sometimes you meet with someone with something about him, something you
can neither define nor understand, which "says things" to you...
(Bazen birisi ile tanışırsınız: Üstünde tam tanımlayamadığınız, ama size
birşeyler söylüyormuş gibi gelen bir havası vardır...)
There's
something about him that I find rather fishy.
(Bana
pek güven vermeyen, işin içinde bir iş olduğunu düşündüren bir havası var)
I have
no matches about me.
(= üstümde, yanımda kibrit yok... günümüz dilinde fazla kullanılmayan bir işlev)
5. =
hakkında, ilişkin olarak...
(Bu,
tabii, dili yeni öğrenenlerin de çok iyi bildiği bir anlam)
As
usual, we were talking about the weather.
What
else have you heard about me?
For
more information about the seminars, please contact the Faculty Secretary.
6. =
"to be + (about + mastar)": çok kısa bir süre sonra gerçekleşecek olmak...
(Bu çok önemli kalıbın bir kez daha hatırlatmak istedim)
I'm
sorry, I can't talk to you now. I'm about to leave.
(=
Çıkmak üzereyim)
She
was just about to disclose the news when someone grabbed her microphone
and...etc.
(Tam açıklamak üzereydi ki, birisi elinden mikrofonu kapıp...vb. vb.)