|
BÖLÜM - 1
SORUNLAR VE TEMEL KAVRAMLAR CHALLENGES & BASIC CONCEPTS
|
Ara Açıklama - 01 Kimi kaynaklar, yüksek olasılık taşıyan kullanımlara "kural" etiketini yapıştırmakta pek acelecidirler. "Kural" dediğimiz şey, belli bir "otorite" tarafından belli bir dönemde ortaya konulmuş bir saptamadır ve hele ki yaşayan dile ilişkin "kural"ların pek azı %100 oranında tutar. Daha çok, olasılık hesabı gözüyle bakmak gerekir. Gerçi, küçük yaştaki öğrencilerin dil eğitiminde "kuralcı" olmaktan başka çare yoktur. Aksi takdirde öğrenciler allak bullak olur. Fakat, çelişkilere akıl erdirebilecekleri yaşlara gelmiş öğrencilere (örneğin 15-16 yaş üstüne) üç şeyi anlatmak gerek: 1. Konuşma dili ve yazı dilinin çok farklı iki şey olduğu. 2. Dillerin özellikle çağımızda çok hızlı değişim içinde oldukları. 3. "Kural" dediğimizde aslında pek çoğunun istatistiksel olasılığın yüksek olması şeklinde anlaşılması gerektiği ve istisnalara herzaman rastlanabileceği. Aslına bakılacak olursa, istisnaları da kuralsızlık olarak görmemek gerekir. İlk bakışta kuralsızlık gibi gördüklerimiz de daha "ince" veya farklı kurallarla açıklanabilir. Bir de, tıpkı öteki sanatlarda olduğu gibi, dil sanatında da ustalık döneminde kuralları nasıl çiğneyebileceğimizin sırlarını çözeriz. Fakat, o mertebeye ulaşmadan -- çıraklık ve kalfalık dönemlerimizde -- önce kuralların neler olduğunu öğrenmemiz gerek. |
Fakat gramer, dediğim gibi, genel okuyucu için sıkıcı bir konudur: Kısa tutulmasında ve canlı, parlak örneklerle beslenmesinde yarar vardır. Öyleyse başlayalım:

vb... vb... vb...
İNGİLİZCE ÖĞRETİMİNDE YANLIŞ NEREDE?
![]()
Herbir dil, kendine özgü, diğerlerinden çeşitli açılardan/ölçeklerde farklı bir dil-kültür dizgesi niteliğindedir. İki ayrı dil karşılaştırıldığında, kimi yerlerde yüksek ölçüde benzerlik hatta eşdeğerlik, kimi yerlerde ise tam bir benzemezlik / farklılığın geçerli olduğu görülür.
Sudaki yaşamları dışında bir ortam tanımayan deniz canlılarının, "Bizler deryada yaşıyoruz, ama farklı nitelik ve kuralları olan başka dünyalar da mevcut olabilir," bilinci geliştirmeleri beklenebilir mi? Başka dillerde farklı bir mantık yapısı bulunacağı bilinci akıl yürütme yoluyla oluşsa bile, o dili anadil düzeyinde öğrenmedikçe bu yapıyı çözmek ve hissetmek mümkün mü?
Örneğin, ilerleyen Bölümlerde, İngilizce dil-kültür sisteminde "present / perfect" şeklinde ikici veya ikicil (= dualist) bir temel bakış açısından çok söz edeceğim. Bana göre, İngilizce'nin mantığını anlayabilmemiz için, temel kavram boyutlarından birisidir.
Peki, neden bunca kitapta sözü geçmez, neden Türkler için yazılan gramerlerde hakettiği yeri alamamıştır? Birinci yanıt: Yabancılar tarafından özel olarak Türkler için yazılmış kaç tane gramer biliyorsunuz? İkinci yanıt: Yabancıların yazdığı gramerlerden çeviri olmayan, özgün yazılmış kaç tane yerli gramer duydunuz, gördünüz?
Kısacası, dünyayı "Türkçe" dil-kültür dizgesi penceresinden görüp kavrayan bizler için, "açıklayıcı ve anlaşılabilir bir İngilizce gramer" ancak her iki dil-kültür dizgesine de aşina kimseler tarafından ortaya konulabilir.
Bu sözlerimle, kendime "tevazu sınırlarını zorlayan" bir pay çıkardığımı düşünenler için hemen söyleyeyim: Evet, o görev ve şerefe talibim... Ve, bana güvenmenizi diliyorum...
Yukarda değindiğimiz konu, ülkemizde yabancı dil öğretiminde yapılan temel bir yanlışa işaret ediyor. Öğretilmesi gereken, dil-kültür sisteminin önplana çıkarılması, o insanların hangi gerçek ortamda hangi dilsel anlatımları kullandığının öğretilmesidir.
Önemli bir konuya daha değinmeliyiz: Gerçi, bütün İngilizce konuşulan ülkelerde "standart" sayılabilecek bir ortak dil paydasından kabaca söz edilebilir (ve biz de kitabımızda sizlere bunu kazandırmayı umuyoruz). Ama aslında, İngiliz İngilizcesi, Amerikan lehçesi, Londra "Cockney" ağzı, Texas kovboy ağzı... Silicon Valley bilgisayar jargonu... Tıp dili, antropoloji dili, futbol jargonu, Şikago yeraltı argosu... İngiltere'deki müzayede veya sanat eleştirmenliği jargonu... Yada Yeni Zelanda balıkçı, yahut Avustralya çiftçi ağzı gibi çok daha daraltılmış kavramlardan söz etmek daha yerinde ve gerçekçi olur. ["dil", "lehçe", "ağız" ve "jargon" (=meslek dili) lar...]
Yani, amaca göre dil... Bana, hangi amaçla, ne düzeyde "yabancı dil" öğrenmek istediğinizi söyleyiniz, sizin için özel bir program geliştirip geliştiremeyeceğime bakayım. Doğru değil mi ama? Bilmediğiniz birşeyi öğretmeye kalkışmadan önce, kendi bilgimizin sınır ve kısıtlılıklarını gözden geçirmeliyiz...
Bu yaklaşım benimsenmedikçe, "İngilizce" öğretiyoruz/öğreniyoruz" savı fahiş bir aldatmaca, safdil bir aldanmaca kalacaktır. İşte bu nedenle, "Bizim oğlan, bizim kız okulda altı yıl yabancı dil okudu; üç yıl da kurslara gitti; ama turistlerle iki kelimeyi biraraya getirip konuşamıyor..."
Ve yine, "lisaniyat" dallarında doçentlik adaylarına "nebatat", güzel sanat alanlarındaki adaylara da iktisat soruları soruluyor. Feryatlar bu noktada haklı... Yoksa sınav geçme notunun (ki bence çok düşük tutuluyor) "yüksekliği" noktasında değil... Uçak kullanmak için gerekli bilgilerin yüzde kaçına sahip bulunmayan bir pilot adayına uçu5sertifikası vermeyi göze alabilirsiniz ki?
Tabiatıyla, yazı ve konuşma arasındaki farklılığın bile gündeme gelmediği bir yabancı dil "eğitimi" ortamında böyle bir yaklaşımı beklemek abes olur. Bunun için yurdum insanı yıllarca yabancı dil okuduktan sonra turistlerle iki kelimeyi bir araya getiremiyor, yada bir Amerikan üniversitesinde kendi dalında ders veren bir değerli bir bilim adamı YÖK'ün düzenlediği dil sınavında "çakıyor"!
"NATIVE"LERE DANIŞMAK
SORUN YARATABİLİR Mİ?
![]()
Anadil konuşan bir kimsenin yargısına itibar etmemek ilk bakışta kabul edilemez
görünüyor.
Yakından bakalım. Hangi diyelek, hangi ağız, hangi sosyal kesim, hangi yaş
grubu, hangi eğitim düzeyi, hangi ideoloji, hangi dil/dilbilim anlayışı, hangi
ruh hali içinde...... gece rahat bir uyku çekmiş midir? sabah eşiyle kavga etmiş
midir? Konuya ciddi şekilde eğildi mi, yoksa baştan savmasına bir cevap mı
verdi? vb. vb. bütün ayrıntılar antirparantez verilmek koşuluyla, bir anadil
konuşanın yargısına herzaman güvenirim.
Bu değişkenler arasında farklılık olduğu ölçüde ise, anadil konuşanlar arasında
da görüş farklılığı ortaya çıkar/çıkacaktır.
Çünkü, "ortak dil" kavramı aslında bir soyutlamadır. Bütün diller için
geçerlidir de, konu İngilizce olduğu için bu örneği vereyim: Anadili "İngilizce"
olan diyelim ki 350 milyon insan vardır: Demek ki gerçekte 350 milyon çeşit
İngilizce vardır.
Peki, ne yapacağız? Birilerinin "ortak" ve "standart" sayılması gereken dili
konuştuğunu, yazdığını, ve öğrettiğini kabul etmek zorunluğu vardır. "Native'lere danıştım" dediğimizde o
kişileri kastediyor olmalıyız.
Peki, en güvenilecek kişilerin "gramerciler" olması gerekmez mi? Görünüşte öyle...
Fakat, heyhat! Geldik çakıllı taşlı, tümsekli çukurlu yollara...
Gramerciler her konuda görüş birliği içinde midirler? Hayır. Peki, görüş birliği
içinde olmaları beklenebilir mi? Ona da hayır.
Nedeni çok basit. Herbir gramerci farklı bir ekolün, farklı bir
yaklaşımın izleyicisidir. Kimisi "yol gösterici örnek" saydığı klasik metinlere
âşıktır; kimisi yaşayan, konuşulan dili esas alır. Dilde değişme olgusuna karşı
kimisi tutucu, kimisi hoşgörülüdür. Ayrıca, standart kabul ettiği diyelek, ağız, vb. vb. da
diğerlerinin kabullerinden farklı olabilir.
Dil uçsuz bucaksız bir okyanustur. Hele ki, İngilizce gibi dörtbir yanına yayılmış bir dilse... Diyelekler, ağızlar, argolar, jargonlar... Konuşulan dil, yazı dili... Ekoller, yaklaşımlar, "doğruluk" ölçütleri... Öğretici durumunda olan kişi, her düzey öğrenciye, o düzeye en uygun, anlaşılabilir, ve belli bir sistematik içinde ders vermek zorundadır. "Kuralları" öğretirken, bildiği istisnalarını da yanında vermeğe kalksa, öğrencinin allak bullak olacağı kesindir. Neyse ki sorunlar, çok ileri düzeylere ulaşıncaya değin belirginlik kazanmıyor; ufak tefek karartmalarla, farklılık ve istisnalar görünmez kılınabiliyor.
Meslektaşlarıma Bir Taş:
Fakat, şimdi söyleyeceğim
şey karşısında küçük dillerinize mukayet olunuz: Koca koca ünlü gramer
ustalarının kimi konularda farklı şeyler söylediklerine; yaşayan,
konuşulan, yazılan dilin gerçeklerine ters düşen şeyler söylediklerine
tanık oluruz. Kuralların bir bölümünü, sanki kendileri
uyduruyorlarmış gibidir... |

vb... vb... vb...
![]()
Lütfen Sorularınızı Esirgemeyiniz:
YALÇIN İZBUL -- İNGİLİZCE-DERS.COM