BÖLÜM - 1

SOME BASIC CONCEPTS

BAZI TEMEL KAVRAMLAR

BU BÖLÜMÜN KONULARI

Kısa Açıklama  /  Temel Kavramlar / Kimi Tanımlar / Cümle Türleri Öteki Kimi Tanımlar / İngilizce'de Kaç Çeşit Kip Var?  /  İngilizce Tersten mi Anlaşılır?! (Saçma Yöntemler)  /  İngilizce Öğretiminde Yanlış Nerede?  /  Yazı Dili - Konuşma Dili /  Bu Kitapta Kullanılan Fonetik Simgeler

 

 

EĞİTİM SETİ'mizin, İngilizce'nin temel yapısı ve ana gramerini ele alan Essential English for Turkish Speakers başlıklı kitabından kısa bir bölüm burada örnekleniyor.

EĞİTİM SETİ'mizde İngilizce'de değişik konu, yaklaşım ve becerileri ele alan böyle 9 KİTAP DAHA yer almaktadır.

 

 

KISA AÇIKLAMA

Buradaki çalışmamız, kökenleri itibariyle "alaylı" değil "okullu" olsa da, akademik inceleme amacı taşımıyor. Bilgiler, saptamalar ve örnekler, çeşitli nedenlerle İngilizce öğrenmek/ilerletmek isteyen gerçek kişiler içindir. Pragmatik yaklaşım ve pratik çözümler önplandadır. Dilbilime özgü terminoloji en aza indirilmiş, gereksiz ayrıntılar ayıklanmıştır.

Tabiatıyla, akademisyen arkadaşlar öğretim programlarında buradaki pragmatik birikimden yararlanırlarsa öğrencileri adına sevinirim. Ama, o kadar...

 
TEMEL KAVRAMLAR

İlk kural, kuralları ezberlemektense, kuralları örnekleyen gerçek kullanım cümleleri ile yüzleşmek, bunların rehberliğine güvenmek...

Peki, asgari düzeyde de olsa, neden "kurallara" belli ölçüde yer ayırmak zorundayız ki? Vakit yitirmeden, çalakalem yazmağa, çatpat konuşmaya başlasak daha yararlı olmaz mı?

Bunun yanıtı şu: Doğal dil öğrenme çağına dönebilirseniz (0-4 yaş), o güzelim günbegün 24 saat deneme-yanılma (agulama) -- ve büyükleriniz tarafından hoşgörü ve gülücüklerle düzeltilme (pışpışlanma) -- sürecini yeniden başlatabilirseniz... Buna olanağınız varsa, durmayın derim...

Deneme-yanılma yöntemiyle yılları heba etmek istemiyorsak, yabancı bir dilin mantığını, yapı tekniklerini, kurallarından başlayarak, tümdengelimci yoldan öğrenmek zorundayız. Kestirme yol bu...

Fakat gramer, dediğim gibi, genel okuyucu için sıkıcı bir konudur: Kısa tutulmasında ve canlı, parlak örneklerle beslenmesinde yarar vardır. Öyleyse başlayalım:

İsim (ad -- noun): Gerçek yada hayali, somut yada soyut varlıklara verilmiş adlar...

Sıfat (adjective): Bu varlıkları çeşitli yönleriyle niteleyen, niceleyen, tanımlayan, betimleyen, ayrıntılandıran sözcükler... Günün birisinde Türkçe'de dilbilgisi terimleri üzerine sistematik bir çalışma yapacak olursam, sanırım ilk tercihlerimden birisi "sıfat" yerine", "betimlik" terimini önermek olacaktır.

Fiil (eylem -- verb): Gerçek/hayali, somut/soyut olay, eylem, durum, oluşum belirten sözcükler... Fillerle, bilgi aktarımı kadar, soru, emir, dilek, koşul, veya ("edilgen çatı" yı da düşünürsek) eylemden etkilenme, "kabağın öznenin başına patlaması" durumları da iletilir...

Zarf (belirteç -- adverb): Eylem ve oluşumları çeşitli yönlerden niteleyen, ayrıntılandıran sözcükler...

Yani,     Sıfatlar İsimleri...  Zarflar Fiilleri -- niteler...

Dikkat: Zarflar ayrıca, sıfatları ve diğer zarfları da niteleyebilir.

Zarflara örnekler: I wasn't expecting to see you today... Please sit here... She read it carefully... He is very clever... You must work harder... The rest of the subject is much easier to understand...

Dahası yok mu? Var, tabiatıyla... Ama bizim açımızdan şimdilik bu kadarı yeter. Adıl (zamir - pronoun), ilgeç (edat - preposition), bağlaç (conjunction), ünlem (nida, interjection)... Bunların ne olduklarını zaten biliyorsunuz. Ayrıntılarına hemen girmesek de olur... Birkaç örnekle yetineceğim:

İlgeçler (prepositions): He arrived here at 2 o'clock... He rested his head on one of his hands... We met over the bridge past the central station... Two dogs were running along the street... You mustn't let yourself be made fun of... (Seninle alay edilmesine izin vermemelisin. "to make fun of smb.")

Bağlaçlar (conjunctions): He and I are brothers... We write to one another every now and then... Ali came, but Güneş didn't... She said that she would come today... I will go if I have time... He had to go back because he had no money left...

Ünlemler (interjections): Bravo!.. Phew!.. Oh, my God!.. Hush!.. Alas!.. (= Heyhat!)... Goodness gracious me!.. (Bu sonuncusu, "Üstüme iyilik sağlık!" anlamında bir şaşkınlık ifadesidir.)

BAŞA DÖNÜŞ

AMA ŞİMDİ DİKKAT !!

Dile yaklaşımınızda şimdi açıklayacağım bakış açısını benimsemenizi özellikle rica ediyorum: Herbir dil öğesi kimlik, nitelik, veya kullanım özelliklerini, "takdir komisyonu" gibi çalışan bir takım gramercilerin (sözlüklere de yansımış) ilahi ve değişmez yargılarından değil, kullanım ortamdaki İŞLEV 'inden kazanır. "Demir pahalandı." cümlesinde "demir", sözlüklerde öyle yazdığı için değil, cümlenin öznesi olduğu için isimdir. "Demir kapı" tamlamasında "demir", sözlüklerde öyle yazdığı için değil, bir ismi nitelediği için sıfattır.

Dil bilincimiz geliştikçe göreceğiz ki, herbir dil öğesi kimliğini, ne olduğunu, ne işe yarayacağını, BAĞLAM 'dan kazanıyor. Bağlam, onun etimolojisinden/tarihçesinden, mevcut cümle içindeki ilişkilerine, o andaki sosyal/toplumsal ortama ve konuşan kişinin o andaki ruhsal/psişik durumuna kadar herşeyi kapsar. Öğenin o kullanımdaki kimliği işte bu bağlam içindeki işlevinden şekillenir.

Demek ki, bu eğitim setinde benimsemiş olduğumuz dilbilim anlayışı, kuralcı (= kural koyucu, prescriptive) gramer yaklaşımını değil, betimleyici (= tasvirle yetinen, descriptive) bir gramer yaklaşımını izleyen, YAPISAL/İŞLEVSEL (structuralist/functionalist) dilbilim anlayışıdır.

*  *  *  *  *

"Kuralcı" anlayışla hazırlanan gramerlerde çoğu "kural", aslında gramercinin dil hercümercine empoze etmeğe çalıştığı birer soyutlama olmaktan öte gitmez. Diğer bir sakınca ise şudur: Eğer anadil konuşanlar için herşeyi kapsayacak tarzda hazırlarsanız, yabancı dil öğrencilerinin üstesinden gelemeyeceği derecede ağır ve anlaşılmaz olur. Tersine, yabancı dil başlangıç düzeyleri için hazırlanırsa, sonraları gerçek kullanımlarla yüzyüze gelen öğrenci, "kuralların" aslında çatır çatır çiğnendiğine tanık oldukça, büyük umut yıkımı yaşar.

*  *  *  *  *

Salt yapısal açıdan yaklaşarak, işimize pratikte çok yarayacak bazı gramer işlevlerini hemen sıralayalım:

  Cümle, en az iki öğeden oluşur: Özne + Fiil...

       

Eylemden etkilenen varsa, bunlara üçüncü öğe olarak Nesne eklenir.

 

Özne (S, subject) + Fiil (V, verb) + Nesne (O, object)

İngilizce bir S+V+O dilidir. Ayrıca, çekimsiz bir dildir. Nesne durumu için özel bir çekim yoktur (Yani, Türkçe'deki "-- i" durumu gibi).

Kısacası, fiilin solundaki (önündeki) ad öznedir; sağındaki (ardından gelen) ise nesnedir... (Başka bir deyişle, herhangi bir isim fiilin soluna/önüne geçerse o eylemin öznesi, sağına/ardına geçerse o eylemin nesnesidir.)

 

Özne, eylemi gerçekleştiren;

Nesne ise eylemden etkilenen, kabak başına patlayandır.

Bu her iki işlevi de isim (= ad) sınıfı öğeler karşılar.

Bir isim-cümlecik de (aşağıda tanımlayacağız), aynı şekilde, eylemin öznesi yada nesnesi olabilir.

 

Hatırlayınız: Sıfatlar isimleri, zarflar eylemleri niteler...

Demek ki, aynı şekilde,

sıfat-cümlecikler isimleri;

zarf-tümcelikler ise eylemleri niteler.

Peki, nedir bu "cümlecik" dediğimiz birim? İsim-cümlecik, sıfat-cümlecik, zarf-cümlecik ne ola ki? Tanımlar ve örnekler biraz aşağıda...

BAŞA DÖNÜŞ

 

KİMİ TANIMLAR

Ara Konu: Çekilmiş Fiil Ne Demektir ?

To see, to be seen = görmek / görülmek... To love, to be loved = sevmek / sevilmek... To break, to be broken = kırmak / kırılmak... Bunlar, fiilin mastar (= the infinitive) durumlarıdır.

Mastar, olay/eylem/durum/oluşuma verilen addır; genel adıdır. Fiil 'in (eylem veya durum), kişi, zaman veya ileti ortamı/tarzına (kip - mood) göre çekilmemiş halidir. Oysa,

I saw = "To see" fiilinin birinci tekil kişiye göre haber kipinde "the simple past tense" olarak çekilmiş halidir...

He has gone = "To go" fiilinin üçüncü erkek tekil kişiye göre haber kipinde "the present perfect tense" olarak çekilmiş halidir...

İngilizce fiil çekimlerinin Türkçe'mize göre büyük bir yalınlık taşıyor olması, bizleri "Türkçe öğrenen İngilizler" değil "İngilizce öğrenen Türkler" olduğumuza şükrettirecek boyuttadır.

*  *  *  *  *

Sözcük Öbeği (phrase) : İçinde çekilmiş bir fiil bulunmayan, cümle içinde (veya dışında) belirgin bir öbek (= grup, takım) olarak, birlikte bir anlam birimi oluşturan sözcük kümesi:

in the house...   cats and dogs...  my friend's father-in-law...   to see a good film (güzel bir filim görmek)... walking along a deserted street (ısssız bir sokak boyunca yürümek)...

Örnek: "I was hoping to get a chance to meet my friend's father-in-law." ["to meet fiilinin nesnesi olarak kullanılan isim işlevli bir sözcük öbeği]...

Bir sözcük öbeğini (ya da tek bir sözcüğü bile), cümlenin diğer öğelerini tekrarlamağa gerek kalmaksızın, bir soruya karşılık yanıt olarak kullanabilirsiniz...

- Who, do you think, did it? [Sence, kim yaptı bunu?]

- Definitely, my friend's father-in-law. [Kesinlikle, arkadaşımın kayınpederi.]

Ama tek başına söylenecek olursa, bildirim tamamlanmamış, damdan düşme, kelalaka bir laf niteliği taşıyacaktır: Birisi durduk yerde "arkadaşımın kayın pederi" ya da "iyi bir filim görmek için" deyip sussa, ne dediğini anlamasına anlarız, ama "Eeee, n'olmuş" diye de devamını bekleriz. [O sırada yoldan geçmekte olan bir adama başınızla işaret ederek söylüyorsanız, o farklı bir durum.]

Cümlecik (clause) : İçinde çekilmiş bir fiil bulunan, ve ekleşik veya karmaşık cümlelerin (az aşağıda açıklanıyor) ana birimlerini oluşturan yapılar.

You came home late and I have to leave early. [tek cümle içinde birbirine eklenen iki ana-cümlecik]

We will have dinner when you come back. [ana-cümlecik + yan-cümlecik]

when we went there... ["oraya gittiğimizde"... yan-cümlecik]

although she is quite wealthy... ["gayet varlıklı olmasına rağmen"... yan-cümlecik]

Tabiatıyla, tekbaşına söylenecek olursa, bir yan-cümlecik de, "Eeee, n'olmuş" sorusunu davet edecektir.

Ana-cümlecik (temel-cümlecik, main clause) : Tekbaşına ayakta durabilen, kendi içinde "tamamlanmış" anlam taşıyan; istersek [örneğin yazıda başına büyük harf, sonuna nokta koyarak] bağımsız bir cümle niteliğinde kullanabileceğimiz cümlecik türü. Doğaldır ki, her yalın cümle [tanım aşağıda] tek bir ana-cümlecikten oluşmaktadır.

Yan-cümlecik (subordinate clause) : Geldik canalıcı noktaya: Anlamın tamamlanması için bir ana-cümleciğe bağlı ve bağımlı olan cümlecik türü. Bunlar, tekbaşlarına ayakta duramaz, "tamamlanmış" anlam ifade eden bağımsız bir cümle niteliği ile kullanılamazlar.

ŞİMDİ DİKKAT: Bir yan-cümlecik, yerine getirdiği İŞLEV 'e göre, şu üç sınıftan birine girer:

 

1) İsim-cümlecik (noun clause)

2) Sıfat-cümlecik (adjective clause)

3) Zarf-cümlecik (adverb clause)

 

Bu üç işlevi yukarda tanımlamıştık. Tekrarlayalım:

İsim-cümlecik -- adı üstünde -- İsim kullanılabilecek her yerde bulunabilir: Örneğin fiil yada fiillerin özne yada nesnesi olabilir.

They wondered where he had come from.

Neyi merak ediyorlardı? Nereden geldiğini... "To wonder" fiilinin nesnesidir ve bu niteliği ile isim-cümlecik olarak sınıflanır.

That the firm has gone bankrupt will be known within a few days.

Birkaç gün içinde öğrenilecek olan nedir? Şirketin iflas ettiği... "That" ile başlayan cümlecik, "to be known" edilgen fiilinin öznesidir. Bu niteliği ile de, isim-cümlecik olarak sınıflanır.

Peki ya sıfat-cümlecik? Cümlede geçen bir ismi, örneğin özne yada nesneyi, bir sıfat işlevi ile niteleyen, niceleyen, tanımlayan, betimleyen, ayrıntılandıran bir cümleciktir. Bir ismi niteleyen birden çok, veya birden çok ismi ayrı ayrı niteleyen yine birden çok sıfat-cümlecik de kullanılabilir:

The music (which/that) the orchestra is playing is a Strauss waltz.

"The music is a Strauss waltz." = Bu ana (temel) cümleciktir... "(which/that) the orchestra is playing" ise, "music" sözcüğünü (ki, bu bir isim'dir) niteliyor = Orkestranın çalmakta olduğu müzik... O halde bu ikincisi, "sıfat-cümlecik" sınıflamasına girer.

Peki ya zarf-cümlecik? Cümlede anlatılan olay/eylem/durum/oluşumu çok çeşitli yönlerden niteleyebilen, ayrıntılayabilen cümleciklerdir. Aşağıdaki örneklerde sırasıyla neden, amaç ve tarz bildiriliyor:

Because I believe in their honesty, I'll give them another chance. [Onlara bir şans daha tanıyacağım. Neden? "Dürüst olduklarına inandığım için"]

We must keep the meat in the refrigerator so that it will not go off. [Eti buzdolabında saklamalıyız. Neden? "Bozulmasın diye"]

The children could come and go as they pleased. [Çocuklar gelip gidebiliyorlardı. Nasıl? "Canlarının istediği gibi"]

BAŞA DÖNÜŞ

 

CÜMLE TÜRLERİ

 

vb... vb... vb...

İNG. ÖĞRETİMİNDE YANLIŞ NEREDE?

Herbir dil, kendine özgü, diğerlerinden çeşitli açılardan/ölçeklerde farklı bir dil-kültür dizgesi niteliğindedir. İki ayrı dil karşılaştırıldığında, kimi yerlerde yüksek ölçüde benzerlik hatta eşdeğerlik, kimi yerlerde ise tam bir benzemezlik / farklılığın geçerli olduğu görülür.

Sudaki yaşamları dışında bir ortam tanımayan deniz canlılarının, "Bizler deryada yaşıyoruz, ama farklı nitelik ve kuralları olan başka dünyalar da mevcut olabilir," bilinci geliştirmeleri beklenebilir mi? Başka dillerde farklı bir mantık yapısı bulunacağı bilinci akıl yürütme yoluyla oluşsa bile, o dili anadil düzeyinde öğrenmedikçe bu yapıyı çözmek ve hissetmek mümkün mü?

Örneğin, ilerleyen Bölümlerde, İngilizce dil-kültür sisteminde "present / perfect" şeklinde ikici veya ikicil (= dualist) bir temel bakış açısından çok söz edeceğim. Bana göre, İngilizce'nin mantığını anlayabilmemiz için, temel kavram boyutlarından birisidir.

Peki, neden bunca kitapta sözü geçmez, neden Türkler için yazılan gramerlerde hakettiği yeri alamamıştır? Birinci yanıt: Yabancılar tarafından özel olarak Türkler için yazılmış kaç tane gramer biliyorsunuz? İkinci yanıt: Yabancıların yazdığı gramerlerden çeviri olmayan, özgün yazılmış kaç tane yerli gramer duydunuz, gördünüz?

Kısacası, dünyayı "Türkçe" dil-kültür dizgesi penceresinden görüp kavrayan bizler için, "açıklayıcı ve anlaşılabilir bir İngilizce gramer" ancak her iki dil-kültür dizgesine de aşina kimseler tarafından ortaya konulabilir.

Bu sözlerimle, kendime "tevazu sınırlarını zorlayan" bir pay çıkardığımı düşünenler için hemen söyleyeyim: Evet, o görev ve şerefe talibim... Ve, bana güvenmenizi diliyorum...

Yukarda değindiğimiz konu, ülkemizde yabancı dil öğretiminde yapılan temel bir yanlışa işaret ediyor. Öğretilmesi gereken, dil-kültür sisteminin önplana çıkarılması, o insanların hangi gerçek ortamda hangi dilsel anlatımları kullandığının öğretilmesidir.

Önemli bir konuya daha değinmeliyiz: Gerçi, bütün İngilizce konuşulan ülkelerde "standart" sayılabilecek bir ortak dil  paydasından kabaca söz edilebilir (ve biz de kitabımızda sizlere bunu kazandırmayı umuyoruz). Ama aslında, İngiliz İngilizcesi, Amerikan lehçesi, Londra "Cockney" ağzı, Texas kovboy ağzı... Silicon Valley bilgisayar jargonu... Tıp dili, antropoloji  dili, futbol jargonu, Şikago yeraltı argosu... İngiltere'deki müzayede veya sanat eleştirmenliği jargonu... Yada Yeni Zelanda balıkçı, yahut Avustralya çiftçi ağzı gibi çok daha daraltılmış kavramlardan söz etmek daha yerinde ve gerçekçi olur. ["dil", "lehçe", "ağız" ve "jargon" (=meslek dili) lar...]

Yani, amaca göre dil... Bana, hangi amaçla, ne düzeyde "yabancı dil" öğrenmek istediğinizi söyleyiniz, sizin için özel bir program geliştirip geliştiremeyeceğime bakayım. Doğru değil mi ama? Bilmediğiniz birşeyi öğretmeye kalkışmadan önce, kendi bilgimizin sınır ve kısıtlılıklarını gözden geçirmeliyiz...

Bu yaklaşım benimsenmedikçe, "İngilizce" öğretiyoruz/öğreniyoruz" savı fahiş bir aldatmaca, safdil bir aldanmaca kalacaktır. İşte bu nedenle, "Bizim oğlan, bizim kız okulda altı yıl yabancı dil okudu; üç yıl da kurslara gitti; ama turistlerle iki kelimeyi biraraya getirip konuşamıyor..."

Ve yine, "lisaniyat" dallarında doçentlik adaylarına "nebatat", güzel sanat alanlarındaki adaylara da iktisat soruları soruluyor. Feryatlar bu noktada haklı... Yoksa sınav geçme notunun (ki bence çok düşük tutuluyor) "yüksekliği" noktasında değil... Uçak kullanmak için gerekli bilgilerin yüzde kaçına sahip bulunmayan bir pilot adayına uçuş sertifikası vermeyi göze alabilirsiniz ki?

Tabiatıyla, yazı ve konuşma arasındaki farklılığın bile gündeme gelmediği bir yabancı dil "eğitimi" ortamında böyle bir yaklaşımı beklemek abes olur. Bunun için yurdum insanı yıllarca yabancı dil okuduktan sonra turistlerle iki kelimeyi bir araya getiremiyor, yada bir Amerikan üniversitesinde kendi dalında ders veren bir değerli bir bilim adamı YÖK'ün düzenlediği dil sınavında "çakıyor"!

BAŞA DÖNÜŞ

 

vb... vb... vb...

 

BAŞA DÖNÜŞ

Lütfen Sorularınızı Esirgemeyiniz:

YALÇIN İZBUL -- İNGİLİZCE-DERS.COM

     

EĞİTİM SETİ TANITIMI

CD SETİ TANITIMI

GENEL TANITIM

SATINALMA BİLGİLERİ