BÖLÜM - 1

SORUNLAR VE TEMEL KAVRAMLAR

CHALLENGES & BASIC  CONCEPTS

BU BÖLÜMÜN KONULARI

Tanışma  /  Temel Kavramlar  /  Bazı Tanımlar  /  Cümle Türleri  /  Cümle Çözgülemesi (Analizi)  /  Ekleşik Cümleler Üstüne Notlar (İleri Düzey)  /  Tanımlar (devamı)   /   İngilizce'de Kaç Çeşit Kip Var?   /   İngilizce Tersten mi Anlaşılır?!  /  İngilizce Öğretiminde Yanlış Nerede?  /  "Native"lere Danışmak Sorun Yaratabilir mi?  /  Yazı Dili - Konuşma Dili  /  Bu Kitapta Kullanılan Fonetik Simgeler

 

EĞİTİM SETİ'mizin, İngilizce'nin temel yapısı ve ana gramerini ele alan Essential English for Turkish Speakers başlıklı kitabından kısa bir bölüm burada örnekleniyor.

EĞİTİM SETİ'mizde İngilizce'de değişik konu, yaklaşım ve becerileri ele alan Toplam 10 KİTAP ve CD formatında artı materyeller de yer almaktadır. Ayrıntılı bilgi bu sayfanın sonundadır.

 
TANIŞMA

Buradaki çalışmamız, kökenleri itibariyle "alaylı" değil "okullu" olsa da, akademik inceleme amacı taşımıyor. Fildişi kulede tartışılmak üzere sunulan bir tez niteliğinde değildir. Bilgiler, saptamalar ve örnekler, çeşitli nedenlerle İngilizce öğrenmek/ilerletmek isteyen gerçek kişiler içindir. Pragmatik yaklaşım ve pratik çözümler önplandadır. Dilbilime özgü terminoloji en aza indirilmiş, gereksiz ayrıntılar ayıklanmıştır.

Ne var ki, akademisyen arkadaşlar sınıf gerçeğinde buradaki pragmatik birikimden yararlanırlarsa öğrencileri adına sevinirim. Bu sözlerim kinaye hanesine kaydedilsin istemem. Fildişi kulede 14 yıl ben de hizmet verdim. Ama gerçek şu ki, o çatı altında kalsaydım bu kitabı yazamazdım; Çünkü sorunların ve çözümlerin neler olduğunu dışardaki dünyada, sorular soran, ayırdıkları zaman ve yaptıkları harcama karşılığında başarı teminatı isteyen, haklı ve zorunlu olarak talepkâr olan öğrenciler sayesinde görebildim.

 
TEMEL KAVRAMLAR

İlk kural, kuralları ezberlemektense, kuralları örnekleyen gerçek kullanım cümleleri ile yüzleşmek, bunların rehberliğine güvenmek...

Peki, asgari düzeyde de olsa, neden "kurallara" belli ölçüde yer ayırmak zorundayız ki? Vakit yitirmeden, çalakalem yazmağa, çatpat konuşmaya başlasak daha yararlı olmaz mı?

Bunun yanıtı şu: Doğal dil öğrenme çağına dönebilirseniz (0-4 yaş), o güzelim günbegün 24 saat deneme-yanılma (agulama) -- ve büyükleriniz tarafından hoşgörü ve gülücüklerle düzeltilme (pışpışlanma) -- sürecini yeniden başlatabilirseniz... Buna olanağınız varsa, durmayın derim...

Deneme-yanılma yöntemiyle yılları heba etmek istemiyorsak, yabancı bir dilin mantığını, yapı tekniklerini, kurallarından başlayarak, tümdengelimci yoldan öğrenmek zorundayız. Kestirme yol budur...

Ara Açıklama - 01

Kimi kaynaklar, yüksek olasılık taşıyan kullanımlara "kural" etiketini yapıştırmakta pek acelecidirler. "Kural" dediğimiz şey, belli bir "otorite" tarafından belli bir dönemde ortaya konulmuş bir saptamadır ve hele ki yaşayan dile ilişkin "kural"ların pek azı %100 oranında tutar. Daha çok, olasılık hesabı gözüyle bakmak gerekir.

Gerçi, küçük yaştaki öğrencilerin dil eğitiminde "kuralcı" olmaktan başka çare yoktur. Aksi takdirde öğrenciler allak bullak olur. Fakat, çelişkilere akıl erdirebilecekleri yaşlara gelmiş öğrencilere (örneğin 15-16 yaş üstüne) üç şeyi anlatmak gerek:

1. Konuşma dili ve yazı dilinin çok farklı iki şey olduğu.

2. Dillerin özellikle çağımızda çok hızlı değişim içinde oldukları.

3. "Kural" dediğimizde aslında pek çoğunun istatistiksel olasılığın yüksek olması şeklinde anlaşılması gerektiği ve istisnalara herzaman rastlanabileceği.

Aslına bakılacak olursa, istisnaları da kuralsızlık olarak görmemek gerekir. İlk bakışta kuralsızlık gibi gördüklerimiz de daha "ince" veya farklı kurallarla açıklanabilir. Bir de, tıpkı öteki sanatlarda olduğu gibi, dil sanatında da ustalık döneminde kuralları nasıl çiğneyebileceğimizin sırlarını çözeriz. Fakat, o mertebeye ulaşmadan -- çıraklık ve kalfalık dönemlerimizde -- önce kuralların neler olduğunu öğrenmemiz gerek.

Fakat gramer, dediğim gibi, genel okuyucu için sıkıcı bir konudur: Kısa tutulmasında ve canlı, parlak örneklerle beslenmesinde yarar vardır. Öyleyse başlayalım:

BAŞA DÖNÜŞ

 

vb... vb... vb...

 

 

İNGİLİZCE ÖĞRETİMİNDE YANLIŞ NEREDE?

Herbir dil, kendine özgü, diğerlerinden çeşitli açılardan/ölçeklerde farklı bir dil-kültür dizgesi niteliğindedir. İki ayrı dil karşılaştırıldığında, kimi yerlerde yüksek ölçüde benzerlik hatta eşdeğerlik, kimi yerlerde ise tam bir benzemezlik / farklılığın geçerli olduğu görülür.

Sudaki yaşamları dışında bir ortam tanımayan deniz canlılarının, "Bizler deryada yaşıyoruz, ama farklı nitelik ve kuralları olan başka dünyalar da mevcut olabilir," bilinci geliştirmeleri beklenebilir mi? Başka dillerde farklı bir mantık yapısı bulunacağı bilinci akıl yürütme yoluyla oluşsa bile, o dili anadil düzeyinde öğrenmedikçe bu yapıyı çözmek ve hissetmek mümkün mü?

Örneğin, ilerleyen Bölümlerde, İngilizce dil-kültür sisteminde "present / perfect" şeklinde ikici veya ikicil (= dualist) bir temel bakış açısından çok söz edeceğim. Bana göre, İngilizce'nin mantığını anlayabilmemiz için, temel kavram boyutlarından birisidir.

Peki, neden bunca kitapta sözü geçmez, neden Türkler için yazılan gramerlerde hakettiği yeri alamamıştır? Birinci yanıt: Yabancılar tarafından özel olarak Türkler için yazılmış kaç tane gramer biliyorsunuz? İkinci yanıt: Yabancıların yazdığı gramerlerden çeviri olmayan, özgün yazılmış kaç tane yerli gramer duydunuz, gördünüz?

Kısacası, dünyayı "Türkçe" dil-kültür dizgesi penceresinden görüp kavrayan bizler için, "açıklayıcı ve anlaşılabilir bir İngilizce gramer" ancak her iki dil-kültür dizgesine de aşina kimseler tarafından ortaya konulabilir.

Bu sözlerimle, kendime "tevazu sınırlarını zorlayan" bir pay çıkardığımı düşünenler için hemen söyleyeyim: Evet, o görev ve şerefe talibim... Ve, bana güvenmenizi diliyorum...

Yukarda değindiğimiz konu, ülkemizde yabancı dil öğretiminde yapılan temel bir yanlışa işaret ediyor. Öğretilmesi gereken, dil-kültür sisteminin önplana çıkarılması, o insanların hangi gerçek ortamda hangi dilsel anlatımları kullandığının öğretilmesidir.

Önemli bir konuya daha değinmeliyiz: Gerçi, bütün İngilizce konuşulan ülkelerde "standart" sayılabilecek bir ortak dil  paydasından kabaca söz edilebilir (ve biz de kitabımızda sizlere bunu kazandırmayı umuyoruz). Ama aslında, İngiliz İngilizcesi, Amerikan lehçesi, Londra "Cockney" ağzı, Texas kovboy ağzı... Silicon Valley bilgisayar jargonu... Tıp dili, antropoloji  dili, futbol jargonu, Şikago yeraltı argosu... İngiltere'deki müzayede veya sanat eleştirmenliği jargonu... Yada Yeni Zelanda balıkçı, yahut Avustralya çiftçi ağzı gibi çok daha daraltılmış kavramlardan söz etmek daha yerinde ve gerçekçi olur. ["dil", "lehçe", "ağız" ve "jargon" (=meslek dili) lar...]

Yani, amaca göre dil... Bana, hangi amaçla, ne düzeyde "yabancı dil" öğrenmek istediğinizi söyleyiniz, sizin için özel bir program geliştirip geliştiremeyeceğime bakayım. Doğru değil mi ama? Bilmediğiniz birşeyi öğretmeye kalkışmadan önce, kendi bilgimizin sınır ve kısıtlılıklarını gözden geçirmeliyiz...

Bu yaklaşım benimsenmedikçe, "İngilizce" öğretiyoruz/öğreniyoruz" savı fahiş bir aldatmaca, safdil bir aldanmaca kalacaktır. İşte bu nedenle, "Bizim oğlan, bizim kız okulda altı yıl yabancı dil okudu; üç yıl da kurslara gitti; ama turistlerle iki kelimeyi biraraya getirip konuşamıyor..."

Ve yine, "lisaniyat" dallarında doçentlik adaylarına "nebatat", güzel sanat alanlarındaki adaylara da iktisat soruları soruluyor. Feryatlar bu noktada haklı... Yoksa sınav geçme notunun (ki bence çok düşük tutuluyor) "yüksekliği" noktasında değil... Uçak kullanmak için gerekli bilgilerin yüzde kaçına sahip bulunmayan bir pilot adayına uçu5sertifikası vermeyi göze alabilirsiniz ki?

Tabiatıyla, yazı ve konuşma arasındaki farklılığın bile gündeme gelmediği bir yabancı dil "eğitimi" ortamında böyle bir yaklaşımı beklemek abes olur. Bunun için yurdum insanı yıllarca yabancı dil okuduktan sonra turistlerle iki kelimeyi bir araya getiremiyor, yada bir Amerikan üniversitesinde kendi dalında ders veren bir değerli bir bilim adamı YÖK'ün düzenlediği dil sınavında "çakıyor"!

BAŞA DÖNÜŞ

 

"NATIVE"LERE DANIŞMAK

SORUN YARATABİLİR Mİ?

Anadil konuşan bir kimsenin yargısına itibar etmemek ilk bakışta kabul edilemez görünüyor.

Yakından bakalım. Hangi diyelek, hangi ağız, hangi sosyal kesim, hangi yaş grubu, hangi eğitim düzeyi, hangi ideoloji, hangi dil/dilbilim anlayışı, hangi ruh hali içinde...... gece rahat bir uyku çekmiş midir? sabah eşiyle kavga etmiş midir? Konuya ciddi şekilde eğildi mi, yoksa baştan savmasına bir cevap mı verdi? vb. vb. bütün ayrıntılar antirparantez verilmek koşuluyla, bir anadil konuşanın yargısına herzaman güvenirim.

Bu değişkenler arasında farklılık olduğu ölçüde ise, anadil konuşanlar arasında da görüş farklılığı ortaya çıkar/çıkacaktır.

Çünkü, "ortak dil" kavramı aslında bir soyutlamadır. Bütün diller için geçerlidir de, konu İngilizce olduğu için bu örneği vereyim: Anadili "İngilizce" olan diyelim ki 350 milyon insan vardır: Demek ki gerçekte 350 milyon çeşit İngilizce vardır.

Peki, ne yapacağız? Birilerinin "ortak" ve "standart" sayılması gereken dili konuştuğunu, yazdığını, ve öğrettiğini kabul etmek zorunluğu vardır. "Native'lere danıştım" dediğimizde o kişileri kastediyor olmalıyız.

Peki, en güvenilecek kişilerin "gramerciler" olması gerekmez mi? Görünüşte öyle...

Fakat, heyhat!  Geldik çakıllı taşlı, tümsekli çukurlu yollara... Gramerciler her konuda görüş birliği içinde midirler? Hayır. Peki, görüş birliği içinde olmaları beklenebilir mi? Ona da hayır.

Nedeni çok basit. Herbir gramerci farklı bir ekolün, farklı bir yaklaşımın izleyicisidir. Kimisi "yol gösterici örnek" saydığı klasik metinlere âşıktır; kimisi yaşayan, konuşulan dili esas alır. Dilde değişme olgusuna karşı kimisi tutucu, kimisi hoşgörülüdür. Ayrıca, standart kabul ettiği diyelek, ağız, vb. vb. da diğerlerinin kabullerinden farklı olabilir.

Dil uçsuz bucaksız bir okyanustur. Hele ki, İngilizce gibi dörtbir yanına yayılmış bir dilse... Diyelekler, ağızlar, argolar, jargonlar... Konuşulan dil, yazı dili... Ekoller, yaklaşımlar, "doğruluk" ölçütleri... Öğretici durumunda olan kişi, her düzey öğrenciye, o düzeye en uygun, anlaşılabilir, ve belli bir sistematik içinde ders vermek zorundadır. "Kuralları" öğretirken, bildiği istisnalarını da yanında vermeğe kalksa, öğrencinin allak bullak olacağı kesindir. Neyse ki sorunlar, çok ileri düzeylere ulaşıncaya değin belirginlik kazanmıyor; ufak tefek karartmalarla, farklılık ve istisnalar görünmez kılınabiliyor.

Meslektaşlarıma Bir Taş:

Fakat, şimdi söyleyeceğim şey karşısında küçük dillerinize mukayet olunuz: Koca koca ünlü gramer ustalarının kimi konularda farklı şeyler söylediklerine; yaşayan, konuşulan, yazılan dilin gerçeklerine ters düşen şeyler söylediklerine tanık oluruz. Kuralların bir bölümünü, sanki kendileri uyduruyorlarmış gibidir...

Doğrudur, kimi kurallar gramercilerin kafasında kurgulanır, kurgulanmıştır!

Fakat nasıl olur?

Kasten değil tabii. Eşyanın tabiatı gereği. Unutmayınız ki, ortaya konulan her gramer aslında bir bilimsel hipotezdir; rasyonel bir kurgulama olmak zorundadır. Bütün hipotezler gibi, öğeleri arasında tam bir uyum sağlamak gereği vardır. Açıkta kalmış uçlar, askıda kalmış sorular kabul edilemez.

Giderek, her gramerci, olmayan kurallar icad etmeye, gerçek dünyada işitilemeyecek örnekler vermeğe başlar. Yanlış anlamayınız; kendi kafasında bunların bir bütün oluşturduğu, herşeyin yerli yerine oturduğu konusunda en küçük bir şüphe yoktur.

İşte böyle... Her gramerci, hizmet aşkıyla tutuşurken, kafasında -- gerçek dünyada var olmayan, hayalî, ama kendi içinde son derece uyumlu ve güzel -- bir dil kurgular.

Bu hayretler verici gerçeği nereden biliyorsun diye sual eylerseniz, bittecrübe biliyorum. Hani, ben de kendi meşrebimce biraz gramerciyim ya; kaç defa yakalamışımdır kendimi İngilizce'yi izah amacıyla şahane açıklamalar yazarken -- İngilizce'de var olmayan yapılar, kullanımlar icad ederken...

BAŞA DÖNÜŞ

 

vb... vb... vb...

 

Lütfen Sorularınızı Esirgemeyiniz:

YALÇIN İZBUL -- İNGİLİZCE-DERS.COM

     

EĞİTİM SETİ TANITIMI

CD SETİ TANITIMI

GENEL TANITIM

SATINALMA BİLGİLERİ